Balam Kerkük, yeller düşmüş bağrına; Boz baharda tozar tozar gidersin, Yel neme ne,eller düşmüş bağrına, Lokmalanır, azar azar gidersin. "Ele kalma, Bele kal,ele kalma Özüm özüne kurban Menim ol, ele kalma." Kaderin bir ince çizgide kırgın, Oban bir karışık dizgide kırgın, Umudun bir içli ezgide kırgın; Hoyratlanır uzar uzar gidersin. "Oba hanı, Ev göçüp,oba hanı Yoluna can verirem, Ki verem o bahanı." Yiğidin yarası can üzerine; Tasalanma, şandır şan üzerine, Gün ola kuruyan kan üzerine Sınırını çizer çizer gidersin. "Kurula, Göz yaşını kurula, Bayraksız bağrın üzre Baht otağı kurula."
Kastamonu’dan bir mektup aldım. Güzel bir mektup. Altındaki imza bir kadın ismi: Gülgûn Kurtoğlu. Bu daha güzel. Okuyucum, benim «Gecekondu San’at» isimli fıkram üstünde konuşuyor. Bu mektupta, kalemlerimizi beyaz kâğıda değmeden, hürmetle durduracak güzel bir hakikat var: İstanbul - Ankara gibi Üniversiteler şehri, büyük fikir ve sanat merkezlerinden uzak vatan köşelerinde bile, yazılarımız üstünde anlayışla konuşacak bir mümtaz insanlar nesli yetişmiştir. Onları, Gülgûn Kurtoğlu’nun şahsında en bahtiyar saygımızla selâmlarız. Muhterem okuyucum, galiba iki ana düşüncede yanılıyor: 1 - Orhan Veli realist şairdir. Bu zor yaşanılan dünyada elbet Nedim gibi kahkahalar atamaz! 2 - Her yeni, eskinin hücumuna uğramıştır. Cevap vereyim: 1 - Bizim eski şiirimiz de baştan başa kahkaha değildir. Fuzulî, galiba gülümsemez bile! Eğer şiirde realizm "Süleyman Efendi" merhumun "Nâsır"ından bahsetmek olsaydı: " Köpek, sen benden âlâsın ki kürkün eskimek bilmez! " m ısraı...