Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Fıkra (Köşe Yazısı) etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yetik Ozan - Baht Otağı

Balam Kerkük, yeller düşmüş bağrına; Boz baharda tozar tozar gidersin, Yel neme ne,eller düşmüş bağrına, Lokmalanır, azar azar gidersin. "Ele kalma, Bele kal,ele kalma Özüm özüne kurban Menim ol, ele kalma." Kaderin bir ince çizgide kırgın, Oban bir karışık dizgide kırgın, Umudun bir içli ezgide kırgın; Hoyratlanır uzar uzar gidersin. "Oba hanı, Ev göçüp,oba hanı Yoluna can verirem, Ki verem o bahanı." Yiğidin yarası can üzerine; Tasalanma, şandır şan üzerine, Gün ola kuruyan kan üzerine Sınırını çizer çizer gidersin. "Kurula, Göz yaşını kurula, Bayraksız bağrın üzre Baht otağı kurula."

Yusuf Ziya Ortaç - Yeni Şiir

Kastamonu’dan bir mektup aldım. Güzel bir mektup. Altındaki imza bir kadın ismi: Gülgûn Kurtoğlu. Bu daha güzel. Okuyucum, benim «Gecekondu San’at» isimli fıkram üstünde konuşuyor. Bu mektupta, kalemlerimizi beyaz kâğıda değmeden, hürmetle durduracak güzel bir hakikat var: İstanbul - Ankara gibi Üniversiteler şehri, büyük fikir ve sanat merkezlerinden uzak vatan köşelerinde bile, yazılarımız üstünde anlayışla konuşacak bir mümtaz insanlar nesli yetişmiştir. Onları, Gülgûn Kurtoğlu’nun şahsında en bahtiyar saygımızla selâmlarız. Muhterem okuyucum, galiba iki ana düşüncede yanılıyor: 1 - Orhan Veli realist şairdir. Bu zor yaşanılan dünyada elbet Nedim gibi kahkahalar atamaz! 2 - Her yeni, eskinin hücumuna uğramıştır. Cevap vereyim: 1 - Bizim eski şiirimiz de baştan başa kahkaha değildir. Fuzulî, galiba gülümsemez bile! Eğer şiirde realizm "Süleyman Efendi" merhumun "Nâsır"ından bahsetmek olsaydı: " Köpek, sen benden âlâsın ki kürkün eskimek bilmez! " m ısraı...

Ahmet Haşim - Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar

Kâriin [1]  bu kitapta okuyacağı  “Bir Günün Sonunda Arzu”  isimli manzume ilk intişar [2]  ettiği zaman, mânâsı bazılarınca lüzumundan fazla muğlâk telakki [3]  edilmiş ve o münasebetle  şiirde  “mânâ”  ve  “vuzûh [4] ”  hakkında hayli şeyler söylenmiş ve yazılmıştı. Bu dakikada bunların hiçbirini hatırlamıyoruz. Nasıl hatırlayabilelim ki söylenen ve yazılanların bir kısmı şetm [5]  ve tahkîr [6]  ve bir kısmı da yevmî [7]  gazete hezliyyâtı [8]  nev’inden şeylerdi. Düşünüş ayrılığından dolayı hakaret, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silâhtır ki, şerefsiz bir mirâs halinde, aynı cinsten kalem sahipleri arasında batından [9]  batına intikal [10]  eder. Onun için hiçbir edebî nesil, bu tarz münakaşaları tanımamış olmakla iftihar edemez. Hele ilim ve edeb sahalarında nekre [11]  ve maskara, gâh âlim, gâh münekkid, gâh sanatkâr kılığında merkebini serbestçe koşturabildiğinden beri, fikir alışveriş...