Ana içeriğe atla

Faruk Nafiz Çamlıbel - Rubai (Şefkat)

Âdem evladı boğarken baba bir kardeşini, Basıyor bağrına hemcinsini müşfik canavar. Beşerin zıddına, hayvan soyu insanlaşıyor, Yiğidin şefkati yok, lakin itin şefkati var..

Mahir Ünlü - Kitap Tanıtım Yazıları Nasıl Yazılmalı

 

Kitap tanıtım yazısı yazarken ilk aklımıza gelen kitapta karar kılmamız sağlıklı olmaz. Birçok kitabı gözden geçirerek yayın tarihlerini, daha önce tanıtılıp tanıtılmadıklarını öğrenmeli, ilgi alanımıza girip girmediğini, o kitap türünün bize uygun olup olmadığını, kitabı tanıtabilecek donanıma sahip olup olmadığımızı tartmalıyız. Adı her yerde geçen popüler kitapları seçmemiz de doğru olmaz. Çünkü onları tanıtan zaten çoktur. Mühim olan çarşıdaki Yusufları toplamak değil, kuyudan Yusuf’u çıkarmaktır.

Yazımızı yazmadan önce yazımızın ana fikrini belirlemeli, kitabı hangi yönleriyle tanıtacağımızı belirlemeli, yazımızın ayrıntılı bir planını hazırlamalıyız.

Yazı, tanıtım yazısını yazan kişiye ait özgün bir açıyı sistemli ve tutarlı olarak dile getirmelidir. Bu açı, tanıtım yazısı yazanın kitabın bütünü karşısındaki konumunu yansıtmalıdır.

Tanıtım yazısının odağında yazar değil, eser olmalıdır. Ancak, yazarla ilgili bazı biyografik bilgilere ve edebi çevresi ile ilgili kısa hikâyelere de yer vermeliyiz. Yazarın hayatı ve eserlerinden söz ederken güvenilir kaynaklara başvurulmalı, gerekli bilgiler tam ve doğru olarak aktarılmalıdır. Eserin ve yazarın adı metinde ara sıra tekrarlanmalıdır.

Kitap değerlendirme yazısının başlığı önemlidir. Bu durumda editörlere büyük iş düşmektedir. Yazıyı en iyi ifade edecek bir kelime veya kelime grubu başlık olarak seçilmelidir. Başlığın ilgi çekici olması okuyucunun dikkatini daha fazla çeker. Kitabın çeviri olması durumunda orijinal adı da mutlaka verilmeli, çeviriyi kimin yaptığı belirtilmelidir. Hatta kitabın künyesi detaylı bir şekilde verilmelidir.

Kitabın ana fikri veya teması birkaç cümle ile verilmelidir. Bölümlere, bölümlerde neler anlatıldığına değinilmelidir. Kitabın teknik yönü ile ilgili bilgilere kısaca değinilmelidir. Okuyucuda merak uyandıracak kısımlar üzerinde durularak belirtilmelidir. Tabii tanıtmaya çalışırken kitaptaki her şeyi verip okuyucuda "kitabı okumasam da olur" intibaı da uyandırmamak gerekir…

Tanıtım yazısı, kitap özeti değildir; ancak, bazı özet bilgilerine de yer verilmelidir. Yazıda kitabın bütününü temsil etme yolunda bir gayret olmalıdır. Eserin hangi bölüm ya da alt başlıklardan oluştuğu belirtilebilir, ama hepsini saymak gerekmez. Yazının temel yaklaşımına göre bazı bölümler ve mısra veya paragraflar öne çıkarılmalıdır. Bunların bütünü ne ölçüde temsil ettiği dikkate alınmalıdır. Kitabın tek bir bölümü ya da paragrafı üzerine yoğunlaşmak hakkaniyetli olmaz. Kitabın baskı kalitesi ve kapak tasarımı ile ilgili görüşler özellikle verilmelidir. Kitap yazma, mizanpaj, kapak tasarımı ve hatta ciltleme birer sanat işidir. Sanat ise her türlü detayı önemsemeyi gerektirir. Kitap ile ilgili olan iş çirkin olmamalı. Kitap tanıtım yazılarını sonuçta yazarlar ve yayınevlerinin sahipleri de okuyordur. Neşrettikleri kitap ile ilgili eleştirileri görmeleri daha sonra neşredecekleri kitaplar için daha dikkatli olmalarına vesile olabilir.

Kitap tavsiye ediliyorsa tanıtımı yapılan kitabın neden okunması gerektiği kısmına özellikle vurgu yapılmalıdır: Bir kitabın neden okunması gerektiği bilinirse o kitabın tanıtım yazısı da kitabın kendisi de o kadar çok okuyucu bulur. Neden okunmalı kısmı bir paragraf ile anlatılabileceği gibi finalde bir cümle ile de verilebilir.

Okuyucunun, kitabın özgün dili ve üslubu konusunda fikir sahibi olabilmesi açısından tanıtılan eserden çeşitli alıntılar yapmak zorunda kalabiliriz. Ancak alıntılarda seçici olmalı, peş peşe uzun alıntılardan kaçınmalıyız. Kitaptan bir veya iki parça altını çizdiğimiz cümlelerin alınması yazıya zenginlik katabilir. Fakat bu hususta telif haklarına ve özellikle yazarın hakkına riayet etmek lazımdır. İyi veya kötü bir cümle bile olsa alıntı yaptığımız kısmı sayfa numarasıyla belirtmek zorundayız.

Kitap tanıtım yazısı yazarken kitabın türünden ve alanından söz etmeyi ihmal etmemek gerekir. Öte yandan, metinde bahsedilebilecekler konusunda bir sınırlama yoktur. Kapağından dizgisine, baskısından üslubuna kadar eserin her yönünden söz edilebilir.

Tanıtmaya çalıştığımız kitabı şahsi, fikri veya siyasi sebeplerle araç olarak kullanılmamalı; görüşlerimizi okuyucuya aktarmak için bir vesile kabul edilmemeli; kitabın sınırlarının ve tanıtım amacının dışına çıkılmamalıdır.

Değer ve duyguların anlatımında aşırılıklardan sakınılmalıdır. Abartılı övme ve yermeler, yazının ve hatta tanıtım yazısını yazan yazarın güvenilirliğini sarsar. Aşırı beğenme ve özdeşleşme sebebiyle anlatımımızı yazarınkine benzetmekten de kaçınmalıyız.

Tanıtım yazısı yazarken her paragrafta kendimizi önce eserin yazar veya şairinin yerine koymalıyız: “Böyle bir tanıtım yazısı bizim hakkımızda, eserlerimiz hakkında yazılsa kendimizi nasıl hissederdik?” sorusunun cevabını verdikten sonra sıra okuyucunun yerine geçmek olmalıdır: “Bu yazıyı okuduktan sonra eser hakkında ne kadar bilgi sahibi oluruz?”, “Okuyucu bu yazımızı ve eseri okuduktan sonra eser hakkında bizimle aynı düşüncelere mi sahip olurdu?” sorularının da cevabını kendimize vermeliyiz.

"Her şeyin sonunu düşünen kahraman olamaz" demişler. Benim gibi her şeyin detaylarını düşünürseniz korkarım ki bir yazınız bile olmayacak. Siz siz olun yine de bu kurallara azami ölçüde uyun. Varsın çok değil az yazınız oluversin. Böylece yazılarıyla geçinen bir yazar olup aç kalma tehlikesinden de kurtulursunuz.

Buraya kadar her şey tamamsa tanıtım yazımız hazır demektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Süleyman Sani Axundov - Nurəddin

Qafqazda Hacı Nəsir adlı bir tacir sakin idi. Bu tacirin Həlimə adlı arvadı camalda gözəl olduğu kimi, xasiyyətdə də gözəldi. Bu arvadın dünyada övladsızlıqdan başqa bir qəm, qüssəsi yox idi. Axırda bunların bir oğlu oldu. Hacı Nəsir o gün oğlunun təvəllüdünü şadlıq edib, şəhərin fəqir-füqərasına pul və xörək payladı. Oğlunun adını Nurəddin qoydular. Bir dəfə Hacı Nəsir oğlu üçün kibrit qutusu irilikdə bir “Gülüstan” kitabı gətirmişdi. Həlimə bu qəribə şeyi haradan aldığını soruşduqda Hacı Nəsir cavab verdi: –Bir gün bazardan qayıdarkən, bir nəfəri körpü üstündə ağlayan gördüm. Mən dayanıb bunun səbəbini soruşdum. Kişi dedi: – Mən bir kasıb adamam. Əslim iranlıdır. Əldə xırdavat satmaqla üç yüz manat pul düzəldib buraya gəldim ki, mal alıb aparam. Bir saat bundan qabaq pulumun hamısını cibimdən çıxartmışlar. Bu kişinin halına ürəyim yandı. Cibimdən üç yüz manat çıxarıb dedim: – Al, kişi, bu sənin üç yüz manatın, get mal al, kəsbindən qalma. Qazanıb, sonra pulumu qaytararsan. İndi isə b...

O'tkir Hoshimov - Gilom paypoq (Hikoya)

Har yili dam olishga borganimda onamga gilam paypoq olib kelaman. Kavkaz tomonda koʻp boʻladi. Juba deyishadi, jurabi deyishadi. Oyim xuddi noyob narsaga ega boʻlgandek, uzundan-uzoq duo qiladi. Shundoq mehribon oʻgʻli borligini aytib qoʻshnilarga maqtanadi. Uning oyogʻi kasal. Salqin tushishi bilan shishib ketadi, ogʻriydi.

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Cho'lpon - Go'zal Turkiston

Go‘zal Turkiston, senga ne bo‘ldi? Sahar vaqtida gullaring so‘ldi. Chamanlar barbod, qushlar ham faryod, Hammasi mahzun. Bo‘lmasmi dil shod? Bilmam ne uchun qushlar uchmas bog‘chalaringda?

Oğuz Atay - Özge'ye Mektup

  Sevgili Özgeciğim, Mektubunu bu sabah aldım. Bana böyle uzun ve güzel bir mektup yazdığın için teşekkür ederim; Ahmet Mithat Efendi-Hüseyin Rahmi hikâyesini de çok beğendim.

Hoca Ahmed Yesevi - Sekizinci Hikmet (Yere Girdim)

Pazartesi sabah erken yere girdim. Mustafa’ya matem tutup ben yere girdim. Altmış üç yaş sünnettir, işitip bildim. Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Yeryüzünde dostlarım matem tuttu. Tüm âlem “Sultanım!” deyip nara attı. Hakk’ı bulan gerçek sûfi kanlar yuttu. Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Elvedayla yer altına bastım ayak, Gün yüzünü nefsime harâm kılarak, Zikredip yalnız yanıp, yalnız olarak, Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. “Taha” okudum gece gündüz kâim oldum, Gece namaz, gündüzleri sâim oldum. Bu hâl üzre yer altında dâim oldum, Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Altmış gece, altmış gündüz, bir kez taam, Sabaha dek namaz kılıp, bir kez selâm, Altmış üçte oldu ömrüm elhak tamam, Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Hak Mustafa ruhu gelip imam oldu. Tüm melekler yer altında köle oldu. Çok ağladım, Resulullah nimet verdi. Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Leyl-i Mirâç; “Gözüm nuru evlat!” dedi. Elim tutup; “Ümmetimsin Ümmet!” dedi. “Sünnetimi ...

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Ahmet Haşim - Başparmak

İnsanın en asil uzvu hangisidir? diye sorsalar hepimizin vereceği cevap budur: Dimağ! Hâlbuki dimağdan daha yüksek ve hattâ insanı diğer yaratıklardan ayıran ve onu bütün hayvanlara nazaran üstün bir mevkie çıkaran dimağ değil, sadece elinin başparmağı imiş. Başparmağın diğer parmaklarla birleşip iş görebilecek bir vaziyette olmasıdır ki insana unsurlar üzerinde üstünlük imkânını veriyor. Bunu söyleyen tabiat tarihi ilmidir. Gerçekten birçok hayvanların parmakları yoktur, parmakları teşekkül etmiş olanlarda ise baş parmak, insanda olduğu gibi elin diğer parmaklarıyla uyuşamadığından faydalı bir iş görecek vaziyette değildir. İlk insan, zekâsıyla değil, sırf elinin biçimi sayesinde taştan bir balta yapmağa muvaffak olarak ağaç dallarını kesmiş ve mağara dışında, güneş ve gökyüzü altında, ilk mimarî eseri yaratabilmiştir. İnsan medeniyetine başlayan, çekici ve testereyi tutan ilk eldir. Dağda, çölde ve ormanda hayvan olarak kalan yaratıkların hepsi baş parmaklarını kullanamadıkları için ...