Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şiir Antolojisi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Elbek - Bulbulg'a

Tinmay tun-kun gul shoxida sayrab turg‘on mungli qush, Ayt-chi, sening sayrashingni gul ham bir oz sezarmi? Sezgan choqda sening shunday qizg‘onichli holingg‘a Ko‘mak etib islaridan bir ozgina socharmi? Sening har kun tong sahardan erta turub, uyg‘onib, Ochilmagan g‘uncha uzra qo‘nib hamda munglonib Aytgan butun sirlar bilan ohlaringni tinglag‘och, Yashil yaproq orasidan senga kulib boqarmi? Agar anglab barcha ishing kulib boqsa, mungdoshim, Baxtli sen, butun umr qayg‘urmag‘il, yo‘ldoshim. Agar sening hollaringni anglamasa, boqmasa: Oqsun tinmay ko‘zlarimdan sening uchun qon yoshim… 1920

Abdurrahim Karakoç - Bu Dünya

Bırak deli Haydar, bırak be gardaş, Kafayı bozmaya değmez bu dünya. İster hızlı dönsün isterse yavaş, Sen seni üzmeye değmez bu dünya. Fâni diyen varsın desin sana ne, Gönül veren gitsin versin sana ne, Haydut vursun, hırsız yesin sana ne, Gücenip kızmaya değmez bu dünya. Nerde kan akıtıp kavga verenler, Nerde şimdi sefasını sürenler, Ne götürdü kucağına girenler, Bir yırtık çizmeye değmez bu dünya. Hayâller kur, tespih tanesi farzet, Hepsi de senindir otuz üç adet, Bırak kalsın orda, hiç çekme zahmet, İpliğe dizmeye değmez bu dünya. Kulpu yok ki neresinden tutasın, Sana göre lokma değil yutasın, İçine gireni Allah kurtarsın, Üstünde gezmeye değmez bu dünya. Gel gitme kal desem kalamazsın ki, Ortadan böl desem bölemezsin ki, Git tekrar gel desem gelemezsin ki, Aldanıp azmaya değmez bu dünya. Almak-satmak, tapu-senet nafile, Toplayıp yığdığın servet nafile, Sıla nafiledir, gurbet nafile, Yağmaya tozmaya değmez bu dünya. Sınırlar çizilmiş konulmuş yasak, Beş para etmezdi bizler olmasak, ...

Yetik Ozan - Bozkır

Bakıp gözlerine ak geceleri Yiter belleğinin uzaklarında, Kürklü anıları dönerken geri Ayrılığın uzun kızaklarında. Açar; sırçalanır gözleri çay çay, Yüzünde bin parça olur dolun-ay... Kader bir buz dağı, umut deli tay; Gam bozkırın yorgun Kazaklarında Birden gök yüzünü yırtar ''alaş''lar, Yıldızlar ürperir, dünya yavaşlar... Ölüm-aşırı bir yolculuk başlar Zaman ölürken kurt tuzaklarında. En önde bir adam dağlardan ulu... Yüreğinde oba oba öç dolu. Bulmuş karanlıktan sıyrılan yolu; Tan Osman Batur'un göz aklarında

Ozan Arif - Yalan Değil

Vah zavallı Türkiye'm! Soluyor yalan değil. Başa geçen onu yem Biliyor yalan değil. Ne yol aldık ne menzil Bugün dünden de rezil Halkın karnı yine zil Çalıyor yalan değil. Kuran kurmuş ağını Uzatmış ayağını Bal tutup parmağını Yalıyor yalan değil. Zengin zengindir bre Sırtı gelir mi yere? Olan yine fakire Oluyor yalan değil. Torpil ile masalar Rüşvet ile keseler Vurgun ile kasalar Doluyor yalan değil. Bir yer biri bakar Kıyamet ondan kopar Felaket apar topar Geliyor yalan değil. Devlet baba nerdesin? Ozan Arif neylesin? Babalık vasfın kesin Ölüyor yalan değil.

Aşık Yaşar Reyhani - Erzurumlu Gelin

Erzurumlu gelin düştü aklıma Çıkıp yollarıma bakanım oy oy Gözü sürme bilmez eller kınalı Üstünde şimşekler çakanım oy oy

Yetik Ozan - Umut

Akça sakalımdan,akça saçımdan Kut bulup yaşıma eresi balam! Ben göremem, öyle geçer içimden, Azatlık gününü göresi balam! Son gülü kopardı güz toprağımdan, Kanmadı o kanlı göz toprağımdan, El için sürdüğüm öz toprağımdan Gün ola elleri süresi balam! Ben en yaşlı çınar sen en genç söğüt, Sana vereceğim anca bir öğüt: Kırıl da eğilme,yiğit ol yiğit; Böyledir Türklüğün töresi balam! Başın börklenende kayguya dalma, Aç,susuz kal ama umutsuz kalma. Büyüdükçe dalda şu kızıl elma, Büyüsün ülkünün yöresi balam!

Abdurrahim Karakoç - Dosta Doğru

İçimde uzayan her yol Çıkar gider dosta doğru Menekşe, nergis, ıtır, gül Kokar gider dosta doğru Zamanım yoğrulur gamla Birleşir sabah akşamla Ilık kanım damla damla Akar gider dosta doğru Gel bende gör, sen gel beni Durduramaz engel beni Görmediğim bir el beni Çeker gider dosta doğru Beynim fırın, bağrım tandır Yanarım hayli zamandır Sevgim bir yavru ceylandır Çeker gider dosta doğru Ne saklarım ne gizlerim Yalnızca onu özlerim Tabutta bile gozlerim Bakar gider dosta doğru

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Ömer Lütfi Mete - Veda Sahneleri

Anam tatlı açmıyor artık İşi yok Aşı yok Ne su taşır Ne çamaşır Ne bulaşık, ne sökük, ne yırtık Gece gün Büsbütün Susması tunç Sözü korkunç Anamın secdesi gözle şimdi Namazı Niyazı Yüreğinde Yürek zinde Anamın teninde sır belirdi Ocakta Bucakta Casus gezer Anam kanser Anamın alnında akşam ter ter feyizden Anam bir gaybın sırdaşı Anamın dilcağızı da sessiz sessizden Benim anam sabır taşı Bir soğuk güneş renk alır uçuk benizden Sualdir anamın kaşı Sorar hala mutfaktan Hala evlat telaşı Alır karanlığı gökler hanemizden Hanemiz deryaya karşı Köpük köpük saflar yürür Karadeniz'den Bu bir tevekkül savaşı Bir gam eser şimdi yamaçlardan aşağı Yola düşer lambalar Yolların zar zar ağlayışı bu kırağı İz bırakır arabalar Çözülüp savrulur bacaların sac bağı Daha gür yanar sobalar Taşıyor her biri bir değişik merağı Efkar yüklenmiş babalar Çekerler haneden artık eli ayağı Uzak yakın akrabalar Anam pişirmemiş buzdur bu aşın yağı Kaşıkta donar çorbalar Göz bebeklerim genişler Durup durup Toz altın...

Rıfat Ilgaz - Bizim Kasabamız

Ortasındayız memleketin, Uzak değiliz Ankara'dan Yakınız yakın olmasına; Gelen olmaz, Halimizi gören olmaz. Asfaltmış yolları boydan boya, Lambalar yanarmış dizi dizi. Büyük laflar eden Büyük adamları varmış. Dayalı döşeli apartmanlarında Seçme insanlar yaşarmış, Yasarmış yaşamasına. Ama sokaklarında bizim kasabanın İdare lambası yanmaz, Göz gözü görmez, tozdan dumandan Oysa ki belediyemiz vardır Kavga dövüş seçtiğimiz Belediyesinde meclisimiz vardır, Vardır var olmasına. Kerpiçtir evlerimiz, Yatarız ahir sekisinde Bir yanımızda karımız, çocuğumuz Bir yanımızda çiftimiz, çubuğumuz Tezek yakarız odun yerine; Saç üstüne saman yakarız, Gaz yerine. Düğün olur, dernek olur, Kazım'ın gırnatasında aynı hava: "Ankara'nın taşına bak" ... Bir toprağımız vardır bize dost İki ağız buğday verir, Ama ne buğday Ambarlar almaz, gömeriz. Yıl olur tohumluk kalmaz elimizde, Tarla gider tapu gider. Uğraş didin altımızda hasır yok, Sen gel de işin ç...

Bahattin Karakoç - Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe

Sevgi olmasa, Üşürdüm kuyularda ey dost! Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça, Sevgidir çoğaltan soyumuzu; Sevgiliyi andıkça. Şiir olmasa, Olur muydum sanki şimdi ben? Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir. Ne zaman yakalasa beni içimden, Nadide çiçeklerden bir iksir. Umut olmasa, Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil? O umutlar ki her zaman bir kutlu asa, Yeşertir en çorak gönül topraklarını Çil çil! ... Düş olmasa, Tükenir miydi hiç penceresiz geceler? Can kendini vururdu yokuşa, Kilitli kapılar gibi Birbirine kilitlenirdi bilmeceler. Hülyâ olmasa, Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara? Şiir, düş, umut ve hülyâ Bir sevgi oylumu mor menekşe; Selâm kaleme, kâğıda. Sabır olmasa, Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini? Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa, Ezgilere karıştırıp kimyasını Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini? Hasat vaktidir şimdi, Şiirin en güzel sabahı, Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an, Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık; Dipdiri bir medeniyettir kan...

Mehmet Nalbant - Sermayesi Kul Hakkı

Sermayesi kul hakkı rengi yeşile çalar Yeter ki çıkar görsün çekinmez ayak yalar Takiyyede birinci abdestsiz namaz kılar Gör kimlerin hakkıyla plazalar dikmekte Tohumu zaten bozuk her gün haram ekmekte Canı çıkarsa ancak kötü huyunu tekler Sömürdükçe sömürür zil çalıyor etekler Kılıfına uydurur servete servet ekler Üstüne hiç bulunmaz sağlam dişi sökmekte Tohumu zaten bozuk hergün haram ekmekte Dini imanı para eşkiyadan da beter Menfaati var ise anında orda biter Uygun bedel bulursa haysiyeti de satar Sözde hayırsever ya yandaşlara dökmekte Tohumu zaten bozuk hergün haram ekmekte El atı elin kuşu içinde emeği yok Düzenini tutturmuş emrinde adamı çok Yalnız paraya açtır işkembesi dolu tok Helal nasip olmamış gözü haram ekmekte Tohumu zaten bozuk hergün haram ekmekte Alım ayında doğmuş vermek zulüm geliyor Bunlara mal verenler kuzu gibi meliyor Legal soygun ne ise yöntemini biliyor Umurunda mı mağdur o keyfine bakmakta Tohumu zaten bozuk her gün haram ekmekte Bu aşikar soyguna bir dur di...

Behram Altunal - Cambaz

Diyarbakır’da saf Kürt, Artvin’de lazdır bunlar, Her boyayla boyanır, fena cambazdır bunlar. Din iman maskesiyle, haramla beslenirler, İnsanlıktan bîhaber, çünkü yobazdır bunlar…

Mustafa Tatçı - Emekliye Gazel

Bir çay koyup ocağa, demlen birlikte çayla Zikri dola diline geçirme vakti vayla Ört gördüğünü görme, hoş gör sesin çıkmasın Olayları ayna bil, hemen nefsini payla Aşk bir küheylan attır, bin nefsin düldülüne Zira arşa çıkılmaz ne eşekle ne tayla Önce bir bakırcı bul, dövsün de şekil versin Sonra bir kalaycı bul parlat kalbi kalayla Bir kamil halkasında Hay de ölünü dirilt Yazık etme ömrünü dünyada huy u hayla Bir çay koyup ocağa, demlen birlikte çayla Dost ile muhabbet et geçirme vakti vayla

Oyhan Hasan Bıldırki - Gökyüzünü Kim Boyadı Maviye?

Şiire tutkun bir gülün sahibiyim, Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Dudağımda yeni sevda türküleri; Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Dışarda yemyeşil bir ilkbahar günü, Dalda cıvıl cıvıl kuşların düğünü. Böyle bir günde kim ister öldüğünü? Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Güneş parladıkça, gümüş ay da doğar Şarkılarda hep öne geçer yıldızlar. Bize de geçit olur bir gün mor dağlar; Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Yüreğimdeki resmin gülüyor şimdi, Papatyalar bir başka kokuyor şimdi, Ellerin saçlarımı okşuyor şimdi; Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Gökyüzünü kim boyadı masmaviye? Bakındım durdum beni de alsın diye. O güzellik, o çalım ne, kime, niye? Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Mutluluk bana yine senden geliyor, Gökyüzünde bulutlar da yarışıyor, Biliyorum hepsi de sana koşuyor; Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Yıllar önce inadına sevdim seni, Zaman geçse de unutamadım seni. Bilsen canım ne kadar özledim seni? Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim. Bi...

Coşkun Ertepınar - Kırın Tepesindeki Ağaca Övgü

Ağaç olmuşsun bir defa Bu kırın tepesinde Yaşayacaksın ağacım, Yaşayacaksın, Tek ağaç olsan da. Bir damla su için göklere bakacaksın bazen, Yıldızlara dil dökeceksin sessizce. İncecik damarlarını Sert derinliklere salacaksın. Yaşamak kolay değil ağacım, Yaşayacaksın. Yaşama sevinci bu, Yaşama aşkı. Sadece kendin sevinecek değilsin Bu kırın tepesinde. Gölgene çekeceksin kurdu, kuşu. Rüzgâr, dallarını okşayacak, Seninle bilecek rüzgâr olduğunu. Yaşama sevinci bu, Yaşayacaksın ağacım, Yaşayacaksın. Cırcır böceklerinin şarkısını dinleyerek Ay ışığına dalmak güzel şey... Yaşamaktan nasibini alacaksın, Yaşama şarkısı söyleyecek çırpınarak yaprakların. Aşk ile şevk ile sallanacak dalların...

Necmettin Halil Onan - Çakıl Taşları

Biliyorsun ki kârî, kalbin derinlikleri, Damla damla biriken gizli gözyaşlarıdır. Kudretimin oradan çıkarabildikleri, Halis inci yerine bu çakıl taşlarıdır. Görüyorsun, nihâyet, çakıl taşları sende, İncilerse şairin kendi kalbinde kaldı. Fakat şunu anla ki o, çakıl bulurken de, İnci araştırmadan duyulan zevki aldı.

Orhan Veli Kanık - Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı; Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna; Umurunda mı dünya!

Oyhan Hasan Bıldırki - Barış Türküleri

Barış türkülerini hiç sevmiyorum Kavgacı falan da değilim ben Barış türküleri kapanmış yarayı azdırır her zaman Umutsuz anlarımızda ilaç diye bilinse de Barış türküleri baştan sona zehir Düşünüyorum: Dağlıca’da bir gece yarısı Teker teker gökyüzünden indirilen yıldızları Gece mi, gündüz mü bir daha ne zaman göreceğiz Evinden yurt bekçiliğine uğurlanmış Mehmetçikleri Kaçıncı şafağın sonunda evine göndereceğiz Dağlıca gecelerini kurşun kurşun delen hain eller Hangi barış türküsüne umutlarını bağladılar Neden yolları kestiler, köprüleri kundakladılar Ve acaba niçin ya da barış için mi dersiniz Geceyi gözetleyen yıldızları tek tek avladılar Barış türkülerini hiç sevmiyorum Yıllardır o türküleri dinleye dinleye Yazıda yabandaki bütün tarlalarımıza Kimliksiz, kişiliksiz barış fideleri ekmedik mi Barışın bekçilerini söndürsünler diye Barış mı? Barış sadece çocuklarımızın hakkı Yarasalar gibi kan emicilere barış ne yazar Öndeki ülkemizde ne yaptılarsa hep aynısını yaparlar Siz dilediğiniz barı...

Sedat Umran - Delilerin Mutluluğu

Deliler dünyalarında rahat Ölüm korkusundan azade; Hisler deste deste, hayâller kat kat Yaşıyorlar bizden daha ziyâde Bizden daha çok var onlar Hayâlin o yenilmez gücüyle Alabildiğine yaşıyorlar Kendi yarattıkları bir ölçüyle! ..

Ümit Yaşar Oğuzcan - Acılar Denizi

  Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını