Abdurrahim Karakoç’un şiirleri 1970’li yıllarda İslâmcı, milliyetçi, ülkücü siyasî ve fikrî gruplar arasında bir marş gibi okunurdu. Bu grupların siyasî liderleri Karakoç’u kendi cenahlarına çekmek için tâbir caizse kur yapar, siyasî ve fikrî hareketlerinin vitrinine çekmeye çalışırlardı. Keskin bir siyasî taraftarlığı olmadığı gibi siyasetten Allah’a sığınan bir meşrebe sahipti. Fakat düşman ideolojilerin kol gezdiği o dönemde mukaddesata sahip çıkan siyasî grupları şiir ve yazılarıyla destekler, yanlışlarını da açıktan söyler ve tenkit ederdi. Vefatına kadar hiçbir siyasî iktidarın emrine girmedi. En az 30 defa mahkemeye verildi ve hepsinden beraat etti. Avukat tutmadı, savunmasını hep kendi yaptı. Fikrî ve edebî kuruluşlara da bağnazca bağlılığı yoktu. Kuruluşların ve hiziplerin üstünde kalmaya çalışan, mukaddesatçı herkesin, üzerinde ittifak ettiği ve sevdiği bir şairdi. Şu vesika, onun şiirinin devrin birçok hareketine tesir ettiğini ve hiçbir zaman siyasî bir akımın sözcüsü...