Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Türk Halk Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kayıkçı Kul Mustafa - Gel Ey Dilber

Gel ey dilber gel Allah'ı seversen Gel ağlatma beni eller içinde Ne acayip olur şu halk-ı alem Söyleşirler bizi diller içinde

Karacaoğlan - Teferrüçte Gör Almayı*

Yazın evvel baharında Teferrüçte gör almayı Yel esip yere düşmeden Budağında kır almayı Almanın budağı ağlar Göz yaşı durmayıp çağlar Beyler paşalar ağalar Diz üstüne kor almayı Mevlam öğmüş de yaratmış Mor menevşe boynun eğmiş Yavrumun elleri değmiş Al yüzüne sür almayı Perişan gönlüm perişan Almadır aşıka nişan Almasız yare kavuşan Ah eder anar almayı Karac'oğlan kaynar coşar Aşk dalgası boydan aşar Bir kötüye yolu düşer Kadrin bilmez yer almayı --------------------------- teferrüç: Gezinti, eğlenmek için açık havada dolaşmak. alma: Elma.

Anonim Türk Halk Edebiyatında Türler ve Özellikleri

Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu, sözlü geleneğe dayalı edebiyattır. Sözlü olduğu için, ürünler; halk arasında dilden dile geçtikçe zaman, kişi, yer unsurlarına bağlı olarak değişikliğe uğramıştır. Anlatım, sözlü edebiyat geleneklerine uygundur. Süsten uzak, açık, net, anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Daha çok; aşk, hasret, yiğitlik, ölüm gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenmiştir. Anonim Halk Edebiyatı Düzyazı (Nesir) Ürünleri:

Dertli - Beni

Sakiya camında nedir bu esrar Kıldı bir katresi mestane beni Şarab-ı lalinde ne keyfiyet var Söyletir efsane efsane beni. Refet nikabını ey vech-i enver Zulmette gönlümüz olsun münevver Şarab-ı lalinin lezzeti dilber Gezdirir meyhane meyhane beni. Aşıkın çok bela gelir başına Tahammül gerektir adu taşına Şem -i ruhsarına aşk ateşine Yanmada seyretsin pervane beni. Bakmazlar Dertli'ye algındır deyu Hakikat bahrine dalgındır deyu Bir saçı Leyla 'ya mecnundur deyu Yazdılar deftere divane beni.

Aşık Daimi - Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım

  Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, Bu da gelir, bu da geçer ağlama. Göklere erişti figanım, ahım, Bu da gelir, bu da geçer ağlama.. Bir gülün çevresi dikendir, hardır, Bülbül har elinden ah ile zardır, Ne olsa da kışın sonu bahardır, Bu da gelir, bu da geçer ağlama. Daimi’yim her can ermez bu sırra, Gerçek kâmil olan yeter o nura, Yusuf sabır ile vardı Mısır’a, Bu da gelir, bu da geçer ağlama...

Karacaoğlan - Dinle Sevdiceğim Medhin Eyleyim

Dinle sevdiceğim medhin eyleyim Açılmış baharda gülün sevdiğim Şirin'in aşkına söylen sözünü Şeyda bülbül gibi dilin sevdiğim Bedirlendin doğdun yüce felekten Cemalin seçilmez hörü melekten Meles gömleğini attın bilekten Güneş gibi parlar kolun sevdiğim Kirpiklerin hançer can alır gözün Yüreğime koydun ateşin közün Daha görmedim hiç kimsenin yüzün Getirdin beni de ele sevdiğim Kaşların hilaldir gözlerin ala Bülbül figan etti şol gonca güle Bilemem nettim beni getirdin ele Güldürdün bak beni bile sevdiğim Güzellikte kemalini bulmuşsun Uğrun uğrun bir dosta selam vermişsin Bin bir çiçekten rengin almışsın Döndürmüşsün rengin güle sevdiğim Zülfün teline asılam dar deyi Gonca güle el uzadam har deyi Koynunda bir çift tomurcuk var deyi Kondurdum bülbülü güle sevdiğim Karac'oğlan der ki kendi halinde Söylenir sözümüz elin dilinde Veririm sevdiğim canı yolunda Geyin kırmızıyı alı sevdiğim

Kayıkçı Kul Mustafa - Gece Gündüz Uyku Girmez Gözüme

Gece gündüz uyku girmez gözüme İntizarım ela gözlü yar deyu Gündüz hayalimde gece düşümde Selamı çok bir efendim var deyu Ben bilirim yar sevgisi candandır Yarsız bana fena dünya zindandır Benim ulu korkum hemen şundandır Gayrılara gönül vere yar deyu Ne mümkündür yüzüm yardan döndürem Yeri göğü aşk oduna yandıram Bir sırdaşım yoktur yare gönderem Var cananın hatırını sor deyu Kul Mustafa kulluğunu bilmez mi Varıp dostun bahçesine girmez mi Dilber bize bir destimal vermez mi Ağladıkça çeşmin yaşın sil deyu

Karacaoğlan - Yüce Dağ Başında Duran Güzeller

Yüce dağ başında duran güzeller Ne parlaşırsınız kar gibi gibi Sizin sevdanıza düştüm düşeli Yanıyor yüreğim kor gibi gibi Ak eline al kınalar yakarsın Mor beliği koluncuna dökersin Kaş altından melil melil bakarsın Azıcık da gönlün var gibi gibi Bülbülün figanı şol gonca güle Sineme vurdular bir azgın yara Çaldım cırnağımı getirdim ele Çekinme sevdiğim tor gibi gibi Her gelip geçeni aşık sanırsın Aşık olsan ataşıma yanarsın Her ne dersem yüzün öte dönersin Bir başka sevdiğin var gibi gibi Karac'oğlan der ya ben ne derim İkrar verdim ikrarımı güderim Sabah bir gün burda kalmaz giderim Gel gitme sevdiğim der gibi gibi

Gevheri - Koşma (Yollar Öğünsün)

Elâ gözlerini sevdiğim dilber Salınıp geldiğin yollar öğünsün Ne güzel yaratmış seni Yaradan İnce belin saran kollar öğünsün. Aman, hey eğlencem, gel yine aman Yok mudur zerrece göğsünde iman Soyunup koynuma girdiğin zaman Göğsünü okşayan eller öğünsün. Bir melek nesli mi vardır soyunda Hak nazarım kaldı selvi boyunda. Ol günlerde, bahar bayram ayında Üstüne gölge olan dallar öğünsün. Gevheri yârinin gülleri aktır Var yürü yüzüne perdeler döktür Bilemem sevdiğim, akranın yoktur Zülfüne dokunan yeller öğünsün...

Dadaloğlu - Kozanoğlu Destanı (1)

Çıktım Kozan'ın dağına Karı dizleyi dizleyi Yaralarım göz göz oldu Cerrah gözleyi gözleyi Kozan Dağı karlı buzlu İçi dolu gelin kızlı Öldürürler beyim seni O kafirler dünden sözlü Çıktım Kozan'ın dağına Kurşun attım dost bağına Aşiretten imdat olmaz Kaçalım Kozan Dağına Kara çadırın karası Karıştı Kozan arası Ben öpmeye kıyamazdım Ak göğsü süngü yarası Kara çadır eğmeyinen Ucu sırma düğmeyinen Ne kaçarsın Kozanoğlu Beş bin atlı gelmeyinen Kozanoğlu avdan gelir Avını ilinden alır Buna Kozanoğlu derler Yiğit ölür namı kalır Kıratım örkten boşandı Üzengi yere döşendi Ne yatarsın Kozanoğlu Kılıncın eller kuşandı

Ali Karaosmanoğlu - Karacaoğlan'ın Bilinen Bir Şiiri Üzerine Bilinmeyenler

  Türk Halk Edebiyatında varyantlar(bir ürünün değişik söylenimleri), yer adları, yöreye ait kelimelerin anlamı, kelimelerin ağızlardaki söylenişi vs. gibi hususlar karmaşıklıklar içerisinde bulunmaktadır. Söz konusu karışıklıklar bugün de ne yazık ki giderilmiş değildir. Hatta Türk Halk Edebiyatı üzerine günümüzde yayınlanan, kendilerini bu konuda en zirve halk edebiyatı bilgini yerinde kabul ettirmiş araştırmacı-bilim adamı unvanlı yazarların ortaya koyduğu eserler incelediğinde de beynimizdeki karışıklıklar daha çok büyümektedir.

Karacaoğlan - Yine Esdi Muhabbetin Yelleri

Yine esdi muhabbetin yelleri Baktım hoş geliyor falı yavrunun Vardı sana uğradı mı yolları Parlayıp gidiyor ili yavrunun

Aşık Ömer - Dağlar

Fasl-ı şita geçüp bahar erince Şükufeler verir sana şan dağlar Dürlü dürlü seyrangehin görünce Karar edebilmez dil ü can dağlar Her kaçan deruni eylesen nida Bir aşık olunca dostundan cüda Her bir guşelerin vermede sada Arar sende bulutlar canan dağlar Ateşin eridir komaz karını Elden mi aldırdın nazlı yarini Gözlerin ayağa döker varını Nedendir serinde bu duman dağlar Ah ettikçe sine bendin döğerim Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim Aylar günler geçer hasret çekerim Yolun ver geçeyim gel aman dağlar Ömer’e bu dağlar durağ olmuştur Hemdemi ah işi ferağ olmuştur Sevgili yarinden ırağ olmuştur Yaş değil gözleri belki kan dağlar

Gevheri - Mecnun'a Dönmüşüm Bilmem Gezdiğim

Mecnun'a dönmüşüm bilmem gezdiğim Dağlar mıdır sahra mıdır yol mudur Dostumun bağına girip dizdiğim Lale midir sümbül müdür gül müdür Aşk değil mi beni derde düşüren Ferhad gibi yüce dağlar aşıran Yari böyle benden ayrı düşüren Adu mudur engel midir el midir Kamil olan belli olur söz ilen Al yanağa çifte benler dizilen Mah yüzüne bölük, bölük yazılan Kakül müdür zülüf müdür tel midir Gevheri der bulmam kimsede vefa Dost diye sevdiğim etti kim sefa Hubların aşıka ettiği cefa Kanun mudur erkan mıdır yol mudur

Aşık Dertli - Ne Çare Çekmeli Aşk Belasıdır

Yâr neden hazzeder, neden hoşlanır Bilmem en güzel nenin müptelâsıdır Gönül kâh soyunur, kâh ateşlenir Ne çare çekmeli aşk belâsıdır. Sefine-i aşkım engine saldım Gidab-ı mihnette eğlenip kaldım Yüz bin aman dedim bir buse aldım Hâsılı ömrümün kan pahasıdır. Canlar feda olsun ahu veş göze Hiç doymak olur mu bu şirin göze Bin tekellüm ettik, kalmadı yüze Bilmem o yâr kimin aşinasıdır. Dertli vazgelir mi ol mehcebinden Yahşi haber aldım öz nesebinden Verdiği buseler lâl-i lebinden İftar-ı vaslının diş kirasıdır.

Aşık Sümmani - Koşma (Bugün nazlı yârden bir haber geldi)

  Bugün nazlı yârden bir haber geldi. Durmasın peşime gelesin demiş Çoktan beri ateşine yanardım Cuz‟ i bir ateşe yanasın demiş Görünmez sılası dağları dalda Başım yastıkdadır gözlerim yolda Der sevdiğim değirmende ne halda Varıp bir hal hatır sorasın demiş Ne sebep ihtiyar isyana kattın Sebep ne karşımda ter kana battın Ahdinde durmadın taşları sattın Sevdiceğim alıp gelesin demiş Gündüz hayalimde gece düşümde Felek kemend atmış gezer peşimde Yâr nâme göndermiş omuz başında Sümmân öz elinle alasın demiş..

Aşık Dertli - Harâba Kul Olduk Bezm-i Elemde

Harâba kul olduk bezm-i elemde Abat olsak da bir, olmasak da bir! Düştük çare nedir dâma âlemde Azat olsak da bir, olmasak da bir! Aşk oduna yanmış ciğer-kebabız Hicr ile giryânız, dide pür-abız Yapılmış, yıkılmış, hane-harabız Bünyat olsak da bir, olmasak da bir! Bir Şirin elinden aşk meyin içtik Hak ile batılı farkedip seçtik Varlık dağlarını deldik de geçtik Ferhat olsak da bir, olmasak da bir! Ey Dertli âlemde biz şah-ı diliz Hak?tan hakikatten âgâh-ı diliz Tarik-i esrâra ervah-ı diliz İrşat olsak da bir, olmasak da bir!

Aşık Sümmani - Ervâh-ı Ezelde Levh-i Kalemde

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde, Bu benim bahtımı kara yazdılar, Gönül perişandır devri alemde, Bir günümü yüz bin zara yazdılar Bulmadım şadlığın iradesini, Çekerim bu gamın ziyadesini, Herkes dosta verdi ifadesini, Bizimkini ülüzgara yazdılar Aşk benimle eyler daim kıyl-ü kal, Daha sabretmeye kalmadı mecal, Derdim taksimdara kıldım arzuhal, Dedi neylim bahtın kara yazdılar. Gönül gülşeninde har oldu deyu, Hasretlik cismimde var oldu deyu, Sevdiğim, sevdiğin pir oldu deyu, Erbabı garezler yare yazdılar. Dünyayı sevenler veli değildir, Canı terkedenler deli değildir, İnsanoğlu gamdan hâli değildir, Her birini bir efkara yazdılar. Nedir bu sevdanın nihayetinde, Yadlar gezer yarin vilayetinde, Herkes diyarında muhabbetinde, Bilmem bizi ne civara yazdılar. Kadrimi bilmeze eyledim minnet, Derdimi artıran görmesin cennet, Sarraflar verdiler yare bin kıymet, Benim kıymetimi nere yazdılar. Döner mi kavlinden sıdk-ı sadıklar, Dost ile dost olur bağrı yanıklar, Aşk kaydına geçti bunca aşıklar, Sü...

Aşık Dertli - Yâr

Hatırlayıp sorar m'ola halimden Kirpikleri kara, kalem kaşlı yar Zikri, fikri gitmez benim dilimden Anadan gülmedik, garip başlı yar. Aşk atına binmiş olsan yarışmaz, Gözüm kanı deryalara karışmaz Çoktan beri küsülüdür barışmaz Benim ile mercimeği taşlı yar. Dertli, zelil -sefil gurbet ellerde Beyhude şöhreti gezer dillerde Paşam gelir diye gözü yollarda Elleri kınalı gözü yaşlı yar

Aşık Dertli - Beni

Sakiya camında nedir bu esrar Kıldı bir katresi mestane beni Şarab-ı lalinde ne keyfiyet var Söyletir efsane efsane beni. Refet nikabını ey vech-i enver Zulmette gönlümüz olsun münevver Şarab-ı lalinin lezzeti dilber Gezdirir meyhane meyhane beni. Aşıkın çok bela gelir başına Tahammül gerektir adu taşına Şem -i ruhsarına aşk ateşine Yanmada seyretsin pervane beni. Bakmazlar Dertli'ye algındır deyu Hakikat bahrine dalgındır deyu Bir saçı Leyla 'ya mecnundur deyu Yazdılar deftere divane beni.