Çiçek misin, kuş musun; rengin, kokun ve sesin Varla yok arasında; hayaldesin düşdesin. Ellerin yeşil ışık, sonrası hep kırmızı; Sabahlarımda şiir, akşamları bestesin. Gel desem geliversen pür heyecan, pür neş'e; Ah bir söyleyebilsem: "Eller ne derse desin! .." Bu çağrı hangi nazı getirmezdi insafa? Naz değil o, anladım: Çaresiz boş hevesin. Sevmişsin ya ne çâre, böylesi sevildin mi? "Sevilmek kâfi" diye, verdiğin karar kesin. Sevmenin, sevilmenin doruğundasın, tamam; Sevdiğine kul köle, candan sevene nesin? Hayatı kucaklayan doyumsuz yorgunlukla, Yorgun gönül gözüme inen en son perdesin. Bunca yıl sonrası bu, kırk bir kere maşallah! Bırak artık bu rüzgâr nasıl eserse essin...
H. Fethi Gözler'e Bir ceviz ağacı tanıyorum çok eskilerden Onunla biliyorum çocukluğumu. Daha, kuru kabuk bir kozken Toprağa ellerimle atmıştım İçinde dallar saklayan tohumu. İlkten uzun bir unutuş, Sonra kar, tipi, yağmur, rüzgâr.. Sonra da pencerelerde gülen aydınlık İlkbahar. Derken kabaran toprak, sıcacık bir yaz günü, İki yeşil yaprak selâmladı Mavi tablo gökyüzünü.. Ve güneş ve ay ve yıldızlar Ne kadar güzeldi ne kadar. Yaprakçıkları taşıyan dallar Hevesle, aşkla uzadı, boy verdi.. Sevdi yanıbaşındaki fındık ağacını, O garibe önce kokusunu iletti, nereden gelmişse, Sonra yapraklarını dokundurarak belli etti Komşuluk sevincini.. Bu hal içinde çok yazlar, baharlar geçti, Dost çocukla, dost ceviz Birlikte büyüdü, gelişti, Birbirine karıştı düşleri, dilekleri.. Ağırdı havası ceviz ağacının, Gölgesi koyuydu. Kokusu bayıltıcı, yeşili acı, Dalları güçlü, diri, Ulu ulu sallanırdı boşlukta geceleri.. Kendi üzerine kendisi gerilen bir kanattı sanki Onu kozken avuçlarında tutan çocuk gi...