Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mahkam Mahmud - Qardoshlikning kuch-qudrati (2023)

“Turkiy tsivilizatsiyaning yangi davri: umumiy taraqqiyot va farovonlik sari” shiori ostida o‘tgan yil Samarqand shahrida o‘tkazilgan sammit davomida, Turkiy davlatlar tashkiloti doirasida ta’sis etilgan Alisher Navoiy nomidagi xalqaro mukofotga turkiy dunyo birligiga, xalqlar o‘rtasida do‘stlik rishtalarini mustahkamlashga munosib hissa qo‘shgan Chingiz Aytmatov loyiq ko‘rilgan edi. O‘zbekiston Respub­likasi Prezidenti Shavkat Mirziyoyev­ning 2018 yil 2 aprelda “Buyuk adib va jamoat arbobi Chingiz Aytmatov tavalludining 90 yilligini keng nishonlash to‘g‘risida”gi qarori adib asarlarini o‘zbek kitobxonlariga yanada keng targ‘ib qilishga asos yaratgan. Bu yil nishonlanayotgan adib tavalludining 95 yilligi munosabati bilan taniqli adabiyotshunos olim Mahkam Mahmud Andijoniyni suhbatga chorladik. – Mahkam aka, suhbatimizni Chingiz Aytmatov asarlarining o‘zbek tilidagi tarjimalari mavzusida boshlasak. –Chingiz Aytmatov ijodi O‘zbekistonda hamisha adiblar va munaqqidlarning e’tiborida bo‘li...
En son yayınlar

Şiir Nedir?

Şiir Nedir? Zengin semboller, çağrışımlar, ritimli sözler ve seslerin ahenkli kullanımıyla ortaya çıkan edebî türe şiir denir. Şiir, günlük dilden farklıdır; imgesel ve çok anlamlı bir dile sahiptir. Şiirde Anlam ve Dil Şiir Dili: Günlük dile göre daha yoğun, çağrışım gücü yüksek, imgelerle yüklü özel bir dildir. Tema: Şiirde okuyucuya aktarılmak istenen ana duygudur. Örnek: aşk, özlem, kahramanlık, doğa, mutluluk, hüzün, yalnızlık, ölüm vb. Konu: Tema somut olay ya da durum üzerinden işlenir. Şiirde Ahenk Unsurları Şiirde ahenk; dize, kelime, hece ve seslerin düzenli kullanımından doğar. Ahenk unsurlarını şu şekilde sıralayabiliriz: 1) Ölçü a) Hece ölçüsü Milli ölçmz olan “hece ölçs” dizelerdeki hece sayılarının eşit olması esasına dayanmaktadır. Şiir okunurken bazı yerlerde duraklama olur. Ölç kalıpları içinde durulan bu yerlere durak denir. Trk şiirinde en çok “7, 8 ve 11’li” hece ölçs kullanılmıştır. Ben yürürüm yane yane Aşk boyadı beni kane Ne âkilem ne divâne Gel gör beni aşk ne...

Yunus Emre - Gel Gör beni 'Aşk Neyledi (404)

Gönlüm düşdi bir sevdâya Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Başumı virdüm gavgâya Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Ben yürürem yana yana ‘Işk boyadı beni kana Ne ‘âkilem ne dîvâne Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Ben yürürem ilden ile Dost soraram dilden dile  Gurbetde hâlüm kim bile Gel gör beni ‘ışk n'eyledi   Benzüm sarı gözlerüm yaş Bagrum pâre yüregüm baş Hâlüm bilen dertlü kardaş Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Gurbet ilinde yürürem Dostı düşümde görürem Uyanup Mecnûn oluram Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Gâh tozaram yirler gibi Gâh eserem yeller gibi Gâh çaglaram seller gibi Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Akar sulayın çaglaram Dertlü cigerüm taglaram Şeyhüm anuban aglaram Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Yâ elüm al kaldur beni Yâ asluna irdür beni Çok aglatdun güldür beni  Gel gör beni ‘ışk n'eyledi Ben Yûnus- bîçâreyem Başdan ayağa yareyem Dost ilinde âvâreyem Gel gör beni ‘ışk n'eyledi

Həcər Atakişiyeva - Zaur Ustac Yaradıcılığinda Ailə Və Ailə Dəyərlərinin Bədii Təsviri

Həcər Atakişiyeva “Yazarlar” jurnalının redaktoru və  Yaradıcılıq Komissiyasının sədri,  ədəbiyyatşünas-tənqidçi  Xülasə Azərbaycan ədəbiyyatında ailə anlayışı insanın mənəvi dünyasının, milli-mədəni kimliyinin və sosial münasibətlər sisteminin formalaşmasında mühüm rol oynayan əsas anlayışlardan biri kimi çıxış edir. Ailə yalnız qohumluq münasibətlərinin məcmusu deyil, həm də milli-mənəvi dəyərlərin nəsildən-nəslə ötürüldüyü, insanın xarakterinin və dünyagörüşünün formalaşdığı mənəvi mühitdir. Müasir Azərbaycan poeziyasında ailə və ailə dəyərləri müxtəlif poetik istiqamətlərdə öz bədii ifadəsini tapır. Zaur Ustac yaradıcılığında da ailə, doğmalıq, valideyn-övlad münasibətləri, ana sevgisi, mənəvi borc, sədaqət, qayğı və tərbiyə kimi anlayışlar bir-biri ilə əlaqəli şəkildə təqdim olunur. Şairin poetik dünyasında ailə fərdin mənəvi dayağı olmaqla yanaşı, milli-mənəvi dəyərlərin qorunub gələcək nəsillərə çatdırıldığı əsas məkan kimi səciyyələnir. Məqalədə Zaur Ustac yarad...

Yunus Emre: Aşk ile Biliş Canlara Ezel Ebed Olmayısar

'Işkıla biliş cânlara ezel, ebed olmayısar Gümrâh olup bu cihânda kimse bâkî kalmayısar Bir tona kan bulaşıcak yumayınca mısmıl olmaz Gönül pâsı yunmayınca namâz edâ olmayısar Gönül pâsın yudunısa kibr ü kîni kodunısa İkrâr bütün olmayınca erden nazar olmayısar Bu murdârı divşürenler bu su ile yunur sanur Erden himmet olmayınca 'ömür geçer yunmayısar Yûnus imdi sen Hakk'a ir dün ü gün gönlün Hakk'a vir Gönül gözi görmeyince bu baş gözi görmeyiser     Müstef'ilün / müstef'ilün / müstef'ilün / müstef'ilün  'ışk: Aşk.  biliş: Bilen, tanıyan, tanış olan.  görmeyiser: Görmez.  kalmayısar: Kalmaz.  gümrâh: Uzun, iri, büyük.  murdâr: Kirli, pis, dinî kurallara uygun kesilmemiş hayvan veya cinsel ilişkiden sonra yıkanmamış kimse, mundar (halk ağzı).  mısmıl: Murdar olmayan, temiz.  yu-: Yıka-, temizle-  olmayısar: Olmaz.  görmeyiser: Görmez.    

Abdurrahim Karakoç - Dosta Doğru

İçimde uzayan her yol Çıkar gider dosta doğru Menekşe, nergis, ıtır, gül Kokar gider dosta doğru Zamanım yoğrulur gamla Birleşir sabah akşamla Ilık kanım damla damla Akar gider dosta doğru Gel bende gör, sen gel beni Durduramaz engel beni Görmediğim bir el beni Çeker gider dosta doğru Beynim fırın, bağrım tandır Yanarım hayli zamandır Sevgim bir yavru ceylandır Çeker gider dosta doğru Ne saklarım ne gizlerim Yalnızca onu özlerim Tabutta bile gozlerim Bakar gider dosta doğru

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Turg'un Fayziyev - Zebunniso begim

Zahiriddin Muhammad Bobur podshohning pannevarasi Abu Zafar Muhiyiddin Muhammad Avrangzeb (taxtbezagi) Olamgirning qizi. Uning onasi Dilrasbonu Shohnavozxonning qizi bo’lib, Boburning Gulbadan begim ismli qiziga borib tutashadi. Zebunniso begim (1048 hijriy yil shavvol oyi) 1639 yil milodiy, fevral oyida Dehlida tug’ilgan. Uning otasi Avrangzeb (1618—1707) yoshligidanoq dindorligi bilan nom chiqargan edi. U riyokorlik bilan «umrimni ibodatda o’tkazmoq uchun Makkaga borib, bu dunyo ishlaridan qo’l yuvaman», deb yurar va oddiy xalqqa o’zini avliyo qilib ko’rsatardi. U otasi Shoh Jahon (shahzoda Xurram) qo’l ostidagi Dekan viloyatining hokimi edi. Ammo Shoh Jahonga qarshi bir necha marta isyonlar ko’taradi. Nihoyat, 1657 yilda, otasi Shoh Jahonning kasalligidan foydalanib, katta akasi Doro Shukuhni hokimiyatdan azl qilmoq uchun kichik akasi Shoh Shujo’ va ukasi Murod Baxshlar bilan ittifoq tuzadi. 1658 yilda akasi Doro Shukuhni  asirga olgach, otasi Shoh Jahonni ham taxtdan tushirib, ...

Ömer Lütfi Mete - Veda Sahneleri

Anam tatlı açmıyor artık İşi yok Aşı yok Ne su taşır Ne çamaşır Ne bulaşık, ne sökük, ne yırtık Gece gün Büsbütün Susması tunç Sözü korkunç Anamın secdesi gözle şimdi Namazı Niyazı Yüreğinde Yürek zinde Anamın teninde sır belirdi Ocakta Bucakta Casus gezer Anam kanser Anamın alnında akşam ter ter feyizden Anam bir gaybın sırdaşı Anamın dilcağızı da sessiz sessizden Benim anam sabır taşı Bir soğuk güneş renk alır uçuk benizden Sualdir anamın kaşı Sorar hala mutfaktan Hala evlat telaşı Alır karanlığı gökler hanemizden Hanemiz deryaya karşı Köpük köpük saflar yürür Karadeniz'den Bu bir tevekkül savaşı Bir gam eser şimdi yamaçlardan aşağı Yola düşer lambalar Yolların zar zar ağlayışı bu kırağı İz bırakır arabalar Çözülüp savrulur bacaların sac bağı Daha gür yanar sobalar Taşıyor her biri bir değişik merağı Efkar yüklenmiş babalar Çekerler haneden artık eli ayağı Uzak yakın akrabalar Anam pişirmemiş buzdur bu aşın yağı Kaşıkta donar çorbalar Göz bebeklerim genişler Durup durup Toz altın...

Rıfat Ilgaz - Bizim Kasabamız

Ortasındayız memleketin, Uzak değiliz Ankara'dan Yakınız yakın olmasına; Gelen olmaz, Halimizi gören olmaz. Asfaltmış yolları boydan boya, Lambalar yanarmış dizi dizi. Büyük laflar eden Büyük adamları varmış. Dayalı döşeli apartmanlarında Seçme insanlar yaşarmış, Yasarmış yaşamasına. Ama sokaklarında bizim kasabanın İdare lambası yanmaz, Göz gözü görmez, tozdan dumandan Oysa ki belediyemiz vardır Kavga dövüş seçtiğimiz Belediyesinde meclisimiz vardır, Vardır var olmasına. Kerpiçtir evlerimiz, Yatarız ahir sekisinde Bir yanımızda karımız, çocuğumuz Bir yanımızda çiftimiz, çubuğumuz Tezek yakarız odun yerine; Saç üstüne saman yakarız, Gaz yerine. Düğün olur, dernek olur, Kazım'ın gırnatasında aynı hava: "Ankara'nın taşına bak" ... Bir toprağımız vardır bize dost İki ağız buğday verir, Ama ne buğday Ambarlar almaz, gömeriz. Yıl olur tohumluk kalmaz elimizde, Tarla gider tapu gider. Uğraş didin altımızda hasır yok, Sen gel de işin ç...

Bahattin Karakoç - Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe

Sevgi olmasa, Üşürdüm kuyularda ey dost! Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça, Sevgidir çoğaltan soyumuzu; Sevgiliyi andıkça. Şiir olmasa, Olur muydum sanki şimdi ben? Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir. Ne zaman yakalasa beni içimden, Nadide çiçeklerden bir iksir. Umut olmasa, Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil? O umutlar ki her zaman bir kutlu asa, Yeşertir en çorak gönül topraklarını Çil çil! ... Düş olmasa, Tükenir miydi hiç penceresiz geceler? Can kendini vururdu yokuşa, Kilitli kapılar gibi Birbirine kilitlenirdi bilmeceler. Hülyâ olmasa, Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara? Şiir, düş, umut ve hülyâ Bir sevgi oylumu mor menekşe; Selâm kaleme, kâğıda. Sabır olmasa, Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini? Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa, Ezgilere karıştırıp kimyasını Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini? Hasat vaktidir şimdi, Şiirin en güzel sabahı, Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an, Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık; Dipdiri bir medeniyettir kan...

Mehmet Nalbant - Sermayesi Kul Hakkı

Sermayesi kul hakkı rengi yeşile çalar Yeter ki çıkar görsün çekinmez ayak yalar Takiyyede birinci abdestsiz namaz kılar Gör kimlerin hakkıyla plazalar dikmekte Tohumu zaten bozuk her gün haram ekmekte Canı çıkarsa ancak kötü huyunu tekler Sömürdükçe sömürür zil çalıyor etekler Kılıfına uydurur servete servet ekler Üstüne hiç bulunmaz sağlam dişi sökmekte Tohumu zaten bozuk hergün haram ekmekte Dini imanı para eşkiyadan da beter Menfaati var ise anında orda biter Uygun bedel bulursa haysiyeti de satar Sözde hayırsever ya yandaşlara dökmekte Tohumu zaten bozuk hergün haram ekmekte El atı elin kuşu içinde emeği yok Düzenini tutturmuş emrinde adamı çok Yalnız paraya açtır işkembesi dolu tok Helal nasip olmamış gözü haram ekmekte Tohumu zaten bozuk hergün haram ekmekte Alım ayında doğmuş vermek zulüm geliyor Bunlara mal verenler kuzu gibi meliyor Legal soygun ne ise yöntemini biliyor Umurunda mı mağdur o keyfine bakmakta Tohumu zaten bozuk her gün haram ekmekte Bu aşikar soyguna bir dur di...

Mikayıl Müşfiq - Sənin gülüşlərin

Qarşımda nazlanıb yenə gülürsən, Bilsən gülüşlərin nəyə bənzəyir? Mən desəm artıqdır, özün bilirsən, Lalə yarmağında şehə bənzəyir.