Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ahmet Selçuk İlkan - Zahmet Olmazsa

Bir eski dost gibi hatırla beni Bir selam ver yeter zahmet olmazsa Unutmuş olsan da eski günleri Adımı an yeter zahmet olmazsa... Uğrunda harcadım unutlarımı Ne yazık bilmedin duygularımı Yırtmadınsa eğer mektuplarımı Yeniden aç oku zahmet olmazsa Hala duruyorsa eski resimler Arada bir göz at zahmet olmazsa Anlardın kalbimi bir gelse dile Senin mirasındır çektiğim çile Sen beni ben gibi sevmesen bile Aşkımı bil yeter zahmet olmazsa....
En son yayınlar

Yunus Emre - Ey Beni Ayıplayan (26)

İy beni 'ayıblayan gel beni 'ışkdan kurtar Ger elünden gelmezse söyleme fâsid haber 'Âşıklarun ahvâli ma'şûk katında biter Sözün var ana söyle benüm elümde ne var Dost yüzinden nikâbı her kim giderdiyise Hicâb kalmadı ana ayruk ne hayr u ne şer Hîç kimesne kendüden hâlden hâle gelmed 'Âşıklarun cânına ma'şûka urur minkâr Kim ki 'ışk kadehinden bir zerre içdiyise Ana ne 'akl u ne us ne esrük ü ne humâr Tek ben degilem 'âşık ol ma'şûk nazarında 'Işk yolına cân fidî benüm gibi sâd-hezâr 'Âşıklarun hâlini 'âşık olanlar bilür 'Işk bir gizlü haznedür gizlü gerekdür esrâr Korkaram söylemege şerî'at edebinden Yohsa eydeydüm sana dahı ayruksı haber Kim vire bu dilile ol ma'şûkadan haber Meger ol kimseler kim cân içinde cânı var Yûnus ölürse ne gam 'ışk içinde kardaşlar 'Işk yolına uyagan ma'şûk burcında togar

Mansur Jumayev - Tosh haqida ertak

Usmon Azimga Ey böğzimni yoqqan aççiq böz, ey sen ruhi ravonim körki – gulxanlarda yongan turkiy söz, gulxanlarda yonmagan turkiy! Ey toşlarni sayratgan kalom, ey boşimni omon tutgan börk, ey sen… meni keçir, vassalom, keçir deyman, Hazrat Abutturk! Gunohkorman qoşingda butkul, gumrohmanu osiyman, tamom… keçir deyman, aybimdan ötgil, olma deyman faqat intiqom! Şu daştlarda kezdim ming yillar, şu oftobda ösdim, isindim, şu köksimga botdi sohillar, şu qirlarda yuksaldim, indim. Şu soylarga tökildi ohim, şu boğlarda pindiq otdi baxt, qahqahamdan ungan oğoçim, faryodimdan tökilgan daraxt… Men barini kuyladim jöşib, kuylarimdan daştlarim qondi, men kuylagan u dilbar qöşiq istilolar ötida yondi. Yondi bari jizğanak bölib, yondi bari kökka urib boş, kul şaklida topdilar ölim… vafo qildi menga faqat toş! Şu toş qoldi sendan esdalik – toş şaklida qotgan turkiy dil! Kim bevafo kelgan mençalik?! Kim mençalik noraso öğil?! Men bilmasman kuylarim naqşi runiymidi, oromiymidi, jilvalari, nuri, duraxş...

Zahirüddin Muhammed Babür - Rubâi (Her kim ki vefâ kılsa)

Her kim ki vefâ kılsa vefâ tapkusıdur Her kim ki cefâ kılsa cefâ tapkusıdur Yahşi kişi körmegey yamanlık hergiz Her kim ki yaman bolsa cezâ tapkusıdur

Fuzuli - Leyli vü Mecnun (Mesnevi)

Fuzûlî,  Destan-ı Leyli ve Mecnun 'u 1535-1536 yılları arasında yazmıştır. Bu Hazret-i İzzetden izhâr-ı hamd ile istimdâd-ı husûl-i metâlibdür ve Âsâr-ı şükr ile istid'â-yı setr-i Meâyibdür Elhamdü li-vâhib'il-mekârim,  Ve'ş-şükrü li-sahibi'l-merâhim Veh've'l-ezeliyyü fi'l-bidâye, Veh've'l-ebediyyü fi'n-nihâye Kad şâa bi-sun'ihi beyâneh, Mâ a'zamu fi'l-bakâi şâneh Sübhânallah zihî hudâvend, Bî-şibh u şerîk u misl u mânend Meşşâta-i nev arûs-i âlem, Gevher-keş-i silk-i nesl-i Âdem

Azmizâde Hâletî - Rubâi

Mahzun oluruz kaçan ki dilşâd olsak Vîran kaluruz eğer ki âbâd olsak Ol mürg-i cefâperest-i 'ışkız biz kim Dâme düşeriz kafesden âzâd olsak

Ârif Nihat Asya - Rubai (Sema)

Tâatten, ibâdetten eder cezbe, bizi… Rindâne rakslar, götürür Rabb'e bizi… Pervâne miyiz, şu'le miyiz, anlamadık: Biz Kâ'beyi devretmedeyiz, Kâ'be bizi.

Murat Çobanoğlu - Cumhuriyet Destanı

Vatanımın şenlik şölen dört yanı Dillerine cumhuriyet yazıldı Elli yaşın kutlu olsun nişanın Yıllarına cumhuriyet yazıldı Başkomutan verdi büyük bir komut Ecdadımdan gelen ulu yolu tut Doğdu güneş gibi bize bir umut Kollarına cumhuriyet yazıldı Kadın erkek bu vatanı koruduk Nice nice zaferlere yürüdük Yüksek dağlar gibi duman bürdük Yellerine cumhuriyet yazıldı Kabul oldu dilek dilek muratlar İstiklali nakışladı beratlar Zafer müjdeleyen küheylan atlar Nallarına cumhuriyet yazıldı Kınalı gelinler yetişkin kızlar Dedemin dilinde tarihi sözler Göründü hürriyet açıldı izler Yollarına cumhuriyet yazıldı Koç yiğitler yurdu tekmil buralar Vatan vatan diye yanar çıralar Coş verir ırmaklar kükrer dereler Sellerine cumhuriyet yazıldı On Dokuz Mayısla Yirmi Üç Nisan İlk ışığı aldı bunlardan vatan Ata'nın gençliğe verdiği ferman Ellerine cumhuriyet yazıldı Çobanoğlu elli yıla destanım Nice elli yılı görsün vatanım Ben sazımla vatanıma kurbanım Tellerine cumhuriyet yazıldı

Şair Eşref - Kıt'a (Vekillerin kabrine)

Vükelâ kabrine heykel dikelim şöyle yazıp Ki: "Bunun hâl-i hayâtında yeri münhal idi Sanmayın yevm-i vefâtında bilindi kadri Sağlığında yine bu böylece bir heykel idi".

Fuzuli - Murabba (Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin)

Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin Bezm edip halvet kılıp yüz lütf u ihsân ettiğin Ahd bünyadın mürüvvetdir mi virân ettiğin Hani ey zalim bizimle ahd u peymân ettiğin? Cürmümüz n'oldu ki bizden eyledin bizârlık Biz gâmın çektik, sen ettin özgeye gâmhârlık Sizde adet bu mudur, böyle olur mu yârlık Hani ey zalim, bizimle ahd u peymân ettiğin?

Aşık Reyhani - Akşam Olup Kuş Yuvaya Dönende

Akşam olup kuş yuvaya dönende Akar gözlerinden ey yaşı garibin Herkes sılasına hicret edende Ağarır kipriği kaşı garibin  Garip olan kişi gurbette yatar Tüyden döşek olsa yar bağrına batar Garip kuşlar da dertli dertli çığrışır öter Sızlar ciğerinin başı garibin  Anam yok ki gelip göz yaşın döke Bacım yok ki yaslı boynunu büke Kardaş yok ki mezarıma taş dike Bir çalıdır mezar taşı garibin

Orhan Seyfi Şirin - Fırtınam Var

Fırtınam var hiç dinmeyen Çerağım var hiç sönmeyen Pusulada bulunmayan Yöne doğru yürüyorum. Göklere yükseldim indim Yıldızlar nuruyla yundum Dostluğa sevgiye döndüm Kine karşı yürüyorum Koşma verdim ağıt aldım Ele kalem kağıt aldım Erenlerden öğüt aldım Cana doğru yürüyorum Kaldı artık bir tek dostum Gayrısına çoktan küstüm Dikenleri yol eyledim Güle doğru yürüyorum. Kendimi aramak için Sana doğru yürüyorum Kestirmeden varmak için Bana doğru yürüyorum. Fırat idim kahır oldum Sakarya'ydım zehir oldum Nildim Sarınehir oldum Çin'e doğru yürüyorum! Şafak oldum sökün ettim Yıldızlara akın ettim Yarınları yakın ettim Düne doğru yürüyorum. Yüzümü Bektaş'a döndüm Erenler deminde yundum Göklere yükseldim indim Cana doğru yürüyorum! Başladığım yere vardım Arpa boyu yolmuş gördüm Pılımı pırtımı derdim Sona doğru yürüyorum. Sona değil bu yürüyüş Sana doğru yürüyorum Kestirme yol bulmak için Bana doğru yürüyorum.

Yunus Emre - Aşk ile Biliş Canlara Ezel, Ebed Olmaz (24)

'Işkıla biliş cânlara ezel, ebed olmayısar Güm-râh olup bu cihânda kimse bâkî kalmayısar Bir tona kan bulaşıcak yumayınca mismil olmaz Gönül pâsı yunmayınca namâz edâ olmayısar Gönül pâsın yudunısa kibr ü kîni kodunısa İkrâr bütün olmayınca erden nazar olmayısar Bu murdârı divşürenler bu su ile yunur sanur Erden himmet olmayınca 'ömür geçer yunmayısar Yûnus imdi sen Hakk'a ir dün ü gün gönlün Hakk'a vir Gönül gözi görmeyince bu baş gözi görmeyiser     Müstef'ilün / müstef'ilün / müstef'ilün / müstef'ilün

Sherali Jo'rayev - Karvon ko'rdim

Karvon ko'rdim: tuyalari bo’zlab kelar, Nortuyada mening yorim izlab kelar.  Menga bergan va’dalari esdan chiqib, Ostonasi tillo yurtni ko’zlab kelar.  Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Karvon yo’li ketgunicha qizg’aldoqzor, Yig’lamagin, yig’lagandan dunyo bezor. O’ynab-o’ynab, kulib-kulib ketayvergin, G’amga o’zim xaridorman, o’zim bozor. Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Qorli tog’dan naridadir o’zga diyor, O’zga yurtda kelin bo’lib qolishing bor. O’zga yurtda o’z yurtingni eslab turgin, Menga emas, o’z yurtingga bo’l intizor. Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Men-chi, menga goh g’am to’lar, alam to’lar, Gohi shodlik, gohida g’am nolam to’lar. Bu dunyoki, meni ko’nglim yarim etding, Yarmi bilan kuylasam ham olam to’lar. Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Karvon ko’rdim: tuyalari bo’zlab bora...

Bahattin Karakoç - Akşam Olur

Akşam olur mesafeler daralır Yollar kilitlenir, sesler aydınlık Bir rüzgâr eser ki türküyle ıslık Dağlar geçit vermez yolcuya Burası Anadolu'dur Mektup yaz Gün doğar, gün batar balam Sen uzaksın Sen uzaksın, gönül ister Ağlar da avutulmaz Akşam olur dağlar göbeğime oturur, İp boğazıma... sesim çıkmaz Karanlıklar katleder kanım akmaz Derim, şimdi biri kapımı vurur Vurmaz Burası Anadolu'dur Sen uzaksın Sen uzaksın, gönül ister Ağlar da avutulmaz Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner Korkarım ürkütmekten Zayıfım, gidecek yeri bilmem Saçların, gözlerin davet eder Durulmaz Burası Anadolu'dur Zaman yorulur gönül yorulmaz Ama sen Sen uzaksın Sen uzaksın balam, gönül özler Beklerim, beklerim sabah olmaz.

Faruk Nafiz Çamlıbel - Rubai (Şefkat)

Âdem evladı boğarken baba bir kardeşini, Basıyor bağrına hemcinsini müşfik canavar. Beşerin zıddına, hayvan soyu insanlaşıyor, Yiğidin şefkati yok, lakin itin şefkati var..

Bulunuşundan Yayımlanışına Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Hikayesi

  Bugün tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde olan  Dîvânu Lugâti’t-Türk ’ün bulunuşu, yayımlanması ve çevirisi, ilgi çekici olaylar dizisidir. Eserin bulunuşu tamamen bir rastlantı sonucudur. Kitap dostu Ali Emiri’nin bilgisi, dikkati, kitap sevgisi ve çabaları olmasaydı eser bilgisiz ellerce belki de yok edilecek, dilimizin ve kültürümüzün en büyük hazinesinden mahrum kalacaktık.

1940 Sonrası Türk Şiiri

Garip Akımı 1938’de Atatürk’ün ölümü ve İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki yıllarda Türk edebiyatındaki destani ve devrimci hava coşkusunu kaybeder ve memleket şiirinin hızı kesilir. Bu ilk dönemdeki Osmanlı, İslâm tarihi ve din karşısındaki olumsuz tutumun doğurduğu boşluk duygusu ve yaklaşan büyük savaşın genç şairlerin ruhunda uyandırdığı karamsarlık da şiir ve edebiyatın değişmesinde önemli bir etkendir. Şiirin tekrara düşmesi ve bir bıkkınlık yaratması da bu değişmede önemli bir rol oynamıştır. Ankara Erkek Lisesi’nde birlikte okumuş olan Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday’ın 1941’de Garip adıyla yayımladığı ortak şiir kitabı işte böyle bir ortamda çıkar. Orhan Veli’nin yazdığı bir ön sözle edebiyat dünyasının karşısına çıkan bu şiirler, Türk şiirinde önemli bir değişmeye, önemli bir dönüm noktasına işaret eder. Aslında bu değişme Orhan Veli’nin 1937’den itibaren Varlık dergisinde yayımladığı şiirlerle, özellikle de 1938’de çıkan Kitabe-i ...

Nesimi - Tuyuğ

Işkın odına gönül pervânedür Tâkatüm yoh bilmezem pervâ nedür Fursat olınca gönül sen yanadur Âşıkun âyîni budur ya nedür

Shahriyor Shavkat - Begunoh

Men seni kechirdim, isming isingan Mehribon daraxtlar haqqi-hurmati. Men seni kechirdim, o‘sha tun singan, Sinmagan qadahlar haqqi-hurmati. Devona orziqish, Qish kabi choyshab, Bo‘lingan,  Ulangan,  Unutilgan gap…  Men seni kechirdim, tonggacha yig‘lab, Qizargan nigohlar haqqi-hurmati. Ko‘rnamak hislarning gardani og‘rir, Ulkan tun. Iztirob. Bo‘lmadi oxir… Men seni kechirdim, yengil-u og‘ir Ham shirin gunohlar haqqi-hurmati. Kechirdim.  Ko‘zingni ko‘zim tinglagan. Giloslar panglagan, Uzum zanglagan. Sen menga aytmagan, o‘zim anglagan Iqror-u izohlar haqqi-hurmati. Umidim cho‘kkanda qo‘lladi cholg‘u, Ohimda simillab yetildi og‘u. Men seni kechirdim,  “Cho‘li Irog‘”u, “Ushshog‘”-u,  “Segoh”lar haqqi-hurmati…. Men seni kechirdim, isming isingan Begunoh daraxtlar haqqi-hurmati… * * * Sadafday kunlarni yo‘lma-yo‘l sochib,  To o‘lim, gupurib menda oqarsan. Silasang, qoraysa oqargan sochim,  Silasang, qoraygan sochim oqarsa!  Yuragim – qip-qizil toz...

Baki - Gazel (Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ)

Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ Saçuñla bahs iderse başa çıkmaz müşg-i nâbâsâ Hevâñ içre ezel bir sadme urdı sarsar-ı âhum Döner dûlâb-ı çarh ol dem bu demdür âsiyâbâsâ Derûnuñ pür-ma’ârif hem-nişînüñ merd-i ‘ârif kıl Açılma ey yüzi gül şahs-ı nâ-dâna kitâbâsâ Kemânçe şekline girdüm elinde mutrib-i ‘aşkuñ Keş-â-keşden halâs olmaz dahı sînem rebâbâsâ Zer-efşân ol kef-i ihsân ile seyr eyle ‘âlemde Cihân-gerd ü cevân-merd-i cihân ol âfitâbâsâ Yüzüm üzre kadem basmaz cefâ vü cevrden geçmez Yolında kıldugumdan n’oldı ben cismüm türâbâsâ Tutarken câmı nâşî gelse tâc ü günbed altında Mey-i gül-rengi pinhân eyle ey sûfî habâbâsâ Hasûduñ dürd-i derdin çekme ey Bâkî bu bezm içre Nedîmüñ yâr-ı hoş-meşreb gerek câm-ı şarâbâsâ  ----------- Mefâ’îlün / mefâ’îlün / mefâ’îlün / mefâ’îlün

Eşrefoğlu Rumi - Aşıklar

Aşıklar iki cihanda nefs muradın almayalar Ağlayalar dün ü güni şad oluben gülmeyeler İlm ü amel terk ideler, dost ile ahd berk ideler Yüz tutub dosta gideler aldanup da kalmayalar Sekiz uçmak bezeklerin huri gılman ü köşklerin Arz ideler aşıklara hergiz nazar kılmayalar Aşıkların maşuk ile candan öte esrarını Şol sır içinde sırrını feriştehler bilmeyeler Aşıklar dost didarını kanda baksalar göreler Musa gibi münacata Tur'u tayin etmeyeler Tur ne hacet aşıklara çün her yerde maşuk bile Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar Vahdet sırrına erenler ol dost ile dost olanlar Ol denizde gark olanlar ad ü sana gelmeyeler Eşrefoğlu Rumi sen de aşk içinde mahvola gör Ta ki sende senliğinden zerre gübar bulmayalar

Faruk Nafiz Çamlıbel - Han Duvarları

-Osmanzade Hamdi Bey'e-     Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,     Bir dakika araba yerinde durakladı.     Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,         Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...         Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,         Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.         İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!         Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,         Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...         Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,         Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,         Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...    

Mohira Eshpo‘Latova - Qizil tufli

Madina shkaf ustidagi gipsdan yasalgan, chiroyli farishtaga o‘xshatib ishlangan haykalchaga uzoq tikilib yotdi. Umuman, uni har kuni ko‘radi. Ertalab uyqudan uyg‘onsa, birinchi unga ko‘zi tushadi. Onasining aytishicha, uni ichi to‘la eski tangalar emish, og‘irligidan u tengi bolalar ko‘tarolmasmish. O‘sha kundan beri bu alomat haykalchaga yanada qiziqishi ortdi. Ammo unga bo‘yi yetmaydi. Onasi esa birovning narsasiga so‘roqsiz teginish odobdan emas deb o‘rgatgan. Bu haykalcha uniki emas. Demak, tomosha qilish bor, qo‘l tekkizish yo‘q. Qaniydi taqiqlar shu ishni qilish jur’atini yenggani kabi qiziqishni ham yengolsa. “Birovniki baribir birovnikida”,-deb o‘yladi u. Qizcha har kuni ertalab bu haykalchaga tikilib yotadi. Bu qachondan beri davom etyapti bilmaydi. Onasi bilan bobosinikiga mehmonga kelganiga ancha bo‘ldi. Ko‘p qorlar yog‘di, o‘rtoqlari bilan ariqda cho‘milgan ko‘p yozlar o‘tdi. Shu yil kuzda esa buvasi aytganday “katta qiz” bo‘lib maktabga chiqadigan. Maktab haqida o‘ylasa, u...

Ziya Osman Saba - Baharı Beklerken Yazılmış Şiir

O günü görmek için sade bekleyeceğiz, Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları. Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz, Bir sabah dökülecek baharların baharı. Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır, Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun, Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır, Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun. Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle, Bir melek ordan bize uzatacak elini. -Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle. Ümitlerin en güzelini!..

Şeyh Galib - Tahmîs-i Gazel-i Nefîs-i Cenâb-ı Hayâlî Şâir-i Meşhûr-i Sâhib-i Dîvân

(Divan Sahibi Ünlü Şâir Hayâlî'nin Gazelini Tahmis) Nefehnâ nefhasın gûş etmeyenler nâyi bilmezler Miyân-ı cân u cânânda huy-ı hâyı bilmezler Nefes-nâ-âşinâlar gevher-i manâyı bilmezler Cihân-âra cihân içindedir ârâyı bilmezler Şû mâhiler ki derya içredir deryâyı bilmezler Safâ sarhoşlarına gam şarâbın anma ey zâhid Özün saymazlara mahşer hisâbın anmâ ey zâhid Hudâ sâillerine çok cevâbın anmâ ey zâhid Harâbât ehline dûzah azâbın anmâ ey zâhid Ki bunlar ibn-i vakt olmuş gam-ı ferdâyı bilmezler Görürler şems-i aşkın pertev-i nûrun uyanıklar Meh ü mihri kızıl bir pula saymaz bâgrı yanıklar Aceb rassâd-ı hikmet çâh-ı fikretde ne sayıklar Hafak-gûn kân içinde dâIını seyr eyler âşıklar Güneşden zerre görmezler felekden ayı bilmezler Çerâgın rûşen etmiş nûr-ı vahdetden yakıp bunlar Kararmazlar cihan zulmâtına aslâ bakıp bunlar Ererler ka’r-ı bahra mevc-i seyl-âsâ akıp bunlar Hamîde kadlerine rişte-i eşki takıp bunlar Atârlar tîr-i maksûdı nedendir yâyı bilmezler Tecerrüd nâmînâ varmış dil...

Anvar Suyunov - Cho'l tasviri

Sahroning qo‘ynidan ketdi chang, to‘zon. Shamollar ham tindi izsiz, bedarak. Yulg‘unlar ortiga inganday bo‘ron, Qushlar charx urmoqda samoda yuksak. Kengliklarda suzar muattar havo, Dilgir xayol misol sahroyi o‘lan. Chanqovuz puflaydi kayvoni momo, Ketgan lahzalarning hasrati bilan. Nizom torlarini chertmoqda shamol, Qumliklar bag‘ridan kelmoqda chorlov. Nimjo‘sh nurlarini qayraydi hilol, Cho‘pon yuragiga qalay,- deb olov. …Hali tong otadi ko‘rinar oftob, Olislarga ketar tanbal bulutlar. Soyaki davronlar chekinar shu tob, Chekinar maydondan sohibsukutlar. Yillar o‘taverar sarkash va shoyon, Sarobiy davronlar emas mangulik. Diltang lahzalarni do‘stu qadrdon! Sahroyi shamolga qiyos etgulik.

KONULAR
Etiketler yükleniyor...