Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Fuzuli - Murabba (Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin)

Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin Bezm edip halvet kılıp yüz lütf u ihsân ettiğin Ahd bünyadın mürüvvetdir mi virân ettiğin Hani ey zalim bizimle ahd u peymân ettiğin? Cürmümüz n'oldu ki bizden eyledin bizârlık Biz gâmın çektik, sen ettin özgeye gâmhârlık Sizde adet bu mudur, böyle olur mu yârlık Hani ey zalim, bizimle ahd u peymân ettiğin?
En son yayınlar

Aşık Reyhani - Akşam Olup Kuş Yuvaya Dönende

Akşam olup kuş yuvaya dönende Akar gözlerinden ey yaşı garibin Herkes sılasına hicret edende Ağarır kipriği kaşı garibin  Garip olan kişi gurbette yatar Tüyden döşek olsa yar bağrına batar Garip kuşlar da dertli dertli çığrışır öter Sızlar ciğerinin başı garibin  Anam yok ki gelip göz yaşın döke Bacım yok ki yaslı boynunu büke Kardaş yok ki mezarıma taş dike Bir çalıdır mezar taşı garibin

Orhan Seyfi Şirin - Fırtınam Var

Fırtınam var hiç dinmeyen Çerağım var hiç sönmeyen Pusulada bulunmayan Yöne doğru yürüyorum. Göklere yükseldim indim Yıldızlar nuruyla yundum Dostluğa sevgiye döndüm Kine karşı yürüyorum Koşma verdim ağıt aldım Ele kalem kağıt aldım Erenlerden öğüt aldım Cana doğru yürüyorum Kaldı artık bir tek dostum Gayrısına çoktan küstüm Dikenleri yol eyledim Güle doğru yürüyorum. Kendimi aramak için Sana doğru yürüyorum Kestirmeden varmak için Bana doğru yürüyorum. Fırat idim kahır oldum Sakarya'ydım zehir oldum Nildim Sarınehir oldum Çin'e doğru yürüyorum! Şafak oldum sökün ettim Yıldızlara akın ettim Yarınları yakın ettim Düne doğru yürüyorum. Yüzümü Bektaş'a döndüm Erenler deminde yundum Göklere yükseldim indim Cana doğru yürüyorum! Başladığım yere vardım Arpa boyu yolmuş gördüm Pılımı pırtımı derdim Sona doğru yürüyorum. Sona değil bu yürüyüş Sana doğru yürüyorum Kestirme yol bulmak için Bana doğru yürüyorum.

Yunus Emre - Aşk ile Biliş Canlara Ezel, Ebed Olmaz (24)

'Işkıla biliş cânlara ezel, ebed olmayısar Güm-râh olup bu cihânda kimse bâkî kalmayısar Bir tona kan bulaşıcak yumayınca mismil olmaz Gönül pâsı yunmayınca namâz edâ olmayısar Gönül pâsın yudunısa kibr ü kîni kodunısa İkrâr bütün olmayınca erden nazar olmayısar Bu murdârı divşürenler bu su ile yunur sanur Erden himmet olmayınca 'ömür geçer yunmayısar Yûnus imdi sen Hakk'a ir dün ü gün gönlün Hakk'a vir Gönül gözi görmeyince bu baş gözi görmeyiser     Müstef'ilün / müstef'ilün / müstef'ilün / müstef'ilün

Sherali Jo'rayev - Karvon ko'rdim

Karvon ko'rdim: tuyalari bo’zlab kelar, Nortuyada mening yorim izlab kelar.  Menga bergan va’dalari esdan chiqib, Ostonasi tillo yurtni ko’zlab kelar.  Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Karvon yo’li ketgunicha qizg’aldoqzor, Yig’lamagin, yig’lagandan dunyo bezor. O’ynab-o’ynab, kulib-kulib ketayvergin, G’amga o’zim xaridorman, o’zim bozor. Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Qorli tog’dan naridadir o’zga diyor, O’zga yurtda kelin bo’lib qolishing bor. O’zga yurtda o’z yurtingni eslab turgin, Menga emas, o’z yurtingga bo’l intizor. Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Men-chi, menga goh g’am to’lar, alam to’lar, Gohi shodlik, gohida g’am nolam to’lar. Bu dunyoki, meni ko’nglim yarim etding, Yarmi bilan kuylasam ham olam to’lar. Peshonangga yozganidan ayrilma, yor, Jonim chiqar, qo’shiq aytsam qayrilma, yor. Karvon ko’rdim: tuyalari bo’zlab bora...

Bahattin Karakoç - Akşam Olur

Akşam olur mesafeler daralır Yollar kilitlenir, sesler aydınlık Bir rüzgâr eser ki türküyle ıslık Dağlar geçit vermez yolcuya Burası Anadolu'dur Mektup yaz Gün doğar, gün batar balam Sen uzaksın Sen uzaksın, gönül ister Ağlar da avutulmaz Akşam olur dağlar göbeğime oturur, İp boğazıma... sesim çıkmaz Karanlıklar katleder kanım akmaz Derim, şimdi biri kapımı vurur Vurmaz Burası Anadolu'dur Sen uzaksın Sen uzaksın, gönül ister Ağlar da avutulmaz Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner Korkarım ürkütmekten Zayıfım, gidecek yeri bilmem Saçların, gözlerin davet eder Durulmaz Burası Anadolu'dur Zaman yorulur gönül yorulmaz Ama sen Sen uzaksın Sen uzaksın balam, gönül özler Beklerim, beklerim sabah olmaz.

Faruk Nafiz Çamlıbel - Rubai (Şefkat)

Âdem evladı boğarken baba bir kardeşini, Basıyor bağrına hemcinsini müşfik canavar. Beşerin zıddına, hayvan soyu insanlaşıyor, Yiğidin şefkati yok, lakin itin şefkati var..

Bulunuşundan Yayımlanışına Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Hikayesi

  Bugün tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde olan  Dîvânu Lugâti’t-Türk ’ün bulunuşu, yayımlanması ve çevirisi, ilgi çekici olaylar dizisidir. Eserin bulunuşu tamamen bir rastlantı sonucudur. Kitap dostu Ali Emiri’nin bilgisi, dikkati, kitap sevgisi ve çabaları olmasaydı eser bilgisiz ellerce belki de yok edilecek, dilimizin ve kültürümüzün en büyük hazinesinden mahrum kalacaktık.

1940 Sonrası Türk Şiiri

Garip Akımı 1938’de Atatürk’ün ölümü ve İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki yıllarda Türk edebiyatındaki destani ve devrimci hava coşkusunu kaybeder ve memleket şiirinin hızı kesilir. Bu ilk dönemdeki Osmanlı, İslâm tarihi ve din karşısındaki olumsuz tutumun doğurduğu boşluk duygusu ve yaklaşan büyük savaşın genç şairlerin ruhunda uyandırdığı karamsarlık da şiir ve edebiyatın değişmesinde önemli bir etkendir. Şiirin tekrara düşmesi ve bir bıkkınlık yaratması da bu değişmede önemli bir rol oynamıştır. Ankara Erkek Lisesi’nde birlikte okumuş olan Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday’ın 1941’de Garip adıyla yayımladığı ortak şiir kitabı işte böyle bir ortamda çıkar. Orhan Veli’nin yazdığı bir ön sözle edebiyat dünyasının karşısına çıkan bu şiirler, Türk şiirinde önemli bir değişmeye, önemli bir dönüm noktasına işaret eder. Aslında bu değişme Orhan Veli’nin 1937’den itibaren Varlık dergisinde yayımladığı şiirlerle, özellikle de 1938’de çıkan Kitabe-i ...

Nesimi - Tuyuğ

Işkın odına gönül pervânedür Tâkatüm yoh bilmezem pervâ nedür Fursat olınca gönül sen yanadur Âşıkun âyîni budur ya nedür

Shahriyor Shavkat - Begunoh

Men seni kechirdim, isming isingan Mehribon daraxtlar haqqi-hurmati. Men seni kechirdim, o‘sha tun singan, Sinmagan qadahlar haqqi-hurmati. Devona orziqish, Qish kabi choyshab, Bo‘lingan,  Ulangan,  Unutilgan gap…  Men seni kechirdim, tonggacha yig‘lab, Qizargan nigohlar haqqi-hurmati. Ko‘rnamak hislarning gardani og‘rir, Ulkan tun. Iztirob. Bo‘lmadi oxir… Men seni kechirdim, yengil-u og‘ir Ham shirin gunohlar haqqi-hurmati. Kechirdim.  Ko‘zingni ko‘zim tinglagan. Giloslar panglagan, Uzum zanglagan. Sen menga aytmagan, o‘zim anglagan Iqror-u izohlar haqqi-hurmati. Umidim cho‘kkanda qo‘lladi cholg‘u, Ohimda simillab yetildi og‘u. Men seni kechirdim,  “Cho‘li Irog‘”u, “Ushshog‘”-u,  “Segoh”lar haqqi-hurmati…. Men seni kechirdim, isming isingan Begunoh daraxtlar haqqi-hurmati… * * * Sadafday kunlarni yo‘lma-yo‘l sochib,  To o‘lim, gupurib menda oqarsan. Silasang, qoraysa oqargan sochim,  Silasang, qoraygan sochim oqarsa!  Yuragim – qip-qizil toz...

Baki - Gazel (Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ)

Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ Saçuñla bahs iderse başa çıkmaz müşg-i nâbâsâ Hevâñ içre ezel bir sadme urdı sarsar-ı âhum Döner dûlâb-ı çarh ol dem bu demdür âsiyâbâsâ Derûnuñ pür-ma’ârif hem-nişînüñ merd-i ‘ârif kıl Açılma ey yüzi gül şahs-ı nâ-dâna kitâbâsâ Kemânçe şekline girdüm elinde mutrib-i ‘aşkuñ Keş-â-keşden halâs olmaz dahı sînem rebâbâsâ Zer-efşân ol kef-i ihsân ile seyr eyle ‘âlemde Cihân-gerd ü cevân-merd-i cihân ol âfitâbâsâ Yüzüm üzre kadem basmaz cefâ vü cevrden geçmez Yolında kıldugumdan n’oldı ben cismüm türâbâsâ Tutarken câmı nâşî gelse tâc ü günbed altında Mey-i gül-rengi pinhân eyle ey sûfî habâbâsâ Hasûduñ dürd-i derdin çekme ey Bâkî bu bezm içre Nedîmüñ yâr-ı hoş-meşreb gerek câm-ı şarâbâsâ  ----------- Mefâ’îlün / mefâ’îlün / mefâ’îlün / mefâ’îlün

Eşrefoğlu Rumi - Aşıklar

Aşıklar iki cihanda nefs muradın almayalar Ağlayalar dün ü güni şad oluben gülmeyeler İlm ü amel terk ideler, dost ile ahd berk ideler Yüz tutub dosta gideler aldanup da kalmayalar Sekiz uçmak bezeklerin huri gılman ü köşklerin Arz ideler aşıklara hergiz nazar kılmayalar Aşıkların maşuk ile candan öte esrarını Şol sır içinde sırrını feriştehler bilmeyeler Aşıklar dost didarını kanda baksalar göreler Musa gibi münacata Tur'u tayin etmeyeler Tur ne hacet aşıklara çün her yerde maşuk bile Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar Vahdet sırrına erenler ol dost ile dost olanlar Ol denizde gark olanlar ad ü sana gelmeyeler Eşrefoğlu Rumi sen de aşk içinde mahvola gör Ta ki sende senliğinden zerre gübar bulmayalar

Faruk Nafiz Çamlıbel - Han Duvarları

-Osmanzade Hamdi Bey'e-     Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,     Bir dakika araba yerinde durakladı.     Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,         Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...         Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,         Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.         İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!         Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,         Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...         Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,         Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,         Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...    

Mohira Eshpo‘Latova - Qizil tufli

Madina shkaf ustidagi gipsdan yasalgan, chiroyli farishtaga o‘xshatib ishlangan haykalchaga uzoq tikilib yotdi. Umuman, uni har kuni ko‘radi. Ertalab uyqudan uyg‘onsa, birinchi unga ko‘zi tushadi. Onasining aytishicha, uni ichi to‘la eski tangalar emish, og‘irligidan u tengi bolalar ko‘tarolmasmish. O‘sha kundan beri bu alomat haykalchaga yanada qiziqishi ortdi. Ammo unga bo‘yi yetmaydi. Onasi esa birovning narsasiga so‘roqsiz teginish odobdan emas deb o‘rgatgan. Bu haykalcha uniki emas. Demak, tomosha qilish bor, qo‘l tekkizish yo‘q. Qaniydi taqiqlar shu ishni qilish jur’atini yenggani kabi qiziqishni ham yengolsa. “Birovniki baribir birovnikida”,-deb o‘yladi u. Qizcha har kuni ertalab bu haykalchaga tikilib yotadi. Bu qachondan beri davom etyapti bilmaydi. Onasi bilan bobosinikiga mehmonga kelganiga ancha bo‘ldi. Ko‘p qorlar yog‘di, o‘rtoqlari bilan ariqda cho‘milgan ko‘p yozlar o‘tdi. Shu yil kuzda esa buvasi aytganday “katta qiz” bo‘lib maktabga chiqadigan. Maktab haqida o‘ylasa, u...

Ziya Osman Saba - Baharı Beklerken Yazılmış Şiir

O günü görmek için sade bekleyeceğiz, Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları. Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz, Bir sabah dökülecek baharların baharı. Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır, Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun, Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır, Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun. Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle, Bir melek ordan bize uzatacak elini. -Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle. Ümitlerin en güzelini!..

Şeyh Galib - Tahmîs-i Gazel-i Nefîs-i Cenâb-ı Hayâlî Şâir-i Meşhûr-i Sâhib-i Dîvân

(Divan Sahibi Ünlü Şâir Hayâlî'nin Gazelini Tahmis) Nefehnâ nefhasın gûş etmeyenler nâyi bilmezler Miyân-ı cân u cânânda huy-ı hâyı bilmezler Nefes-nâ-âşinâlar gevher-i manâyı bilmezler Cihân-âra cihân içindedir ârâyı bilmezler Şû mâhiler ki derya içredir deryâyı bilmezler Safâ sarhoşlarına gam şarâbın anma ey zâhid Özün saymazlara mahşer hisâbın anmâ ey zâhid Hudâ sâillerine çok cevâbın anmâ ey zâhid Harâbât ehline dûzah azâbın anmâ ey zâhid Ki bunlar ibn-i vakt olmuş gam-ı ferdâyı bilmezler Görürler şems-i aşkın pertev-i nûrun uyanıklar Meh ü mihri kızıl bir pula saymaz bâgrı yanıklar Aceb rassâd-ı hikmet çâh-ı fikretde ne sayıklar Hafak-gûn kân içinde dâIını seyr eyler âşıklar Güneşden zerre görmezler felekden ayı bilmezler Çerâgın rûşen etmiş nûr-ı vahdetden yakıp bunlar Kararmazlar cihan zulmâtına aslâ bakıp bunlar Ererler ka’r-ı bahra mevc-i seyl-âsâ akıp bunlar Hamîde kadlerine rişte-i eşki takıp bunlar Atârlar tîr-i maksûdı nedendir yâyı bilmezler Tecerrüd nâmînâ varmış dil...

Anvar Suyunov - Cho'l tasviri

Sahroning qo‘ynidan ketdi chang, to‘zon. Shamollar ham tindi izsiz, bedarak. Yulg‘unlar ortiga inganday bo‘ron, Qushlar charx urmoqda samoda yuksak. Kengliklarda suzar muattar havo, Dilgir xayol misol sahroyi o‘lan. Chanqovuz puflaydi kayvoni momo, Ketgan lahzalarning hasrati bilan. Nizom torlarini chertmoqda shamol, Qumliklar bag‘ridan kelmoqda chorlov. Nimjo‘sh nurlarini qayraydi hilol, Cho‘pon yuragiga qalay,- deb olov. …Hali tong otadi ko‘rinar oftob, Olislarga ketar tanbal bulutlar. Soyaki davronlar chekinar shu tob, Chekinar maydondan sohibsukutlar. Yillar o‘taverar sarkash va shoyon, Sarobiy davronlar emas mangulik. Diltang lahzalarni do‘stu qadrdon! Sahroyi shamolga qiyos etgulik.

Şeyh Galib - Kaside (Der-medh-i evsâf-ı şerîfe-i gavvâs-ı bahr-i manevi cenâb-ı şârih-i Mesnevi İsmail Ankaravi kuddise sırruhu)

Merhâbâ ey muktedâ-yı âşıkan-ı Mevlevî Heyh Csmâil-i şârih kâhramân-ı manevî Meşrebîndir çeşme-i irfân feyzin mâksimi Kalb-i pâkin vâris-i mîrâs-ı genc-i Mesnevî   Mâhzar-ı Hızr-ı hayât oldur gel istersen delîl Olduğudur tekye-i İskenderîde münzevî Mahber-i faslından etsin bâde-i tahkîki nûş Zanneden efsâne-i câm-ı bî-nefâd-ı Hüsrevî Der gören mecmuâ-i esrârını budur hemân “Tâmmetül-Kübrâ” da cem olan kibâr-ı kübrevî Mesnevînin yek-be-yek şerh eyleyen ebyâtını Arş-ı alâsında olmuş çarh-ı aşkın müstevî Ayrı düşmez zerresi metnin sevâd-ı şerhine Sâye salmış guyiyâ ol âftâbın pertevi    Süllem-i ebyâtı tatbîk eyleyip ayâta hep Her sözü olmuş delîl-i tâm u burhân-ı kavî Himmetin Hızr eyleyip ey rehnümâ-yı sâlikan Koymâ bî-kes Gâlib-i gümgeşte-râh-ı keçrevi 

Bəxtiyar Vahabzadə – Gülüstan poeması

Azərbaycanın birliyi və  istiqlaliyyəti uğrunda  çarpışan Səttar xan,  Şeyx Məhəmməd Xiyabani və  Pişəvərinin əziz xatirəsinə  İpək yaylığıyla o, asta-asta Silib eynəyini gözünə taxdı. əyilib yavaşca masanın üstə Bir möhürə baxdı, bir qola baxdı.

Said Ahmad - Tog‘ay Murodning qo‘shiqlari

Kechagina yosh yozuvchi, boshlovchi yozuvchi, deb yurgan qalamkashlarimiz endilikda nasrimizning yetakchi ijodkorlari bo‘lib qoldilar. Tog‘ay Murod ana shu ijodkor avlodning talantli vakilidir. Tog‘ay Murod adabiyotga tutab emas, yonib kirdi. Tog‘ay Murod qissalari sof milliy o‘zbek qissalari. Tog‘ay Murod qissalarida tasvirlangan odamlarga boshqa xalq libosini kiydirsangiz ham o‘zbekligi bilinib turadi. Ularning xulq-atvori ham boshqa xalqqa aslo o‘xshamaydi. Shu vaqtgacha qiyofasi noaniq, bir-biridan farq qilmaydigan, shapka kiydirsang rus, qorako‘l papax kiydirsang ozarbayjon, telpak kiydirsang qozoq, yoqasiga kashta tikilgan ko‘ylak kiydirsang ukrain bo‘lib ketaveradigan taxminiy odamlar qissalarimizning asosiy qahramonlari bo‘lib keldi. Bu o‘z xalqining milliy urf-odatlarini, his-tuyg‘ularini bilmaslikdan bo‘ldi, so‘qirko‘ngillik, so‘qirko‘zlikdan bo‘ldi. Biz Abdulla Qodiriyni salkam yetmish yildirki, boshimizga ko‘tarib kelamiz. Bunga sabab, Qodiriy milliy qahramonlar yaratdi. Ot...

Elif Yavaş - Bir Mola

     Dumanı tüten bir evin huzuru oldu satırlarım. Ihlamur kokulu köy bahçelerinin o taze ev yapımı olan salça kokulu mutfaklarında, kızarmış ekmek misali alevleniverdi harflerim. Nar kırmızı pişen hindi, portakallı ördek, tavşankanı çay, köpüklü kahve derken her şey tam kıvamında damak tadını aradı ustalıkla. Açken kaleme alınan satırlar sabırla oruç tuttu, kendisini aç insanın yerine koyup empati yaptı mürekkep, kan kırmızı akana dek. Yeryüzü sayfa oldu, deniz mürekkep. Ağaçlar kurşun kalem oldu, tavus kuşu tüyleri de bir kalemlik dolusu tüy kalemden ibaret.

Arif Nihat Asya - Rubai (Neyzen Tevfik - 3)

Bir kuştun: geçti her gecen bir dalda;  Şöhret de küçüklüktü seninçin, mal da…  Ömrünce – fakat – oydu hazinen: şimdi,  Ey yolcu, neyin Konya’da, sen Kartal’da!

Dertli - Sâkiyâ (Ey sâkî)!

Sakiyâ camında nedir bu esrar Kıldı bir katresi mestane beni Şarab-ı la'linde ne keyfiyet var Söyletir efsane efsane beni. Ref' et nikâbını ey vech-i enver Zulmette gönlümüz olsun münevver Şarab-ı la'linin lezzeti dilber Gezdirir meyhane meyhane beni. Aşıkın çok bela gelir başına Tahammül gerektir âdû taşına Şem -i ruhsarına aşk ateşine Yanmada seyretsin pervane beni. Bakmazlar Dertli'ye algındır deyu Hakikat bahrine dalgındır deyu Bir saçı Leyla 'ya mecnundur deyu Yazdılar deftere divane beni.

Нуриза Өмүрбаева - Сүтак уңу

Сүт ак деп, сүттүн өңүн ажыратып, Тынымсыз сайрап бир куш безеленет. Калп айтып түбөлүктүү жубайына, Кайгысын ырга айлантып алган дешет. Сүт ак деп чын билгенин айтса дагы, Жубайы кайрылбастан кеткен экен. Чындыкка ишене албай соңку кийин, Белгисиз алыс жакка безген экен. Сүтактын муңун тыңшап аяп кетем, Сезимим ушунчалык жаралуубу? Күйүттөн кушка айланып учуп кеткен, Сүйүүсү жаш келиндин аялуубу?..

Yetik Ozan - Bağlama

Her sevgi bir düğüm atmış koluna Dokundukça inler, yarası vardır. Irak gönüllerin uçurumuna Ezgiden bir köprü kurası vardır. Aslı saçlarını yönüne sermiş, Altı tel koparıp göğsüne germiş, Kerem, yarasından bir kabuk vermiş, Sızlaya sızlaya vurası vardır. Aşık sofrasında bir ayak olur, Şenlik bırakanda Sümmânî alır. Humarı kan ile karışıp kalır Atadan toruna süresi vardır. Veysel ile yumup iki gözünü Görür gerçeklerin gizli yüzünü, Emrah ile gamda tartar özünü; Ağır yükü, hafif darası vardır. Ak kuşlukta abdal öğütlemesi, Kara günde kardaş ağıtlaması, Kızıl tanda Avşar yiğitlemesi: Nefesi, nidası, narası vardır. Bozok yaylasında çamlarca uzun Bir tütün kesilir çektiği hüzün Nice ki, orda bir sürmeli gözün Gönlüne yansımış karası vardır. Şeker dağı acı sözden bıkanda Etekleri misket misket kokanda, Ardıçtan kovalar inip çıkanda Her kuyu başında sırası vardır. Söğüt çarşısında günle erenler Zile düzlerinde burçak derenler Ankara'da dama bulgur serenler Dostudur, hal hatır sorası vardı...

KONULAR
Etiketler yükleniyor...