Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Нуриза Өмүрбаева - Сүтак уңу

Сүт ак деп, сүттүн өңүн ажыратып, Тынымсыз сайрап бир куш безеленет. Калп айтып түбөлүктүү жубайына, Кайгысын ырга айлантып алган дешет. Сүт ак деп чын билгенин айтса дагы, Жубайы кайрылбастан кеткен экен. Чындыкка ишене албай соңку кийин, Белгисиз алыс жакка безген экен. Сүтактын муңун тыңшап аяп кетем, Сезимим ушунчалык жаралуубу? Күйүттөн кушка айланып учуп кеткен, Сүйүүсү жаш келиндин аялуубу?..
En son yayınlar

Yetik Ozan - Bağlama

Her sevgi bir düğüm atmış koluna Dokundukça inler, yarası vardır. Irak gönüllerin uçurumuna Ezgiden bir köprü kurası vardır. Aslı saçlarını yönüne sermiş, Altı tel koparıp göğsüne germiş, Kerem, yarasından bir kabuk vermiş, Sızlaya sızlaya vurası vardır. Aşık sofrasında bir ayak olur, Şenlik bırakanda Sümmânî alır. Humarı kan ile karışıp kalır Atadan toruna süresi vardır. Veysel ile yumup iki gözünü Görür gerçeklerin gizli yüzünü, Emrah ile gamda tartar özünü; Ağır yükü, hafif darası vardır. Ak kuşlukta abdal öğütlemesi, Kara günde kardaş ağıtlaması, Kızıl tanda Avşar yiğitlemesi: Nefesi, nidası, narası vardır. Bozok yaylasında çamlarca uzun Bir tütün kesilir çektiği hüzün Nice ki, orda bir sürmeli gözün Gönlüne yansımış karası vardır. Şeker dağı acı sözden bıkanda Etekleri misket misket kokanda, Ardıçtan kovalar inip çıkanda Her kuyu başında sırası vardır. Söğüt çarşısında günle erenler Zile düzlerinde burçak derenler Ankara'da dama bulgur serenler Dostudur, hal hatır sorası vardı...

Tarık Buğra - Küçük Ağa (Roman Özeti)

Küçük Ağa ,  Tarık Buğra ‘nın 1964 yılında yayınlanan romanıdır. Kurtuluş mücadelemizin  Akşehir'de yaşanan bölümünü konu edinir. Zamanla cepheye ve Ankara'ya dair hususlara da girilir. KONUSU: Birinci Dünya Savaşı (1914) ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü, heybetini kaybetmeye başlamış, isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür. Romanda, bir Anadolu kasabası olan Konya ilinin bir ilçesi olan Akşehir’den yola çıkılarak, bütün zor koşullar altında millî kurtuluş mücadesi veren Kuva-yı Milliye konu edilmiştir. Olaylar Anadolu'nun küçük bir kasabasında başlar ve gelişir. ÖZET: Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte, Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir. Savaş sonrası birçok asker memleketlerine geri dönmüştür. Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.

Nedim - Gazel (Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana)

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı âl omuş sana Bûy-ı gül taktir olunmuş nâzük işlenmiş ucu Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem Zülf-i Hârûtun demek mümkin ki nâl olmuş sana Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş El-amân ey dil ne müşkilter su’âl olmuş sana Sen ne câmın mestisin billah kimin hayrânısın Kendin aldırdın gönül n'oldun ne hâl olmuş sana Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden Laʿlin öpdürmek bu hâletle muhâl olmuş sana Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dil-ber Nedîm Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

Yetik Ozan - Baht Otağı

Balam Kerkük, yeller düşmüş bağrına; Boz baharda tozar tozar gidersin, Yel neme ne,eller düşmüş bağrına, Lokmalanır, azar azar gidersin. "Ele kalma, Bele kal,ele kalma Özüm özüne kurban Menim ol, ele kalma." Kaderin bir ince çizgide kırgın, Oban bir karışık dizgide kırgın, Umudun bir içli ezgide kırgın; Hoyratlanır uzar uzar gidersin. "Oba hanı, Ev göçüp,oba hanı Yoluna can verirem, Ki verem o bahanı." Yiğidin yarası can üzerine; Tasalanma, şandır şan üzerine, Gün ola kuruyan kan üzerine Sınırını çizer çizer gidersin. "Kurula, Göz yaşını kurula, Bayraksız bağrın üzre Baht otağı kurula."

Şeyh Galib - Kaside ( Diger kaside-i mehtabiyye ber-evsâf-ı şâh- şehîd Sultan Selim Han-ı Salis rahmetullahi aleyh)

Bir ferve-i semûr giyib dûşe mâhtâb Hidmetdedir o zülf ü bîna-gûşe mâhtâb Deryâ-yı feyz-i âlem-i envâr olur iyân Sahn-ı çemende başlayıcak cûşe mâhtâb   Bir bahr-ı şu’le-zâre düşüp sevk-i hüsn ile Girmiş tamâm tavr-ı sivâyûşe mâhtâb   Yekreng-i îş edip şeb ü rûzûn bulur safâ İmdâd ederse rind-i kadeh nûşe mâhtâb Derviş-i Mevlevi gibi çarh-ı tehî midir Devr etse feyz-i Şems ile bî-tûşe mâhtâb   Da’vâ-yı aşk-ı yârda noksânını bilip Turmuş bu hankâhda deycûşe mâhtâb   Gördüm bu tâb u revnakı bildim ki bendedir Âlemde bir hidiv-i güher-pûşe mâhtâb    Dârâ-yı mihr-i kevkebe Sultân Selîm kim Hırmen-geh-i mevâline bir hûşe mâhtâb   Etdikde neşr-i nûr o şeyh-i hâver-i kerem Çevgân olur önündeki çâvûşa mâhtâb   İtlâf-i nakd-i encüm eder bendegâhına Yüzler sürünce giydiyi pâ-pûşe mâhtâb Ayîne-i zamîr-i tecelli-fürûzunun Benzer yanında hâb-ı feramûşa mâhtâb   Adliyle zulm-i sâbıkı mâhv etse çok mudır Razı olur mu hükmü karâkûşa mâhtâb Hebnem gedâ-yı gül...

Məhəmməd Füzuli - Qəzəl (Şəfayi-vəsl qədrin hicr ilə bimar olandan sor)

Şəfayi-vəsl qədrin hicr ilə bimar olandan sor, Zülali-zövq şövqün təşneyi-didar olandan sor. Ləbin sirrin gəlib göftarə, məndən özgədən sorma, Bu pünhan nüktəni bir vaqifi-əsrar olandan sor. Gözü yaşlıların halın nə bilsin mərdümi-qafil, Kəvakib seyrini şəb ta səhər bidar olandan sor. Xəbərsiz olma fəttan gözlərin cövrün çəkənlərdən, Xəbərsiz məstlər bidadını hüşyar olandan sor. Qəmindən şəm’ tək yandım, səbadən sorma əhvalım, Bu əhvalı şəbi-hicran mənimlə yar olandan sor. Xərabi-cami-eşqəm, nərgisi-məstin bilir halım, Xərabat əhlinin halini bir xummar olandan sor. Məhəbbət ləzzətindən bixəbərdir zahidi-qafil, Füzuli, eşq zövqün, zövqi-eşqi var olandan sor.

Ümit Yaşar Oğuzcan - Mahşer Günü

Nasıl uçan bir kuş düşerse yere Yerde paramparça olursa kemikleri Yumuşacık tüyleri dağılırsa Nasıl bir gül kurursa dalında Toprağa karışırsa yaprakları Kokusu ve rengi kalmazsa Nasıl bir kaplan vurulursa ormanda Otlara cansız düşerse pençeleri Vahşi gözleri ışıl ışıl yanmazsa Nasıl bir ağaç kurursa için için Birer birer kurursa dalları Bir gün anızın devrilirse Nasıl güneş doğmazsa bir daha Bulutlar terkederse gökyüzünü Yere bir damla yağmur düşmezse Nasıl bitmezse karanlığı gecelerin Tek ışık kalmazsa sokaklarda Bu rüzgar, bu fırtına dinmezse Kuş uçarken, gül açarken Güneş doğarken senin için Bir gün böylesine başlar dünyada Mahşer günü sensizliğin

Shahriyor Shavkat - Yana Tun

Chiqib ketging kelmaydi tundan,  Oromingga quyilsa g‘ulg‘ul.  Gʻurob tomib tursa uzumdan,  Yonginangda kuylasa bulbul.  Peshayvonda qatiq to‘rva ham Satilga yosh yo‘llaydi – zardob.  Hayotidan mamnunmi karam, Ichgani nur, kiygani zarbof?!  Ruboiylar yoqib ichingni, Yuragingni sharshara qilsa,  Qurbaqalar yolg‘izligingni  Tomog‘ida g‘arg‘ara qilsa Shovullasa daryo jununvash,  Yoshligini qumsab yotsa tol,  Tomog‘ingni o‘langa o‘xshash Alangalar chulg‘asa alhol,  Chiqib ketging kelmaydi tundan!  Hayrat bosib kelar balandroq.  Chiqib ketging kelmaydi chindan,  E-voh buning chorasi qandoq?!

Nedim - Şarkı

  Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İşte üç çifte kayık iskelede âmâde Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan Mâ'-i Tesnîm içelim Çeşme-i Nev-peydâdan Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Geh varub havz kenarında hırâmân olalım Geh gelüb Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım Gâh şarki okuyub gah gazel-hân olalım Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İzn alub Cum'a namazına deyû mâderden Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden Dolaşub iskeleye doğru nihân yollardan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ Gayrı yârânı bugünlük edib ey şuh feda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a

Elbek - Bulbulg'a

Tinmay tun-kun gul shoxida sayrab turg‘on mungli qush, Ayt-chi, sening sayrashingni gul ham bir oz sezarmi? Sezgan choqda sening shunday qizg‘onichli holingg‘a Ko‘mak etib islaridan bir ozgina socharmi? Sening har kun tong sahardan erta turub, uyg‘onib, Ochilmagan g‘uncha uzra qo‘nib hamda munglonib Aytgan butun sirlar bilan ohlaringni tinglag‘och, Yashil yaproq orasidan senga kulib boqarmi? Agar anglab barcha ishing kulib boqsa, mungdoshim, Baxtli sen, butun umr qayg‘urmag‘il, yo‘ldoshim. Agar sening hollaringni anglamasa, boqmasa: Oqsun tinmay ko‘zlarimdan sening uchun qon yoshim… 1920

Pir Sultan Abdal - Bülbül Ne Yatarsın Kalk Figan Eyle

Bülbül ne yatarsın kalk figan eyle Şakıyıp ötmenin günleri geldi Yeşil yaprak arasında gül kaldı Sevip koklamanın günleri geldi Benim yarim gelişinden bellidir Ak elleri deste deste güllüdür Bizi ziyan eden esmer tenlidir Niyaza varmanın günleri geldi Abdal Pir Sultan'ım bu dünya fani Boz bulanık akar dağların seli Yanına almış da nazlı dilberi Doldurup içmenin günleri geldi

Peyami Safa - Bir Tereddüdün Romanı (Roman Özeti)

ESERİN ADI: BİR TEREDDÜDÜN ROMANI ESERİN YAZARI : PEYAMİ SAFA YAYINEVİ VE ADRESİ  : ÖTÜKEN YAYINEVİ BASIM YILI   : 1990 ESERİN KONUSU: Kitapta, bir Yazar’ın iki kadın arasındaki tereddüdünden ve insan hayatında tereddütlerin ne denli engelleyici faktörler olduğundan bahsedilmektedir.Ayrıca kadının toplumda ve ailede olması gerektiği konum hakkında yorumlarla bereaber sosyal çıkmazlarımız olan herseyi kalıplara sığdırma anlayışımızın çarpıklığına değinilmiştir.Bununla birlikte  insanlar için hiç bir şeye inanmadan yaşamanın ne denli ağır ve bunaltıcı olduğu ifade edilmiştir. ESERİN ÖZETİ: Kitapta bir muharririn iki kadın arasındaki tereddüdünden bahsedilmiştir.Mualla, yazarın kitaplarından birini okumaya başlar. Daha sonra yazarla tanışma fırsatı bulur. Yazar mualladan hoşlanır ve O’na evlenme teklif eder.Ancak hemen karar vermemesini iyice düşünmesini,vereceği olumsuz bir kararın kendisini üzmeyeceğini söyler. Bu arada Vildan adında başka bir kadın yazara ilgi...

Havva Keskin - Kurban Olduğum

Düştüm senin için gurbet ellere, Çektiğim yetmez mi kurban olduğum. Arkamdan gelirsin diye yollara, Baktığım yetmez mi kurban olduğum. Kader zehir etti şimdi aşımı, Kaldıramaz oldum garip başımı, Her gece yastığa akan yaşımı, Döktüğüm yetmez mi kurban olduğum. Düşürüyor beni bin türlü gama, Artık bu yüreğim tutmuyor yama,  Bütün hüzünleri gönül tarlama, Ektiğim yetmez mi kurban olduğum. Felek bize ördü zülüm ağını, Zamansız mı bozduk gönül bağını, İçimde her gece umut dağını Yıktığım yetmez mi kurban olduğum. Aşığın dünyada kalmamış yeri, Ben bir çoban oldum dertlerim sürü, Yastığa koymadan sabaha diri, Çıktığım yetmez mi kurban olduğum. Gönlümdeki sızı vurur derinden, Bir ümidim kalmadı ki yarından, Şu gönlümü diri, diri yerinden, Söktüğüm yetmez mi kurban olduğum. Kalemim kırıldı yetmedi kâğıt, Gel de içimde ki efkârı dağıt, Maziye bakıp da binlerce ağıt, Yaktığım yetmez mi kurban olduğum.

Azmizade Haleti - Rubai (Yalan Söylermiş)

Esrârını dil zaman zaman söyler imiş Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş Işk ehli olub da mihnet-i hicrâne Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş (Gönül sırlarını zaman zaman söylermiş. Acıya düştüğü zamanlarda destan söylermiş. Sevgiye kapılıp da ayrılık acısına Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.)

Abdurrahim Karakoç - Bu Dünya

Bırak deli Haydar, bırak be gardaş, Kafayı bozmaya değmez bu dünya. İster hızlı dönsün isterse yavaş, Sen seni üzmeye değmez bu dünya. Fâni diyen varsın desin sana ne, Gönül veren gitsin versin sana ne, Haydut vursun, hırsız yesin sana ne, Gücenip kızmaya değmez bu dünya. Nerde kan akıtıp kavga verenler, Nerde şimdi sefasını sürenler, Ne götürdü kucağına girenler, Bir yırtık çizmeye değmez bu dünya. Hayâller kur, tespih tanesi farzet, Hepsi de senindir otuz üç adet, Bırak kalsın orda, hiç çekme zahmet, İpliğe dizmeye değmez bu dünya. Kulpu yok ki neresinden tutasın, Sana göre lokma değil yutasın, İçine gireni Allah kurtarsın, Üstünde gezmeye değmez bu dünya. Gel gitme kal desem kalamazsın ki, Ortadan böl desem bölemezsin ki, Git tekrar gel desem gelemezsin ki, Aldanıp azmaya değmez bu dünya. Almak-satmak, tapu-senet nafile, Toplayıp yığdığın servet nafile, Sıla nafiledir, gurbet nafile, Yağmaya tozmaya değmez bu dünya. Sınırlar çizilmiş konulmuş yasak, Beş para etmezdi bizler olmasak, ...

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Yetik Ozan - Bozkır

Bakıp gözlerine ak geceleri Yiter belleğinin uzaklarında, Kürklü anıları dönerken geri Ayrılığın uzun kızaklarında. Açar; sırçalanır gözleri çay çay, Yüzünde bin parça olur dolun-ay... Kader bir buz dağı, umut deli tay; Gam bozkırın yorgun Kazaklarında Birden gök yüzünü yırtar ''alaş''lar, Yıldızlar ürperir, dünya yavaşlar... Ölüm-aşırı bir yolculuk başlar Zaman ölürken kurt tuzaklarında. En önde bir adam dağlardan ulu... Yüreğinde oba oba öç dolu. Bulmuş karanlıktan sıyrılan yolu; Tan Osman Batur'un göz aklarında

Şeyh Galib - Kaside ( Kaside-i mehtâbiyye der-vasf-ı şerîf-i Sultan Selîm Han-ı Sâlis ü şehîd neverallahu merkadahû)

O şeb ki leşker-i zulmetle cenk eder mehtâb Zemîn-i Gülşen-i nakş-ı pelenk eder mehtâb   Gelirse cünbiş-i pervâze bâz eder eşheb-veş Sufûf-ı ebri katâr-ı külenk eder mehtâb Hemîm-i gül getirir bâga kârbân-ı bahâr Sadâ-yı ra’dı derâ-yı peşenk eder mehtâb   Edip safâyile neşr-i füyûz-ı günâgûn Hevâ-yı Gülşen-i tâvûs-reng eder mehtâb   Verip beyâz-ı arak-veş gül-i piyâleye tâb Misâl-i lâle-i ebri dû-reng eder mehtâb   Eder hezâr hayâlât-ı bül-aceb ızhâr Surâhî-i meyi kalyon-ı benk eder mehtâb   Soyup safâyile sâkiyi eyleyip âbdâl Piyâlesin necefî pâlehenk eder mehtâb   Sipâh-ı encümi cem eyleyip şeb-i hûna Geceyle gâret-i iklîm-i zeng eder mehtâb   Sipihr-i zulmet-i şeb eylese gubâr-âlûd Silip o âyîneyi ref'-i zeng eder mehtâb   Durur ser-i reh-i encümde kâhramân-asâ Nâzar güdâzî-i ceyş-i Hûşenk eder mehtâb   Kudûm-i Hâzret-i Sultân Selîme deryâda Hezâr şevk ile sûr-ı fişenk eder mehtâb   Ederse veziş-i perhâş o şâh-ı dûr endâz Sebûyı mâhi ...

Murat Çobanoğlu - Dertli Bülbül

Dertli bülbül olmuş deli Güle dolana dolana Bezirgan yolun şaşırmış Yola dolana dolana Çekme kulun davasını Yıkma kulun binasını Mecnun buldu mevlasını Çöle dolana dolana Çobanoğlu can çekildi Sinem tarlası ekildi Saç ağardı bel büküldü Bele dolana dolana

Sherzod Ortiqov - Tugallanmagan Kartina (hikoya)

Agar kapalak soʻzlaganda edi, hayotning qanchalik qadrli ekanligini bilardik. Bir yil deganda ijodxonamga kirdim. Kalitni burab, eshikni ochishim bilan anglab boʻlmas sogʻinch hissi yuragimni butunlay qamrab oldi. Sevimli maskanim yana qarshimda menga quchoq ochib, peshvoz turardi. Uning har bir burchidagi menga tanish va aziz boʻlgan narsa — buyumlar beixtiyor koʻzlarimda soʻngan ishtiyoqni qorachiqlarim orasiga qaytadan joylashga urinar, boʻsagʻada turgancha goh devorlardagi kartina va stol ustida sochilib yotgan eskizlarga, goh xona oʻrtasida turgan molbert va moviyrang pardasi tortib qoʻyilgan derazaga qararkanman, oʻzimni yoʻqotib qoʻygancha, hayajon taʼsirida ichkariga kirishni ham, kirmaslikni ham bilmasdim. Bir oz oʻtib, ichkariga kirdim. Qadrdon molbertim roʻparasiga borib  oʻtirdim. U rosa chang bosib ketgandi. Uning oldidagi kursi ustida-mis patnisda turgan boʻyoqlar qotib, poʻpanaklashgan, bir yil oldin men chizishni boshlagan kartina koʻrinishi uning atrofini quyuq qop...