Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Shahriyor Shavkat - Yana Tun

Chiqib ketging kelmaydi tundan,  Oromingga quyilsa g‘ulg‘ul.  Gʻurob tomib tursa uzumdan,  Yonginangda kuylasa bulbul.  Peshayvonda qatiq to‘rva ham Satilga yosh yo‘llaydi – zardob.  Hayotidan mamnunmi karam, Ichgani nur, kiygani zarbof?!  Ruboiylar yoqib ichingni, Yuragingni sharshara qilsa,  Qurbaqalar yolg‘izligingni  Tomog‘ida g‘arg‘ara qilsa Shovullasa daryo jununvash,  Yoshligini qumsab yotsa tol,  Tomog‘ingni o‘langa o‘xshash Alangalar chulg‘asa alhol,  Chiqib ketging kelmaydi tundan!  Hayrat bosib kelar balandroq.  Chiqib ketging kelmaydi chindan,  E-voh buning chorasi qandoq?!
En son yayınlar

Nedim - Şarkı

  Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İşte üç çifte kayık iskelede âmâde Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan Mâ'-i Tesnîm içelim Çeşme-i Nev-peydâdan Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Geh varub havz kenarında hırâmân olalım Geh gelüb Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım Gâh şarki okuyub gah gazel-hân olalım Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İzn alub Cum'a namazına deyû mâderden Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden Dolaşub iskeleye doğru nihân yollardan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ Gayrı yârânı bugünlük edib ey şuh feda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a

Elbek - Bulbulg'a

Tinmay tun-kun gul shoxida sayrab turg‘on mungli qush, Ayt-chi, sening sayrashingni gul ham bir oz sezarmi? Sezgan choqda sening shunday qizg‘onichli holingg‘a Ko‘mak etib islaridan bir ozgina socharmi? Sening har kun tong sahardan erta turub, uyg‘onib, Ochilmagan g‘uncha uzra qo‘nib hamda munglonib Aytgan butun sirlar bilan ohlaringni tinglag‘och, Yashil yaproq orasidan senga kulib boqarmi? Agar anglab barcha ishing kulib boqsa, mungdoshim, Baxtli sen, butun umr qayg‘urmag‘il, yo‘ldoshim. Agar sening hollaringni anglamasa, boqmasa: Oqsun tinmay ko‘zlarimdan sening uchun qon yoshim… 1920

Pir Sultan Abdal - Bülbül Ne Yatarsın Kalk Figan Eyle

Bülbül ne yatarsın kalk figan eyle Şakıyıp ötmenin günleri geldi Yeşil yaprak arasında gül kaldı Sevip koklamanın günleri geldi Benim yarim gelişinden bellidir Ak elleri deste deste güllüdür Bizi ziyan eden esmer tenlidir Niyaza varmanın günleri geldi Abdal Pir Sultan'ım bu dünya fani Boz bulanık akar dağların seli Yanına almış da nazlı dilberi Doldurup içmenin günleri geldi

Peyami Safa - Bir Tereddüdün Romanı (Roman Özeti)

ESERİN ADI: BİR TEREDDÜDÜN ROMANI ESERİN YAZARI : PEYAMİ SAFA YAYINEVİ VE ADRESİ  : ÖTÜKEN YAYINEVİ BASIM YILI   : 1990 ESERİN KONUSU: Kitapta, bir Yazar’ın iki kadın arasındaki tereddüdünden ve insan hayatında tereddütlerin ne denli engelleyici faktörler olduğundan bahsedilmektedir.Ayrıca kadının toplumda ve ailede olması gerektiği konum hakkında yorumlarla bereaber sosyal çıkmazlarımız olan herseyi kalıplara sığdırma anlayışımızın çarpıklığına değinilmiştir.Bununla birlikte  insanlar için hiç bir şeye inanmadan yaşamanın ne denli ağır ve bunaltıcı olduğu ifade edilmiştir. ESERİN ÖZETİ: Kitapta bir muharririn iki kadın arasındaki tereddüdünden bahsedilmiştir.Mualla, yazarın kitaplarından birini okumaya başlar. Daha sonra yazarla tanışma fırsatı bulur. Yazar mualladan hoşlanır ve O’na evlenme teklif eder.Ancak hemen karar vermemesini iyice düşünmesini,vereceği olumsuz bir kararın kendisini üzmeyeceğini söyler. Bu arada Vildan adında başka bir kadın yazara ilgi...

Havva Keskin - Kurban Olduğum

Düştüm senin için gurbet ellere, Çektiğim yetmez mi kurban olduğum. Arkamdan gelirsin diye yollara, Baktığım yetmez mi kurban olduğum. Kader zehir etti şimdi aşımı, Kaldıramaz oldum garip başımı, Her gece yastığa akan yaşımı, Döktüğüm yetmez mi kurban olduğum. Düşürüyor beni bin türlü gama, Artık bu yüreğim tutmuyor yama,  Bütün hüzünleri gönül tarlama, Ektiğim yetmez mi kurban olduğum. Felek bize ördü zülüm ağını, Zamansız mı bozduk gönül bağını, İçimde her gece umut dağını Yıktığım yetmez mi kurban olduğum. Aşığın dünyada kalmamış yeri, Ben bir çoban oldum dertlerim sürü, Yastığa koymadan sabaha diri, Çıktığım yetmez mi kurban olduğum. Gönlümdeki sızı vurur derinden, Bir ümidim kalmadı ki yarından, Şu gönlümü diri, diri yerinden, Söktüğüm yetmez mi kurban olduğum. Kalemim kırıldı yetmedi kâğıt, Gel de içimde ki efkârı dağıt, Maziye bakıp da binlerce ağıt, Yaktığım yetmez mi kurban olduğum.

Azmizade Haleti - Rubai (Yalan Söylermiş)

Esrârını dil zaman zaman söyler imiş Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş Işk ehli olub da mihnet-i hicrâne Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş (Gönül sırlarını zaman zaman söylermiş. Acıya düştüğü zamanlarda destan söylermiş. Sevgiye kapılıp da ayrılık acısına Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.)

Abdurrahim Karakoç - Bu Dünya

Bırak deli Haydar, bırak be gardaş, Kafayı bozmaya değmez bu dünya. İster hızlı dönsün isterse yavaş, Sen seni üzmeye değmez bu dünya. Fâni diyen varsın desin sana ne, Gönül veren gitsin versin sana ne, Haydut vursun, hırsız yesin sana ne, Gücenip kızmaya değmez bu dünya. Nerde kan akıtıp kavga verenler, Nerde şimdi sefasını sürenler, Ne götürdü kucağına girenler, Bir yırtık çizmeye değmez bu dünya. Hayâller kur, tespih tanesi farzet, Hepsi de senindir otuz üç adet, Bırak kalsın orda, hiç çekme zahmet, İpliğe dizmeye değmez bu dünya. Kulpu yok ki neresinden tutasın, Sana göre lokma değil yutasın, İçine gireni Allah kurtarsın, Üstünde gezmeye değmez bu dünya. Gel gitme kal desem kalamazsın ki, Ortadan böl desem bölemezsin ki, Git tekrar gel desem gelemezsin ki, Aldanıp azmaya değmez bu dünya. Almak-satmak, tapu-senet nafile, Toplayıp yığdığın servet nafile, Sıla nafiledir, gurbet nafile, Yağmaya tozmaya değmez bu dünya. Sınırlar çizilmiş konulmuş yasak, Beş para etmezdi bizler olmasak, ...

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Yetik Ozan - Bozkır

Bakıp gözlerine ak geceleri Yiter belleğinin uzaklarında, Kürklü anıları dönerken geri Ayrılığın uzun kızaklarında. Açar; sırçalanır gözleri çay çay, Yüzünde bin parça olur dolun-ay... Kader bir buz dağı, umut deli tay; Gam bozkırın yorgun Kazaklarında Birden gök yüzünü yırtar ''alaş''lar, Yıldızlar ürperir, dünya yavaşlar... Ölüm-aşırı bir yolculuk başlar Zaman ölürken kurt tuzaklarında. En önde bir adam dağlardan ulu... Yüreğinde oba oba öç dolu. Bulmuş karanlıktan sıyrılan yolu; Tan Osman Batur'un göz aklarında

Şeyh Galib - Kaside ( Kaside-i mehtâbiyye der-vasf-ı şerîf-i Sultan Selîm Han-ı Sâlis ü şehîd neverallahu merkadahû)

O şeb ki leşker-i zulmetle cenk eder mehtâb Zemîn-i Gülşen-i nakş-ı pelenk eder mehtâb   Gelirse cünbiş-i pervâze bâz eder eşheb-veş Sufûf-ı ebri katâr-ı külenk eder mehtâb Hemîm-i gül getirir bâga kârbân-ı bahâr Sadâ-yı ra’dı derâ-yı peşenk eder mehtâb   Edip safâyile neşr-i füyûz-ı günâgûn Hevâ-yı Gülşen-i tâvûs-reng eder mehtâb   Verip beyâz-ı arak-veş gül-i piyâleye tâb Misâl-i lâle-i ebri dû-reng eder mehtâb   Eder hezâr hayâlât-ı bül-aceb ızhâr Surâhî-i meyi kalyon-ı benk eder mehtâb   Soyup safâyile sâkiyi eyleyip âbdâl Piyâlesin necefî pâlehenk eder mehtâb   Sipâh-ı encümi cem eyleyip şeb-i hûna Geceyle gâret-i iklîm-i zeng eder mehtâb   Sipihr-i zulmet-i şeb eylese gubâr-âlûd Silip o âyîneyi ref'-i zeng eder mehtâb   Durur ser-i reh-i encümde kâhramân-asâ Nâzar güdâzî-i ceyş-i Hûşenk eder mehtâb   Kudûm-i Hâzret-i Sultân Selîme deryâda Hezâr şevk ile sûr-ı fişenk eder mehtâb   Ederse veziş-i perhâş o şâh-ı dûr endâz Sebûyı mâhi ...

Murat Çobanoğlu - Dertli Bülbül

Dertli bülbül olmuş deli Güle dolana dolana Bezirgan yolun şaşırmış Yola dolana dolana Çekme kulun davasını Yıkma kulun binasını Mecnun buldu mevlasını Çöle dolana dolana Çobanoğlu can çekildi Sinem tarlası ekildi Saç ağardı bel büküldü Bele dolana dolana

Sherzod Ortiqov - Tugallanmagan Kartina (hikoya)

Agar kapalak soʻzlaganda edi, hayotning qanchalik qadrli ekanligini bilardik. Bir yil deganda ijodxonamga kirdim. Kalitni burab, eshikni ochishim bilan anglab boʻlmas sogʻinch hissi yuragimni butunlay qamrab oldi. Sevimli maskanim yana qarshimda menga quchoq ochib, peshvoz turardi. Uning har bir burchidagi menga tanish va aziz boʻlgan narsa — buyumlar beixtiyor koʻzlarimda soʻngan ishtiyoqni qorachiqlarim orasiga qaytadan joylashga urinar, boʻsagʻada turgancha goh devorlardagi kartina va stol ustida sochilib yotgan eskizlarga, goh xona oʻrtasida turgan molbert va moviyrang pardasi tortib qoʻyilgan derazaga qararkanman, oʻzimni yoʻqotib qoʻygancha, hayajon taʼsirida ichkariga kirishni ham, kirmaslikni ham bilmasdim. Bir oz oʻtib, ichkariga kirdim. Qadrdon molbertim roʻparasiga borib  oʻtirdim. U rosa chang bosib ketgandi. Uning oldidagi kursi ustida-mis patnisda turgan boʻyoqlar qotib, poʻpanaklashgan, bir yil oldin men chizishni boshlagan kartina koʻrinishi uning atrofini quyuq qop...

Yunus Emre - 'Aşk makâmı 'âlîdür 'aşk kadîm ezelidür

'Işk makâmı 'âlîdür 'ışk kadîm ezelidür 'Işk sözini söyleyen cümle kudret dilidür Dinleyen ol işiden ol gören ol gösteren ol Her sözi söyleyen ol sûret cân menzilidür Sûret söz kanda buldı kanda sözi iş oldı Sûrete kendü geldi dil hikmetün yolıdur Sûretler ün diyemez söz kendüsüz söylenmez İşler hicâbsuz olmaz risâlet hâsılıdur Bu bizüm 'işretümüz oldur bu lezzetümüz İçüp esridügümüz 'ışk şerbeti gülidür Anı ana dirsin anun söyleyen ol söz anun Ol bizümdür biz anun gayri tesbîh dilidür Yûnus sözin tak kılan görmedi münkir olan 'Ömrin zulmete salan ma'rifet yohsulıdur 

Ozan Arif - Yalan Değil

Vah zavallı Türkiye'm! Soluyor yalan değil. Başa geçen onu yem Biliyor yalan değil. Ne yol aldık ne menzil Bugün dünden de rezil Halkın karnı yine zil Çalıyor yalan değil. Kuran kurmuş ağını Uzatmış ayağını Bal tutup parmağını Yalıyor yalan değil. Zengin zengindir bre Sırtı gelir mi yere? Olan yine fakire Oluyor yalan değil. Torpil ile masalar Rüşvet ile keseler Vurgun ile kasalar Doluyor yalan değil. Bir yer biri bakar Kıyamet ondan kopar Felaket apar topar Geliyor yalan değil. Devlet baba nerdesin? Ozan Arif neylesin? Babalık vasfın kesin Ölüyor yalan değil.

Pir Sultan Abdal - Bize Mihman Geldi Şad Oldu Gönlüm

Bize mihman geldi şad oldu gönlüm Mihman canlar bize safa geldiniz Kasavet kalmadı bahar yaz oldu Mihman canlar bize safa geldiniz Dua edin bize misafir gele Yavan yahşi yiyip yüzümüz güle Büyük küçük anı hep Hızır bile Mihman canlar bize safa geldiniz Misafir kapının iç kilididir Ev sahibi de anların kelbidir Misafir mihmandır mihman Ali'dir Mihman canlar bize safa geldiniz Kahrettiği yere misafir gelmez Çalışır çabalar ektiği bitmez Seğirtse de gitse menzile yetmez Mihman canlar bize safa geldiniz Pir Sultan Abdal'ım kayda verile Misafir kısmetin getirir bile Misafir mihmandır sen özün dile Mihman canlar bize safa geldiniz

Teslim Abdal (Mehmed)

Teslim Abdal'ın hayatı ile ilgili bilgiler kaynaklarda farklılık gösterir. Araştırmalarda, farklı yer ve zamanlarda yaşamış Teslim Abdal (lar) ve türbesi olduğu görülmektedir (Denizli, Çorum, Malatya, Trakya). Bunlardan en bilineni 17. yüzyılda yaşamıştır ve asıl adı Mehmed'dir. Sultan 4. Murad döneminin bir Bektaşi büyüğü, yeniçeri ocağının halife babasıdır ve Bağdad seferine katılmıştır. Alevi-Bektaşi şairleri içinde mümtaz bir yere sahiptir (Kaya 2002). 17. yüzyılda Çorum yöresinde yaşadığı düşünülen Teslim Abdal’ın hayatı hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Çorum'a bağlı Teslim köyü onun adını taşır. Kimi deyişlerinde Osmanlı ve İran devletleri arasında sürüp gelen siyasi ve askeri çekişmelerle ilgilendiği anlaşılmaktadır. Mezarı ve türbesi Çorum ili Mecitözü ilçesine bağlı Teslim köyündedir. Köyün önceki adı Teslim Abdal değildir. Mecitözü ilçesi Teslim köyündeki bu ozanın kimliği ile ilgili bilgilerden biri; Sivas Müzesinde bulunan “Bektaşi Tekkelerinin Teftişi” adlı def...

Gevheri

17. yüzyıl şairlerden olan Gevherî’nin doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Başta Fuad Köprülü olmak üzere pek çok araştırıcı Gevherî’nin bazı şiirlerinden hareketle, onun 17. yüzyılın ilk yarısında doğduğunu iddia ediyorlarsa da, bu görüşe katılmayanlarının varlığı da dikkatlerden kaçmamaktadır. Kaynaklarda Gevherî’nin asıl adı, Mustafa (Gevherî tâbirdir Mustafa ismim/ Bir katre meniden halk oldu cismim /Levh-i mahfuz üzre yazılmış resmim/ Hikmet-i Hüda’ya uğradım geldim]) (Köprülü 1929: 191), Mehmed (Gevherî mahrem-i aşkındır ebed / Çektiğim hicrâna yokturur ebed /Bir garib kulundur kemter Mehemmed/ Kurban ol der isen ferman senindir) (Elçin 1984: 11) ve Ali (Kendime kefilim Ali’dir ismim / Levh-i mahfuzda yazılmış resmim / Bir katre meniden eyleyip cismim/ Hikmet-i Hüda’ya uğradım geldim) (Yavuz 1983: 146) olarak geçmektedir. Bu hususta başka bir belge yoktur. Şiirlerin Gevherî’nin ölümünden sonra müstensihler tarafından yazıldığı düşünülürse, sorunun kaynağı daha iyi anlaş...