Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...
En son yayınlar

Edgar Allan Poe - En Mutlu Gün

En mutlu gün en mutlu saat Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği, en büyük umutları gücün ve gururun Hissettiğim, geçip gitti. Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi Gençliğimin hayalleri- Ama boşver şimdi. Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi sakin ol ruhum! Belki bir diğer baş devralır Üzerime döktüğün zehri. En mutlu gün-en mutlu saat gözlerimin gördüğü göreceği, En parlak ışıltısı gücün ve gururun Hissettiğim: Ama o zaman çektiğim acıyla Gücün ve gururun umudunu verselerdi, Yaşamazdım o parlak saati tekrar Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu Öldürmeye yeterli Onu bilen bir ruhu.

Ahmet Haşim - Bahar

Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı. Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış. Baharın hastalıkları saymakla tükenmez ki... Mart güneşi, uzviyette çöreklenip yatan bütün yılanları uyandırıyor; toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde, hava kuş cıvıltılarıyle beraber insan iniltileri ve hırıltılariyle dolu. Dün·neş'eli bir kır köşesinde baharın bu iki zıt levhasını yanyana gördüm: Bir tarafta genç hayvanlar oynaşıyor, kuşlar uçuşuyor, taze dudaklar ağaç kütüklerinin siperinde, sonu gelmez buselerle öpüşüyor; diğer tarafta ise, yaşlı hastalar, yorgun iskeletlerinin soğumuş kemiklerini güneşte ısıtmakla meşgul. Bahar bir muhasip gibi, hayata yeni kavuşturduğu yaratıkların sayısını yaşayanların yekûnundan durmadan çıkarmakta... Ne yazık ki vücudun çökmesi zekânın olgunluk zamanına tesadüf eder. Mânâsız çocukluk, tatsız gençlik, olgunluk çağına hazırlanmaktan başka nedir? Zekâ – nar, ayva ve portakal gibi – geç renk ve koku kazanan bir sonbahar m...

Nazım Hikmet - Tahirle Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte Yani yürekte. Mesela bir barikatta dövüşerek Mesela kuzey kutbuna keşfe giderken Mesela denerken damarlarında bir serumu Ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin Ama o bunun farkında değildir Ayrılmak istemezsin dünyadan Ama o senden ayrılacak Yani sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Orhan Veli Kanık - Sakın Şaşırma

Gemliğe doğru Denizi göreceksin; Sakın şaşırma.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Cemal Safi - Bilmiyorum Nerdeyim

Bilmiyorum nerdeyim ne haldeyim ben kimim? Ayrılırken kimliğim adresim sende kalmış Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış Akların kaybolduğu renğin ahenk bulduğu Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu Bir gül için bülbülün saçlarını yolduğu Aşkın harman olduğu o mevsim sende kalmış Nerede o çocuksu o şımarık hallerim Saçlarına hasreti tanımayan ellerim Rengarenk rüyalarım toz pembe hayallerim Tekmil neş'em sevincim hevesim sende kalmış Ayıplama kınama kahveye gidiyorsam Avunabilmek için bir tavla atıyorsam Garson çay uzatırken ben 'aklımda' diyorsam Sende kalmış demektir ladesim sende kalmış Dostlar da muhabbeti kestiler,luzumda yok Zaten senden ziyade sohbetim sözüm de yok Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok Aynalarda kendimi göresim sende kalmış Allahım düşmanımı düşürmesin bu za'fa Sanki her noksanımı mecburum itirafa Hangi şarkıya girsem notalar do re mi fa Sol! diyorum sana sol! sesim sende kalmış Sende kalmış umudum saa...

Ahmet Haşim - Bir Günün Sonunda Arzu

Yorgun gözümün halkalarında Güller gibi fecr oldu nümâyân, Güller gibi... sonsuz, iri güller Güller ki kamıştan daha nâlân; Gün doğdu yazık arkalarında! Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i'lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler? Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam; Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam, yine akşam, yine akşam Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Faruk Nafiz Çamlıbel - Mehmetçik'e Kaside

Ey milletimin lâhzada halkettiği ordu! Baktın ki bütün bir vatan elden gidiyordu, Boğdun coşarak düşmanının gayzını kanda Derler ki, esaret denilen halka cihanda Bir geçti mi hür boyna, asırlar kıramazmış Bir secde eden, bir daha baş kaldıramazmış Ancak sen o zinciri söküp kırmayı bildin; Gökten geniş alnınla ne taptın, ne eğildin Dünyâ seni sehpâya çekerken gözü bağlı; Mağlûbu o gün gördü cihan gâlip edalı... Bir taştı, fakat, benliğin en sonra kabından Sarsıldı cihan kükremiş arslan gazabından. Çarpıştın ölümlerle, boğuştun heyecanla; Sildin kara gözlerden akan yaşları kanla! Memnun kapanır gözlerim ölsem de vatanda; Mademki cihan neş'eli, mademki bu anda Seyretmede bir kâfile Türk ordularından Şarkın ebedî fecrini İzmir sularından!

Halide Nusret Zorlutuna - Bayrak Merasiminde

"Hazırol! " emri... Selam... Sonra yürekler çarpar; Genç göğüsler kabarır, ruhları kaplar da bahar. Şafak üstünde gülerken güzelim "nazlı hilal" Yükselir bir heyecan dalgası... yüzler al al "Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak, O benimdir, o benim milletimdir ancak! " Her çocuk bir koca arslan "o benimdir! " derken, Ona can vermeğe hazır bir işaret etsen' Her yürek aşkına tutkundur ezelden ebede: Şu küçük yavru, bu genç kız, o beyaz saçlı dede. Onun aşkıyla erir kalbleri örten kara yas; Bu kızıl gül dedemizden, atamızdan miras. Ona gül rengini vermiş dökülen kanlarımız: Sönmesin, ey yüce Tanrım, budur ancak varımız!

Ötkir Haşimov - Aydınlık Geceler

            Ne zaman çocukluğumu hatırlasam aklıma ılık yaz geceleri gelir. Avlumuzda bir badem ağacı vardı. Baharın gelmesiyle birlikte çiçek açardı ama hiç meyve vermezdi. Annem: “Badem yalnız olduğu için meyve vermiyor” diye anlatırdı. O bademin alt tarafında bir seki vardı. Gün batarken annem avluya bolca su serperdi. Gün boyunca yakıcı güneşin altında ısınan toprağın kokusu, sekinin altındaki reyhanların kokusuna karışır, güzellik saçardı. Etraf sessizliğe bürünürdü. Sonra pırıl pırıl yıldızlarla dolan gökyüzünde incecik altın bir kaş gibi ay görünürdü. Annem ayakta, aya bakarak yavaşça fısıldardı: Ay anamız giyinmiş, Kanatları altın. Sübhanallah Rabbim size, Ömür veresin bize…   Böyle söyler ve başımı okşardı. Ay ana ise bu güzel şarkıyı yeniden işitmek ister gibi boşlukta durup beklerdi. Yıldızlar dalıp giden gözlerini bize dikmiş sevgiyle bakarken annem bana masal anlatırdı. Masalda, “taşların arasına girip ...

Tanzimat Edebiyatı

Üç kıta üzerinde yüzlerce yıl köklü bir medeniyet kuran Osmanlı Devleti, dünyadaki değişimi kavrayamamış, büyük devlet olma sarhoşluğu ile bilim ve teknolojideki yenilikleri görememiş, siyasi, askeri ve ekonomik  gücünü kaybetmiş XIX. Yüzyılda büyük devletlerin saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. 

Cho'lpon - Bahorni sog'indim...

Bahorni sog’indim, bahorni... Ko’rganda yerlar, olamlar to’la qorni. Qor... qor – Zaharli ninalar kabi Ko’zlarga qarab oqar... Qaydasiz, qaydasiz Latif siynalar kabi Dalalarga singgan bahor? Tala-tuz, Ekin-tikin... G’amgin-g’amgin So’la boshladi. Sarg’aygan yaproq, Bo’yanib tuproq O’la boshladi, o’la boshladi... Yo’q... o’lim yo’qdir! Yolg’iz bir o’chib, bir so’nish bordir. Bir o’chib, so’nib... yana yonish bor. Yana bahorlar, Yana lolalar, Yana siz, ey... erkin tilaklar!.. ----------------- 1926-yil, Sentabr, Samarqand

Şeyh Galib - Kaside (Der-medh-i evsâf-ı şerîfe-i gavvâs-ı bahr-i manevi cenâb-ı şârih-i Mesnevi İsmail Ankaravi kuddise sırruhu)

Merhâbâ ey muktedâ-yı âşıkan-ı Mevlevî Heyh Csmâil-i şârih kâhramân-ı manevî Meşrebîndir çeşme-i irfân feyzin mâksimi Kalb-i pâkin vâris-i mîrâs-ı genc-i Mesnevî   Mâhzar-ı Hızr-ı hayât oldur gel istersen delîl Olduğudur tekye-i İskenderîde münzevî Mahber-i faslından etsin bâde-i tahkîki nûş Zanneden efsâne-i câm-ı bî-nefâd-ı Hüsrevî Der gören mecmuâ-i esrârını budur hemân “Tâmmetül-Kübrâ” da cem olan kibâr-ı kübrevî Mesnevînin yek-be-yek şerh eyleyen ebyâtını Arş-ı alâsında olmuş çarh-ı aşkın müstevî Ayrı düşmez zerresi metnin sevâd-ı şerhine Sâye salmış guyiyâ ol âftâbın pertevi    Süllem-i ebyâtı tatbîk eyleyip ayâta hep Her sözü olmuş delîl-i tâm u burhân-ı kavî Himmetin Hızr eyleyip ey rehnümâ-yı sâlikan Koymâ bî-kes Gâlib-i gümgeşte-râh-ı keçrevi 

Sefil Selimi - Ah Edip Çırpınan Bülbüle Döndüm

Ah edip çırpınan bülbüle döndüm Biçare dolaşır güle varamam Aramaktan bitkin düştüm yorgunum Kendime gelip de dosta varamam Bilen var mı acep aşkın bağını Beyhude geçirdim gençlik çağını Aşmaya uğraştım karlı dağını Susuz bir çöldeyim göle varamam Sefil Selimi'yim can üze üze Sarpları geçtim de ulaştım düze Avcıyım basarım izlerden ize Hasbahçeye giden yola varamam

Mikayıl Müşfiq - Ana

Ana dеdim, ürəyimə yanar odlar saçıldı, Ana dеdim, bir ürpəriş hasil oldu canımda, Ana dеdim, qarşımda bir gözəl səhnə açıldı, Ana dеdim, fəqət onu görməz oldum yanımda.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Malazgirt Marşı

  Aylardan Ağustos, günlerden Cuma, Gün doğmadan evvel İklim-i Rum’a, Bozkurtlar ordusu geçti hücuma Yeni bir şevk ile gürledi gökler Ya Allah… Bismillah… Allahuekber!..

Ozan Arif - Kurtar Ya Rabbi

Bu gece mübarek kandil gecesi, Falanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Ey Allah'ım... Yücelerin yücesi... Filanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Falan, filan kim mi, diyelim hemen, Onlar mal sürüsü, biz ise çimen! Koynumda beslenen, kanımı emen, Yılanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Hamarat bir ateş, biz yanıyoruz, Ne bildiğimiz var, ne tanıyoruz, Kim Allah diyorsa inanıyoruz, Yalanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Dini madde olan riyakâr yobaz, Sanıyor ki onu kimse anlamaz!.. Sırf desinler diye beş vakit namaz, Kılanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Sana ayan kimin yoldan saptığı,  Kimlerin paraya,pula taptığı, Ehli namus geçinenin yaptığı, Talanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Oğlu,kızı,kendi ya da yakını, Çalıp çırpıp dolduruyor çıkını,  Minareyi çalıp kılıfı kını, Bulanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Bence onlar hırsızları azgını,  O yüzden onlara göster bozgunu, Sabi_sübyan yetimlerin rızkını, Çalanlardan bizi kurtar ya Rabbi!.. Kimisi Türk değil, ona hiç şaşman! Kimisi Türk ama,olma...

Said Ahmad - Tog‘ay Murodning qo‘shiqlari

Kechagina yosh yozuvchi, boshlovchi yozuvchi, deb yurgan qalamkashlarimiz endilikda nasrimizning yetakchi ijodkorlari bo‘lib qoldilar. Tog‘ay Murod ana shu ijodkor avlodning talantli vakilidir. Tog‘ay Murod adabiyotga tutab emas, yonib kirdi. Tog‘ay Murod qissalari sof milliy o‘zbek qissalari. Tog‘ay Murod qissalarida tasvirlangan odamlarga boshqa xalq libosini kiydirsangiz ham o‘zbekligi bilinib turadi. Ularning xulq-atvori ham boshqa xalqqa aslo o‘xshamaydi. Shu vaqtgacha qiyofasi noaniq, bir-biridan farq qilmaydigan, shapka kiydirsang rus, qorako‘l papax kiydirsang ozarbayjon, telpak kiydirsang qozoq, yoqasiga kashta tikilgan ko‘ylak kiydirsang ukrain bo‘lib ketaveradigan taxminiy odamlar qissalarimizning asosiy qahramonlari bo‘lib keldi. Bu o‘z xalqining milliy urf-odatlarini, his-tuyg‘ularini bilmaslikdan bo‘ldi, so‘qirko‘ngillik, so‘qirko‘zlikdan bo‘ldi. Biz Abdulla Qodiriyni salkam yetmish yildirki, boshimizga ko‘tarib kelamiz. Bunga sabab, Qodiriy milliy qahramonlar yaratdi. Ot...

Həcər Atakişiyeva - Zaur Ustac poeziyasında ana obrazı və analıq məfhumunun bədii ifadəsi

Həcər Atakişiyeva “Yazarlar” jurnalının redaktoru və  Yaradıcılıq Komissiyasının sədri,  ədəbiyyatşünas-tənqidçi  Xülasə. Azərbaycan ədəbiyyatında ana obrazı milli-mənəvi dəyərlərin, məhəbbətin, mərhəmətin, fədakarlığın və mənəvi saflığın ifadə olunduğu mühüm poetik obrazlardan biridir. Ana yalnız ailə daxilində müəyyən bir sosial-mənəvi statusu ifadə etmir, həm də xalqın yaddaşını, milli dəyərlərini və mənəvi dünyasını gələcək nəsillərə ötürən simvolik obraz kimi çıxış edir. Müasir Azərbaycan poeziyasında bu ənənə müxtəlif fərdi poetik üslublarda davam etdirilir. Zaur Ustac yaradıcılığında da ana obrazı və analıq anlayışı insanın mənəvi dünyası, ailə münasibətləri, doğmalıq, vətən, uşaqlıq və milli-mənəvi dəyərlərlə əlaqəli şəkildə təqdim olunur. Şairin poetik dünyasında ana həm real həyatın doğma və əziz insanı, həm də mərhəmət, sədaqət, fədakarlıq və mənəvi dayaq anlayışlarının daşıyıcısıdır. Məqalədə Zaur Ustac poeziyasında ana obrazının funksional xüsusiyyətləri, an...