Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bulunuşundan Yayımlanışına Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Hikayesi

  Bugün tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde olan  Dîvânu Lugâti’t-Türk ’ün bulunuşu, yayımlanması ve çevirisi, ilgi çekici olaylar dizisidir. Eserin bulunuşu tamamen bir rastlantı sonucudur. Kitap dostu Ali Emiri’nin bilgisi, dikkati, kitap sevgisi ve çabaları olmasaydı eser bilgisiz ellerce belki de yok edilecek, dilimizin ve kültürümüzün en büyük hazinesinden mahrum kalacaktık.
En son yayınlar

1940 Sonrası Türk Şiiri

Garip Akımı 1938’de Atatürk’ün ölümü ve İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki yıllarda Türk edebiyatındaki destani ve devrimci hava coşkusunu kaybeder ve memleket şiirinin hızı kesilir. Bu ilk dönemdeki Osmanlı, İslâm tarihi ve din karşısındaki olumsuz tutumun doğurduğu boşluk duygusu ve yaklaşan büyük savaşın genç şairlerin ruhunda uyandırdığı karamsarlık da şiir ve edebiyatın değişmesinde önemli bir etkendir. Şiirin tekrara düşmesi ve bir bıkkınlık yaratması da bu değişmede önemli bir rol oynamıştır. Ankara Erkek Lisesi’nde birlikte okumuş olan Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday’ın 1941’de Garip adıyla yayımladığı ortak şiir kitabı işte böyle bir ortamda çıkar. Orhan Veli’nin yazdığı bir ön sözle edebiyat dünyasının karşısına çıkan bu şiirler, Türk şiirinde önemli bir değişmeye, önemli bir dönüm noktasına işaret eder. Aslında bu değişme Orhan Veli’nin 1937’den itibaren Varlık dergisinde yayımladığı şiirlerle, özellikle de 1938’de çıkan Kitabe-i ...

Nesimi - Tuyuğ

Işkın odına gönül pervânedür Tâkatüm yoh bilmezem pervâ nedür Fursat olınca gönül sen yanadur Âşıkun âyîni budur ya nedür

Shahriyor Shavkat - Begunoh

Men seni kechirdim, isming isingan Mehribon daraxtlar haqqi-hurmati. Men seni kechirdim, o‘sha tun singan, Sinmagan qadahlar haqqi-hurmati. Devona orziqish, Qish kabi choyshab, Bo‘lingan,  Ulangan,  Unutilgan gap…  Men seni kechirdim, tonggacha yig‘lab, Qizargan nigohlar haqqi-hurmati. Ko‘rnamak hislarning gardani og‘rir, Ulkan tun. Iztirob. Bo‘lmadi oxir… Men seni kechirdim, yengil-u og‘ir Ham shirin gunohlar haqqi-hurmati. Kechirdim.  Ko‘zingni ko‘zim tinglagan. Giloslar panglagan, Uzum zanglagan. Sen menga aytmagan, o‘zim anglagan Iqror-u izohlar haqqi-hurmati. Umidim cho‘kkanda qo‘lladi cholg‘u, Ohimda simillab yetildi og‘u. Men seni kechirdim,  “Cho‘li Irog‘”u, “Ushshog‘”-u,  “Segoh”lar haqqi-hurmati…. Men seni kechirdim, isming isingan Begunoh daraxtlar haqqi-hurmati… * * * Sadafday kunlarni yo‘lma-yo‘l sochib,  To o‘lim, gupurib menda oqarsan. Silasang, qoraysa oqargan sochim,  Silasang, qoraygan sochim oqarsa!  Yuragim – qip-qizil toz...

Baki - Gazel (Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ)

Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ Saçuñla bahs iderse başa çıkmaz müşg-i nâbâsâ Hevâñ içre ezel bir sadme urdı sarsar-ı âhum Döner dûlâb-ı çarh ol dem bu demdür âsiyâbâsâ Derûnuñ pür-ma’ârif hem-nişînüñ merd-i ‘ârif kıl Açılma ey yüzi gül şahs-ı nâ-dâna kitâbâsâ Kemânçe şekline girdüm elinde mutrib-i ‘aşkuñ Keş-â-keşden halâs olmaz dahı sînem rebâbâsâ Zer-efşân ol kef-i ihsân ile seyr eyle ‘âlemde Cihân-gerd ü cevân-merd-i cihân ol âfitâbâsâ Yüzüm üzre kadem basmaz cefâ vü cevrden geçmez Yolında kıldugumdan n’oldı ben cismüm türâbâsâ Tutarken câmı nâşî gelse tâc ü günbed altında Mey-i gül-rengi pinhân eyle ey sûfî habâbâsâ Hasûduñ dürd-i derdin çekme ey Bâkî bu bezm içre Nedîmüñ yâr-ı hoş-meşreb gerek câm-ı şarâbâsâ  ----------- Mefâ’îlün / mefâ’îlün / mefâ’îlün / mefâ’îlün

Eşrefoğlu Rumi - Aşıklar

Aşıklar iki cihanda nefs muradın almayalar Ağlayalar dün ü güni şad oluben gülmeyeler İlm ü amel terk ideler, dost ile ahd berk ideler Yüz tutub dosta gideler aldanup da kalmayalar Sekiz uçmak bezeklerin huri gılman ü köşklerin Arz ideler aşıklara hergiz nazar kılmayalar Aşıkların maşuk ile candan öte esrarını Şol sır içinde sırrını feriştehler bilmeyeler Aşıklar dost didarını kanda baksalar göreler Musa gibi münacata Tur'u tayin etmeyeler Tur ne hacet aşıklara çün her yerde maşuk bile Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar Vahdet sırrına erenler ol dost ile dost olanlar Ol denizde gark olanlar ad ü sana gelmeyeler Eşrefoğlu Rumi sen de aşk içinde mahvola gör Ta ki sende senliğinden zerre gübar bulmayalar

Faruk Nafiz Çamlıbel - Han Duvarları

-Osmanzade Hamdi Bey'e-     Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,     Bir dakika araba yerinde durakladı.     Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,         Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...         Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,         Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.         İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!         Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,         Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...         Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,         Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,         Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...    

Mohira Eshpo‘Latova - Qizil tufli

Madina shkaf ustidagi gipsdan yasalgan, chiroyli farishtaga o‘xshatib ishlangan haykalchaga uzoq tikilib yotdi. Umuman, uni har kuni ko‘radi. Ertalab uyqudan uyg‘onsa, birinchi unga ko‘zi tushadi. Onasining aytishicha, uni ichi to‘la eski tangalar emish, og‘irligidan u tengi bolalar ko‘tarolmasmish. O‘sha kundan beri bu alomat haykalchaga yanada qiziqishi ortdi. Ammo unga bo‘yi yetmaydi. Onasi esa birovning narsasiga so‘roqsiz teginish odobdan emas deb o‘rgatgan. Bu haykalcha uniki emas. Demak, tomosha qilish bor, qo‘l tekkizish yo‘q. Qaniydi taqiqlar shu ishni qilish jur’atini yenggani kabi qiziqishni ham yengolsa. “Birovniki baribir birovnikida”,-deb o‘yladi u. Qizcha har kuni ertalab bu haykalchaga tikilib yotadi. Bu qachondan beri davom etyapti bilmaydi. Onasi bilan bobosinikiga mehmonga kelganiga ancha bo‘ldi. Ko‘p qorlar yog‘di, o‘rtoqlari bilan ariqda cho‘milgan ko‘p yozlar o‘tdi. Shu yil kuzda esa buvasi aytganday “katta qiz” bo‘lib maktabga chiqadigan. Maktab haqida o‘ylasa, u...

Ziya Osman Saba - Baharı Beklerken Yazılmış Şiir

O günü görmek için sade bekleyeceğiz, Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları. Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz, Bir sabah dökülecek baharların baharı. Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır, Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun, Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır, Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun. Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle, Bir melek ordan bize uzatacak elini. -Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle. Ümitlerin en güzelini!..

Şeyh Galib - Tahmîs-i Gazel-i Nefîs-i Cenâb-ı Hayâlî Şâir-i Meşhûr-i Sâhib-i Dîvân

(Divan Sahibi Ünlü Şâir Hayâlî'nin Gazelini Tahmis) Nefehnâ nefhasın gûş etmeyenler nâyi bilmezler Miyân-ı cân u cânânda huy-ı hâyı bilmezler Nefes-nâ-âşinâlar gevher-i manâyı bilmezler Cihân-âra cihân içindedir ârâyı bilmezler Şû mâhiler ki derya içredir deryâyı bilmezler Safâ sarhoşlarına gam şarâbın anma ey zâhid Özün saymazlara mahşer hisâbın anmâ ey zâhid Hudâ sâillerine çok cevâbın anmâ ey zâhid Harâbât ehline dûzah azâbın anmâ ey zâhid Ki bunlar ibn-i vakt olmuş gam-ı ferdâyı bilmezler Görürler şems-i aşkın pertev-i nûrun uyanıklar Meh ü mihri kızıl bir pula saymaz bâgrı yanıklar Aceb rassâd-ı hikmet çâh-ı fikretde ne sayıklar Hafak-gûn kân içinde dâIını seyr eyler âşıklar Güneşden zerre görmezler felekden ayı bilmezler Çerâgın rûşen etmiş nûr-ı vahdetden yakıp bunlar Kararmazlar cihan zulmâtına aslâ bakıp bunlar Ererler ka’r-ı bahra mevc-i seyl-âsâ akıp bunlar Hamîde kadlerine rişte-i eşki takıp bunlar Atârlar tîr-i maksûdı nedendir yâyı bilmezler Tecerrüd nâmînâ varmış dil...

Anvar Suyunov - Cho'l tasviri

Sahroning qo‘ynidan ketdi chang, to‘zon. Shamollar ham tindi izsiz, bedarak. Yulg‘unlar ortiga inganday bo‘ron, Qushlar charx urmoqda samoda yuksak. Kengliklarda suzar muattar havo, Dilgir xayol misol sahroyi o‘lan. Chanqovuz puflaydi kayvoni momo, Ketgan lahzalarning hasrati bilan. Nizom torlarini chertmoqda shamol, Qumliklar bag‘ridan kelmoqda chorlov. Nimjo‘sh nurlarini qayraydi hilol, Cho‘pon yuragiga qalay,- deb olov. …Hali tong otadi ko‘rinar oftob, Olislarga ketar tanbal bulutlar. Soyaki davronlar chekinar shu tob, Chekinar maydondan sohibsukutlar. Yillar o‘taverar sarkash va shoyon, Sarobiy davronlar emas mangulik. Diltang lahzalarni do‘stu qadrdon! Sahroyi shamolga qiyos etgulik.

Şeyh Galib - Kaside (Der-medh-i evsâf-ı şerîfe-i gavvâs-ı bahr-i manevi cenâb-ı şârih-i Mesnevi İsmail Ankaravi kuddise sırruhu)

Merhâbâ ey muktedâ-yı âşıkan-ı Mevlevî Heyh Csmâil-i şârih kâhramân-ı manevî Meşrebîndir çeşme-i irfân feyzin mâksimi Kalb-i pâkin vâris-i mîrâs-ı genc-i Mesnevî   Mâhzar-ı Hızr-ı hayât oldur gel istersen delîl Olduğudur tekye-i İskenderîde münzevî Mahber-i faslından etsin bâde-i tahkîki nûş Zanneden efsâne-i câm-ı bî-nefâd-ı Hüsrevî Der gören mecmuâ-i esrârını budur hemân “Tâmmetül-Kübrâ” da cem olan kibâr-ı kübrevî Mesnevînin yek-be-yek şerh eyleyen ebyâtını Arş-ı alâsında olmuş çarh-ı aşkın müstevî Ayrı düşmez zerresi metnin sevâd-ı şerhine Sâye salmış guyiyâ ol âftâbın pertevi    Süllem-i ebyâtı tatbîk eyleyip ayâta hep Her sözü olmuş delîl-i tâm u burhân-ı kavî Himmetin Hızr eyleyip ey rehnümâ-yı sâlikan Koymâ bî-kes Gâlib-i gümgeşte-râh-ı keçrevi 

Bəxtiyar Vahabzadə – Gülüstan poeması

Azərbaycanın birliyi və  istiqlaliyyəti uğrunda  çarpışan Səttar xan,  Şeyx Məhəmməd Xiyabani və  Pişəvərinin əziz xatirəsinə  İpək yaylığıyla o, asta-asta Silib eynəyini gözünə taxdı. əyilib yavaşca masanın üstə Bir möhürə baxdı, bir qola baxdı.

Said Ahmad - Tog‘ay Murodning qo‘shiqlari

Kechagina yosh yozuvchi, boshlovchi yozuvchi, deb yurgan qalamkashlarimiz endilikda nasrimizning yetakchi ijodkorlari bo‘lib qoldilar. Tog‘ay Murod ana shu ijodkor avlodning talantli vakilidir. Tog‘ay Murod adabiyotga tutab emas, yonib kirdi. Tog‘ay Murod qissalari sof milliy o‘zbek qissalari. Tog‘ay Murod qissalarida tasvirlangan odamlarga boshqa xalq libosini kiydirsangiz ham o‘zbekligi bilinib turadi. Ularning xulq-atvori ham boshqa xalqqa aslo o‘xshamaydi. Shu vaqtgacha qiyofasi noaniq, bir-biridan farq qilmaydigan, shapka kiydirsang rus, qorako‘l papax kiydirsang ozarbayjon, telpak kiydirsang qozoq, yoqasiga kashta tikilgan ko‘ylak kiydirsang ukrain bo‘lib ketaveradigan taxminiy odamlar qissalarimizning asosiy qahramonlari bo‘lib keldi. Bu o‘z xalqining milliy urf-odatlarini, his-tuyg‘ularini bilmaslikdan bo‘ldi, so‘qirko‘ngillik, so‘qirko‘zlikdan bo‘ldi. Biz Abdulla Qodiriyni salkam yetmish yildirki, boshimizga ko‘tarib kelamiz. Bunga sabab, Qodiriy milliy qahramonlar yaratdi. Ot...

Elif Yavaş - Bir Mola

     Dumanı tüten bir evin huzuru oldu satırlarım. Ihlamur kokulu köy bahçelerinin o taze ev yapımı olan salça kokulu mutfaklarında, kızarmış ekmek misali alevleniverdi harflerim. Nar kırmızı pişen hindi, portakallı ördek, tavşankanı çay, köpüklü kahve derken her şey tam kıvamında damak tadını aradı ustalıkla. Açken kaleme alınan satırlar sabırla oruç tuttu, kendisini aç insanın yerine koyup empati yaptı mürekkep, kan kırmızı akana dek. Yeryüzü sayfa oldu, deniz mürekkep. Ağaçlar kurşun kalem oldu, tavus kuşu tüyleri de bir kalemlik dolusu tüy kalemden ibaret.

Arif Nihat Asya - Rubai (Neyzen Tevfik - 3)

Bir kuştun: geçti her gecen bir dalda;  Şöhret de küçüklüktü seninçin, mal da…  Ömrünce – fakat – oydu hazinen: şimdi,  Ey yolcu, neyin Konya’da, sen Kartal’da!

Dertli - Sâkiyâ (Ey sâkî)!

Sakiyâ camında nedir bu esrar Kıldı bir katresi mestane beni Şarab-ı la'linde ne keyfiyet var Söyletir efsane efsane beni. Ref' et nikâbını ey vech-i enver Zulmette gönlümüz olsun münevver Şarab-ı la'linin lezzeti dilber Gezdirir meyhane meyhane beni. Aşıkın çok bela gelir başına Tahammül gerektir âdû taşına Şem -i ruhsarına aşk ateşine Yanmada seyretsin pervane beni. Bakmazlar Dertli'ye algındır deyu Hakikat bahrine dalgındır deyu Bir saçı Leyla 'ya mecnundur deyu Yazdılar deftere divane beni.

Нуриза Өмүрбаева - Сүтак уңу

Сүт ак деп, сүттүн өңүн ажыратып, Тынымсыз сайрап бир куш безеленет. Калп айтып түбөлүктүү жубайына, Кайгысын ырга айлантып алган дешет. Сүт ак деп чын билгенин айтса дагы, Жубайы кайрылбастан кеткен экен. Чындыкка ишене албай соңку кийин, Белгисиз алыс жакка безген экен. Сүтактын муңун тыңшап аяп кетем, Сезимим ушунчалык жаралуубу? Күйүттөн кушка айланып учуп кеткен, Сүйүүсү жаш келиндин аялуубу?..

Yetik Ozan - Bağlama

Her sevgi bir düğüm atmış koluna Dokundukça inler, yarası vardır. Irak gönüllerin uçurumuna Ezgiden bir köprü kurası vardır. Aslı saçlarını yönüne sermiş, Altı tel koparıp göğsüne germiş, Kerem, yarasından bir kabuk vermiş, Sızlaya sızlaya vurası vardır. Aşık sofrasında bir ayak olur, Şenlik bırakanda Sümmânî alır. Humarı kan ile karışıp kalır Atadan toruna süresi vardır. Veysel ile yumup iki gözünü Görür gerçeklerin gizli yüzünü, Emrah ile gamda tartar özünü; Ağır yükü, hafif darası vardır. Ak kuşlukta abdal öğütlemesi, Kara günde kardaş ağıtlaması, Kızıl tanda Avşar yiğitlemesi: Nefesi, nidası, narası vardır. Bozok yaylasında çamlarca uzun Bir tütün kesilir çektiği hüzün Nice ki, orda bir sürmeli gözün Gönlüne yansımış karası vardır. Şeker dağı acı sözden bıkanda Etekleri misket misket kokanda, Ardıçtan kovalar inip çıkanda Her kuyu başında sırası vardır. Söğüt çarşısında günle erenler Zile düzlerinde burçak derenler Ankara'da dama bulgur serenler Dostudur, hal hatır sorası vardı...

Tarık Buğra - Küçük Ağa (Roman Özeti)

Küçük Ağa ,  Tarık Buğra ‘nın 1964 yılında yayınlanan romanıdır. Kurtuluş mücadelemizin  Akşehir'de yaşanan bölümünü konu edinir. Zamanla cepheye ve Ankara'ya dair hususlara da girilir. KONUSU: Birinci Dünya Savaşı (1914) ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü, heybetini kaybetmeye başlamış, isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür. Romanda, bir Anadolu kasabası olan Konya ilinin bir ilçesi olan Akşehir’den yola çıkılarak, bütün zor koşullar altında millî kurtuluş mücadesi veren Kuva-yı Milliye konu edilmiştir. Olaylar Anadolu'nun küçük bir kasabasında başlar ve gelişir. ÖZET: Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte, Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir. Savaş sonrası birçok asker memleketlerine geri dönmüştür. Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.

Nedim - Gazel (Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana)

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı âl omuş sana Bûy-ı gül taktir olunmuş nâzük işlenmiş ucu Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem Zülf-i Hârûtun demek mümkin ki nâl olmuş sana Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş El-amân ey dil ne müşkilter su’âl olmuş sana Sen ne câmın mestisin billah kimin hayrânısın Kendin aldırdın gönül n'oldun ne hâl olmuş sana Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden Laʿlin öpdürmek bu hâletle muhâl olmuş sana Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dil-ber Nedîm Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

Yetik Ozan - Baht Otağı

Balam Kerkük, yeller düşmüş bağrına; Boz baharda tozar tozar gidersin, Yel neme ne,eller düşmüş bağrına, Lokmalanır, azar azar gidersin. "Ele kalma, Bele kal,ele kalma Özüm özüne kurban Menim ol, ele kalma." Kaderin bir ince çizgide kırgın, Oban bir karışık dizgide kırgın, Umudun bir içli ezgide kırgın; Hoyratlanır uzar uzar gidersin. "Oba hanı, Ev göçüp,oba hanı Yoluna can verirem, Ki verem o bahanı." Yiğidin yarası can üzerine; Tasalanma, şandır şan üzerine, Gün ola kuruyan kan üzerine Sınırını çizer çizer gidersin. "Kurula, Göz yaşını kurula, Bayraksız bağrın üzre Baht otağı kurula."

Şeyh Galib - Kaside ( Diger kaside-i mehtabiyye ber-evsâf-ı şâh- şehîd Sultan Selim Han-ı Salis rahmetullahi aleyh)

Bir ferve-i semûr giyib dûşe mâhtâb Hidmetdedir o zülf ü bîna-gûşe mâhtâb Deryâ-yı feyz-i âlem-i envâr olur iyân Sahn-ı çemende başlayıcak cûşe mâhtâb   Bir bahr-ı şu’le-zâre düşüp sevk-i hüsn ile Girmiş tamâm tavr-ı sivâyûşe mâhtâb   Yekreng-i îş edip şeb ü rûzûn bulur safâ İmdâd ederse rind-i kadeh nûşe mâhtâb Derviş-i Mevlevi gibi çarh-ı tehî midir Devr etse feyz-i Şems ile bî-tûşe mâhtâb   Da’vâ-yı aşk-ı yârda noksânını bilip Turmuş bu hankâhda deycûşe mâhtâb   Gördüm bu tâb u revnakı bildim ki bendedir Âlemde bir hidiv-i güher-pûşe mâhtâb    Dârâ-yı mihr-i kevkebe Sultân Selîm kim Hırmen-geh-i mevâline bir hûşe mâhtâb   Etdikde neşr-i nûr o şeyh-i hâver-i kerem Çevgân olur önündeki çâvûşa mâhtâb   İtlâf-i nakd-i encüm eder bendegâhına Yüzler sürünce giydiyi pâ-pûşe mâhtâb Ayîne-i zamîr-i tecelli-fürûzunun Benzer yanında hâb-ı feramûşa mâhtâb   Adliyle zulm-i sâbıkı mâhv etse çok mudır Razı olur mu hükmü karâkûşa mâhtâb Hebnem gedâ-yı gül...

Məhəmməd Füzuli - Qəzəl (Şəfayi-vəsl qədrin hicr ilə bimar olandan sor)

Şəfayi-vəsl qədrin hicr ilə bimar olandan sor, Zülali-zövq şövqün təşneyi-didar olandan sor. Ləbin sirrin gəlib göftarə, məndən özgədən sorma, Bu pünhan nüktəni bir vaqifi-əsrar olandan sor. Gözü yaşlıların halın nə bilsin mərdümi-qafil, Kəvakib seyrini şəb ta səhər bidar olandan sor. Xəbərsiz olma fəttan gözlərin cövrün çəkənlərdən, Xəbərsiz məstlər bidadını hüşyar olandan sor. Qəmindən şəm’ tək yandım, səbadən sorma əhvalım, Bu əhvalı şəbi-hicran mənimlə yar olandan sor. Xərabi-cami-eşqəm, nərgisi-məstin bilir halım, Xərabat əhlinin halini bir xummar olandan sor. Məhəbbət ləzzətindən bixəbərdir zahidi-qafil, Füzuli, eşq zövqün, zövqi-eşqi var olandan sor.

Ümit Yaşar Oğuzcan - Mahşer Günü

Nasıl uçan bir kuş düşerse yere Yerde paramparça olursa kemikleri Yumuşacık tüyleri dağılırsa Nasıl bir gül kurursa dalında Toprağa karışırsa yaprakları Kokusu ve rengi kalmazsa Nasıl bir kaplan vurulursa ormanda Otlara cansız düşerse pençeleri Vahşi gözleri ışıl ışıl yanmazsa Nasıl bir ağaç kurursa için için Birer birer kurursa dalları Bir gün anızın devrilirse Nasıl güneş doğmazsa bir daha Bulutlar terkederse gökyüzünü Yere bir damla yağmur düşmezse Nasıl bitmezse karanlığı gecelerin Tek ışık kalmazsa sokaklarda Bu rüzgar, bu fırtına dinmezse Kuş uçarken, gül açarken Güneş doğarken senin için Bir gün böylesine başlar dünyada Mahşer günü sensizliğin