Mahallenin yeni yetişen gençleri, Hacı İmadeddin Efendi'nin yalnız ismini bilirlerdi. İçlerinde daha yüzünü gören yoktu. Orta yaşlılara gelince, yirmi sene evvel hac dönüşünde yeşile boyanmış kapısından girerken bir defacık onu görebilmişlerdi. Geveze ihtiyarlar, kahvede, sokakta, mescitte, gece toplanmalarında, hayal meyal tanıdıkları çocukluk arkadaşlarının faziletlerini, sofuluğunu anlata anlata bitiremezlerdi. Namı civarda "Kuddise sırrahu" (Allah sırrını mübarek eylesin) diye anılan bu zat, hakikaten canlı bir evliya gibiydi. Geçmiş takva asırlarından âhir zamanın bu günlerine nasılsa kalmış bir zahit sanılırdı. Bu fani dünyadan elini ayağını tamamıyla çekmişti. Yıllar vardı ki, dışarı çıkmak değil hatta evinin ikinci katına bile inmiyordu... En yukarıda sokak üstüne küçük bir odanın içinde gece gündüz, sabah akşam ibadetten başını kaldırmazdı. Yatağı, yerdeki kuru seccadesi; yorganı, sırtındaki eski abasıydı. Pencerelerinin kafesleriyle perdeleri daima inikti. Bu sa...