Kayıtlar

Mayıs, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sefil Selîmî - Mirasyedi Destanı

Resim
Gurbet elden geldim malım sormağa Bunca eşya çanak çömlek nic'oldu Ey komşular gelin şer'a durmağa Köy kadısı Kambur Felek nic'oldu Bulamadım ciğergahım eridi Benim babam bu yerlerde bir idi O hassadan mintanının şeridi Eğnine giydiği yelek nic'oldu Günde beş on kere yıkar sererdi Gece anam gündüz babam giyerdi Satayıdım üç beş para ederdi Yakası yeni yok gömlek nic'oldu Bunlar ev eşyası size dediğim İki sahan bir tencere gediğim Akşam sabah çorba koyup yediğim Ağzı burnu kırık çanak nic'oldu Arzum kaldı evde kalan somağa Her yedikçe tat verirdi damağa Karnı tok misafir ağırlamağa Su verdiğim telli bardak nic'oldu Mutfağa fareler ayak basmazdı Kilere kediler kulak asmazdı Yaş söğüt dalına vursan kesmezdi Soğan doğradığım bıçak nic'oldu Ağaç çelengine sepet astığım Çürük yulaf ile ipin kastığım Akan yarasına toprak bastığım Dam üstünde uyuz oğlak nic'oldu Komşular bilirler cümle bu işi Arpa yemez kırılmıştı her dişi Kuyruğundan kaldırırdı beş kişi Odu...

Fuzuli - Gazel - 48 (Can çıkar tenden gönül zikr-i leb-i yâr eylegeç)

Resim
Can çıkar tenden gönül zikr-i leb-i yâr eylegeç Ten bulur can yeniden ol lâfzı tekrar eylegeç Kılma ey efgan gözün bîdâr mest-i hâb iken Olmaya bir fitne peydâ ola bidâr eylegeç Sohbetimden âr edip ey gül beni terk etme kim Gül olur efsürde terk-i sohbet-i hâr eylegeç Varımı fikr-i dehâniyla yok ettim kim kazâ Böyle emr etmiş bana yoktan beni var eylegeç Arz-ı ruhsâr et bu gün ey meh kim ölsün gökte gün Öyle kim encüm ölür gün arz-i ruhsâr eylegeç Her zebân bir tîgdir gûyâ Züleyhâ katline Yûsuf’ı almakta ehl-i aşk bâzâr eylegeç Nâle vü zârım Fuzûlî hoş gelir ol gül-rehe Açılır gül gönlü bülbül nâle vü zâr eylegeç

Ötkir Haşimov - Altın Küpeler (Hikâye)

Resim
  İnsanda, hiçbir zaman değişmeyen alışkanlıklar var. Benim de tuhaf bir âdetim var: Birini haklı olarak bile incitsem o kişiden çok ben üzülüyorum. Anlaşılan bu adet annemden bana sirayet etmiş. Annem, bize asla sert konuşmaz, mecburen üzmek zorunda kalsa bile bir müddet sonra gönlümüzü alırdı. Yalnız, bir keresinde bana çok kötü beddua etti… Çok kötü beddua etti ya o zaman kim hatalıydı bugün dahi bilmiyorum. Bahar gelmişti. Güneşin ılık ışınlarının insanın sırtını ısıttığı günlerdi. Badem ağacının altında oturmuş, uçurtma yapmaya çalışıyordum. Kayısının sakızı kâğıda yapışsa çıtaya yapışmıyor, çıtaya yapışsa kâğıda… Burnumu çeke çeke uğraşıp didiniyordum. Annem ötede altına post sermiş çamaşır yıkıyordu. Babam, “fakir giysisi” diyerek ağabeylerimle bize kadife pantolon almıştı. Kadife aslında iyi şey ama çelik çomak oynarken, paçavradan top yapıp peşinde koşarken bir düşüp yuvarlanırsan aralarına çamur girmesi kötü. Üç günde bir yıkayan annemin aklı başından gidiverirdi. S...