Ana içeriğe atla

Edebi San'atlar

 

1. TEŞBİH : Aralarında ortak özellik bulunan iki kavramdan nitelik yönünden zayıf olanın güçlüye benzetilerek belirgin hale getirilmesidir. 

Tam bir benzetmede dört öğe bulunur. 

a-Benzeyen:Bir birine benzetilen kavramlardan nitelikçe güçsüz olanıdır. 

b-Kendisine Benzetilen:Benzetilen kavramlardan nitelikçe güçlü olanıdır. 

c-Benzetme Yönü:Benzeyenle benzetilen arasındaki ortak özelliktir. 

d-Benzetme Edatı: Benzetmeyle benzetilen arasında ilişkiyi kuran edattır. (Gibi,kadar,sanki vb.)  

2. İSTİARE: Her hangi bir varlığa,benzerlik dolayısıyla asıl adının benzediği başka bir varlığın adının verilmesine denir.Bu sanatın özünün teşbih oluşturur.Ancak istiarede benzeyen ve kendisine benzetilenden sadece biri söylenir. 

a. Açık İstiare: Yalnız kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılır. 

b. Kapalı İstiare Sadece benzeyenin söylendiği, kendisine benzetilenin söylenmediği istiaredir.

3. KİNAYE: Bir sözün hem gerçek hem de mezac anlamda anlaşılacak biçimde kullanılmasına denir.

4. TEŞHİS : İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir özellik verme sanatına denir.

5. İNTAK: İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir.Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir kişileştir me vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.Fabllar bu sanata örnektir.

6. TARİZ: Söylenen sözün, gerçek ve mecaz anlamının dışında büsbütün tersini kastetmektir. 

Ninesi: “Benim torum çok cesurdur canım, horozdan korktuğuna bakmayın!” dedi.

7. TENASÜP: Anlamca aralarında ilişki bulunan sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır.

8. TEVRİYE: Birden fazla anlamı olan bir kelimenin iki anlama gelecek şekilde kullanılmasıyla oluşturulan sanattır.Kelimelerin yakın anlamları söylenir görünerek uzak anlamları kastedilir.Tevriyede kelimenin her iki anlamı da gerçektir.

9. TECAHÜL-İ ARİFANE: Bilinen bir gerçeği bilmez görünerek anlatma sanatıdır. 

10. HÜSN-İ TALİL: Herhangi bir gerçek olayın meydana gelişini, gerçek nedeninin dışında, hayali ve güzel bir nedene bağlama sanatıdır.

11. TEZAT: Birbirine zıt özelliklerin, duygu, düşünce ve hayallerin bir arada söylenmesidir.

12. LEFF Ü NEŞR: Genellikle bir beyit içinde birinci dizede en az iki şey söylenip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşılıkların verilmesidir. 

13. TELMİH: Bilinen bir olay, kişi, nükte, fıkra, atasözünü dolaylı biçimde anlatma sanatıdır. Telmihin başarılı olması için okuyucunun dolaylı anlatıma konu olan düşünceyi kolayca anlayabilmesi gerekir.

14. TEKRİR: Tekrir şiirde bir bölümün tekrar edilmesidir. Bu şiire ahenk kazandırır. (Bilmek istersen seni / Can içre ara canı / Geç canından bul anı / Sen seni bil sen seni vb.)

15. İSTİFHAM: Cevap bekleme amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için sözü soru biçiminde yöneltmeye istifham (soru sorma) denir.

16.RÜCU: Bir düşünceyi daha güçlü anlatmak için, söylenen sözden döner gibi davranmaya rücu denir. Sanatçı; nükte, üzüntü, sevinç, heyecan, dehşet … durumlarında anlatımı daha güçlü ve canlı kılmak için rücu sanatına başvurabilir. Rücuda, önceki sözden dönüş yok, fakat döner gibi yapma vardır. Amaç, anlamı pekiştirmektir. Dönüşler art arda gelebilir. 

Alnın bir sitare-i nev, yok bir âfitâb 

(Tevfik Fikret) 

[Sitare-i nev: Yeni yıldız. Âfitâb: Güneş] 

Bir şarkıdır söylediği / Mavi bir sevda şarkısı / Hayır mavi değil / Ela bir şarkıdır söylediği.

17. SEHL-İ MÜMTENİ: Edebiyatta, çok basit görünen; fakat benzeri kolay kolay yazılamayan beytlere, kıtalara verilen addır. 

"Mende mecnun'dan füzun aşıklık istidadı var / Aşık-ı sadık menem, Mecnun'un ancak adı var” vb.

18. CİNAS: Cinâs, sözlükte iki şeyin benzemesi anlamında kullanılır. ve okunuş bakımında aynı ya da benzer olan kelimelerin bir arada kullanılmasıyla yapılan söz sanatıdır.

Aylardan temmuz, mevsimlerden yazdır 

Gel ey peri bana en güzel şiirleri yazdır.

Sahilleri gezdim yapayalnız adım adım 

Unuttum gitti vallahi, neydi sahi adım.

19. ALİTERASYON: Şiirde aynı seslerin tekrar edilmesi suretiyle ahengin güçlendirilmesidir.

20. SECİ: Düzyazıda kelimelerin kafiyeli olarak sıralanmasıdır.

"Hemîn bize lâzım olan oldur kim edebümüz komayavuz. Şol ki anun keremidür ana ısmarlayavuz. Bize bu izzet yiter ki anun kulı olavuz. Kulluğıçün biz hizmetde duravuz. Kul olan kulluğında durmak gerek. Cennet ve cehennem dimemek gerek. Cennet isteyenlerün ekseri hizmet istemez, hanlık ister. Ve bihişt taleb idenlerün çoğı kullıkdan kaçup sultânlık ister… Hak Hazretinün hüsn-i va’diyle ve ol cenâbun sıdk-i ahdiyle a’mâl-i hasenenün te’vîli elbette gökçek olsa gerek. Ve a’mâl-i kabîhanun bilmezüz ki n’olsa gerek. Meşiyyet elindedür ve ihtiyâr yedindedür. Diledüğine adi idüp cezâ ider ve diledüğine fazl idüp atâ ider. Her ne bölükden nasîb iderse takdîr anundur ve her ne cemâatden kılursa tedbîr anundur. Lûtfından Umîdümüz oldur kim hayrın mukadder kıla ve kereminden umulan oldur kim yesîrin müyesser kıla. Günâhlarımuzdan geçe lûtf-ı amîmiyle ve cerâimümüzi afv ide hulk-ı kerîmiyle. Âmîn Yâ Rabb el-Âlemîn."

(Sinan Paşa, Tazarruname'den)

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Ümit Yaşar Oğuzcan - Acılar Denizi

  Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar