sabahlar şımarık çocuk gibi,çıkar ya omuzlarıma nerelerde,nelerleyken bıkmadan aradıklarım yürüyen duvar,yüz-dönmüş pencere,dar merdivenler birde o saksılar,karşı balkondaki,çelimsiz saplar içlerinde kurumuş dallarına bakıp kiraz ağacının göçüp-gitmişti öbür cumalar,yaşadıklarım son yaşadığımdı bu,son cuması aralığın... yağmur yağıyordu hızlıdan olmayan mutluluğu taşımaya kalkmış bana esat kurt koşarak çıkıp merdivenleri kapımı çalmıştı bira şişelerinin cıvıltılı şangırtıları zembilinde gözlerinde uçuşan kıvılcımlarla giriverdi kapıdan... sırtında küçülmüş siyap paltosu,biraz yüzü solgun yıllar boyu bir defacık bile merhaba esat nasılsın,demedi mutluluk bana bardağa dolan biranın dalıp altın sarısına uzun-uzun iki mısra okumuştu bir şiirinde yine sildi elinin tersiyle köpükleri bıyıklarından duman sokak, levent akşamlarında öylesine yılgın tavada patates,bir kağıt birde tükenmez kalem acıların boy attığı tek nüfuslu dünyasında yalan sevdalara kırgın,insanlara kırgın söke'ye,günlere...