Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İstanbul Şiirleri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Nahit Övünç - Esat Kurt’u Anlatmak...

sabahlar şımarık çocuk gibi,çıkar ya omuzlarıma nerelerde,nelerleyken bıkmadan aradıklarım yürüyen duvar,yüz-dönmüş pencere,dar merdivenler birde o saksılar,karşı balkondaki,çelimsiz saplar içlerinde kurumuş dallarına bakıp kiraz ağacının göçüp-gitmişti öbür cumalar,yaşadıklarım son yaşadığımdı bu,son cuması aralığın... yağmur yağıyordu hızlıdan olmayan mutluluğu taşımaya kalkmış bana esat kurt koşarak çıkıp merdivenleri kapımı çalmıştı bira şişelerinin cıvıltılı şangırtıları zembilinde gözlerinde uçuşan kıvılcımlarla giriverdi kapıdan... sırtında küçülmüş siyap paltosu,biraz yüzü solgun yıllar boyu bir defacık bile merhaba esat nasılsın,demedi mutluluk bana bardağa dolan biranın dalıp altın sarısına uzun-uzun iki mısra okumuştu bir şiirinde yine sildi elinin tersiyle köpükleri bıyıklarından duman sokak, levent akşamlarında öylesine yılgın tavada patates,bir kağıt birde tükenmez kalem acıların boy attığı tek nüfuslu dünyasında yalan sevdalara kırgın,insanlara kırgın söke'ye,günlere...

Hakan Yıldızeli - kasım 25

  kasım 25.. hava nemli basılmış sarı yapraklar toprakta, düşük suratlı insanlar dertli ister meyhane, ister durak, ister parkta bu ölüm cennet kapıları kadar görkemli artık şehzadebaşı sokaklarında arama beni arkamdan matemlerin en büyüğünü tut... bir şeyler yazıp sana bir şeyler verebildiysem, hep bu anı yaşa, maziyi unut. boğazdan geçen son gemi misali martı boklu dubalar, iskele yorgun vaniköy parkelerinde kesilmiş soluklar yatar buz kesmiş dolaplarında morgun.. kasım 25.. hava nemli istanbulun akşamdan kalmış bir hali var içiyor dolmabahçede çayını yarı demli ağlyor bak koca şehir, ayrı sevdalılar ver ellerini gülüm ver gözlerini gözlerime bir günün sessizliğine bin defa ölürüm bir körün hayalindeki aydınlığa gömülürüm.

Nahit Övünç - Çok Sevdiğimiz Bir Şiir Ayrılığımız

çok sevdiğimiz bir şiir ayrılığımız senin ezberinde, gizli gizli okuyorsun benim, Kuzguncuk'ta, dilimden düşmüyor uzaklığı anlatıyor ilk mısra, yana-yakıla ikinci de, isyanla dişliyor birbirini kelimeler bölüştüğümüz sonbahar / ortak aydınlığımız hayallerimizi süslüyor siyah orkideler. çok sevdiğimiz bir şiir ayrılığımız... mevsimler yılları taşıyor omuzlarında el ele gelemedik bir türlü aynı kervanda ikimiz biz varız buruk, kekremsi özsuyunda olumsuz acılara kök salmış hasretimiz dokunamadım sana, sevemedim, okşayamadım ne bakıştığımız var bu sevda oyununda ne (bir an da olsa) kavuşup ayrıldığımız ne ben bıkıyorum okumaktan, ne sen kız çok sevdiğimiz bir şiir ayrılığımız...  

Yahya Kemal Beyatlı - Bir Başka Tepeden

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Necip Fazıl Kısakürek - Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul'da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlar...