Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Servet-i Fünun etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Süleyman Nazif - Dâd Bir Feryâd İki

(18 Kânun-ı evvel 1324/1908, nr.133) İstanbul’un cihangir olan şöhret-i letafetine meclûb olarak dünyanın bilmem hangi aktar-ı ba‘îdesinden gelen bir seyyah – hususiyle tarik-i vürûdu Rumeli şimendiferi ise- ilk nazarda, il hatvede bir haybet-i nefret-memzûca düçar olur gözüne bakan her hane bir sefalet-gede, her sokak muzayyık, murdar ve muavvic, hele kaldırımlı, kaldırımsız o yollar dünya yüzünde ne kadar pislik varsa hepsinin birer mev‘id-i mâyi‘-mülakisidir. Tasavvurât-ı şairânesi eşyasından daha çok olan o seyyah, zavallı İstanbul’un bu medhalinden girerken bu pisliklere birer birer tükürür. Ve şehremanetine bittabi senahan olmayarak herhangi bir misafirhane-i nâ-pâke mevcudiyet-i teab-nâkini emanet eder. Bugüne kadar her felaketimizin olduğu gibi, İstanbul’umuzun sebeb-i yegane-i harabı dahi istibdat olduğuna hükmeder ve  susarlardı. Şimdi istibdat maddeten ve tamamen zail olmak şöyle dursun, hayal ve hatıratı bile hâkimiyet-i ümmetle efkâr-ı umumiyenin huzur-ı satvetinden ti...

Cenap Şahabettin - Kitabe-i Seng-i Mezar

Okuyup tabsıra-i ömrü esefsiz kapadım, Ebediyyen uyusun toprağın altında adım. Yatağım gerçi yosun örtülü bir taşlıktır Yorulan cephem için taşlar ipek yastıktır. Sargıdır kalbime sevdiklerimin hatırası Sızlamaz artık o şeydanın onulmaz yarası. Yaşamakla bu karanlıkta hayal eksilmez Bu dar ufkun kara yıldızları batmak bilmez. Kış günü ruh-ı günahkarımı örter karlar, Başım üstünde yazın afv ile al güller açar. ----- Tabsıra:  Kelime anlamı itibariyle insanın gözünü açacak bilgi, açıklama manasındaki eser, Âkif Paşa'nın en önemli ve dikkat çeken eserlerindendir. Nesrimize katkıları bakımından üzerinde önemle durulan eser, Âkif Paşa'nın Dâhiliye nazırlığından azledilmesine sebep olan Churchill Hadisesi üzerine yazılmıştır. Paşa, bu eserde söz konusu hadisenin iç yüzünü kendi bakış açısına göre anlatmış ve Pertev Paşa'yı şikayet etmiştir.

Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) Şiiri ve Özellikleri

27 Mart  1891  tarihinde Ahmed İhsan tarafından kurulmuş olan Servet-i Fünun dergisinin başına Tevfik Fikret geçer ve bu dergi etrafında toplanan yazar ve şairlerin Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) adını verdikleri edebi akım daha çok derginin adıyla anılr. Servet-i Fünûn Edebiyat yazar ve şairleri, Abdülhak Hamit‘in şekilde yaptığı yeniliği daha da genişletirler Fransız şiirinden “sone” ve “terzarima” gibi nazım türlerini alırlar. Müstezad (serbest nazım)ı, yaygın ölçüde kullanırlar. Kalıplaşmış vezinlerin dışına çıkarlar.

Tevfik Fikret - Küçük Asker

  Küçük asker, silah elde Kahramanca ilerliyor Karşısında bütün belde "Kahramanım, yaşa!" diyor... Küçük asker, küçük asker! Vatan senden hizmet ister. Vatan için çeker emek Herkes; bu borcu herkesin. Vatan demek ninen demek, Sen nineni sevmez misin?.. Küçük asker, küçük asker! Vatan senden şefkat ister. Vatan senden hayat umar, Sen yaşarsan o canlanır; Vatan için ölmek de var, Fakat borcun yaşamaktır... Küçük asker, küçük asker! Vatan senden kuvvet ister. Minimini omuzların Taşıyacak yarın tüfek; Tüfek değil, vatan yarın O omuza yüklenecek... Küçük asker, küçük asker! Vatan senden gayret ister. Küçük asker dinle bunu: Sakın boşa silah atma; Kılıcını, kurşununu Haksızlığa karşı sakla... Küçük asker, küçük asker! Hak da senden kuvvet ister.

Tevfik Fikret - Balıkçılar

- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder Bugün açız yine; lakin yarın, ümid ederim Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader - Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta - Olur Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz Çocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz Hâlâ Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi - Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme... Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa - Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa - O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor... - Ya sakın O gelmeden ben ölüsem Kadın...

Tevfik Fikret - Ağustos Böceği ile Karınca

  Karıncayı tanırsınız Minimini bir hayvandır Fakat gayet çalışkandır Gayet tutumludur, yalnız Pek hodgâmdır, bu bir kusur: Hodgâm olan zalim olur. Bir gün ağustos böceği Tembel tembel ötüp durmak Neticesi aç kalarak Karıncadan göreceği Bürudete bakmaz, gider Bir lokma şey rica eder Der ki: - Acıyınız bize Coluk çocuk evde açız İânenize muhtacız. Karınca bir yüreksize Layık huşunetle sorar: - Aç mısınız? Ya o kadar Uzun, güzel günler oldu. O günlerde ne yaptınız? Böcek inler: - Açız, açız Bakın benzim nasıl soldu O günlerde gülen, öten Sazla, sözle eğlenen ben Bugün bakın ne haldeyim! Vallah açız, billah açız, Halimize acıyınız! Karınca eğlenir: - Beyim, şimdi de raksedin, ne var? "Yazın çalan kışın oynar."

Cenap Şahabettin - Hakikat-i Sevda

  Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil; Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde; İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde Her cevf-i hayâtî, sevilen şeyden ibaret Bir lem'a-i nev, şa'şaasıyla eder ihfâ; Bir berk arkasından ederek ömrü temâşâ Bin müddet için göz kamaşır... İşte muhabbet! Pek boştur o his, lakin o boşlukla dolar dil; Âfâk-ı hayatiyyedeki cevfi o örter; Herkes hep o boşlukta arar bir tutacak yer Pîrâmen-i ömründeki girdâbâ mukâbil Sevdâya mukabil duyulur rûhta her gâh Bir def-i pey-â-pey ile bir cezb-i pey-â-pey; Bir istiyor insan onu, bir istemiyor, âh Sevmek bile doğmak gibi, ölmek gibi bir şey!