Ana içeriğe atla

Fuzuli - Gazel - 267 (Gördüm ol hurşîd hüsnün ihtiyârım kalmadı)

 

Gördüm ol hurşîd hüsnün ihtiyârım kalmadı
Sâye tek bir yerde durmağa karârım kalmadı
Bir gün olmaz tal’atın görmek müyesser âh kim
Zerrece ol gül yanında i’tibârım kalmadı
Pâk kıldı sûretimden za’f dehr âyinesin
Öyle mahv oldım ki bir zerre gubârım kalmadı
Gam günü hem-demlerim gark oldular göz yaşıma
Silmeğe göz yaşımı bir gam-güsârım kalmadı
Rüzgârım hoş geçerdi âh kim devran dönüp
Oldu ahvâlim harâb ol rüzgarım kalmadı
Râh-i aşk içre bana ancak fenâ maksûd idi
Şükr kim maksûda yettim intizârım kalmadı
Ey Fuzûlî il kamu ağyârım oldu yâr için
Sûz-i dilden gayrı bir dil-sûz yârım kalmadı
(Fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lün)

1. (O güneşin güzelliğini gördüm ve iradem elimden gitti. Bir gölge gibi hiçbir yerde duramıyorum.)

Gölgenin iradesi güneşin elindedir. Gölge güneşle beraber yürür ve bir yerde durmaz. Çünkü güneş daimâ şarktan garba doğru yürür.

Burada güneş, hakikî sevgilidir. Çünkü âşıkın iradesini almıştır.

Tasavvufî ma'nâda da böyledir. Âşıkta irade olması için kendisini var telakki etmesi lâzımdır. Halbuki âşık varlığını sevgilide ifna etmiştir.

Karar burada iki ma’nâyadır : Biri huzur ve rahat, diğeri de herhangi bir şeye karar vermek. Bu iki ma'nâda irade şarttır. Burada karar kelimesi her iki ma'nâda kullanılmıştır.

2. (Onun didârını, güneş gibi doğuşunu, güzelliğini görmek bir gün bile müyesser olmadı. O güneş yanında zerre kadar i'tibarım, değerim kalma­dı.)

îkinci mısradaki "gül" değil "gün" olacaktır. Sevgili güle benzetilirse de bu beytte gül hayali ile alâkalı birşey görülmüyor. Zerre kelimesi daimâ güneşle beraber gelir. Burada birinci mısradaki gün, muayyen bir zaman müddeti, ikinci mısrada ise güneş ma'nâsınadır.

Birinci mısradaki tal'at kelimesi tulu' ile alâkalıdır.

Hakikî sevgilinin güzelliği bütün kâinatta görülür. Lâkin zâtı görün­mez.

Zerre, güneş huzmesi içinde kaynaşan tozdur. Zerre güneşi görür, fâkat âşık göremez. Zerre en hakîr ve değersiz bir şeydir. Karanlık bir yere sızan güneş ışığı içinde ancak görünür. Güneş ise zerreyi gösteren­dir. Kâinatta tek görünen hayat menbaıdır. Şâirin nazarında güneşin hiç­bir değeri olmayan zerre kadar bile i'tibarı yoktur. Zerre görüyor, şâir gö­remiyor.

3. (O kadar zayıfım ki bu zayıflık dünya aynasından benim suretimi te­mizledi. Dünya aynasında artık görünmüyorum.)

Öyle mahvoldum ki bir zerre tozum kalmadı.

Aynada dahi görünmeyen bir sûret, bir şekil yok demektir. İkinci mısradaki zerre kelimesinden anlıyoruz ki dünya aynası dediği güneştir. Güneş yuvarlak ve parlaktır.

Gubar toz topraktır. Ma'denî aynaları ince kumla parlatırlar, temiz­lerler. Bunu birinci mısradaki pâk kelimesinden anlıyoruz. Pâk bir ma'nâda dünya aynasından şâirin şeklini silip yok etmek, ikinci ma'nâda aynayı temizlemek , parlatmaktır.

Şâirin sûreti, şekli bir varlık ifade eder. Bu âşık için bir lekedir, is­tenmeyen bir şeydir. Çünkü âşık yok olmak ister. Bu sebepten dünya ay­nasından benim sûretimi temizledi diyor.

4. (Aşk ızdırabı içinde o kadar gözyaşı döktüm ki arkadaşlarım, dostla­rım benim gözümün yaşı içinde boğuldular. Gözyaşımı silecek bir dert ortağım kalmadı.)

Hem-dem kelimesindeki "dem" den gözyaşının kanlı olduğunu anlı­yoruz.

Gözyaşını silmek aynı zamanda teselli etmek ma'nâsınadır.


5. (Zamanım, hayatım güzel geçmekteydi. Felek ters döndü, ahvâlim harap oldu, o eski günlerimden eser kalmadı.)

        Hoş geçen zaman, Elest Bezminde Hak ile visâl hâlindeki zamandır.

    Lâkin madde âlemi yaratılıp felekler dönmeye başlayınca anasır âlemine düşen âşık, aşkın türlü ıstırablariyle kıvranıyor, ahvâli harap oluyor. O eski visâl günleri geride kalıyor.


    6. (Bu anasır âlemine düştükten sonra bütün arzum, bu benlikten kurtu­lup yine Hakk'a, o güzel günlere dönmek idi. Allah'a şükrolsun ki maksa­dıma eriştim, artık bekleme devresi bitti.)


    7. (Ey Fuzûlî, o sevgili uğrunda herkes, her şey bana ağyar oldu. Yani aşk yolunda halk beni anlamadı, ta'n etti. Her varlık aıtık benim için ağyar oldu. Hiçbirini sevmiyorum. Benim için içi yanan bir tek dost kaldı, o da gönlümün yanışı.)

Yukarıki beytte dediği gibi fenâya erince, fânî olan her varlık onun için ağyar oluyor. Çünkü yok oluyor.

Sûz-i dil, gönül yanışı ile dil-sûz, gönül yakan arasında akis san'atı vardır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Mikayıl Müşfiq - Ana

Ana dеdim, ürəyimə yanar odlar saçıldı, Ana dеdim, bir ürpəriş hasil oldu canımda, Ana dеdim, qarşımda bir gözəl səhnə açıldı, Ana dеdim, fəqət onu görməz oldum yanımda.