Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Beş Hececiler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yusuf Ziya Ortaç - Anahtar

-1- Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Açsam göğün mavi kapılarını. Bir samanyolundan geçip dolaşsam Yıldızların altın yapılarını! Dolansa boynuma ışıktan kollar, Açsa esrarını gök perde perde: Kayıp sesleri duysam yeniden, Kaybolan yüzleri görsem göklerde!... -2- Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Toprak kilidini açsam dünyanın, Çözsem düğüm düğüm muammasını Ölüm denen sonsuz, büyük rüyanın! Gelse bahçe bahçe mevsimler dile, Ağaçlar, çiçekler konuşsa biraz: Kimdir şu dallarda kızıl gülleri Böyle alev alev yakan sihirbaz! Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Ne yıldızlar için, ne güller için! Alnı eşiğinde bekleyenlere Açılmak bilmeyen gönüller için!

Yusuf Ziya Ortaç - Bir Gün

Kavuşmak bir gün toprağa, Bir bahar cümbüşü olmak, Dört mevsimde ayrı ayrı Tabiatın düşü olmak... Bir buluttan düşen yağmur, Bir yıldızdan damlayan nur, Bir yeşil yaprakta huzur, Bir gonca gülüşü olmak... Yazın savrulmak harmanda, Kışın şahlanmak ummanda, Fecre karşı bir ormanda, Bir kuşun ötüşü olmak...

Orhan Seyfi Orhon - Anadolu Toprağı

Senelerce sana hasret taşıyan Bir gönülle kollarına atılsam. Ben de, bir gün, kucağında yaşayan Bahtiyarlar arasına katılsam. Bu bakımsız, en kuytu bir bucağın Bence İrem Bağı gibi güzeldir. Bir yıkılmış evin, harâb ocağın, Şu heybetli saraylara bedeldir. Kadîr Mevlam, eğer senden uzakta Bana takdir eylemişse ölümü; Rahat etmem bu yabancı toprakta, Cennette de avutamam gönlümü. Anladım ki: Sevda, gençlik,şeref, şan... Asılsızmış şu yalancı dünyada. Hasretinle yâd ellerde dolaşan Hızr'ı bulsa yine ermez murâda. Yalnız senin tatlı esen havanda Kendi milli gururumu sezerim. Yalnız senin dağında, ya ovanda Başım gökte, alnım açık gezerim. Hürüm derim, eskisinden daha hür, Zincirinle bağlansa da ayağım. Şimdikinden daha ferah görünür, Zindanında olsa bile durağım. Bir gün olup kucağına ulaşsam, Gözlerimden döksem sevinç yaşını. Sancağının gölgesinde dolaşsam, Öpsem, öpsem toprağını taşını!

Yusuf Ziya Ortaç - Giden Gelmez

İşittim ki, benim için ağlıyormuşsun, Hala adım düşmüyormuş dudaklarından! Geçenlerde bir yolcudan beni sormuşsun, Metruk, ıssız bir manastır gibiymiş odan! Çamlıklarda tek başına geziyormuşsun, Gözyaşların anıyormuş eski günleri... Ümidini siyah ufuklarda yormuşsun, Sanmışsın ki, giden günler gelecek geri! Artık ela gözlerinin altı çürümüş, Bahçemdeki kuşlar gibi susmuş kahkahan! Kalbin bir dal mevsimin hüznü bürümüş... Akşamları son yolcular geçerken kırdan Nazarların dalıyormuş, yıllardan beri Bir seyyahın bekleniyor gibi haberi!

Yusuf Ziya Ortaç - Koşma

Bir daha o fırsat geçer mi ele? Dün gördüm, bugün de göresim geldi! Gülüşü o kadar hoştu ki hele, Lebinden koncalar düresim geldi! Hem küçük, hem güzel, hem de utangaçtı, Gözleri gözümden daima kaçtı, Saçları ne güzel, ne ipek saçtı, Öpüp okşayarak öresim geldi! Yüzü benziyordu bahar ayına, Kaşları can yakan aşkın yayına, Hasretle kapanıp hâk-i pâyına, Yüzümü, gözümü süresim geldi!

Yusuf Ziya Ortaç - Rüya

Gök dibinde havuzun Sularda ellerimiz Bütün emellerimiz Anlaştı uzun uzun Sular soğuk bir ışık, Bakıyoruz havuza; Suda omuz omuza İki gölge karışık! Bir kırık ay havuzda Ağır ağır kayboldu. Havuz şafakla doldu Gün doğdu ufkumuzda Gün doğdu ucundan Ellerimi bıraktı. Birkaç damla yaş aktı. Parmaklarımın ucundan!

Yusuf Ziya Ortaç - Eski Ev

Köşede altın oymalı Edirne kavukluğu, Üstünde çeşm-i bülbül sürahi Yıldız Serpintili mavi bir buğu... Birinde kallavisini dinlendirmiş asırlar, Öbürünün ışık göğsünde Geceler dolusu sırlar!.. Duvarlarda iki kılıcın gümüş çaprazı, Sene 1053 amel-i Şahin Usta Üstündeki talik yazı... Çeliğine su vermiş kral kellelerinin kanı, Bir vuruşta parçalanmış Kim bilir kaç şövalyenin kalkanı!.. Raflarda Beykoz işlerinin ışıl ışıl hevengi, Ve sedirler üstünde has bahçeler açan Üsküdar çatmalarının ateş rengi... Islak gözlü cariyeler uzanırmış onlara, Ve kafeslerin ardından bakarlarmış Yelkenleri zafer dolu kalyonlara!..

Faruk Nafiz Çamlıbel - Zafer Türküsü

  Yaşamaz ölümü göze almayan Zafer, göz yummadan koşana gider. Bayrağa kanının alı çalmayan Gözyaşı boşana boşana gider!

Orhan Seyfi Orhon - O Beyaz Bir Kuştu

  O, beyaz bir kuştu, uzun kanatlı; Ardında ışıktan bir iz bıraktı. Yel gibi dağları aştı bir atlı Arada bir engin deniz bıraktı. Uzaktan gelirken derin akisler, Kapadı geçtiğim yolları sisler. Tutuştu içimde birikmiş hisler; Gönlümü o kadar temiz bıraktı. O, beyaz bir kuştu, ak kanatlıydı; Yel gibi dağları aşan atlıydı; Hayâldi, hayâlden bile tatlıydı; Ne ışık bıraktı, ne iz bıraktı!

Faruk Nafiz Çamlıbel - Bizim Memleket

İçinden tanırım ben o elleri, Onlar ki zahirde viran olurlar; Ardıçlı dağları, çamlı belleri Aşanlar şi'rine hayran olurlar. Dökülür köpüklü sular yarından, Baharlar yaratır kışın karından; İçenler sihirli pınarlarından Şöyle bir silkinir, ceylan olurlar!.. Orada yaşayan erlerin içi Bir yaşta yoğurur derdi, sevinci; Onlar ki sabansız, tarlasız çiftçi, Davarsız, kavalsız çoban olurlar. Başıboş, kırlara salar tayını, Elinden düşürmez okla yayını; Ellere bırakır zafer payını, Memleket yolunda kurban olurlar...

Enis Behiç Koryürek - Venedikli Korsan Kızı

  Yine dolu gemimizin arması. Bizim gemi martı gibi pek oynak! Ne hoş olur şimdi ateş açarsak Ufukları dumanların sarması! Akdeniz'in dalgaları cilveli, Akdeniz’dir denizlerin güzeli. Biz bu güzel kızı sevdik seveli, Elde değil göz koyana çatmamak! Kol sıvanmış, el palada bekleriz. Bıyık buran, göğüs geren erleriz, Nerde korkak Venedikli, ey deniz? Kim demiş ki elimizden kaçacak? Gemimizin adı: Deniz Ceylânı, Gamsız Reis korku bilmez kaptanı. Biz levendler, “serdengeçti" korsanı. Bu canların yapacağı cenge bak! Vardiyadan bağırdılar “Üç direkli bir gemi! Kaptan sordu gür sesiyle: "Bandırası belli mi?” “Venedikli!" Bu söz bütün göğüsleri dolaştı. Venedikli! Venedikli!.. Son saatin yaklaştı. "Canlar!" dedi Gamsız Reis, “açık olsun bahtımız!” Bir ağızdan cevap verdik: “Baht açıktır, hazırız!” Karşılaştık.. Kara Hasan na'ra attı: “Alarga!” Hey Yaradan, ne keyifli başlıyordu bu kavga! Düşman, kunduz köpek gibi, ölümüne saldırdı. Onlar: “Hurrâ!” Bizimkil...

Faruk Nafiz Çamlıbel - San'at

  Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek, Bizim diyarımız da binbir baharı saklar! Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek, İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar. Sen kubbesinde ince bir mozayik arar da, Gezersin kırk asırlık bir mabedin içini. Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda, Bize heyecan verir bir parça yeşil çini. Sen raksına dalarken için titrer derinden, Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin; Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden, Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin. Fırtınayı andıran orkestra sesleri, Bir ürperiş getirir senin sinirlerine; Istırap çekenlerin acıklı nefesleri, Bizde geçer en hazin bir musiki yerine! Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun, Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini; Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun, Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini. Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken, Söylenmemiş bir masal gibi Anadolumuz. Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken, Sana uğurlar olsun.. Ayrılıyor yolumuz!

Orhan Seyfi Orhon - Gönlüm

Benim gönlüm bir kelebek Dolaşıyor çiçek çiçek. Tükenecek ömrü böyle Çırpınarak, titreyerek Ne serefli bir adı var, Ne bir büyük maksadı var. Hergün biraz zedelenen İki ipek kanadı var Sabırlıdır, gözü toktur, Zavallının derdi çoktur. Yorulunca konacağı Bir yuvası bile yoktur. Herşey ona karşı durur: Güneş yakar, kış dondurur. Bazı tutar kanadından Bir fırtına yere vurur. Benim gönlüm bir kelebek Dolaşıyor titreyerek. Zavallının bir baharlık Ömrü böyle tükenecek!

Orhan Seyfi Orhon - Vasiyet

Dostlarım, toplanın öldüğüm zaman; Riyayı bir günlük bir yana atın! Tutunuz tabutun kenarından; Bir derin çukura beni fırlatın! Kalınca büsbütün sizden uzakta, Vücudum çürürken kara toprakta, Uzanın rahatça sıcak yatakta, Yaşamak gururu içinde yatın! Yüz yüze getirmez bizi asırlar, Meydana vurulsun saklanan sırlar, Sayılsın şahsıma ait kusurlar, Korkmayın, içine yalan da katın! Anlayım: kimlermiş dost sandıklarım; Muhabbetlerini kıskandıklarım. Anlayım: ne boşmuş inandıklarım. Şu yalan hayatı bana anlatın! Dostlarım, anmayın artık adımı, Siliniz gönülden eski yâdımı. Kırınız sonuncu itimadımı: Ölünce bir daha beni aldatın.

Orhan Seyfi Orhon - Veda

Hani, o bırakıp giderken seni Bu öksüz tavrını takmayacaktın? Alnına koyarken vedâ busemi, Yüzüme bu türlü bakmayacaktın? Hani, ey gözlerim bu son vedâda, Yolunu kaybeden yolcunun dağda, Birini çağırmak için imdada Yaktığı ateşi yakmayacaktın? Gelse de en acı sözler dilime, Uçacak sanırım birkaç kelime... Bir alev halinde düştün elime, Hani, ey gözyaşım akmayacaktın?