Ana içeriğe atla

Montaigne - İnsan Denen Bilmece…


Birinin kalbini kırmışsak, ardından intikam saati gelip çattığında o birinin insafına kalmışsak, daha çok gönlünü alma yoluna gideriz, alttan alır, bağışlayıcılığına sığınır, kalbini yumuşatmaya çalışırız. Ancak bazen bir o kadar da bunun tam tersi bir tutum, her şeyi göze alarak meydan okumak aynı etkiyi yaratır.

Galler Prensi Edward (Kara Prens Edward, karakteri ve servetiyle saltanatın en unutulmaz ve dikkat çekici örneklerinden biridir) Fransızların geri adım atmaması nedeniyle büyük bir öfkeye kapılarak ordusuyla Limoges şehrine girdi.

Katliama giriştiğinde şehir sakinlerinin ne kadın ve çocuklar için merhamet dileyen feryatları ne de ayaklarına kapanıp çırpınmaları onu durdurabildi; ta ki, şehrin iç mahallelerine doğru ilerlediğinde üç Fransız asilzadesinin direnişiyle karşılaşana dek… Bu üç asilzadenin tek başlarına, inanılmaz bir cesaretle şanlı ordusuna direnişi ilgisini çekti, bu olağanüstü kahramanlığa duyduğu saygının hatırına gazabının ateşi sönmeye yüz tuttu, sonrasında ise şehirde geriye kalan herkesin canını bağışladı.

İmparator III. Conrad, egemenliğini tanımayan Bavyera dükü Guelph’e boyun eğdirdiğinde ilk teklifindeki kabul edilemez şartları yumuşatmaya razı oldu, şehirdeki soylu kadınların, maiyetlerindeki diğer kadınlarla birlikte yayan olarak ve yalnızca sırtlarında taşıyabilecekleri kadarını yanlarına
alarak, onurlarına dokunulmaksızın şehri terk edebileceklerini buyurdu. Bunun üzerine o yüce gönüllü kadınlar kocalarını, çocuklarını ve dükün kendisini omuzlarına alıp kuşatmanın dışına taşıdılar.
Ben her iki durumda da kolayca sarsılırdım, çünkü merhamete ve sevecenliğe şaşılacak ölçüde zaafım var ve saygıdan daha çok sevgiyle harekete geçen bir mizacım var.

Saldırıya uğrayan ve her iki türlü de sınanan üstün kişilerin, direnişi sürdürebilmek için bir noktada başka bir şeye razı olmaktan kaçınmayabileceklerini anlatması bakımından bu örnekler bana önemli görünüyor. Gözyaşını, yalvarmayı hor görerek bile olsa merhamet duyabilmek, kişinin kalbinin inceliğini, güzelliğini hatta yumuşaklığını –her ne kadar kadınlar, çocuklar ve zayıf yaradılışlı sıradan insanlara daha çok yakıştırılsa da– gösterir. Üstelik erkeklere özgü direngenliğin onurunu ve iyi niyeti elden bırakmamak kaydıyla sırf yiğitliğin kutsal imgesine duyulan saygı uğruna merhamete gelmek
ancak güçlü, eğilip bükülmeyen mizaçların işidir.

İnsan gerçekten de hayatın müthiş kendini beğenmiş, değişken ve kararsız bir öznesidir, ona dair sabit ve kesin hükümler ortaya koymak çok zordur.

İşte örneklerimin tamamen tersi bir örnek: Aman dileyene bağışlayıcılığıyla bilinen Büyük İskender, insanlığın güç timsali, büyük zorluklarla Gazze’yi kuşattı, fırtına gibi esip savurduktan sonra şehrin komutanı Batis’e yöneldi. Tüm çatışma boyunca onun şaşırtıcı cesaretinin kanıtlarına şahit olduğu Batis şimdi her yerinden yaralanmış, kanlar içinde, bütün adamları tarafından terk edilmiş ve silahsız olarak elindeydi. Ama O hâlâ etrafını çeviren birkaç Makedon’un ortasında her yandan inen darbelere karşılık vermeye çabalayarak savaşmaya devam ediyordu. İskender, pahalıya mal olmuş zaferin hırçınlığıyla seslendi: “Ölmeyi dileyecek ama ölmeyeceksin Batis, bir tutsak olduğunu unutma, tutsaklığın aklına gelebilecek her türlü ıstırabını çekeceksin.” Batis tek kelime bile karşılık vermeyince İskender, onun bu mağrur ve asi sessizliği karşısında şöyle seslendi: “Diz çökemiyor musun? Bir tek kelimeyle bile olsun aman dilemeye dilin varmıyor mu? Ağzından çıkmayacaksa bu suskunluğunu iniltilerinle kıracağım.” Ve böylece bir öfke seline kapılarak topuklarının delinip bir at arabasının arkasına bağlanmasını ve diri diri sürüklenmesini emretti.
------
Derleyen ve Çeviren: Tülin Dagüloğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Ozan Arif - Açılım

  Dinle beni ey millet... Dinle beni ahali... Bu "açılım" ne iştir, nedir bunun meali? Ne olacak bunlarla memleketin bu hali?      Habur'da gördünüz bak, çizgiden kaydı bunlar,      İhanetin adını açılım koydu bunlar... Herkes merak ederken "açılım" neyin nesi, Önce adı "Kürt" dendi, sonra da "demokrasi" Ve hatta "milli birlik", "kardeşlik" projesi!..       Kavramların içini boşaltıp soydu bunlar,       İhanetin adını açılım koydu bunlar... Millet yetki verecek, sırtına giyeceksin, Milleti ayrıştırıp her haltı yiyeceksin, Sonra bunun adına kardeşlik diyeceksin!       Hep işleri takiyye!.. Önce de buydu bunlar,       İhanetin adını açılım koydu bunlar... Hele bak bak, lafa bak; "kardeşlik projesi!.." Yahu bu, "eş başkan"ın bir eşlik projesi! Bu var ya bu, bu tam bir kalleşlik projesi...       Böyle süslü laflarla milleti baydı bunlar,       İhanetin adını açılım ko...

Yetik Ozan - Atmaca Uçurumu

Sarı Uygurların ardından Orda, Kansu'daki o yalçın yarda Bir aylak atmaca döner bunalır, Yorulup diplere doğru ağar da İnsan kokusuna konar bunalır. Bir sarı karanlık bastı basacak, Humma gibi sinsi, soluksuz, sıcak Yılan deliğine gizlenen bıçak Son diri ışıkta yanar bunalır. Bir dilsiz gece tek tanığı günün, Bakır yüreklerde paslanan kinin, Kanlı gerçeğini örtünce Çin'in Afyonlu düşüne iner, bunalır. O düşte bir yıldız azar, açılır, Beş ucundan kızıl hışım saçılır, Yeryüzü bir haşhaş kadar küçülür, Çizildikçe pınar pınar bunalır. İnsanlığa yumak çapaklı gözler Kara fenerlerle şeytanı izler, Ölüm bayramınca maskeli yüzler Çirkin gülüşlerde donar, bunalır. Kötürüm dağlara çarpan kör yollar, Sessizlik içinde boğulan göller, Uçurum başında titreyen güller O sonsuz düşüşü anar, bunalır. Gerçek bu, sanmayın bir Çin masalı, Beyaz güvercinler ürkek, tasalı, Atmaca ağzında bir defne dalı Kırılmış yerinden kanar, bunalır.

Şeyh Galib - Gazel (Nâz eyler bana)

Hûh-i bed hûy-i kazâ zann etme nâz eyler bana Bîm-i cândan çeşm-i cellâd-ı niyâz eyler bana Öyle bir ankâ-yı manâyım ki sayda tab’ımı Hâh-ı endîşem hümâ-yı şâhbâz eyler bana Kalbim ol âyine-i vahy-irtisâm-ı aşk kim Tûti-i Cibrîli dest-âmûz-ı râz eyler bana   Çeşm-i âteş pâre ammâ çeşme-i âb-ı hayât La’l-i cân-bahş-ı bütân sûz ü güdâz eyler bana   Gâlibim ol kahramân-tab’ım ki ben rûh-ı Fehîm Havf edip bin dürlü vaz’-ı dil-nüvâz eyler bana