Ana içeriğe atla

Osmanlı Türkçesi - 2 (Eski Harflerin Latin Menşeli Alfabemizdeki Karşılıkları ve Yardımcı İşaretler)

 

Harfler seslerin işaretleri olduğu için her harf bir ses değerini karşılar. Bu değer bir sesin

ses yolunda kazandığı niteliktir. Demek ki bir alfabedeki her işaret ayrı nitelikteki bir

ses içindir. Osmanlı alfabesi de böyledir. Aşağıda yalnızca Türkçe’nin sesleri bakımından

değerlendirilmiş olarak her harfin bugünkü Latin asıllı alfabemizin hangi harfine karşılık

düştüğü gösterilecektir. Arapça’nın sesleri için kullanılan harflerin ses değerleri ile bunların

Türkçe’deki söyleniş değerleri ise sonraki ünitede işlenecektir.

ا . 1 elif:

a. Kelime başında e harfini karşılar. Hareke denilen yardımcı işaretler kullanıldığında

başta ı, i, o, ö, u, ü ünlüleri için de kullanılmıştır. Ancak bu durumda kendisi

harekelerin konuldukları yeri göstermek için kullanılmış bir dik çizgiden başka bir

şey değildir, demek ki bir ses değeri taşımaz.

b. Bir ünsüz ses işaretinden sonra hecenin kurucu ünlüsü yerindeki a sesinin karşılığıdır.

و vav ve ى ye önündeki özel durumu ünlüler incelenirken ele alınacaktır.

ب . 2 be = b

پ . 3 pe = p : Bu harf Türkçe ve Farsça’daki ortak sesin işaretidir. Arap alfabesine

sonradan eklenmiştir.

ت . 4 te = t

ث . 5 se : ‘Peltek se’ diye anılan bu ses yalnız Arapça kelimelerde bulunur.

6 cim = c

چ . 7 çim = ç

ح . 8 ha : Yalnız Arapça kelimelerde bulunur.

خ . 9 hı : Türkçe kelimelerde, bugünkü konuşma dilimizde bulunmayan, ancak Anadolu

ağızlarında duyulan bir sesin işareti olarak kullanılmıştır. Bu harf kalın sıradaki

kelimelerimizdeki tonsuz art damak ünsüzünün (bakmak’taki k’lar gibi)

süreklileşmesinden doğmuş bir sestir. Özel değer gösteren bir sesin işareti olarak

Arapça’da ve az sayıdaki Farsça kelimede de yer alır.

د . 10 dal = d

ذ . 11 zel : ‘Peltek ze’ diye adlandırılmıştır. Arapça’ya özgü bir sesin işaretidir. Bununla

birlikte XIV.-XV. yüzyıl metinlerinde kimi Farsça kelimelerde de geçer.

ر . 12 rı = r

ز . 13 ze = z

ژ . 14 je = j : Bugünkü Türk alfabesinde yer alan bu harf, Türkçe’nin kökten gelen bir

sesine karşılık değildir. Batı dillerinden alınma kelimelerdeki belli bir sesin işaretidir.

Bu ses Farsça’da da bulunduğundan Fars alfabesi yoluyla Osmanlı alfabesine

de girmiştir.

15 س sin = s

ش . 16 şın = ş

ص . 17 sad = s : Arapça’ya özgü bir sesin işaretidir. Türkçe’nin kalın sıradan kelimelerinde

س sin yerine kullanılmıştır.

ض . 18 dad : Arapça’ya özgü bir sestir; dolayısıyla yalnızca Arapça’dan alınma kelimelerde

geçer.

ط . 19 tı = t : Arapça’ya özgü bir sesin işaretidir. Birkaç Farsça kelimede de karşılaşılır.

Türkçe’nin kalın sıradan kelimelerinde ت te ve د dal yerine de kulanılmıştır. Daha

çok kelime başında görülen bu kullanım sesin tonlu ve tonsuz okunması konusunda

farklı değerlendirmelere yol açmıştır.

ظ . 20 zı = z : Arapça’ya özgü bir sesin işaretidir. Kalın sıradaki birkaç Türkçe kelimede ze yerine kullanılmıştır.

ع . 21 ayın: Arapça’ya özgü ünsüz bir sesin işaretidir, demek ki yalnız Arapça asıllı

kelimelerde karşılaşılır.

غ . 22 gayın = g, ğ : Türkçe’nin kalın sıradan kelimelerindeki tonlu art damak ünsüzünü

karşılar. Bugünkü alfabemizde, biri süreklileşen (yumuşayan) değerini karşılayan

iki ayrı işareti bulunmaktadır.

ف . 23 fe = f

ق . 24 kaf = k : Üç dilde ortak bir sesin işaretidir. Türkçe’nin kalın sıradan kelimelerindeki

tonsuz art damak sesine karşılıktır.

ك . 25 kef = k, g, ğ, n : Türkçe’nin tonlu ve tonsuz iki ön damak sesi ve tonlu olanının

süreklileşmiş değeriyle yine bir damak sesi olan ve genizsi özelliğiyle ayrılan bir

sesi karşılamaktadır. Farslar g’yi k’den ayırmak için bu harfi ‘keşide’ denilen çizgisini

ikileyerek yazmışlardır: گ گ . Bu iki çizgili biçime kimi ilk dönem Türkçe

metinlerinde de yer verilmiştir. Öte yandan Türkçe'nin genizsi n sesini ayırt

etmek için de, kimi metinlerde üstüne üç nokta ک ڭ konulmuş bir ayrı biçim

kullanılmıştır.

26 lam = l

م . 27 mim = m

ن . 28 nun = n

و . 29 vav = v : Bu harf Türkçe kelimelerde aynı zamanda dört ayrı ünlü sesimiz için

kullanılmıştır. Aşağıda ünlüler konusu işlenirken ele alınacaktır.

ه . 30 he = h

ى . 31 ye = y : Bu harf de Türkçe kelimelerde aynı zamanda iki ünlü ses için kullanılmıştır.

YARDIMCI İŞARETLER

Arap alfabesinde  harfler dışında, yardımcı işaretleri de vardır. Arapça’da özellikle Kur’an’da kullanılmış olan bu işaretlerin en önemlileri kısa ünlü işaretleridir. Hareke denilen bu işaretlere Türkçe metinlerde özellikle XVI. yüzyıl sonlarına kadar  yer verilmiştir:

ـَ . 1 üstün,

ـِ . 2 esre,

ـُ . 3 ötrü.

Üstün, Türkçe kelimelerde a, e ünlüleri için, esre ı, i ünlüleri için, ötrü ise o, ö, u, ü

ünlüleri için kulanılmıştır.

Üstünün bir de ‘iki üstün’ denileni vardır: ـً . Türkçe kelimelerde bu işaretin özellikle

kimi ilk dönem metinlerinde ayrılma durumu ekinin yazılışında kullanılmış olduğu görülür:

د ً ا (-dan/-den) gibi.

Diğer yardımcı işaretler ise şunlardır:

1 med

ـّ . 2 şedde,

ـْ . 3 cezm.

Med Arapça’da ünlü uzunluklarını göstermek için kullanılmış bir işarettir. Türkçe’de,

kelimede ön ses olan a için ا elif üzerine konulmuştur. Alfabeye katılan bu yeni işaret ‘medli

elif ’ diye anılır: . آ

Şedde Arapça’da kelime içinde yan yana gelen ve tek harf olarak yazılan bir ünsüz sesi

iki kez okutmak için kullanılmış bir işarettir. Türkçe, kelimelerin yazımında bu işaret kullanılmamış,

harf iki kez yazılmıştır: بللی belli gibi.

Cezm Arapça’da bir ünsüz sesin harekesiz okunduğunu, demek ki hecenin kapalı olduğunu

gösteren işarettir. Türkçe metinlerde de aynı amaçla, yani kapalı hecelerde heceyi

kapayan ünsüz ses işareti üzerine konmuştur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Ali Şir İbadinov - Bir Damla Yaş (Hikaye)

               — Herkesin gelini öğle arasında oturup nakış işler,   benim gelinimin gözü kitapta. “Âlime” [1] işte.                 Kurban ninenin merhum için verilen yemekte, büyük küçük herkese işittirerek ama ona laf dokundurarak konuştukları Sabire teyzenin gücüne gitti. Etrafında oturan bir iki yaşlı kadın ağzını kapattılar. Komşusu Feyziye Hanım onun sizine elini koyup:                 —Boş ver, sesini çıkarma, dedi.                 Sabire teyze ağzını açmadı. Yemekten sonra elinde bohçayla hımsının evine gitti:                 —Hısım. Bakın, siz gelin görmüş kadınsınız. Ben şu genç, bir şey bilmeyen kızımı size emanet ettim ki bilm...