Ana içeriğe atla

Elif Yavaş - Edebiyata Sesleniş


     Seni yazmak, seni yaşamakla bütünleşir hayat. Sükûtun vaveylasında, kelimelerle dans eder hayalim. Dileklerim dua vuslatı olur da kibri defeder kalbim. Aşkın ‘e’ hâlini yaşar edebî dünyam. İnancımın tam oluşu; ilahî aşk ile demlenir, kıvılcım bir (od)da od’un odunsu kokusunu sayıklar çam’sı kokular. Dilemma olur kimi serzenişler, sükûtun çığlığı oluverir hücrelerim. Uçtu uçacak kelebek misalidir ömrüm, acı yoğuran ellerim sevincin kanatlarını muştular. Sen olmasaydın olmazdı şiirler, edebiyatsız yetim kalırdı kütüphaneler. İçimdeki boşluk kıpırdanırken kuşluk vakti hoşluk var içimde. İlham sancıları göğsümü yağmalar, klavye tuşundan haz duyar dile gelen kelimeler. İnişli çıkışlı ruh hâlimde yükselir aşk merdiveni, ömür merdivenime vuslat mendili sallarcasına saklanır düşler. Kalbimde düğümlenen sevdamı mı merak etmektesin? Sanat ile edebiyatın aşkla tek vücut oluşunu mu gözlemektesin? İşini aşkla yapan bir insanın eline tutuşur harfler, hayalinin hayallerini takiptedir inleyen nağmeler. Gözbebeklerimiz kalbimize göz olurken, cam bakışlarımız da buğulu gözlerin dili oluverir.

     Seni yazmak ister visal vakti saliseler. Dakikaların saniye ile el ele tutuşması, akreple yelkovanın kıskançlık ipliklerini patır patır söküverir o vakit. Patika yollara kanatlanan aşk ikliminin tütsüsü, gönül dağının doruklarına ramak kala dile geldi. Ramak kaldı sevmeye, saat on ikiye beş kala öğle yemeği sevincini anımsayan çocuklar misali aşk saatine beş kala ramak kaldı sevdamda. Aşka beş kala, şiir saatini beş geçe yellendi kelimeler kırk gün, kırk gece balayı yaşamak istercesine. Sırla kaplı bir camdan ibaretti kalbim, bakmakla keşfedenler azınlıktaydı. Bakıp da görmeyi bilebilenlere açılıyordu kalbimin anahtarı. Öyküden şiire uzandı ellerim, edebiyat iklimine ramak kaldı. Kurşunî gök kubbe, ikindiüstü sararan turuncumsu renklere tuval oldu; portakal turuncu gök ile haki rengi tonlar kardeş oldu. Pembemsi dünyalar morumsu damlaları yudumlarken ebemkuşağında yol aldı şiir. Mevlana’dan Yunus Emre’ye konuk olan Yunusça sözler, Yusuf bakışlı zindanlarda melekleşip hür oldu. 

     Bir serencamdı mum kokulu akşamlar, serenat yağdı gökten. Kum saatinde salınan incecik deniz kumları misali inci bakışlara gebe kaldı hülyalar. Havva Ana’nın Âdem Baba’mıza saygısı, ne Tahir ile Zühre’den ne de Ferhat ile Şirin’den farksızdı. Seni anlatmak istedim seni, kırık kalpler durağında inmek isteyen yolcu misali seni anlattım tabiata. Cam kırığı hayallerde can buldu cam gibi parıldayan billur düşler. Peri kızının peri tozu uzandı ‘cam küre’me. Yeni bir yola girerken yılın ilk karını, kar tanelerini dudaklarımda hissetmeyi arzuladım kar tanelerinde uçuşan şiirimsi beyaz yapay kar taneleri gibi. Kardan adamdan öte bir kardan kadın yapmak idi (us)umdan geçen düş. Bir dilek diledim hem de bir ömür şükretmek adına afiyetle. Toplu iğnenin başı kadar küçüldü tüm kötülükler, edebiyat iklimi uğrayınca çoğaldı kelimeler. Edebiyata sesleniştir her bir çağrı, yüreğimdeki okuma aşkının çığlığıdır satırlar. Türk edebiyatından dünya edebiyatına sesleniyorum yürekten. Edebiyatsız ve kitapsız kalmasın güzel ülkem.


12 Aralık 2018, Çarşamba

Altıeylül, Balıkesir, Türkiye

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...