Kadı Burhaneddin 3 Ramazan 745’te (8 Ocak 1345) Kayseri’de doğdu. Oğuzların Salur boyuna mensup bir aileden gelmektedir. Asıl adı Ahmed’dir. Dinin delili anlamına gelen Burhaneddin, sıfatıdır. Kadılıkla temayüz etmesi dolayısıyla kendisine Kadı sıfatı da verilmiş ve Kadı Burhaneddin adıyla anılır olmuştur. Babası dönemin Kayseri kadısı Şemseddin Mehmed’dir. Annesi ise Selçuklu ailesine mensup olup devrin nüfuzlu şahsiyetlerinden Abdullah Çelebi’nin kızıdır.
Kadı Burhaneddin bir buçuk yaşında iken annesi vefat etmiş, bu sebeple babası tarafından yetiştirilmiştir. Dört yaşında iken tahsile başlamış, kısa zamanda Arapça ve Farsça öğrenerek bu dillerde yazılan birçok kitabı okumuş, bu özelliği ile devrin büyüklerinden takdir görmüştür. On iki yaşına geldiğinde sarf, nahiv, belagat, aruz ve hat gibi ilimlerde uzman olmuş, bu donanımla Arapça ve Farsça bazı mühim divanları incelemiştir. Bu arada matematik, mantık, nücum ve hikmet bilgisini de geliştirmiştir. Kayseri’de çıkan siyasi karışıklıklar yüzünden babasıyla birlikte Şam’a gitmiş, olayların yatışması üzerine dört ay sonra Kayseri’ye dönmüştür.
Kayseri’de bir taraftan tahsiline devam ederken bir taraftan da ilim öğretme faaliyetine devam etmiş, gittikçe artan şöhreti çevre illere yayılmaya başlamıştır. Kadı Burhaneddin tahsilin yanı sıra savaş sanatlarına da merak sarmış; kısa zamanda ok atmak, kılıç kullanmak ve ata binmekte üstün bir başarı göstermiştir. On dört yaşına geldiği 759 (1357-58) yılı civarında yine babasıyla birlikte Mısır’a gitmiş, orada fıkıh, hadis, tefsir, nücum ve matematik ilimlerini bütün teferruatı ile öğrenmiş, ayrıca dört mezhep üzerine incelemelerde bulunmuştur. Sonrasında Şam’a giderek aklî ve naklî ilimlerde devrin önde gelen âlimlerinden Kutbeddin Razî ‘nin (ö. 776/1374-75) ders halkasına katıldı. Ondan Havâşî-i Keşşâf, Şerh-i Metâlî, Miftâh ve Mutmah gibi kitapları okudu ve bu kitaplar üzerinde tartışmalar yaparak aklî ve naklî ilimde derinleşti. Bir buçuk yıl süreyle bu âlimden tabii ilimleri, matematiği, usul ve füruuyla birlikte ilahî ilimleri öğrendi. Aynı zamanda Seyyid Muhammed Nilî’nin tıp konusundaki meşhur eseri Külliyât-ı Kânun’u bütün ayrıntılarıya kadar inceleyip ezberledi. Yaşı on dokuza ulaştığında 764 (1362-63) yılında babasıyla birlikte hacca gitti. Hac dönüşü Hama ve Halep arasındaki Ma’arra kasabasında babasını kaybetti. Haleb’e gelerek ilimle meşgul olmaya devam etti.
Kadı Burhaneddin tahsilini tamamlayıp Kayseri’ye döner. Devlet adamları ve şehrin ileri gelenleri bir yıl kadar ona soğuk davranırlar. Nihayet 766 (1364-65) yılında yirmi bir yaşında iken Kayseri ve çevresinde hüküm süren Eretnaoğlu Mehmet Bey tarafından kadılık makamına getirildi ve adı geçen hükümdarın kızı ile evlendi. Kadılık görevinde dirayetiyle temayüz etti. İşlerin yürütülmesinde adaleti gözeterek her kesimden insana eşit davrandı. Gasbedilmiş vakıf mallarını geri alarak gelirlerini düzene koydu. Bu işlerdeki başarısı her tarafa yayıldı. Halk tarafından sevilen ve saygı duyulan bir şahsiyet oldu.
Bu esnada çıkan bir karışıklıkta Ertanaoğlu Mehmet Bey’in öldürülmesi üzerine ülke siyasi çalkantılarla sarsılır. Yerine hükümdar olan küçük yaştaki oğlu Alâeddin Ali Bey’in yönetimdeki eksikliği sebebiyle durum daha da kötüleşir. Kadı Burhaneddin bir süre çiftliğine çekilip olayları uzaktan takip eder. Ertana hükümdarı Alâeddin Ali Bey’in gevşek idaresinden istifade ile Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey Kayseri’yi ele geçirir. Hükümdar Alâeddin Ali Bey Sivas’a kaçar. Kadı Burhaneddin yavaş yavaş siyasi olaylara girerek bazı komutanların desteği ile Kayseri’yi Karamanoğullarından geri alır. Bu başarısı üzerine Eretna hükümdarı Alâeddin Ali Bey onu 780 Rebiyülevvelinde (Haziran-Temmuz 1378) vezirlik makamına getirir. Kadı Burhaneddin, vezirliği sırasında bozulan asayişi düzeltir, ticaret yollarının emniyet altına alır, halkın durumunu iyileştirir. Alâeddin Ali Bey’in 782 (1380) yılında ölmesi ve küçük yaştaki oğlu Mehmet Bey’in tahta geçmesi üzerine devlet işlerini yürütmek için halk meclisi tarafından naip seçilir. Kadı Burhaneddin, kendisinin en büyük rakiplerinden Amasya emiri Hacı Şadgeldi’yi yenip ortadan kaldırır. Bu zaferle eli güçlenen Kadı Burhaneddin küçük yaştaki hükümdarı saf dışı ederek Eretna Devletine son verir. Bilahare 782 (1381) yılında Sivas’ı başkent yaparak kendi adıyla anılacak devleti kurar. Adına hutbe okutur, para bastırır. Anadolu, Suriye ve Irak’ta hüküm süren devlet başkanlarına elçiler göndererek hükümdarlığını bildirir. Bundan sonraki hayatı başta çevre illerdeki isyan eden emirler olmak üzere Karamanoğulları, Memlûukler ve Osmanlılarla sürekli savaş hâlinde geçmiştir. Ülkesinin sınırlarını Konya’dan Erzurum’a kadar genişletir. Bir ara Erzincan hâkimi Karayülük Osman Bey’le yaptığı savaşta esir düşer ve Zilkade 800’de (Temmuz 1398) Sivas surları önünde öldürülür. Mezarı Sivas’tadır.
Kadı Burhaneddin devlet işlerinde mahir, karakter yapısı sağlam, cömert ve adil bir hükümdar olarak tanınmıştır. Ele geçirdiği şehirlerde imar faaliyetlerine girişmiş, ticaret yollarının güvenliğini sağlayarak ekonomik hayatın canlanmasını sağlamıştır. İlme önem vermiş ve ilim adamlarını her zaman korumuştur. Kendisi de devrin önemli bir ilim adamı ve şairidir.
Kadı Burhaneddin, hükümdarlığının yanı sıra devrin önemli bir âlimi ve divan sahibi şairidir. İlmî yönü İksîrü’s-Sa’âdât fî-Esrâri’l-İbâdât, Tercîhü’t-Tavzîh isimli eserlerinde açıkça görülmektedir. Bu eserler dinî muhtevalı olup Arapça kaleme alınmıştır. Onu ölümsüz kılan asıl eseri Türkçe şiirlerini topladığı Divan’ıdır. Çok hacimli olan bu Divan mükerrer manzumelerle birlikte 1320 gazel, 19 rubai, 116 tuyuğ ihtiva etmektedir. Anadolu’da gelişme devresindeki Divan şiirinin Ahmedî (ö.812/1410’dan sonra?) ve Ahmed-i Dâî (ö.824 ?/1421 ?) ile birlikte en önemli şairidir. Genç yaştan itibaren kendisini sürekli mücadele içerisinde bulan Kadı Burhaneddin’in bu çalkantılı hayata rağmen 1400’den fazla şiir yazması onun şair tabiatını ortaya koyan en önemli delillerden birisidir.
Divanı incelendiğinde muhteva açısından öne çıkan en önemli husus aşktır. O her şeyden önce bir aşk şairidir. Hemen hemen her şiirinde sevgilinin güzellik unsurlarını ele alıp farklı benzetmelerle işlemiştir. Sevgilinin saç, kaş, kirpik, göz, yüz, burun ağız, dudak, boy, bel vb. güzellik unsurlarını çeşitli teşbih ve mecazlarla beyitler içerisine âdeta bir oya gibi yerleştirmiştir. Aşkın verdiği acı ve dertleri lirik bir eda ile dile getiren ilk divan şairlerinden birisidir. Bu bakımdan Türk şiirinin en büyük aşk ve ıztırap şairi Fuzulî’yi müjdeler gibidir. Bakî’nin şiirlerinde en olgun şekline ulaşan ahenk, renk ve parıltı ilk önce onun şiirlerinde görülür. Kadı Burhaneddin’in şiirlerindeki aşk her ne kadar başerî aşk olsa da bazı şiirleri derinlemesine incelendiğinde bu şiirlerin ilahî aşka açılan birer kapı olduğu görülür. Onun şiirlerinde işlenen sevgilinin güzellik unsurları beşerî aşka tutulanların nazarında maddi aşkı çağrıştıran semboller olarak değerlendirilse de irfan ehlinin kalbinde büründüğü remzî ve mecazî manalarıyla tasavvufî anlamlar kazanmaktadır.
Kadı Burhaneddin’in şiirlerinde öne çıkan diğer bir husus, onun şiirinde görülen realist çizgilerdir. Çetin mücadeleler içerisinde geçen hayatından izler taşıyan bu şiirler onun sert, haşin ve kavgacı tabiatını en yalın hâliyle ortaya koymaktadır. Bilhassa Türk halk şiiri nazım şekillerinden mâninin Divan şiirinde devamı sayılan tuyuğ nazım şekli ile kaleme aldığı şiirlerinde bu özellik çok açık bir şekilde görülmektedir. Tokat, Erzincan, Kayseri, Amasya, Turhal, Niksar gibi şehir ve kasabalar; Tohtamış, Timur gibi hükümdarlar yaşanan hayat içerisinden çıkıp gelerek mısra ve beyitlere yerleşirler. Aşağıdaki tuyuğ bu husus için güzel bir örnek teşkil etmektedir:
Ezelde hak ne yazmış ise bolur
Göz neni ki göreceg ise görür
İki âlemde Hak’a sığınmışuz
Tohtamış ne ola ya Ahsah Temür
Kadı Burhaneddin’in şiirleri yalın ve sade bir Türkçe ile kaleme alınmıştır. Yer yer Memluk Kıpçak Türkçesi hususiyetleri taşısa da aslî karakter olarak Batı Türkçesi hususiyeti onun dilinde daha baskındır. Edebî sanatlardan teşbih, tevriye ve cinası dikkat çekecek şekilde fazla kullanır. O Türkçenin sırlarına vâkıf bir şairdir. Türkçe kelimelerin farklı manalarını çok iyi bilmekte, bunları her bir manasıyla şuurlu bir şekilde aynı manzume içerisinde kullanmaktadır. Türkçe deyimler, halk söyleyişinden alınma kalıplar onun şiirlerine ayrı bir çeşni katmaktadır.
