EDEBİYATIN
DİLİ ÜZERİNE
Mehmet AYDIN*
Özet
Edebiyatın
malzemesinin dil olduğu bilinmektedir. Ancak edebiyatta dil nasıl kullanılır?
Edebiyat dili ile günlük dil arasında ne tür bir ilişki vardır? Bu sorular pek
çok defa sorulmuştur. Bazen bu sorulara farklı cevaplar verildiği hâlde bazı
ortak sonuçlara da ulaşılmıştır.
Edebiyat ve gerçeklik ilişkisi epey tartışılmıştır. Edebiyatta gerçeklik
izlenimi de dil yoluyla sağlanmaktadır. Ayrıca edebiyat metnini öteki metinlerden
farklı yapan yanlar da vardır. Bu farklılık da büyük ölçüde dilin kullanımında
yatmaktadır.
Ayrıca
edebiyat eğitiminde kullanılan dil üzerinde de durulmuştur. Gerçekte edebiyat
eğitiminin dili geniş çaplı bir tartışmanın konusudur. Edebî metinler üzerine
kurulmuş inceleme metinlerinde de buna uygun bir dilin kullanılması gerektiği
vurgulanmıştır.
Anahtar Sözcükler: Edebiyat
ile dil ilişkisi, edebiyat dili, edebî gerçeklik
1. Giriş
Bu yazıda
edebiyatla dil ilişkisi ele alınacaktır. Ancak edebiyat ile dil ilişkisi
bağlamında çok şey söylenmiştir, kolayca çok şey de söylenebilir. Ama şuradan
başlamak herhâlde doğru: Edebiyat yapmak bir sürü boş lâf etmek ve lâfı boş
yere uzatmak demek değildir. Hatta edebiyat yapmak sözü olabildiğince
kısaltmaktır. Bu kısaltmanın da sınırı yoktur. Son yıllarda henüz birer deneme
niteliği taşısa da bir cümleden oluşan hikâyeler yayımlanmaya başlanmıştır.
Ayrıca minimal metinleri ve bir hikâyenin doksan dokuz çeşitlemesini de
unutmamak gerekir. Bu bağlamda Raymond Queneau’nun metni ve Ferit Edgü’nün önemli denemeleri hatırlanmalıdır (Queneau,
2003).
Sanatların
birçoğu için belli standartlardan söz edilemez. Sanatı ve özel olarak da
edebiyatı belli standartlara, belli kalıplara indirgemek mümkün değildir. Böyle
yapıldığında sanat nefes alamaz olur. Elbette Eski Türk edebiyatı ile
uğraşanlar kolayca kabul etmeyebilir, ama Divan şiiri biraz da bu tür
standartlar yüzünden tıkanmıştır.
Edebiyata
dille oynanan bir oyun denebilir. Bu
oyunun taşı, aracı dildir. Edebiyatta
dilin kullanımı belki de her şeyden önemlidir. Paul Valery’nin sıkça
tekrarladığı “şiir duygularla yazılmaz, kelimelerle yazılır” şeklinde bir söz
vardır. Edebiyat ile içtenlik arasında da bazen ilişki kurulur. Bu çerçevede Nurullah Ataç’ın çok öğretici
bir bakışı vardır:
“Geçenlerde
posta ile bir kitap geldi. Küçük bir kitap, ama başından sonuna kadar
okuyamadım, sade bir göz gezdirdim. Adını da, kimin yazdığını da
söylemeyeceğim. Beğenmedim ki söyleyeyim. Bir adamı yazı yazmaya daha yeni
başlamış bir genci, kitabından hoşlanmadım diyerek tanıtmanın ne lüzumu var?
Boş yere kırmış olurum. Bekleyelim; günün birinde belki daha güzel şeylerini
okuruz, o zaman uzun uzun sözünü ederiz. Adını söylemeyeceğim, ama kitabının
başına kısacık bir önsöz koymuş, onu olduğu gibi alacağım. Diyor ki:
‘Ey okuyucu!
Bu eseri bir
sanat iddiasıyla değil, saf ve samimi bir aşkı terennüm maksadıyla kaleme
aldım. Bunu bil ve sanatı samimiyetimde ara.’
Pek
tutulurum böyle sözlere. Mademki sanat iddiasıyla yazmıyormuş, ne diye kitap
çıkarıyor; bizim de okumamızı istiyor? Seviyormuş, aşkı da safmış, samimîymiş…
Pekâlâ ama bize ne? Bize aşık değil ya bu adam! Yazdıklarını, o tertemiz, özden
gelen aşkının söylettiklerini gitsin de sevgilisine okusun; onun hoşuna gider,
koltuklarını kabartır. fiöyle ‘Ortaya ben de bir şey koyacağım” diyerek, yani
sanat iddiasıyla yazdığı şeyler varsa, bize onları getirsin okuyalım."
(Ataç, 1989, 45)
Elbette bir
edebî metinde duygu da düşünce de mavera
(öte sözü maveranın yerini tutabilir
mi?) da olmalıdır. Ama bunlar başarılı veya başarısız bir biçimde
aktarılabilir. Başarısız bir biçimde anlatılmış gerçek aşk yerine, âşıklar
darılmasın, inandırıcı bir biçimde anlatılmış kurmaca aşk daha çok ilgi
görebilir.
2. Edebiyat Metinlerinin Dili
Bu bölüme
şunu sorarak başlamak uygun düşebilir: Günlük dilden büsbütün bağımsız ayrı bir
edebiyat dili var mıdır? Bu soru hem zor hem de kolay bir sorudur, dolayısıyla
hem günlük dilden büsbütün bağımsız bir edebiyat dili vardır hem de yoktur.
Edebiyat metinlerinin dilindeki malzeme de günlük dildeki malzemedir. Ancak
sorun bu malzemenin seçilip düzenlenmesindedir.
Dil bir
iletişim aracıdır. Ancak edebî metinlerde dil neredeyse bir araç olmaktan çıkarak bir amaca dönüşür. Elbette edebiyat
metni okuru da bir tür iletişimde bulunmaktadır. Fakat bir edebiyat metni, okur
tarafından çözümlenmeyi ve alımlanmayı bekler. Bu çözümleme, alımlama kolay bir
iş değildir. Okurun öncelikle edebiyat metninin şifresini çözebilmek için
hazırlıklı olması gerekir. Üstelik bu tür metinlerde yazar her şeyi dosdoğru
söylemez. Okura da doldurması gereken önemli boşluklar bırakır. fiüphesiz bir
metinde okura bırakılan boşluk çoksa o metnin çözümlenmesi dolayısıyla da
alımlanması güçleşir. Ama okura hiçbir boşluk bırakmayan metnin edebîliği,
dolayısıyla iyi bir metin olup olmadığı epeyce tartışılabilir. Metinlerin
üretildiği tarihle, tüketildikleri tarih ayrıysa, okurun karşısına başka
sorunlar çıkabilir. İyi bir okur edebiyat metninde karşılaştığı bütün
sorunların üstesinden gelmek için çaba gösterir.
Temel olarak
edebiyat metinlerinin öteki metinlerden ayrıldığını, ayrıştığını bilmek
gerekir. Bu ayrışma üzerine çok tartışılmıştır. Bu konuda birçok farklı sonuca
ulaşıldığı hâlde, birtakım ortak sonuçlara da varıldığı söylenebilir.
İlk olarak,
edebî metinlerde eğretilemeli bir dil kullanılır. Ancak eğretilemeler de
dilbilimcilerce ölü eğretilemeler ve canlı eğretilemeler olmak üzere ikiye
ayrılır. Ölü eğretilemeler, bir dilin sözvarlığının bir parçasına dönüşmüş,
sıradanlaşmıştır. Dağ başında, çekmecenin gözünde, testere ağzında Türkçe konuşuru açısından hiçbir yadırgatıcı yan
yoktur. Çünkü bunlar ölü ve sıradan aktarmalardır. Ancak yorgun dağların başında veya Attila İlhan gibi “tutsak ustura ağzında yaşamaktan” dersek
durum değişir. Aslında her iki durumda da insanla ilgili birtakım özellikler tabiata
aktarılmıştır. Ancak birinciler insanda hiçbir farklı duyguya yol açmazken
ikinciler en azından insanı şaşırtıp yadırgatabilir.
Mehmet
Kaplan bir yazısında uzun uzun şiir ile matematik arasındaki ilişki üzerinde
durmuş ve bu ilişkiyi anlatmıştır. Belki de onunla aynı dönemlerde genel olarak
sanat felsefesi ve özel olarak da edebiyat felsefesi üzerine kafa yoran Gasset
de “günümüzde şiir eğretilemelerin yüksek cebiridir" (Gasset, 1992,
57) demiştir. Bu cebirdeki
eğretilemelerin yeni ve özgün olması bir metnin değerini yüceltir. Bu tür yeni
ve özgün eğretilemelere de canlı eğretileme denebilir.
Elbette
edebî metinlerde çeşitli anlam olaylarından da yararlanılır, edebî sanatlara
başvurulur. Bu tür metinlerde imgeler de olur. Bu metinleri imgesiz düşünmek
mümkün değildir.
Edebiyat
metinlerinde sapmalar ve alışılmamış bağdaştırmalar da bulunur. Ancak bunların
da bir işlevi vardır.
Öteki metin
türleri gibi edebî metinlerin de anlamı vardır. Ancak her durumda bir edebî
metnin anlamından çok anlamlarından söz edilir. Çok anlamlılık ve çoğul anlam
bir edebî metnin tabiatında vardır: “Edebiyat yapıtlarının anlamı değil,
anlamları var. Çünkü; tek tek yorumların başarısı bu anlamları görünür
kılmak..." (Uygur, 1999, 54) Valery bu çerçevede aşırı yorumu dışlayarak bir
metnin her anlamının olmadığını söyler. Bir metnin anlamı çerçevesinde başka
şeyler de söylenebilir:
"Kuşkusuz,
metinlerin anlamlarını düzenleyen ve kuramcılar tarafından henüz saptanmamış
pek çok şifre vardır; okurlar bunları sezgisel olarak yakalarlar. Yazar
tarafından kullanılmış olan bütün şifrelerin, böyle sezgi yoluyla bile olsa
saptanması ya da yakalanması gerekmez. Metnin anlamının bir kesiminin
yakalanması, pek çok okur ve eleştirmen için çoğu zaman yeterlidir; üstelik bu
kişiler metni yazarın kullanmamış olduğu şifrelere göre de yorumlayabilir, bu
yolla yeni anlamlar oluşturabilirler. Bu gibi anlamların ve daha başka
anlamların geçerliliği ve değeri, özgül bir söylem durumu içinde tanımlanır
apriori belirlenemez." (Onega ve Landa, 2002, 19)
Elbette
metni yazarın kullanmamış olduğu şifrelere göre yorumlamak da bir aşırı yorum
olarak değerlendirilebilir. Bir metin bittikten sonra artık yazarın olduğu gibi
okurun da olur ve deyim yerindeyse anonimleşir. Yazarın bu aşamadan sonra
okurun anlamlandırma çabalarına müdahale etmemesi gerekir. Kaldı ki yazarın
müdahalesinin anlamı da yoktur. Bunun için (iyi) bir okuru yazarının metin
üzerine düşünceleri pek ilgilendirmez.
3. Edebiyat ve Gerçeklik
Edebiyatla
gerçeklik ilişkisi, edebiyat bilimcilerin hep tartıştıkları bir konudur.
Gerçeklikle ilişkisi açısından en uç metinlerde bile bir gerçek duygusu
uyandırılmaya çalışılır. Bu bağlamda Umberto Eco, inançsızlığın askıya alınmasından söz ederken haksız sayılmaz.
Edebiyattaki gerçeklik, kurmaca gerçekliktir, belki buna edebiyatın gerçekliği
de denebilir.
Gerçekten de
bizim iklimimiz içinde edebiyat gerçekliğinin hem tartışılmaya hem de
vurgulanmaya epey ihtiyacı vardır. Edebiyat gerçekliği bambaşka bir
gerçekliktir. Edebiyat ve sanat gerçeğin üstünü büsbütün örtüp onu yok etmese
de onu yerinden etmeyi, onu bozmayı ve başkalaştırmayı dener. Edebiyattaki
benzetmelerin amacı da gerçekten uzaklaşmak veya gerçeği başkalaştırmak olarak
görülebilir.
Yazarın ve
şairin yapması gereken yalnızca gerçeğe ayna tutup onu olduğu gibi yansıtmak
değildir, “gerçeğe gerçek dışı bir ana kara eklemektir. Yazar (Lâtince) auctor,
yani ‘artıran kimse’ sözcüğünden türemiştir. Lâtinler yeni toprak fethederek
yurduna katan komutanlara böyle derlerdi." (Gasset, 1992, 165) O zaman genel
olarak sanatçılar bildik dünyayı genişletip güzelleştirirler. Tanpınar’ın Bursa’da Zaman şiirini veya Beş fiehir’ini okuyup o beş şehirde
dolaşmak herhâlde oradaki bildik yapıları, Ulucami’nin şadırvanını başka bir
gözle görmeye yarar. ‘Monet Île de France’ın nilüferlerini resmedince
nilüferler daha da büyümüş ve güzelleşmiştir.’ O zaman sanatın ve edebiyatın
bildik dünyaya estetik bir boyut kazandırdığını ve onu güzelleştirdiğini
söylemek mümkündür. Sanatın ve edebiyatın sağladıklarından biri de farkındalık
duygusudur. Sanat ve edebiyat bize farkına varamadığımız güzellikleri gösterir.
Edebiyat
metni, gerçekten ne kadar kopmaya çalışırsa bir yandan gerçekle ilişkisini
sürdürür. Ama bu ilgiyi doğru anlamak gerekir. Gerçekten büsbütün kopuk bir
metnin anlamına hiç kimse ulaşamaz. Kimsenin anlamına ulaşamadığı bir metin
tasarlamak güçtür. Her metin sonuçta bir dil ürünüdür ve dil ürünlerinin de bir
anlamı vardır. Ancak insanın dünya bilgisinden kopuk anlam yoktur. Anlamın
insanın dünya bilgisiyle mutlaka bağlantısı vardır.
4. Edebiyat Eğitimi
Edebiyat
eğitimi ile edebiyat öğretimi ikiz kavramlar olarak birlikte kullanılmaktadır.
Ancak artık edebiyat eğitimi ile edebiyat öğretiminin ayrı şeyler olduğu
vurgulanmalıdır. Gerçekten edebiyatın, edebiyat bilgi ve teorileri, edebiyat
tarihi gibi öğretimi gerektiren bir yanı vardır. Edebiyat öğretimi edebiyat
bilimiyle ilişkilendirilebilir. Bu öğretimin de öncelikle edebîlik üzerinde
durması gerekir.
fiimdiye
kadar özellikle liseler için yazılan edebiyat kitapları ve bu kitaplara dayalı
olarak verilen edebiyat eğitimi birçok defa tartışılmıştır. Bu kitapların dili
çoğu zaman tartışmaların odağında olmuştur:
“Ders
kitaplarında kullanılan dil (hem metinlerde, hem işlenişte hem de bilgilendirme
ve uygulama sürecinde) o sınıfın düzeyiyle uyumlu olmak zorundadır. Bunun için
özellikle her sınıf düzeyinde kaç sözcüğün öğretileceği liste biçiminde
belirlenir. (Bugüne değin böyle bir çalışma yapıldı mı bilmiyorum; bu anlayışla
hazırlanmış kitaplar var mı onu da bilmiyorum. İncelediklerim arasında bir
örneğini görmedim.) Bu sözcüklerin sınıf düzeylerine göre dağılımında da
somuttan soyuta doğru bir yol izlenir."(Çotuksöken, 2002, 23)
Roland
Barthes’e göre bir metin üzerinde konuşan veya yazan kişinin de yeni bir metin
yarattığını veya yaratması gerektiğini ve ancak böyle var olabileceğini bilmesi
gerekir. “Metinlere yönelik çözümlemenin [kesin] geleceği, herhangi bir
çözümleme reçetesi yaratmak değil, bir yazı olarak ortaya çıkmaktır.” O zaman
şöyle bir sonuca ulaşılabilir: Edebiyat üzerine yazanın kesinlikle iyi
yazabilmesi, dolayısıyla edebiyat kitaplarının da iyi yazılabilmesi gerekir.
Hâlbuki çok yazarlı bazı edebiyat kitapları, belki de çok kötü yazıldıkları
için daima sorun olmuştur.(Aydın, 2003,
58) Edebiyat eğitimini her bakımdan sorun olmaktan çıkarmak ve edebiyattan
geçen bir toplum oluşturmak gerekir.
5. Sonuç
Edebiyat
eğitimi sırasında doğru metinler seçilemediği için edebiyatın ne olduğunun da
kavratılamadığını kabul etmek gerekir. Bir şiirde ne kadar bayrak, ne kadar
vatan geçtiği önemli değildir. Önemli olan bunların metinde nasıl
kullanıldıklarıdır. Ancak bizde bazen bunlar, metinlerin edebîliğinin önüne
geçmiştir. Elbette edebiyat yoluyla bazı değerlerin aşılanması hedeflenebilir.
Ama bu aşılama incelikli bir biçimde yapılırsa etkili olur. Bu işlem kaba bir
biçimde yapılırsa olumsuz sonuçlar bile verebileceğini, hatta bu eğitimden
soğutacağını da hesaba katmak gerekir. Yunus Emre de bazı değerleri, her şeyden
önemlisi sevgiyi ustaca aşılamaya çalışmıştır. “Yunus acaba neden büyük?
Söyledikleriyle mi, onları söyleyişiyle mi? Bunun yanıtı, “her ikisiyle de”
olacaktır. (Aksan, 2005, 9) Edebiyatı basit araç olarak görmek yerine amaç
olarak görmek bu eğitime yaraşır. Yunus’un edebiyat öğretiminde yer bulması
şiirinin gücüne bağlanabilir. İyi bir edebiyat eğitiminin iyi bir toplumun
oluşmasına katkısı olur. Bu tür bir eğitim de edebiyatın ne olduğunu tam olarak
kavratmadan yapılamaz:
“Edebiyatın
gerçekten de ne olduğunu anlamak için, edebiyatın yerini belirlemek için,
edebiyatın öbür yazılı ürünlerden, bu arada bilim ürünlerinden ayrı bir
kuruluşu olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Edebiyat olmayan yapıtlara,
özellikle bilimsel yapıtlara ortak doku, bu yazılarda tüm insan kişiliğinin
salt bilen-özneye indirgenmiş olmasıdır. Edebiyat yazılarındaysa, yazının
konuşucusu, anlatıcısı kim olursa olsun yazının söylediğini kim söylerse
söylesin bu söylediğine tüm damgasını vurmuştur insan." (Uygur, 1999, 24)
Dil insanın
kullandığı en etkili ve en önemli araçtır, bu araç bir silah gibi de
kullanılabilir. Edebiyat bu önemli aracı neredeyse araç olmaktan da çıkarır
veya araç olarak etkisini kat kat artırır. Bu da dilin etkili bir şekilde
kullanılmasından geçer.
İnsan, tarih
boyunca kullandığı her aracı geliştirmenin yollarını aramış ve bulmuştur. İnsan
açısından kullandığı her aracın işleyişi ve sistemi önemlidir. Edebiyat yoluyla
bir dilin işlenmesi o dilin anlatım imkânlarını
artırır. Edebî metinde dil zorlanabildiği ölçüde zorlanır. Zorlanmayan,
edebiyat metni üretilmeyen, edebiyat yapılmayan dil bir türlü gelişemediği gibi
ölür. Edebiyat bir dilin dayanıklılığını sağlar, ömrünü uzatır. Dolayısıyla
edebiyat eğitimi bir toplum açısından son derece önemlidir.
Kaynakça
Aksan,
Doğan (2005). Yunus Emre fiiirinin Gücü,
Bilgi Yay., Ankara.
Ataç,
Nurullah (1989). Günlerin Getirdiği,
Can Yay., Ankara.
Aydın,
Mehmet (2003). “Edebiyattan Geçebilen Bir
Toplum”, Varlık Dergisi, S.1153
(Ekim), İstanbul.
Çotuksöken,
Yusuf (2002). Türkçe Üzerine Denemeler
ve Eleştiriler, Papatya Yay., İstanbul.
Gasset,
Jose Ortega y (1992). Tarihsel Bunalım
ve İnsan, çev. Neyire Gül Işık, Metis Yay., İstanbul.
Onega,
Susana –Landa, José Angel Garcia (2002). Anlatıbilimine
Giriş, çev. Yurdanur Salman – Deniz Hakyemez, Adam Yay., İstanbul.
Queneau,
Raymond (2003). Biçem Alıştırmaları,
çev. Armağan Ekici, Sel Yay., İstanbul.
Uygur,
Nermi (1999). İnsan Açısından Edebiyat,
YKY Yay., İstanbul.
ASTUDYUPONTHERELATIONSHIP
OF
LITERATUREANDTHELANGUAGE
MehmetAYDIN*
Abstract
It is a fact
that the language is the major factor of the literature. And how is the
language used in literature? What type of relationship is available between the
literary and daily language? Many questions regarding the subject like this
have been asked. Although different answers have been given to such questions
and reached some comman results on the issues.The relationship between
literature and reality has been discussed for a long time of period. The
reality in literature has been realized by the language itself. On the other hand,
there are different uncommon sides of
literature that differ from unliterary texts. This kind of difference is hidden
mainly in the usage of the language.
In this
study the usage of language has been conducted in teaching the literature
itself, too. In reality, the language of teaching literature itself is a
subject of a serious discussion. In this study the necesscity of the usage of a
suitable language upon the sellected texts has been focused on for research for
literary texts.
Key
Words:
Relationship between literature and language, literary language, literary
reality
* Doç. Dr.; Kırgızistan-TürkiyeManasÜniversitesi, Fen-EdebiyatFakültesi