Ana içeriğe atla

Baki - Kaside (Der-tehniye-i kudûm-i Sultân Süleymân Hân ez sefer-i huceste-eser)

İtdi şehri şeref-i makdem-i Sultân-ı cihân

Reşk-i bâg-ı İrem ü gayret-i gülzâr-ı cinân


Şâdmân oldı bu gün devr-i kühen-sâl yine

Vuslat-ı Yûsuf ile niteki pîr-i Ken’ân


Rûşen oldı açılup dîde-i Ya’kûb-ı emel

Demidür menzil-i ‘işret ola Beytü’l-ahzân


Ol zamân irdi ki biñ şevk ile tâvûs-ı neşât

İde sahn-ı harem-i bâg-ı cihânda cevlân


Mehçe-i râyet-i mansûr-ı cihân-efrûzı

Matla’-ı subh-ı zaferden yine oldı tâbân


Umaruz kim bulına Ka’be-i maksûda vüsûl

Geçdi çün devlet ile yirlü yirine erkân


Devlet ikbâl kılup eyledi tâli’ yârî

Hâsılı üstümüze döndi sipihr-i gerdân


Nice dem derd ile dem-beste kalup gonca-sıfat

Bagrumuz delmiş idi mihnet-i hâr-ı hicrân


Hamdü li’llâh visâl-i Şeh-i ferhunde-hısâl

Kalbümüz açdı yine niteki verd-i handân


Güher-i kân-ı kerem nakd-i hayât-ı ‘âlem

Rûhdur cismi cihân milketine hükmi revân


Hâfız-ı dîn-î kavî hâmî-i şer’-i Nebevî

Tâyi’-i emr-i Hudâ tâbi’-i nass-ı Kur’ân


Husrev-i Cem-’azamet dâver-i Hâkân-satvet

Belki eñ kem kulı Cem ‘abd-i hakîri Hâkân


Dâver-i devr-i zamân Şâh Süleymân ol kim

Yüz sürer pây-i semendine mülûk-i devrân


Şâh-ı Cemşîd-haşem Husrev-i hurşîd-’alem

Ser ü ser-dâr-ı ser-efrâz-ı selâtîn-i zamân


Hâk-i râhı güher-i tâc-ı selâtîn-i cihân

Ayağı topragıdur sürme-i ‘ayn-ı a’yân


Tâc-dârân-ı cihân sâye-nişîn-i ‘alemi

Ser-fırâzân-ı memâlik yolına ser-bâzân


Güher-i tâcı ziyâsıyla memâlik rûşen

Hançer-i ‘adli cilâsıyla cihân pür-leme’ân


Harem-i kadrine bir günbed-i zerkâr felek

Aña bir tâk-ı murassa’ kemer-i kâh-keşân


Âteş-i şu’le-i şemşîr-i cihân-tâbından

Küfr ü ilhâd kütüb-hânesin itdi sûzân


Tâcdârâ başına teng ola tâc-ı Dârâ

Hidmet-i hâk-i derüñ bilmez ise rif’at-i şân


Felek-i saltanatuñ seb’a-i seyyâresidür

Kâmkârâ o yedi ser-’alem-i nûr-efşân


Eyledi leşger-i mansûruñ o bayraklar ile

Vâdî-i nusret ü deşt-i zaferi lâlesitân


Gâzîler pây-i semendin yine hınnâladılar

Hûn-ı a’dayı o dem k’eylediler seyl-i revân


Tûp idüp kellelerin ‘arsada tîguñ dâyim

Düşmen-i dîni bu üslûba kılur ser-gerdân


Ser-i a’dâñı boyar kana dem-â-dem kılıcuñ

Anlara halk anuñ’çün didiler sürh-serân


Lutf-ı Hakk ile bu gün oldı eyâ kân-ı kerem

Bir nice fazl senüñ şân-ı şerîfüñde ‘ayân


‘Adl ü dâd-ı ‘Ömer ü sıdk u safâ-yı Sıddîk 

‘İlm ü ‘irfân-ı ‘Alî hilm ü hayâ-yı ‘Osmân


Saña Kisrîyi ‘adâletde mu’âdil tutsam

Fazladur sende olan devlet-i dîn ü îmân


Ravza-i dîn ü çemenzâr-ı şerî’at olalı

Matar-ı lutfuñ ile milket-i Rûm âbâdân


Menzil-i zendeka vü mecma’-ı ilhâd olalı

Sarsar-ı kahruñ ile hıtta-i Îrân vîrân


Mahv olupdur ser-i şemşîr-i cihân-gîrüñ ile

Levh-i ‘âlemde olan nakş-ı dalâl u tuğyân


Halk râhatda sehâb-ı keremüñ feyzinden

Belî uyhu getürür tab’a hevâ-yı bârân


Bârekallâh zehî Pâdişeh-i ‘âdil kim

Şarkdan garba degin buldı cihân emn ü emân


Levhaşa’llâh zehî saltanat-ı kâhire kim

Kâfdan Kâfa cihân cümle mutî’-i fermân


‘Arsa-i medh ü senânuñ bulımaz pâyânın

Peyk-i endîşe eger biñ yıl olursa pûyân


Oldı vasf-ı suhan-ârâñ ile şi’r-i Bâkî

Rif’at-i pâyede hem-sâye-i nazm-ı Selmân


İrdi Selmâna sözi şi’ri kemâlin buldı

Lutfuña kaldı eyâ husrev-i sâhib-dîvân


Bahr-i nazm içre bu gün dürr-i girân-mâye iken

Hâk-i zilletde kalupdur nitekim gevher-i kân


Hâkden kaldur eyâ dâver-i dîn-perver kim

Nushadur cümle ser-â-pây hadîs ü Kur’ân


Serverâ devr-i felekden yine şekvâmuz var

Tapuñâ ‘arz idelüm ruhsat olursa el-ân


Muktedâ-yı ‘ulemâ Hazret-i Kâdî-zâde

Ma’din-i fazl u hüner menba’-ı ‘ilm ü ‘irfân


Ol zamân kim birisin medrese-i ‘âliyenüñ

Eyledüñ aña kemâl-i keremüñden ihsân


Bu tarîkuñ nice yıl künc-i medârisde yatup

Elemin çekmiş iken her birümüz nice zamân


Şeref-i hidmetine yüz süre geldük gûyâ

Cûylar kim olalar tâlib-i bahr-i ‘ummân


‘Arsa-i bahse girüp cevherümüz ‘arz itdük

Tîgveş her birümüz şimdi kalupdur ‘uryân


Zillet ü mihnet ile şimdi tamâm üç yıldur

Yaturuz zâviye-i hücrede bî-nâm u nişân


İrdiler pâye-i a’lâya ser-â-ser emsâl

Buldılar mertebe-i ‘âliye cümle akrân


Ne revâdur fuzalâ kala kıbâb altında

Kim görüpdür k’ola deryâyı habâb içre nihân


Mihnet-i fakr belâ gayret-i akrân müşkil

Fukarâ bendelerüñ arada deng ü hayrân


Bir yıl emrüñle binâ hidmetine nâzır olup

Gördük ol maslahat-ı hayrı bi-kadri’1-imkân


Bu fakîr anda turup hidmete meşgûl oldum

İtmeyüp zerrece sa’yinde kusûr u noksân


Hâsılı cûd u kerem vakti irişdi şimdi

Lutfuña nâzıruz ey pâdişeh-ı ‘âli-şân


Sûz-ı dilden bu kadar yanmaz idüm hidmetüñe

Câna kâr eylemese âteş-i dâg-ı hirmân


Merhamet mevsimi ihsân demidür sultânum

Lutf kıl her ne ise devletüñe lâyık olan


Bezl ile az ola mı ni’met-i cûd u keremüñ

Yimeden eksile mi hân-ı Halîlü’r-Rahmân


Serverâ tevsen-i eyyâm katı ser-keşdür

Aña lutf eyle iñen eyleme irhâ-yı ‘inân


Emr-i ‘âlî yine dergâh-ı mu’allâñuñdur

Hele biz eyleyelüm vâki’-i ahvâli beyân


Zehre-i çûn u çirâ kimsede yokdur hâşâ

Südde-i devletüñüñdür yine bâkî fermân


Her seher tâ ki nücûm üzre niyâm-ı şebden

Çıkara tîg-i cihân-gîrini mihr-i rahşân


Kılıcuñ üstün ola niteki tîg-i hûrşîd

Sâye-i saltanatuñda ola âsûde cihân 

--------------

Fe’ ilâtün / fe’ ilâtün / fe’ ilâtün / fe’ ilün 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...