Kastamonu’dan bir mektup aldım. Güzel bir mektup. Altındaki imza bir kadın ismi: Gülgûn Kurtoğlu. Bu daha güzel.
Okuyucum, benim «Gecekondu San’at» isimli fıkram üstünde konuşuyor.
Bu mektupta, kalemlerimizi beyaz kâğıda değmeden, hürmetle durduracak güzel bir hakikat var: İstanbul - Ankara gibi Üniversiteler şehri, büyük fikir ve sanat merkezlerinden uzak vatan köşelerinde bile, yazılarımız üstünde anlayışla konuşacak bir mümtaz insanlar nesli yetişmiştir. Onları, Gülgûn Kurtoğlu’nun şahsında en bahtiyar saygımızla selâmlarız.
Muhterem okuyucum, galiba iki ana düşüncede yanılıyor:
1 - Orhan Veli realist şairdir. Bu zor yaşanılan dünyada elbet Nedim gibi kahkahalar atamaz!
2 - Her yeni, eskinin hücumuna uğramıştır.
Cevap vereyim:
1 - Bizim eski şiirimiz de baştan başa kahkaha değildir. Fuzulî, galiba gülümsemez bile!
Eğer şiirde realizm "Süleyman Efendi" merhumun "Nâsır"ından bahsetmek olsaydı:
"Köpek, sen benden âlâsın ki kürkün eskimek bilmez!" mısraı, Dîvân şiirinin ölmez eserleri arasında yaşardı.
Meyhanede yediği ciğer tavasının parasını veremeyen eski Tavukpazarı şairinin bir başka masadaki zengin dostuna gönderdiği beyti bilir misiniz?
"Tuzladı ahçı odiyle ciğerim yâresini,
Ciğerim pâresi, gel ver ciğerin paresini!"
İşte şikâyet yüklü iki realist mısra daha... Lütfen kendi kendinize cevap veriniz: Şiir mi bu?..
Eğer bütün günlük sıkıntılarımızın sesi şiir olsaydı, edebiyat dünyamız Sandal Bedestanına dönerdi!
2 - Eskinin yeniyi çekememesi, aslâ yeni olmamış küçük yaratıkların işidir:
Tevfik Fikret’in Ahmet Hâşim’e hücum ettiğini ben bilmiyorum. Mehmet Akif, Orhan Seyfi’yi ezber okurdu. Cenab Şehabettin, Faruk Nâfiz’e sahiden hayrandı.
Cahid Sıdkı Tarancı’yı son devrin Sultanüşşuara’sı seçenler eskiler değil midir?
Hayır... Realiteyi ham maddesiyle mısraa koyarsak şiir yazmış olmayız. Onu, göz nurumuzla yıkamak, durulaştırmak... İşte Tevfik Fikret’in:
"Kolay bu, öyle mi?..."
Diye âdeta can acısiyle sorduğu büyük, çetin iş!
Elbet her şair kendi çağının sesini verir. Ama, Safiye Aylâ'nın bülbül sesiyle. Kaldırımdaki yoğurtçunun gırtlak dolusu çığlığiyle değil.
29.5.1955
