Ana içeriğe atla

Oyhan Hasan Bıldırki - İstiklâl İlkesi

 


Yakın ve uzak komşularımızla aramız, oldukça serin. Sıkışık bir anımızda, hemen hiçbirini yanımızda göremiyoruz. Aksine, hemen hepsi, karşımızdaki safta yerlerini alıyorlar. Dışişlerimiz, uykuda! Ne zaman, nasıl uyanacağı da belli değil. Ya biz rüyâlara yatıyor, gerçekleri görmüyoruz, ya da karşımızdakilerin başka başka niyetleri var.

Ordumuz, Kuzey Irak’a girince, kıyametler koptu. İçte ve dışta, olumsuz “homurtu”lar yükseldi. Bu homurtular karşısında, acaba biz başka bir dünyada mı yaşıyoruz diye, düşündüğümüz çok olmuştur. Üzüntüden kahrolup, bunalmışızdır. Bizim hiç mi haklı olduğumuz bir taraf yok? Hep hatalı olan biz miyiz? Haydi dışardaki çatlak seslerin, kendilerine göre dayandıkları haklı (!) sebepleri vardır diyelim. Fakat içerdekilerin haklılıklarını, nasıl tarif etmeli? “Kuzey Irak’tan ne zaman çekileceğiz?” sorusu, söyleyenleri hariç, hepimizi yaralamıştır. Elbette ilgililer, bu soruya yakışan cevabı vermekte gecikmediler: “İşimiz bitince!”

Derken, çobanların katledilmesi ortaya çıktı. Dışardakilerin cümlesi, bu işi Türk Ordusu’nun yaptığını dillendirmekten çekinmediler. Ama, öldürülen Kuzey Iraklı koruma görevlileriyle Kızılay temsilcimizin durumuna “es” geçtiler.

Düşman, zaten hain. Fırsatını buldukça, bizim kimliğimize bürünüyor, yaptığı bütün kötülükleri, bize yamamaya çalışıyor. Peşi sıra, bütün korolar ağız birliği içinde, aleyhimize yükseliyor. Bu durum karşısında, aldığımız tedbir ne? Hiiç! Sadece, yalanlama gayreti gösteriyoruz. Çamurun bıraktığı lekenin ıstırabını yaşıyoruz. Girmeye can attığımız Avrupa Birliği’ne dikkat edelim. Hepsi, dostumuz Yunanlının tezgâhına gelerek, bugünlerde aleyhimize kararlar çıkarma telâşındalar. Neymiş efendim? Parasını tıkır tıkır sayarak aldığımız silâhları veya diğer araç gereçleri, kendi çıkarımıza, böyle hareketlere kalkıştığımızda kullanmamalıymışız. Yani sadece efendilerin, koruma bekçiliğini yapmalıymışız.

Sanırım, büyük Atatürk’ün ruhu sızlıyor. O’nun, üzerine büyük bir özenle titrediği “istiklâl ilkesi”, yara alıyor. Biz, oraya buraya girmede, birbirimizle yarışır, onca masraflara katlanır, dünyanın ceremesini çekerken, hep kendimizden fedakârlık ederken, yukarıdaki ilkeyi, göz ardı mı ediyoruz?

Böyleyse, “çok kötü!”

Bu yazı, 7 Nisan 1995 Cuma günü yazılmıştı. Yazının başlığı da “Sorular”dı. Fakat aynada 1995 yılından bu yana hep aynı resimler akıp gitti, hep aynı resimler. O günden bu güne değişen bir şey var mı?

Ne dersiniz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979