Ana içeriğe atla

Fuzuli - Kaside (Der Medh-i Hazret-i Şah-ı Velayet)


Gonce bağrı dehr bî-dâdiyle evvel kan olur
Sonra yüz lûtf ile gönlü açılır handân olur
Katre-i bâran ki bir müddet sadef hasbin çeker
Yok iken kadri tapar kıymet dür-i galtân olur
Dâne toprak içre şiddet çektiğiyçin nice gün
Baş çekip hırmenlenir ârâyiş-i bu-stân olur
Kahrdan ikrâh edenler lutfa olmaz müstahak
Müsta’idd-i derd olanlar kâbil-i dermân olur
Mihnette sabr eyleyen rahat tapar çün Yûsuf’a
Saltanat tahtının evvel pâyesi zindân olur
Ger rızâ olsa kazâya müşkil olmaz hîç hâl
Ârife sabr ile her müşkil ki var âsân olur
Fi’ldir asl-i rızâ-yi Hak ne kim asl ü neseb
Hâk-i ferman-ber beşer âsî melek şeytân olur
Sâyir-i mahlûktan bir kimse olsa pâk-dil
Ehl-i Beyt’in fırkasında sayılır Selmân olur
Hâh seyid hâh âmi kâm bulmaz bî-edeb
Fi’li müstahsen olan müstevcib-i ihsân olur
Yüz meşakkat çekse kâm-i dil tapar encâm-i kâr
Her kimin âlemde mevlâsı Şeh-i Merdân olur
Tâbi’i fermân eder hükmüne cümle âlemi
Murtaza hükmüne her kim tâbi’-i ferman olur
Tîre olmaz râst-rev ger çekse bend-i âhenin
Râst-rev tîr-i hadengin zîveri peykân olur
Ol Şeh-en şeh kim eger bir mûra kılsa iltifât
Mûr hükm eyler Süleyman üstüne sultân olur
Ol imâm-i dîn ü dünyâ kim anun düşmenliği
Müşrikin dînine vü dünyâsına noksân olur
Taş olur arslan eger kahr ile kılsa bir nazar
Hükm kılsa düşmanı kasdına taş arslan olur
Zerreî mihr-i ruhundan tapsa pertev âs-mân
Âs-mân üzre tamâm encüm meh-i tâbân olur
Feyz-i lûtfiylen eger insâna kılsa terbiyet
Kadr ile insan melek-nisbet azimü’ş-şan olur
V’er melek hem tapsa ayn-i iltifâtından nazar
Akl-i kâmil kesb edip elbette bir insân olur
Lutf u kahrından tapar mukbil atâ müdbir cezâ
Kat’u fasl-i hasr için ol lâhza kim dîvân olur
Kevser-i cennet anun hükmündedir bu vech ile
Bunca neslinden hemîn Âdem ana mihmân olur
Nûh sandığına keştî tek aparmıştır penâh
İhtiyât eyler ki nâ-geh bir dahi Tûfân olur
Gerçi İsmâ’il’e kurbân gökten inmiş kadr için
Hak bilir kadr için İsmâ’il ana kurbân olur
Mu’cizi bir gül-şen-i pâkizedir kim istese
Andelib ol gül-şene Dâvûd-i hoş-elhân olur
Her kim ihlâs ile hâk-i merkadinden zerreyi
Alsa anunla tabâbet eylese Lokmân olur
Dostu ger masiyet kılsa olur gufrân-pezîr
Düşmeni bin tâ’at etse mûcib-i isyân olur
Sâye-i lûtf ü kerem ger salsa hâk-i tîreye
Cirm-i hâk-i tîre reşk-i ravza-i Ridvân olur
Akl kim gavvâs-i deryâ-yi kemâl-i ilmdir
Cevher-i zâtın tasavvur eylese hayrân olur
Fehm kim seyyâh-i iklîm-i diyâr-i derkdir
Vâdi-i idrâkini seyr etse ser-gerdân olur
Devri anun âl ü ashâbından almaz rûzgâr
Devr anundur devr ilen her nice kim devrân olur
Kasr-i vasfının binâsın kılsa mi’mâr-i hıred
İzz ü câh ü devlet ü ikbâl çâr erkân olur
Ol sipihr-i devlet ü ikbâlden yüz dönderir
Devlet ü ikbâl her kimden ki rû-gardân olur
Var ümîdim feyz-i lûtfundan Fuzûlî kim müdâm
Tâ dilimde kuvvet-i nutk ü tenimde cân olur
Dem uram evsâf-i evlâd-i Alî’den kim müdâm
Mâdih-i Âl-i Alî müstevcib-i gufrân olur
Vezin: 
Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.