Ana içeriğe atla

Nedim - Kaside (Kasîde Der-Sitâyiş-i Sultân Ahmed Hân u Dâmâd İbrahîm Pâşâ)


Söyle ey kilk-i sühanver bülbül-i gûyâ gibi
Böyle hâmûş olma nakş-ı gonca-i dîbâ gibi

Iyd vaktinde şeker bahşâyişi muʿtâddır
Nazmın olsun lezzet-âver kand-i müstesfâ gibi

Oldu mu yohsa meger tanbûr-veş târın şikest
Lüknetin mi var zebânında yahud Bebgâ gibi

Sûk-ı istiʿdâd germ-â-germ iken böyle neden
Tutmak enbân-ı sadefde gevherin yektâ gibi

Gül-fürûşan bûstânından gül ister sen ise
Böyle istiğnâ satarsın dil-ber-i raʿnâ gibi

Bâri dûş olsan yine bir aşka zîrâ kim senin
Nükhetin sûzişle hoşdur anber-i sârâ gibi

Gâh düşsen firkate gâhî ümmîd-i vuslata
Dem-be-dem cûş eylese sînen hum-ı sahbâ gibi

Ebr-i nisan-veş ser-i evrâka ol gevher-nisâr
Tâ ki kad çeksin nihâlân-ı hüner tûbâ gibi

Şöyle kim versin tarâvet Rûma şiʿr-i dil-keşin
Kişver-i Tebrîze revnak-bahş olan kâlâ gibi

Bezm-i ehl-i tabʿda devr eylesin elden ele
Nazm-ı şûhun tohm-ı pâk-i lâle-i hamrâ gibi

Künc-i uzletde çü ankâ âşiyan tutdunsa ger
Bâri tîğ-ı zer birun kıl beyzâdan tuğrâ gibi

Bir iki gün dîdeden oldunsa pinhan bâri gel
Bir neşât-âver haberle hüdhüd-i bînâ gibi

Söyle kim mülk-i Sebânın var mı bir pîrâyesi
Kasr-ı zerrin-tâk-ı Saʿd-âbâd-ı nev-peydâ gibi

Bâ-husûs ârâm ede sadrında bir mihr-i kemâl
Hazret-i Sultân Ahmed Hân-ı mülk-ârâ gibi

Hem onun dahı ola pîşinde bir bedr-i tamâm
Âsaf İbrâhîm Pâşâ-yı cihân-pîrâ gibi

Sadr-ı dânâ kim onun her nükte-i sencîdesi
Lâyık-ı tâc-ı şehândır gevher-i yektâ gibi

Pençe-i fermân-ı âlî-şânının her devresi
Zîb-i evc-i maʿdeletde gurre-i garrâ gibi

Sadr-ı İskender-haşem kim dergehine bir nice
Nâme-ber Tatarlar var Tuli vü Öktâ gibi

Âsaf-ı Nûşîrevân-mesned ki bezminde hezâr
Mûbid-i hüşyârlar var hâce-i dânâ gibi

Kâmetin ham-geşte kılmakda Direfş-i Gâviyân
Râ'yet-i mansûrunun pîşinde dâ'im râ gibi

Peşşeye nîrû-yı bâzû verse te'yîdi alır
Deste gürz-i gâv-sâz-ı Rüstemi elmâ gibi

Bahtı verse takviyet nahlin müseddes hânesi
Maʿden-i elmâs olurdu sîne-i hârâ gibi

Şekl-i evvelden bu devlet bir kıyâs olsa onun
Re'y-i pâki şartıdır külliyet-i kübrâ gibi

Mülke nâfiʿ nice konun ihtirâʿ etdi n'ola
Tıbda Kânun yazmadıysa Bû Alî Sînâ gibi

Bir vezîr olmaz Nizâmü'l-mülk-veş derdim eger
Dergehi açılmasa illâ-yı istisnâ gibi

Nazra-i hışmı dokunsa âhenîn âyîneye
Gird-bâd eylerdi peydâ dâmen-i sahrâ gibi

Feyz-i eltâfiyle bulsa terbiyet azm-i ramîm
Hurrem ü ser-sebz olur şâh-ı gül-i zîbâ gibi

Âsafâ sadr-ı felek-kadrâ hümâyun-mesnedâ
Ey ki zâtın lafz-ı lutf u cûdda maʿnâ gibi

Râsıdan fark edemezler irtifâʿ-yı kevkebin
Kılsalar bir kaç rasad bünyâd Uluğ Mirzâ gibi

Çûb-ı tîrin nesr-i tâ’irle bakılsa görünür
Hem-tulûʿ u hem-cenâh u hem-ser ü hem-pâ gibi

Destine alsan tüfengin cây eder her mühresi
Tâ ser-i mirrîhde endîşe-i sevdâ gibi

Yağdırır levh-i beyâna hûşe hûşe dürr-i nâb
Hâmeni engüşte alsan ebr-i gevher-zâ gibi

Habbezâ nevk-i kalem kim şûhdur her cünbişi
Tarf-ı ebrû-yı cüvânândan geçen îmâ gibi

Bendene dersin bırakdın safha-i eşʿârı sen
Tâk-ı nisyân üzre ser-meşk-i elif bâ tâ gibi

Âsafâ meşhûrdur kim söylemez üstâd lîk
Söyleyince böyle söyler gevher-i yektâ gibi

Bâ-husûs ol şâʿirim ki nazmımı bircîs-i çarh
Nâme-i sihr ü beyâna sebt eder imzâ gibi

Tâ Cihân-âbâda vardı Isfahân mülkün geçüp
Rûmdan pervâz eden şiʿr-i terim ankâ gibi

Nefʿî vâdî-i kasâidde sühan-perdâzdır
Olamaz ammâ gazelde Bâkî vü Yahyâ gibi

Mesnevî semtinde geçmişdir Atâyî cümlesin
Hâletî evc-i rubâʿîde uçar verkâ gibi

Hâsılı her biri bir vâdîde bulmuş imtiyâz
Müstezâd u şarkı vü tahmîs-i şevk-efzâ gibi

Hâme-i muʿciz-beyânım onların her birine
Bir cevâb ibrâz edüp vâzıh yed-i beyzâ gibi

Hem dahı Tâzî lisân üzre eder îcâd-ı nazm
Buhterî vü Ahtal u Bû Tayyib ü Bebgâ gibi

Lehçe-i Tâtârda kalmaz Nevâyîden pesîn
Fârisî söylerse söyler Sâib ü Rüknâ gibi

Himmet olursa eger mümkindir inşâ-yı sühan
Utbî vü Vassâfı meşhûr eyleyen inşâ gibi

Lâf derlerse eger işte kalem işte devât
Her sözüm isbât mümkin hendesî daʿvâ gibi

Hasma hüccetler nümâyân eyleyim kim her biri
Hatf-ı ebsâr eylesin berk-ı felek-peymâ gibi

Âsafâ bu kilki çok söyletmeyim zîrâ onun
Gâlibâ maksûdı çarh-ı dûn ile gavgâ gibi

Lîk ümmîdim budur kim lutf u ihsânın hemân
Erişir ihyâ-yı âmâle dem-i İsâ gibi

Şöyle leb-rîz-i sürûr eyler dil-i pür-cûşu kim
Hâletinden raksa başlar sâgar-ı sahbâ gibi

Saklayım gevherlerim gayri teşekkür vaktine
Tâ kasîdem ola ıkd-ı lü'lü-i lâlâ gibi

Var ise bir günde îcâd eyleyen gelsin beri
Bir kasîde bu müsellem nazm-ı bî-pervâ gibi

Gâyete erdi Nedîmâ söz duʿâ hengâmıdır
Destin aç rûhâniyân-ı âlem-i bâlâ gibi

Tâ ki her sâl eyleye ıydın neşât-ı makdemi
Sahn-ı Saʿd-âbâdı leb-rîz-i ferah me'vâ gibi

Şehriyâr-ı âlemin teşrîfi Sadr-ı aʿzama
Mâye-i ikbâl ola ıyd-ı sürûr-efzâ gibi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...