Nef'i - Musammat Bahar Kasidesi (Der Medh-i Sultân Murâd Hân Aleyhi'r-rahmeti Ve'l gufrân)

0

(NESİB)

Esdi nesîm-i nev-bahâr açıldı güller subh-dem
Açsın bizim de gönlümüz sâkî meded sun câm-ı Cem

Erdi yine ürd-i behişt oldu havâ anber-sirişt
Âlem behişt-ender-behişt her kûşe bir bâğ-ı İrem

Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır
Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem

Dönsün yine peymâneler olsun tehî hum-hâneler
Raks eylesin mestâneler mutrıbler etdikçe nagam

Bu demde kim şâm u seher meyhâne bâğa reşk eder
Mest olsa dilber sevse ger ma'zûrdur şeyhu'l-Harem

Yâ neylesin bî-çâreler âlüfteler âvâreler
Sâgar sunar meh-pâreler nûş etmemek olur sitem

Yâr ola câm-ı Cem ola böyle dem-i hurrem ola
Ârif odur bu dem ola ayş u tarabla mugtenem.

(TEGAZZÜL)
Zevkı o rind eyler tamâm kim tuta mest ü şâd kâm
Bir elde câm-ı lâle-fâm bir elde zülf-i ham-be-ham

Lutf eyle sâkî nâzı ko mey sun ki kalmaz böyle bu
Dolsun sürâhî vü sebû boş durmasın peymâne hem

Her nev-resîde şâh-ı gül aldı eline câm-ı mül
Lutf et açıl dahi gül ey serv-i kadd-i gonca-fem

Bu dürd ü bu sâfî deme dönsün piyâle gam yeme
Kânûn-ı devr-i dâime uy sen de mey sun dem-be-dem

Meydir mihekk-i âşıkân âşûb-ı dil-ârâm-ı cân
Sermâye-i pîr-i mugân pîrâye-i bezm-i sanem

Mey âkili irşâd eder âşıkları dil-şâd eder
Seyle verir berbâd eder dillerde koymaz gerd-i gam

Mey âteş-i seyyâleder mînâ kadehle lâledir
Yâ gonca-i pür-jâledir açmış nesîm-i subh-dem

Sâkî meded mey sun bize câm-ı Cem ü key sun bize
Rıtl-ı pey-â-pey sun bize gitsin gönüllerden elem

Biz âşık-ı âzâdeyiz ammâ esîr-i bâdeyiz
Âlüfteyiz dil-dâdeyiz bizden dirîg etme kerem

(GİRİZGÂH)
Bir câm sun Allâh içün bir kâse de ol mâh içün
Tâ medh-i şâhenşâh içün alam ele levh u kalem

O âfitâb-ı saltanat ol şehsüvâr-ı memleket
Cem-bezm ü Hâtem-mekremet memdûh-ı esnâf-ı ümem

Ablak-süvâr-ı rûzgâr-âşûb-ı Rûm u Zengbâr
Leşker-şikâr-ı kâm-kâr Behrâm-ı Âferîdûn-alem

Pîrâye-i mülk ü milel sermâye-i dîn ü düvel
K'olmuş nasîbi tâ ezel tâc-ı Ferîdûn taht-ı Cem

Hâkân-ı Osmânî-neseb kim münderic zâtında hep
İslâm-ı Fârûk-ı Arab ikbâl-i Pervîz-i Acem

(MEDHİYYE)
Sultân Murâd-ı kâmrân-efsürde vü kişver-sitân
Hem pâdişeh hem Kahramân sâhib-kırân-ı Cem-haşem

Şâhenşeh-i ferhunde-baht ârâyiş-i dîhîm ü taht
Bahtı kavî ikbâli saht İskender-i Yûsuf-şiyem

Şâh-ı cihân-ârâ mıdır mâh-ı zemîn-pîrâ mıdır
Behrâm-ı bî-pervâ mıdır yâ âfitâb-ı pür-kerem

Şâhâne-meşreb Cem gibi sâhib-kırân Rüstem gibi
Hem Îsî-i Meryem gibi ehl-i dil ü ferhunde-dem

Dünyâ vü mâ-fîhâ nedir cennet olursa yâ nedir
Lutf eylemek zîrâ nedir yanında bir nakd u selem

Cümle hünerden bâ-nasîb sırr-ı aceb sun'-ı garîb
Meclisde şûh u dil-firîb cenk edicek şîr-i ücem

Gâhî ki ol şîr-i yele hışm ile tîg alır ele
Olur cihân pür-zelzele basdıkça meydâna kadem

Ol dem ki kasd-ı ceng eder sahrâları gül-reng eder
Dünyâyı hasma teng eder olursa Sâm u Güstehem

Sürdükçe hasma yek-tene bakmaz silâh u cevşene
Yer kalmaz aslâ düşmene illâ beyâbân-ı adem

Ey Husrev-i âlî-nijâd vey dâver-i pâk-i'tikâd
Ey şâh-ı sâhib-adl ü dâd ey pâdişâh-ı muhterem

(FAHRİYYE)
Sen bir şeh-i zî-şânsın şâhenşeh-i devrânsın
Ya'nî ki sen Hâkânsın devrinde ben hâkâniyim

Ben gerçi bir bî-hâsılım şâkird-i ders-i müşkilim
Hem mekteb-i ehl-i dilim halk olmadan levh ü kalem

Sözde nazîr olmaz bana ger olsa âlem bir yana
Pür-tumturâk u hoş-edâ ne Hâfızım ne Muhteşem

Hâkânîyim ben Muhteşem yanımda serheng-i haşem
Hâfız olur leb-beste dem hâmem edince zîr ü bem

(TAC)
Nef'î yeter da'vâyı ko dünyâ ile gavgâyı ko
Eflâke istiğnâyı ko hâke yüzün sür lâ-cerem

(DUA)
Kaldır elin eyle duâ buldu kasîden intihâ
Şimdi duâ etmek sana hem müstehabdır hem ehem

Nice kasîde bir kitâb mecmû'a-i pür-intihâb
Her nüktesi Faslu'l-Hitâb her beyti bir genc-i hikem

Tâ kim cihân ma'mûr ola geh emn ü geh pür-şûr ola
İkbâl ile mesrûr ola ol Husrev-i vâlâ-himem

Nef'î ( 1572 - 1635 )

* * *

İlkbahar rüzgârı esti, sabahleyin güller açıldı.
Bizim de gönlümüz açılsın, saki, Cemşid'in kadehini sun.

Yine Nisan ayı geldi, hava amber kokularına büründü
Dünya bir katmerli cennet haline geldi, her köşe bir cennet bağı oldu.

Gül devri, yeme içme günleridir, zevk ve safa zamanıdır.
Bu mübarek mevsim, aşıkların bayramıdır.

Yine büyük kadehler dönsün, meyhaneler boşalsın.
Çalgıcılar ahenkle çalarken sarhoşlar dansetsin.

Bu zamandır ki akşam ve sabah meyhane, bahçeye gıpta eder.
Eğer Haremin reisi mest olsa, güzel sevse mazurdur.

Ya çaresizler, aşıklar, başıboş olanlar ne yapsın?
Ay parçası gibi güzeller kadeh sunarsa içmemek zulüm olur.

Sevgili var, Cemşid'in kadehi var, böyle neşeli bir vakit var.
Arif odur ki bu vakitte yiyip içip eğlenmeyi ganimet bilir.

Zevki, dörtbaşı mamur olarak o rind eyler ki: Sarhoş ve bahtiyar
(olarak) bir elinde lâle renkli kadeh, ötekinde de kıvrım kıvrım zülüf tutar.

Saki lûtfet, nazı bırak, şarab sun zira bu meclis böyle kalmaz.
Sürahi ve testi dolsun; kadeh te boş durmasın.

Her yeni yetişen gül fidanı, eline şarap kadehi aldı.
Ey servi boylu, gonca ağızlı (güzel), lütfet açıl, sen de gül.

Bu bulanık ve safi deme, piyale dönsün, gam yeme.
Devr-i daim kanununa sen de uy, her an kadeh sun.

Aşıkların kıstası (mihenk taşı) gönülleri coşturan, canlara huzur veren
şaraptır. Zerdüştlerin sermayesi, güzeller meclisinin süsü şaraptır.

Şarap akıllıya doğru yolu gösterir; âşıkları bahtiyar eder.
Gönüllerde gam tozunu sele verir, berbat eder, bırakmaz.

Şarap akıp giden bir ateştir, cam kadehte laledir,
Ya da sabah rüzgarının açtığı üzeri çiy taneleriyle dolu bir goncadır.

Sâkî, yardım et, bize şarap sun. Cem ve Key'in kadehini bize sun.
Peşpeşe doldur sun bize ki gönüllerdeki gam gitsin.

Biz özgür aşıklarız ancak şarabın esiriyiz.
Aşıkız, güzellere gönül vermişiz, bizden ikramını esirgeme.

Allah için bir kadeh sun. Bir kâse de o ay yüzlü sevgili için sun
ki padişahı methetmek için kağıdı, kalemi elime alayım.

O saltanat güneşi, o büyük memleket süvarisi...
Cemşid meclisli, Hatem gibi cömert, bütün milletlerin övdüğü...

Devrin rüzgâr gibi at binicisi, Rum ve Zengibar ülkelerinin hakanı,
ordular avlıyan bahtiyar sürücü, Feridun sancaklı Behram.

Yurdun ve milletin süsü, dinin ve devletlerin sermayesi,
Ki ta ezelde nasibi Feridun’un tacı ve Cemşid’in tahtı olmuş.

Osmanlı soyunun hakanı ki şahsında hep hep Arabın Fârûk'unun
(Hz. Ömer) müslümanlığı, Acemin Pervîz'inin baht açıklığı toplanmış.

Bahtiyar Sultan Murat, taçlar veren, ülkeler alan
Hem padişah hem kahraman, Cemşid haşmetli kutlu hükümdar.

Bahtı mübarek büyük padişah, tacın tahtın süsü,
Talihi güçlü, ikbali sağlam Yusuf huylu İskender.

Cihanı süsleyen hükümdar mıdır, Dünya'yı bezeyen ay mıdır
Korkusuz Behram mıdır ya da cömertlikte sınır tanımayan güneş midir?

Şahane huylu Cem gibi, muzaffer hükümdar Rüstem gibi
Hem de Meryem oğlu İsa gibi gönül ehli ve mübarek.

Dünya ve dünya malı nedir hatta Cennet olsa nedir
Zira lutfetmek te nedir onun yanında bir nakit ve vadeli senet.

Tüm hünerlerden nasibini almış, hayret veren bir fazilet ve yaratıcılık
Mecliste şuh ve gönül çalan, cenk edince kükreyen aslan.

O yeleli aslan bir hışımla kılıcını eline alıp meydana ayak bastı mı
Dünya baştan aşağı zelzele (ile sarsılır) olur.

Savaşa kalkıştığı zaman ovaları gül rengi yapar
Karşısındaki Sam ve Güstehem bile olsa dünyayı düşmanına dar eder.

Tek başına atını düşman üstüne sürünce onun silahına ve zırhına
aldırmaz, düşmana yokluk çölünden başka yer kalmaz.

Ey yüksek yaradılışlı hükümdar, ey temiz inançlı sultan
Ey adalet ve insaf sahibi, ey muhterem padişah.

Sen şanlı bir padişahsın, zamanın padişahlar padişahısın
Yani sen hakansın, ben de senin devrinde sana tabi olanım.

Gerçi ben malsız mülksüz bir adamım ama çetin bir dersin talebesiyim.
İnsan kaderinin yazılı olduğu levha yazılmadan evvel gönül ehillerinin gittiği okuldanım.

Dünya bir araya gelse, söz söylemede kimse bana eş olamaz.
Ahenk ve parıltı dolu, hoş edalıyım. Ben ne Hafız’ım ne Muhteşem.

Muhteşem'in hakanıyım, (o) benim yanımda saray çavuşu kalır.
Ben şiir söyleyince Hafız’ın soluğu kesilir, dili tutulur.

Nef’i, yeter, iddiayı bırak, dünya ile kavgayı bırak.
Göklere kibirlenmeyi bırak, çaresiz yüzünü toprağa sür.

Elini kaldır ve dua et, kasiden son buldu.
Şimdi senin için dua etmek hem sevaptır hem de mühimdir.

Bu kaside birçok seçkin eserin toplandığı bir kitap gibidir.
Her ince manalı sözü bir Faslu’l-Hitâb, her beyti bir hikmet hazinesidir.

Dünya bayındır olsun, bazen güvenli bazen de karışıklık içinde olsun.
Himmetlerin yüce sultanı ikbal ile sevinç içinde olsun.

* * *

Kasidenin Bölümleri: Nesîb (Teşbîb): Kasidenin giriş bölümüdür. Bahar, kış, bayram gibi doğa olaylarının tasvir edildiği (teşbîb) veya âşıkane duyguların işlendiği (nesîb) 15-20 beyitlik kısımdır. Girizgâh: Nesib bölümünden asıl konu olan medhiyeye geçişi sağlayan, genellikle 1-2 beyitlik ustalıklı geçiş bölümüdür. Medhiye (Maksûd): Kasidenin yazılış amacı olan, din veya devlet büyüğünün övüldüğü, kasidenin en önemli bölümüdür. Tegazzül: Kasidenin ölçü ve uyak düzenine uygun olarak araya sıkıştırılan gazel bölümüdür. Fahriye: Şairin kendi sanatını, yeteneğini ve ustalığını övdüğü bölümdür. Taç Beyit: Şairin mahlasının (takma adının) geçtiği, genellikle Fahriye bölümünün sonlarında yer alan beyittir. Dua: Kasidenin sonunda, övülen kişi için Allah'tan sağlık ve uzun ömür dilendiği bölümdür. Kasideye İlişkin Bazı Terimler: Matla: Kasidenin ilk beytidir. Makta: Kasidenin son beytidir. Beytü'l-Kasid: Kasidenin en güzel beytine verilen isimdir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Çerezleri kabul et) #days=(20)

Sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Kabul
Çerezleri kabul et