Sabâh-ı ıyd kim âlem olup feyziyle nûrânî
Sadâ-yı kûs u şevket eyledi pür-çarh-ı gerdânı
Sarây-ı şehriyâr-ı âlem oldu maşrık-ı ikbâl
Gelüp hep hâk-bûsa devlet-i ulyânın erkânı
Kuruldu taht-ı âlî-baht tarz-ı dil-pesend üzre
Döşendi pîşgâha ol murassaʿ ferş-i hâkânî
Hezâran zîb ü ziynet sad hezâran ferr ü şevketle
Cülûs etdi çıkup dehrin şehenşâh-ı cihânbânı
Yesârında durup şehzâdegân izz ü saʿâdetle
Sipihr-i haşmetin her biri oldu mihr-i tâbânı
Denür sâhib-kırânın çârdır yanında şemşîri
Görüp şehzâdegânı anladım bu râz-ı pinhânı
Muʿammer eylesin yavuz nazardan saklasın Mevlâ
Ki onlardır binâ-yı izz ü şânın çâr erkânı
Yemîninde dururdu hâtem-âsâ âsaf-ı ekrem
Olup rûh-ı mücessem âlemin gûyâ nigehbânı
Vezîr-i pür-himem Dâmâd İbrahîm Pâşâ kim
Eder İbnü'l-Amîdi dergeh-i cûdunda derbânı
Cenâb-ı sadr-ı aʿzam gûyiyâ tefsîridir onun
Şehenşâh-ı cihân bir mushaf ammâ resm-i Osmânî
Erişmiş olsa bu vakte Alî Şîr-i Nevâyî ger
Olurdu ol hidîv-i ekremin bî-şübhe sekbânı
Vezîr-i aʿzamın da izz ü devletle yemîninde
Dururlardı şehenşâh-ı cihânbânın vezîrânı
Durup ol çâr-düstûr-ı giran temkîn-i vâlâ-câh
Ederler hıfz içün vefk-ı murabbaʿ şâh-ı devrânı
Birisi mesned-ârâ-yı Kapûdânî saʿâdetle
Üçü ol şehriyâr-ı âlemin dâmâd-ı zî-şânı
Sütûr-ı nüsha-i devlet gibi şâhın kafâsında
Durur cümle ağâyân-ı harîm-ı hâs-ı sultânî
Bu dârâtı temâşâ kıldı çün kim bende-i nâ-çîz
Celâlet pertevinden hîrelendi çeşm-i hayrânı
Mehâbet bir tarafdan bir tarafdan şerm ile haclet
Gelüp dem-beste vü lâl eylediler tabʿ-ı nâlânı
Sürüp yüz hâk-i pâye yek-be-yek erkân-ı izz ü câh
Kuruldu haşmet ü şevketle divân-ı Süleymânî
Durup tertîb ile yerli yerinde ehl-i mansıb hep
Tamâm oldukda dîvân-ı felek-unvânın erkânı
Cenâb-ı şeyhü'l-islâm-ı şerîf-etvâr-ı saʿd-âsâr
Ki şâkird etmeğe etmez tenezzül Mîrza Cânı
Ulûm-ı Bû Hanîfeyle derûn-ı sînesi memlû
Veraʿla vech-i pâki subh-ı sâdık gibi nûrânî
Onun ardınca bi'l-cümle sudûr-ı âsman-pâye
Ki ilm ü fazl ü takvâ gevherinin her biri kânı
Gürûh-ı dâʿiyan bir bir öpüp dâmân-ı iclâli
Hele ol devlet-i ulyânın oldum ben de şâyânı
Şehenşâhâ hidîvâ şihriyârâ âsman-kadrâ
Bu devletle bu abd-i kemterin sebk etdi akrânı
Saʿâdetle hitâb etdik ki geldin cümleden sonra
Efendim kıldı ihyâ nutk-ı cân-bahşın dil ü cânı
Cemâl-i pâkin sâ’irden artuk görmek ister dil
Aceb mi cümlesinden sonra bûs etsem o dâmânı
Ne mümkindir kasîdeyle teşekkür böyle eltâfa
Yerin bulsun deyü hünkârımın ammâ ki fermânı
Bu gûne bir kasîde söyledi vasf-ı şerîfinde
Nedîmâ benden alup destine kilk-i dür-efşânı
Eyâ iklîm-i pür-tekrîm-i İslâmın nigehbânı
Bu kişver görmemişdir sen gibi sultân-ı zî-şânı
Bu dünyâda sen ona sâlis oldun çünki lâyıkdır
Bununla fahr ede ukbâda Sultân Ahmed-i Sânî
Nesîm-âsâ çü fermânın iki deryâya şâmildir
Denilsin zât-ı âlî-şânına İskender-i sânî
Nizâmın buldu zât-ı akdesinle milket ü millet
Misâl-i rûh ihyâ kıldı re'yin çâr erkânı
Ser-â-pây-ı cihânı şöyle tezyîn etdi eltâfın
Ki etmez böyle tezyîn nev-bahâran bir gülistânı
Tasavvur etmedi bu câhı hülyâsında İskender
Ferîdun görmedi rü'yâda bu tertîb-i dîvânı
N'ola hurşîde teşbîh eylesem zât-ı hümâyûnun
Ki onun da senin gibi cihânda yokdur akrânı
Süheylin çeşmini ferr-i nigînin eyledi rûşen
Mehin ruhsârını tâb-ı rikâbın kıldı nûrânî
Felekde resm-i izz ü câh u haşmet n'idügün bilmez
Senin dârâtına teşbîh eden Dârâ vü Hâkânı
Cihânda vâdî-i âdâb-ı hidmet görmemişdir hiç
Derinde hidmete lâyık görenler şâh-ı İrânı
Adûlar rütbe-i ikbâlini bir hoşça fark etsin
Cilâ versin çeküp çeşmânına kuhl-ı Sıfâhânı
Sen ol hâkân-ı mensûrü'l-alem sultân-ı âlemsin
Ki hem-demdir senin her kârına tevfîk-i Rabbânî
Hilâfet zât-ı âlî-şânına mahsûsdur şimdi
Sana nisbet mülûkun muzmahildir rifʿat ü şânı
Sana Hak kıblegâh-ı dîn-i Hakkı eylemiş ihsân
Sana muhtâcdır cümle cihânın ehl-i îmânı
Münevver meşhed-i kuds-âşiyân-ı mefhar-ı âlem
Senin mülkünde olmak sana Hakkın mahz-ı ihsânı
Husûsa hırka-i pâk-i Resulullah kim onun
Melekler bûs-ı dâmâniyle fahreylerse erzânî
Der-âgûş eyleyüp ol cism-i pâki nûr ile dolmuş
Misâl-i perde-i fânûs dâmân u girîbânı
Ne devlet ne saʿâdetdir hezâran hamd ü şükr olsun
Cenâb-ı hazret-i Hak sana ihsân eylemiş onu
Ya ol vâlâ âlem kim kâmet-i dil-cûsu olmuşdur
Riyâz-i cennetin gûyâ ki bir serv-i hırâmânı
Nihâl-i kaddinin üftâdesidir sidre vü tûbâ
Esîr-i şukkası rûhâniyân-ı arş-ı Rahmânî
Resûl-i kibriyânın ol mübârek râ'yeti şimdi
Muhayyemgâh-ı nusret-şânının olmuşdur unvânı
Alem-dâr-ı Resûlullahsın ikbâl ile çünkim
Sana tâbîʿdir elbette cihânın pâdişâhânı
Şehenşâhâ egerçi âlemin eyyâm-ı adlinde
Sabâh-ı ıyd ile hem-pâyedir her vakt ü her ânı
Velîkin bu mübârek ıyd dahı eyleyüp teşrîf
Sıtanbûlun ferahla ıyd-ber-ıyd oldu her yanı
Binüp sad ʿizz ü nâz ile semend-i şûh-reftâre
Güzeller Atmeydânında alır şimdi meydânı
Husûsa Hazret-i Eyyûb ile meydân-ı Top-hâne
Birer takrîb ile elbette cezb eyler cüvânânı
Firâz-ı Üsküdârın buʿdı vardır gerçi kim ammâ
Yine inkâr olunmaz Hak bu kim onun da seyrânı
Ya Saʿd-âbâd-ı dil-cûnun efendim sorma hiç vasfın
Kulun bir vech ile taʿbîre kâdir olmazam anı
Müferrih gam-zedâ hâtır-güşâ dil-cû vü rûh-efzâ
Temâşâsı muhassal mest ü hayrân eyler insânı
Biçinmiş bağlar ıydıyye cümle fıstıkî atlas
Sarınmış başa neftî şâlını serv-i hırâmânı
Gümüş renginde bir dîbâ biçinmiş cedvel-i sîmîn
Velîkin hâre gibi mevci var şeffâf u nûrânî
O dîbâ âb-şârın dahı egninde hemân farkı
Bunun mevci biraz sık onun ise kaddi tûlânî
Yine ıydıyye bahşişler verüp fevvâre-i dil-cû
Dem-â-dem etmede etrâf-ı havza sîm-efşânı
Şehenşâhâ bu ıyd eyyâmı cümle kulların çünkim
Şeref-yâb oldu pâ-bûsunla buldı izzet ü şânı
Ya Saʿd-âbâd dahı çekmede hasret pâ-bûsa
Onun hakkında da icrâ kıl ol lutf-ı firâvânı
Buyur ol cây-ı dil-cûyu ser-efrâz eyle lutfunla
Hemîşe hem-rikâb olsun sana te'yîd-i Rabbânî
Hudâ hem-vâre mahfûz eyleyüp zât-ı hümâyûnun
Musahhar eylesin fermânına İrân u Tûrânı
