Ana içeriğe atla

Dertli - Sâkiyâ (Ey sâkî)!

Sakiyâ camında nedir bu esrar Kıldı bir katresi mestane beni Şarab-ı la'linde ne keyfiyet var Söyletir efsane efsane beni. Ref' et nikâbını ey vech-i enver Zulmette gönlümüz olsun münevver Şarab-ı la'linin lezzeti dilber Gezdirir meyhane meyhane beni. Aşıkın çok bela gelir başına Tahammül gerektir âdû taşına Şem -i ruhsarına aşk ateşine Yanmada seyretsin pervane beni. Bakmazlar Dertli'ye algındır deyu Hakikat bahrine dalgındır deyu Bir saçı Leyla 'ya mecnundur deyu Yazdılar deftere divane beni.

Nedim - Kaside (Iydıyye Der-Teşekkür-i Dâmen-bûs-ı Hazret-i Sultân Ahmed Be-Emr-i Hümâyûn)


Sabâh-ı ıyd kim âlem olup feyziyle nûrânî
Sadâ-yı kûs u şevket eyledi pür-çarh-ı gerdânı

Sarây-ı şehriyâr-ı âlem oldu maşrık-ı ikbâl
Gelüp hep hâk-bûsa devlet-i ulyânın erkânı

Kuruldu taht-ı âlî-baht tarz-ı dil-pesend üzre
Döşendi pîşgâha ol murassaʿ ferş-i hâkânî

Hezâran zîb ü ziynet sad hezâran ferr ü şevketle
Cülûs etdi çıkup dehrin şehenşâh-ı cihânbânı

Yesârında durup şehzâdegân izz ü saʿâdetle
Sipihr-i haşmetin her biri oldu mihr-i tâbânı

Denür sâhib-kırânın çârdır yanında şemşîri
Görüp şehzâdegânı anladım bu râz-ı pinhânı

Muʿammer eylesin yavuz nazardan saklasın Mevlâ
Ki onlardır binâ-yı izz ü şânın çâr erkânı

Yemîninde dururdu hâtem-âsâ âsaf-ı ekrem
Olup rûh-ı mücessem âlemin gûyâ nigehbânı

Vezîr-i pür-himem Dâmâd İbrahîm Pâşâ kim
Eder İbnü'l-Amîdi dergeh-i cûdunda derbânı

Cenâb-ı sadr-ı aʿzam gûyiyâ tefsîridir onun
Şehenşâh-ı cihân bir mushaf ammâ resm-i Osmânî

Erişmiş olsa bu vakte Alî Şîr-i Nevâyî ger
Olurdu ol hidîv-i ekremin bî-şübhe sekbânı

Vezîr-i aʿzamın da izz ü devletle yemîninde
Dururlardı şehenşâh-ı cihânbânın vezîrânı

Durup ol çâr-düstûr-ı giran temkîn-i vâlâ-câh
Ederler hıfz içün vefk-ı murabbaʿ şâh-ı devrânı

Birisi mesned-ârâ-yı Kapûdânî saʿâdetle
Üçü ol şehriyâr-ı âlemin dâmâd-ı zî-şânı

Sütûr-ı nüsha-i devlet gibi şâhın kafâsında
Durur cümle ağâyân-ı harîm-ı hâs-ı sultânî

Bu dârâtı temâşâ kıldı çün kim bende-i nâ-çîz
Celâlet pertevinden hîrelendi çeşm-i hayrânı

Mehâbet bir tarafdan bir tarafdan şerm ile haclet
Gelüp dem-beste vü lâl eylediler tabʿ-ı nâlânı

Sürüp yüz hâk-i pâye yek-be-yek erkân-ı izz ü câh
Kuruldu haşmet ü şevketle divân-ı Süleymânî

Durup tertîb ile yerli yerinde ehl-i mansıb hep
Tamâm oldukda dîvân-ı felek-unvânın erkânı

Cenâb-ı şeyhü'l-islâm-ı şerîf-etvâr-ı saʿd-âsâr
Ki şâkird etmeğe etmez tenezzül Mîrza Cânı

Ulûm-ı Bû Hanîfeyle derûn-ı sînesi memlû
Veraʿla vech-i pâki subh-ı sâdık gibi nûrânî

Onun ardınca bi'l-cümle sudûr-ı âsman-pâye
Ki ilm ü fazl ü takvâ gevherinin her biri kânı

Gürûh-ı dâʿiyan bir bir öpüp dâmân-ı iclâli
Hele ol devlet-i ulyânın oldum ben de şâyânı

Şehenşâhâ hidîvâ şihriyârâ âsman-kadrâ
Bu devletle bu abd-i kemterin sebk etdi akrânı

Saʿâdetle hitâb etdik ki geldin cümleden sonra
Efendim kıldı ihyâ nutk-ı cân-bahşın dil ü cânı

Cemâl-i pâkin sâ’irden artuk görmek ister dil
Aceb mi cümlesinden sonra bûs etsem o dâmânı

Ne mümkindir kasîdeyle teşekkür böyle eltâfa
Yerin bulsun deyü hünkârımın ammâ ki fermânı

Bu gûne bir kasîde söyledi vasf-ı şerîfinde
Nedîmâ benden alup destine kilk-i dür-efşânı

Eyâ iklîm-i pür-tekrîm-i İslâmın nigehbânı
Bu kişver görmemişdir sen gibi sultân-ı zî-şânı

Bu dünyâda sen ona sâlis oldun çünki lâyıkdır
Bununla fahr ede ukbâda Sultân Ahmed-i Sânî

Nesîm-âsâ çü fermânın iki deryâya şâmildir
Denilsin zât-ı âlî-şânına İskender-i sânî

Nizâmın buldu zât-ı akdesinle milket ü millet
Misâl-i rûh ihyâ kıldı re'yin çâr erkânı

Ser-â-pây-ı cihânı şöyle tezyîn etdi eltâfın
Ki etmez böyle tezyîn nev-bahâran bir gülistânı

Tasavvur etmedi bu câhı hülyâsında İskender
Ferîdun görmedi rü'yâda bu tertîb-i dîvânı

N'ola hurşîde teşbîh eylesem zât-ı hümâyûnun
Ki onun da senin gibi cihânda yokdur akrânı

Süheylin çeşmini ferr-i nigînin eyledi rûşen
Mehin ruhsârını tâb-ı rikâbın kıldı nûrânî

Felekde resm-i izz ü câh u haşmet n'idügün bilmez
Senin dârâtına teşbîh eden Dârâ vü Hâkânı

Cihânda vâdî-i âdâb-ı hidmet görmemişdir hiç
Derinde hidmete lâyık görenler şâh-ı İrânı

Adûlar rütbe-i ikbâlini bir hoşça fark etsin
Cilâ versin çeküp çeşmânına kuhl-ı Sıfâhânı

Sen ol hâkân-ı mensûrü'l-alem sultân-ı âlemsin
Ki hem-demdir senin her kârına tevfîk-i Rabbânî

Hilâfet zât-ı âlî-şânına mahsûsdur şimdi
Sana nisbet mülûkun muzmahildir rifʿat ü şânı

Sana Hak kıblegâh-ı dîn-i Hakkı eylemiş ihsân
Sana muhtâcdır cümle cihânın ehl-i îmânı

Münevver meşhed-i kuds-âşiyân-ı mefhar-ı âlem
Senin mülkünde olmak sana Hakkın mahz-ı ihsânı

Husûsa hırka-i pâk-i Resulullah kim onun
Melekler bûs-ı dâmâniyle fahreylerse erzânî

Der-âgûş eyleyüp ol cism-i pâki nûr ile dolmuş
Misâl-i perde-i fânûs dâmân u girîbânı

Ne devlet ne saʿâdetdir hezâran hamd ü şükr olsun
Cenâb-ı hazret-i Hak sana ihsân eylemiş onu

Ya ol vâlâ âlem kim kâmet-i dil-cûsu olmuşdur
Riyâz-i cennetin gûyâ ki bir serv-i hırâmânı

Nihâl-i kaddinin üftâdesidir sidre vü tûbâ
Esîr-i şukkası rûhâniyân-ı arş-ı Rahmânî

Resûl-i kibriyânın ol mübârek râ'yeti şimdi
Muhayyemgâh-ı nusret-şânının olmuşdur unvânı

Alem-dâr-ı Resûlullahsın ikbâl ile çünkim
Sana tâbîʿdir elbette cihânın pâdişâhânı

Şehenşâhâ egerçi âlemin eyyâm-ı adlinde
Sabâh-ı ıyd ile hem-pâyedir her vakt ü her ânı

Velîkin bu mübârek ıyd dahı eyleyüp teşrîf
Sıtanbûlun ferahla ıyd-ber-ıyd oldu her yanı

Binüp sad ʿizz ü nâz ile semend-i şûh-reftâre
Güzeller Atmeydânında alır şimdi meydânı

Husûsa Hazret-i Eyyûb ile meydân-ı Top-hâne
Birer takrîb ile elbette cezb eyler cüvânânı

Firâz-ı Üsküdârın buʿdı vardır gerçi kim ammâ
Yine inkâr olunmaz Hak bu kim onun da seyrânı

Ya Saʿd-âbâd-ı dil-cûnun efendim sorma hiç vasfın
Kulun bir vech ile taʿbîre kâdir olmazam anı

Müferrih gam-zedâ hâtır-güşâ dil-cû vü rûh-efzâ
Temâşâsı muhassal mest ü hayrân eyler insânı

Biçinmiş bağlar ıydıyye cümle fıstıkî atlas
Sarınmış başa neftî şâlını serv-i hırâmânı

Gümüş renginde bir dîbâ biçinmiş cedvel-i sîmîn
Velîkin hâre gibi mevci var şeffâf u nûrânî

O dîbâ âb-şârın dahı egninde hemân farkı
Bunun mevci biraz sık onun ise kaddi tûlânî

Yine ıydıyye bahşişler verüp fevvâre-i dil-cû
Dem-â-dem etmede etrâf-ı havza sîm-efşânı

Şehenşâhâ bu ıyd eyyâmı cümle kulların çünkim
Şeref-yâb oldu pâ-bûsunla buldı izzet ü şânı

Ya Saʿd-âbâd dahı çekmede hasret pâ-bûsa
Onun hakkında da icrâ kıl ol lutf-ı firâvânı

Buyur ol cây-ı dil-cûyu ser-efrâz eyle lutfunla
Hemîşe hem-rikâb olsun sana te'yîd-i Rabbânî

Hudâ hem-vâre mahfûz eyleyüp zât-ı hümâyûnun
Musahhar eylesin fermânına İrân u Tûrânı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Cho'lpon - Go'zal Turkiston

Go‘zal Turkiston, senga ne bo‘ldi? Sahar vaqtida gullaring so‘ldi. Chamanlar barbod, qushlar ham faryod, Hammasi mahzun. Bo‘lmasmi dil shod? Bilmam ne uchun qushlar uchmas bog‘chalaringda?

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Orhan Veli Kanık - Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı; Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna; Umurunda mı dünya!

Oğuz Atay - Özge'ye Mektup

  Sevgili Özgeciğim, Mektubunu bu sabah aldım. Bana böyle uzun ve güzel bir mektup yazdığın için teşekkür ederim; Ahmet Mithat Efendi-Hüseyin Rahmi hikâyesini de çok beğendim.

Süleyman Sani Axundov - Nurəddin

Qafqazda Hacı Nəsir adlı bir tacir sakin idi. Bu tacirin Həlimə adlı arvadı camalda gözəl olduğu kimi, xasiyyətdə də gözəldi. Bu arvadın dünyada övladsızlıqdan başqa bir qəm, qüssəsi yox idi. Axırda bunların bir oğlu oldu. Hacı Nəsir o gün oğlunun təvəllüdünü şadlıq edib, şəhərin fəqir-füqərasına pul və xörək payladı. Oğlunun adını Nurəddin qoydular. Bir dəfə Hacı Nəsir oğlu üçün kibrit qutusu irilikdə bir “Gülüstan” kitabı gətirmişdi. Həlimə bu qəribə şeyi haradan aldığını soruşduqda Hacı Nəsir cavab verdi: –Bir gün bazardan qayıdarkən, bir nəfəri körpü üstündə ağlayan gördüm. Mən dayanıb bunun səbəbini soruşdum. Kişi dedi: – Mən bir kasıb adamam. Əslim iranlıdır. Əldə xırdavat satmaqla üç yüz manat pul düzəldib buraya gəldim ki, mal alıb aparam. Bir saat bundan qabaq pulumun hamısını cibimdən çıxartmışlar. Bu kişinin halına ürəyim yandı. Cibimdən üç yüz manat çıxarıb dedim: – Al, kişi, bu sənin üç yüz manatın, get mal al, kəsbindən qalma. Qazanıb, sonra pulumu qaytararsan. İndi isə b...

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

O'tkir Hoshimov - Gilom paypoq (Hikoya)

Har yili dam olishga borganimda onamga gilam paypoq olib kelaman. Kavkaz tomonda koʻp boʻladi. Juba deyishadi, jurabi deyishadi. Oyim xuddi noyob narsaga ega boʻlgandek, uzundan-uzoq duo qiladi. Shundoq mehribon oʻgʻli borligini aytib qoʻshnilarga maqtanadi. Uning oyogʻi kasal. Salqin tushishi bilan shishib ketadi, ogʻriydi.