Ana içeriğe atla

Ötkir Haşimov - Aydınlık Geceler

            Ne zaman çocukluğumu hatırlasam aklıma ılık yaz geceleri gelir. Avlumuzda bir badem ağacı vardı. Baharın gelmesiyle birlikte çiçek açardı ama hiç meyve vermezdi. Annem: “Badem yalnız olduğu için meyve vermiyor” diye anlatırdı. O bademin alt tarafında bir seki vardı. Gün batarken annem avluya bolca su serperdi. Gün boyunca yakıcı güneşin altında ısınan toprağın kokusu, sekinin altındaki reyhanların kokusuna karışır, güzellik saçardı. Etraf sessizliğe bürünürdü. Sonra pırıl pırıl yıldızlarla dolan gökyüzünde incecik altın bir kaş gibi ay görünürdü. Annem ayakta, aya bakarak yavaşça fısıldardı:

Ay anamız giyinmiş,

Kanatları altın.

Sübhanallah Rabbim size,

Ömür veresin bize…

 

Böyle söyler ve başımı okşardı. Ay ana ise bu güzel şarkıyı yeniden işitmek ister gibi boşlukta durup beklerdi. Yıldızlar dalıp giden gözlerini bize dikmiş sevgiyle bakarken annem bana masal anlatırdı. Masalda, “taşların arasına girip kaybolan bahtsız kız” ağlayarak türküler söylerdi:

                       Açıl, yol ver, ak taşlar ey,

                       Ben anamı göreyim ey,

                       Gül yüzüne doyayım ey…

  Ben yıldızımı seçtim. Bak anneciğim. Yedi arkadaş yıldız arasında şu en parlak olanı var ya… İşte o benimki.

  Olur oğlum. O yıldız senin olsun. Şu dördüncüsü de benim olsun.

  Neden dördüncüsü anneciğim? En küçük yıldız o.

  Şu sebeple ben o yıldızı seçtim oğlum: Dördüncü yıldız küçük ve yetim. Görüyor musun? İyice büyüyememiş. Yetimlere şefkatli davranmak gerek.

Yıldızlar sırlı göz kırpar; altın bir kaş gibi incecik ay sırlı bir bakışla dünyayı gözetlerken, rüzgâr esrarengiz bir şarkıyı söylerdi. Top dallı reyhanlarla toprak güzel kokular saçar, gökler de yer de sırlarla dolup taşardı. Arada bir gökyüzünde bir yıldız kayardı. O anda yanıp duran yıldız uzakta bir parlardı da incecik, parlak bir iz bırakarak kaybolurdu. Annem korkardı:

  Yazık... Yine bir zavallı can verdi.

Yüreğim ürperirdi de annemin kucağına sığınırdım. Ne olur, başka yıldız kaymasın…

 Ne zaman çocukluğumu hatırlasam ılık yaz geceleri gözümün önüne gelir. Bilmiyorum. Belki o ak, aydınlık gecelerde annem elime ilk kez kalem vermiştir. Yıldızlarla dolu gökyüzüne bakarım. Belki de göklerdeki en parlak yıldız annelerin canıdır. Belki de annelerin sönen yıldızları birleşip güneşe dönüşmüştür. Belki de güneşe bunun için anne diyorlar… 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979