Ana içeriğe atla

Süleyman Nazif - Dâd Bir Feryâd İki


(18 Kânun-ı evvel 1324/1908, nr.133)

İstanbul’un cihangir olan şöhret-i letafetine meclûb olarak dünyanın bilmem hangi aktar-ı ba‘îdesinden gelen bir seyyah – hususiyle tarik-i vürûdu Rumeli şimendiferi ise- ilk nazarda, il hatvede bir haybet-i nefret-memzûca düçar olur gözüne bakan her hane bir sefalet-gede, her sokak muzayyık, murdar ve muavvic, hele kaldırımlı, kaldırımsız o yollar dünya yüzünde ne kadar pislik varsa hepsinin birer mev‘id-i mâyi‘-mülakisidir. Tasavvurât-ı şairânesi eşyasından daha çok olan o seyyah, zavallı İstanbul’un bu medhalinden girerken bu pisliklere birer birer tükürür. Ve şehremanetine bittabi senahan olmayarak herhangi bir misafirhane-i nâ-pâke mevcudiyet-i teab-nâkini emanet eder. Bugüne kadar her felaketimizin olduğu gibi, İstanbul’umuzun sebeb-i yegane-i harabı dahi istibdat olduğuna hükmeder ve  susarlardı. Şimdi istibdat maddeten ve tamamen zail olmak şöyle dursun, hayal ve hatıratı bile hâkimiyet-i ümmetle efkâr-ı umumiyenin huzur-ı satvetinden titriyor. 

Hiç şüphe etmem ki Bizans İmparatorluğu devrinin hizmet-i esvak ile mükellef olanları bizim devair-i  belediye memurîni kadar ihmalkâr, Yeniçeri zamanlarının ihtisap ağaları bu efendiler kadar teseyyüp-perest değildiler. Dört, beş ay zarfında koca bir âlemi değiştiren Allah, ne olurdu biraz da şehremanetinin rehavet ve tereddüdünü ta‘dîl etse! 

Evvelki gün itina-kâr-ı telebbüs bir dostuma rast geldim bir ziyafet-i resmiyeye kıyafet-i mu‘tade ile azimet ediyordu. Bununla beraber festen potinlerine, eldivenlerinden bıyıklarına kadar her tarafında yaş, kuru birçok çamur vardı. Ben sebebini sormadan dostum şu hakikat-i elîme ile isti‘zâr etti: “İstanbul’da bu hal umumîdir kimse ta‘yip edemez. Herkes ve her şey gibi devâir-i belediyemiz de meclis-i mebusanın küşâdına intizâr ediyordu. İşte meclis açıldı şehremaneti boş durmakta olduğunu göstermemiş olmak için meclis-i umumi-yi belediyeyi teşkil ediyor ve ikinci içtima da evvelki gün vaki olarak ümitlerimize bir darbe-i hüsran daha indirdi. Gerek makam-ı emanetin nutuk ve projelerine gerek mukarrerât-ı müttehazeye bakılırsa şimdiki mesai ile evvelki atalet arasında faide-bahş olmakça hiç… Ama hiç,hiç,hiçbir fark yoktur. Mektupçunun namı Fransızca “Sekreter General” ünvanının tercüme-i harfiyesi olmak üzere “Kâtib-i Umumî”ye tahvil olunursa her tehir her teşeddüt ve tezebzüb ortadan kalkacakmış. Vakıa şimdiye kadar ve maattessüf hala ekser devairde müracaat ve hatta istimdat edecek bir yer bulamayanlar şehremanet-i aliyyesinin tesis etmek istediği “müracaat odası”na hiç olmazsa dertlerini dökebilmekle müteselli olurlar. Fakat bu odanın mürettebatı – ki terbiye-i kadîmenin enkaz-ı müdevviresinden başka bir şey olmayacaklar- ashab-ı mesalihi rencîde-i unf ü azar etmekte isr-i eslâfa tebaiyet etmeyecek mi? Şehremanetinin eyyam-ı ahîrede bir eser-i teceddüt ve faaliyet gösterememiş olmasına nazaran “müracaat odası” da bir şîven-gâh-ı ibâd olup kalacaktır. Hele bu proje ile mukarrerat arasında pek acip ve garip bir tenakuz var. Şehremaneti namına okunan projede deniliyor ki: Esnaf kalemi: Patent rüsûmunu maliye nezareti aldığı halde esnafın umur-ı maliyesine müteallik iş kalmayacağından esnâf kaleminin lağvıyla umur-ı idare ve inzibatiyesi kendi cemiyetlerine havale
olunarak bunlara meclis-i emanetin merci ve ser-müfettişliğin de vasıta-i tebliğat olması iktiza eder.

Mukarrerât kısmında ise, “ Oktarva(?) resmî hakkında emanetin hukuku muhafaza edilmekle beraber  maliyece vaz‘-ı yed olunmak istenilen patent rüsumu hakkında dahi merci-i aidine müracaat kılınması lüzumu kararlaştırılmıştır.” deniliyor. 

Bundan şu anlaşılıyor ki şehremaneti esnâf tezkeresi veya patent rüsûmu vâridâtının kendisine mi, yoksa maliye nezaretine mi ait olduğunu hala bilmiyor, evvela en sarih ve mühim menâfi‘ ve menâbi‘ini tayin etmesi iktiza etmez mi?...

Hele biçare esnafın “umur-ı idare ve inzibatiyesi kendi cemiyetlerine havale” kararı yalnız garip değil, fevkalade muharriptir. Fransa inkılâb-ı kebirinden evvel a‘mâl ve sanayie pâ-bend-i tekâmül ve terakki olan “Jorand”, yani esnaf kahyalığı kayd ü hapsini bizim şehremaneti Osmanlı inkılâb-ı kebirinden sonra ihyaya çalışırsa hakikaten müellim olur. Hasılı İstanbul pislik ve sekenesinin sıhhat ve hayatı mehâlik içindedir. Ne içtiğimiz sulara, ne diğer vesait-i tahaffüz-i hayata, hasılı hiçbir şeye bakılmıyor.

Yapmamak hususunda müddet-i medîde ısrar ettikten sonra icraat ve ıslahata aksi taraftan başlamak bu biçare halkın mukadderât-ı bâkiyesini bir kat daha inletecek acâib-i idaredendir. 

Ha, gerçek, haksızlık etmeyelim. Mukarrerat-ı müttehaze meyanında “müzakere olunurken sigara içilmemesini” mütezammın bir karar var. Bu pek münasip ve lazımdır. Hiç olmazsa müzahrefât-ı mevcudeye daha az tütün külü iltihak eder.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Pir Sultan Abdal - Dostum

  Bin cefâlar etsen almam üstüme Gayet şirin geldi dillerin dostum Varıp yad ellere meyil verirsen Kış ola bağlana yolların dostum İlâhi onmaya yardan ayıran Bahçede bülbüller ötüyor uyan Kula gölge olsa Allah’a ayan Senden ayrılalı gülmedim dostum Pir Sultan Abdal’ım gülüm dermişler Bu şirin canıma nasıl kıymışlar İster isem dünya malın vermişler Sensiz dünya malın neylerim dostum

Ordu Marşı

Ordumuz etti yemin, titredi hak-i zemin Milleti etti emin, açıldı râh-i nevin      Sancağımız şanımız, yüce Türk ünvanımız      Vatan bizim canımız, feda olsun kanımız Terk-i arâm eyledik, neşr-i meram eyledik Cehd-i ikdâm eyledik, Hakk'a kıyâm eyledik      Sancağımız şanımız, yüce Türk ünvanımız      Vatan bizim canımız, feda olsun kanımız Şanlı Türk ahfadıyız, biz vatan evlâdıyız Milletin efradıyız, hürriyet eşhadıyız      Sancağımız şanımız, yüce Türk ünvanımız      Vatan bizim canımız, feda olsun kanımız Tarihleri dolduran, dünyaya karşı duran Düşmanları yıldıran, şanlı Türk ünvanımız      Sancağımız şanımız, yüce Türk ünvanımız      Vatan bizim canımız, feda olsun kanımız

Sherzod Ortiqov - Knyaz Andrey Bolkonskiy (esse)

Bolaligimda onamning sheʼrlar daftari boʻlardi. Muqovasiga oq atirgulning rasmi yopishtirilgan. Undagi sheʼrlarni tushunmasam-da, koʻpincha daftarni qoʻlimda ushlab oʻtirardim. Sakkiz yashar bolaga unda nimalar yozilganining deyarli ahamiyati boʻlmas, men faqat varaqlardim, qiziqishim sheʼrlarni hijjalab oʻqish va har bir sheʼrga ilova qilingan suratlarni  tomosha qilish bilan cheklanardi, xolos.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Feyzi Halıcı - İstanbul Caddesi

Bu cadde İstanbul Caddesi, Aziziye minaresinde çifte ezan Nal sesleri, motor gürültüleri Arasında kaybolursunuz bazan.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.