Ana içeriğe atla

Ötkir Haşimov - Teselli

Mezarlık gayet sessiz. Yalnız, patikanın iki yanında saf tutmuş kavaklar, mezarın üstüne başlarını eğmiş çocuklar gibi analarına huzur dileyip ninniler söylüyorlardı. Onların kederli fısıltıları, Kur’an okuyan hafızların seslerine karışıp yürek burkan bir ahenge dönüşüyordu. Beyaz cüppe giymiş, kırçıl sakalı kendisine yakışan mezarcı Fatiha okuyup ayağa kalktı:

  Tamam, evladım, tamam! Böyle yaparsan kendini mahvedeceksin. Dünyanın işleri böyledir. Çaresi nerde? Dedikten sonra bir müddet sessiz kaldı ve devam etti:

  Sevgili valideniz gerçekten Allah’ın sevgili kuluymuş. Yatalak olup kalmadı, kimseye yük olmadı. Böyle rahat ölüm herkese nasip olmaz.

Daha nemi kurumamış şu toprağa bakıp düşünüyorum. Muhtemelen öyledir. Annem bu dünyada elindekiyle yetinmesini bilen bir insan gibi yaşardı. Hiç kimseyle, hiçbir şey için tartışmazdı. Belki tabiatın en acımasız elçisi olan ölümle de pazarlık etmeyi istememiştir. Belki de…

Yaşlı adam düşünceli bir tavırla:

  Gördünüz mü? O günün gecesinde sağanak başladı. Ta kabre koyuncaya kadar dinmedi. Kabrine koymamızla birlikte pırıl pırıl bir güneş çıktı. Böyle temiz ruhlu insanlar az bulunur evladım. Ben bilirim.

            Belki de öyledir. Belki, insanların derdine ortak olmayı iyi bilen bu yaşlı adam, gerektiğinde herkese böyle teselli sözleri söylemiştir. Teşekkür ederim beybaba. Yanıp duran yüreğime su serpen kalbin için teşekkür ederim. Yalnız… Her şey yağmurla bitse. Yine, hiç olmazsa, anacığımın ömrü üç gün uzasa da… Sonra yağmur değil devamlı taş yağsa razıydım… Bir hafta oldu ki; dostlarım, tanıdık tanımadık herkes, kapımdan hüzünlü giriyorlar. Dostlarım sessizce oturup sessizce çıkıp gidiyorlar. Başkaları, sessizce soruyorlar:

  Valideniz kaç yaşındaydı?

            Ben diyorum ki… Ben diyorum ve düşünüyorum ki: “Ananın genci veya yaşlısı olmaz. Şefkatin de… Sadakatin de… Eskiden bir gerçeği bilirdim. Ana için evladın büyüğü küçüğü olmazdı. Şimdi yine bir gerçeği daha anladım. Evlat için de ananın yaşlısı genci olmuyor. Ana anadır. Ona başka sıfat gerekmez.”

-------

Özbekçe

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979