Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) Şiiri ve Özellikleri

0

27 Mart 1891 tarihinde Ahmed İhsan tarafından kurulmuş olan Servet-i Fünun dergisinin başına Tevfik Fikret geçer ve bu dergi etrafında toplanan yazar ve şairlerin Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) adını verdikleri edebi akım daha çok derginin adıyla anılr.

Servet-i Fünûn Edebiyat yazar ve şairleri, Abdülhak Hamit‘in şekilde yaptığı yeniliği daha da genişletirler Fransız şiirinden “sone” ve “terzarima” gibi nazım türlerini alırlar. Müstezad (serbest nazım)ı, yaygın ölçüde kullanırlar. Kalıplaşmış vezinlerin dışına çıkarlar.

Türk şiiri nazım şekilleri bakımında modernleşir. Türkçeyi aruza uygularlar. Tevfik Fikret oldukça başarı sağlar. Aruzun bütün kalıpları müstezat için denenir, büyük ilgi görür.

Şiirde ahengi yaratmada aruz vezninden yararlanılır. Konunun yapısına uygun, aruzun değişik kalıpları kullanılır. Ahenk endişesiyle aynı şiirde değişik vezinlere yer verirler (Cenap Sahabettin).

Kafiye göz için değil, kulak içindir ilkesi benimsenir (1); kafiye, ahenk unsuru olarak eli alınır.

Şairler, mısra bağımsızlığı anlayışına ve ifadenin bir beyitte bitmesi geleneğine karşı koyarlar. Bütün güzelliğine önem verirler.

Şiirde anjambmanlar (şiirde cümledeki anlamın bir dizede bitmeyip sonraki dizelere geçmesi, kayması, sarkması) kullanarak, şiiri nesre yaklaştırmaya çalışırlar. Şiirde cümleleri istedikleri kısalık ve uzunlukta kullanırlar. Cümleyi mısra ortalarında tamamlayarak, beş altı mısra kadar uzattıkları olur.

Şiirin konusunu genişletirler. Ferdî duygu ve hayâllerin yanı sıra, aşk, tabiat ve allı hayatı başlıca temalar arasındadır. Hayâl-hakikat çatışması şiirde dikkat çekici boyutlardadır.

Ferdiyetçi sanat anlayışı şiire egemendir. Aşırı duygusallık ve yeni hayâl dünyası kurma eğilimi, onları ferdiyetçi kılmıştır. Bu yüzden aşk ve tabiat konusuna ağırlık verir.

Romantizmden sembolizme kadar açılan şairler, yeni bir duyuş, hayâl kuruş, yeni bil zevk ve estetik getirmişlerdir. Beğendikleri birçok hayâlleri şiire sokarlar.

Parnasizmin ve sembolizmin etkisiyle şiire resim ve mûsikî girer. Ses ve ahenk şiire hakim olur. Şiire özgü bir vokabüler (kelime kadrosu) yaratılır. Şiirde kuvvetli bir mûsikî dili görülür. Şiire dış mûsikî (yani vezin ve şekil kusursuzluğu) ve iç mûsikî (yani doyurucu, anlam yönü kuvvetli şiir) egemendir. Tevfik Fikret dili ve tekniğiyle dış mûsikîyi, Cenap Şahabettin ise ince buluş, parlak hayal ve mecazlarıyla iç mûsikîyi sağlarlar.

Şiir dilinde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar çoktur. Sanatkârane bir üslûp peşindedirler.

Batı etkisinde şiire yeni sözler girer: “saat-ı semen fem” (yasemin renkli saat). Fransızca ” neige d’or ” karşılığı olan “berf-i zerrin” (altın renkli kar) vb…

Servet-i Fünun şiiri, II. Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) sosyal meselelere yönelir (Tevfik Fikret, Ali Ekrem, Süleyman Nazif).

Şiirin yenileşmesinde nazım şekli önemli bir rol oynar; şiir nazım şekli bakımından zenginlik kazanır.

Servet-i Fünun şairlerinin kullandığı ölçü yine aruz ölçüsüdür. Aruzu Türkçeye başarıyla uyguladıkları söylenebilir.  Hece ölçüsü yalnızca Tevfik Fikret’in çocuk şiirlerinde kullanılmıştır. 

Kafiye anlayışı değişmiş “göz kafiyesi” yerine “kulak kafiyesi" anlayışı benimsenmiştir.

Servet-i Fünun şairlerinin dili son derece ağır ve süslüdür. Dile, Arapça Farsça ve Fransızcadan yeni kelimeler, ve tamlamalar aktarmışlar; dile o güne kadar hiç duyulmamış ve kendi uydurdukları tamlamalar ekleyerek anlaşılması imkansız yapay bir şiir dili yaratmışlardır. 

Nazım şekillerinde pek çok değişiklik yapılmıştır. Divan edebiyatı nazım şekilleri tamamıyla terk edilmiş; Batı edebiyatının “sone” ve “terzarima” biçimleri ile “serbest müstezat” ve “karma” nazım biçimleri kullanılmıştır.

Servet-i Fünun şiirinin muhteva özellikleri:

- “Sanat için sanat” ilkesi benimsenmiştir.

- Sembolizm ile parnasizmin etkisinde kalınmıştır.

- Siyasal ortamın da etkisi ile toplumsal konular ele alınmamıştır.

- En çok işlenen konular: günlük yaşam, aşk, doğa görüntüleri, karamsarlık, düş kırıklıkları, ölüm.

- Nazım nesre yaklaştırılmıştır.

- Konu birliğine bütün güzelliğine önem verilmiştir.

- Konu ile vezin arasında ahenk ilgisi aranmıştır.

- Şiirde musikiye önem verilmiştir.

- Hayata karamsar bakmaları ve derin bir melankoli içinde kıvranmaları şiirlerine yansımıştır.

- Yalnızca Tevfik Fikret “toplum için sanat” ilkesine bağlı, sosyal muhtevalı şiirler yazmıştır.

- “Mensur şiir” örneklerine ilk kez bu donemde rastlanmaktadır.

-----------------

1. Edebiyatımızda “kafiye göz için mi, kulak için mi tartışması”abes (عبث)  – muktebes (مقتبس) kelimeleri yüzünden çıkmıştır.

“abes” kelimesinin sonundaki “s” harfi Arap alfabesinde “peltek s” ile; “muktebes” kelimesinin sonundaki “s” ise “sin” ile yazılmaktadır. Bu tartışma bir anlamda bu şekilde bir kafiyelendirme yapılıp yapılamayacağı tartışmasıdır.

Abes- muktebes tartışması“, ses ve yazım yönünden hangi sözcüklerin kafiyeli (uyaklı) sayılacağı konusunda Türk yazarları arasında çıkan ve yeni bir şiir beğenisinin yerleşmesine temel oluşturan tartışmadır (1895).

Divan ve Tanzimat şairleri sözcüklerin uyaklı sayılabilmesi için Arap alfabesine göre yazımlarındaki benzerliği (son harf ve harekelerin aynı olmasını) mecburi sayıyorlardı.

Malumat dergisinde Hasan Asaf adlı gencin Burhan-ı Kudret adlı şiiri (1895) yayımlanırken derginin yazarlarından Mehmed Tahir’in eklediği eleştirel not, uyakla ilgili geleneksel görüşü değiştirecek bir tartışmayı başlattı. Mehmed Tahir söz konusu şiirde şöyle yazmıştı:

“Zerre-i nurundan iken muktebes 
Mihr ü mehe etmek işaret abes

Yukarıdaki mısraların son kelimeleri Arap alfabesine göre iki ayrı harfle (se ve sinle) yazıldığı için, Mehmed Tahir bunların kafiyeli sayılamayacağını ileri sürdü. Cevap veren Hasan Asaf kendisini savunurken Recaizade Ekrem’in “Kafiye sem (kulak) içindir; basar (göz) için değildir.” sözünü hatırlatarak onu tanık gösterdi. Tartışmaya Recaizade Ekrem de katıldı; kafiyede yazılış biçiminin değil ses değerinin gözetilmesi gerektiğini belirtti. Arap şiiri kurallarına göre yapılan kafiyelerin artık bırakılması düşüncesini savundu.

Recaizade Ekrem’in görüşleri doğrultusunda ürün veren Edebiyat-ı Cedide şairleri “kulak için uyak” uygulamasını sürdürdüler. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni Türk alfabesinin kabulünden sonra “göz için kafiye-kulak için kafiye” ayrımı geçerliliğini kaybetti. 

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Çerezleri kabul et) #days=(20)

Sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Kabul
Çerezleri kabul et