1 Nisan 2024 Pazartesi

Azerbaycan Maralı

 


Ay qız gezme aralı,
Könlüm senden yaralı
Gözlerine heyranam
Azerbaycan maralı.

Sen bulaq üste gelende,
Qıyqacı baxıb gülende,
Aldın sebri qerarımı
Azerbaycan maralı.

Men qurbanam gözlere,
Şirin şirin sözlere,
Bir qonaq gel bizlere
Azerbaycan maralı.

O güne qurban keserem,
Gelmesen senden küserem,
Gezerem senden aralı,
Azerbaycan maralı.

Gedek qırx qız yaylağına,
Maral ceyran oylağına,
İnek isa bulağına
Azerbaycan maralı.

Turş su olsun yaylağımız,
Gözel şuşa oylağımız,
Sen Olaydın Qonağımız,
Azerbaycan maralı.



Bilinen İlk Türk Şairi: Aprın Çor Tigin


Maniheist dönem Uygur edebiyatının bir temsilcisi olan Aprın Çor Tigin'in nerede ve ne zaman doğduğuyla, ailesiyle, aldığı eğitimle ya da mesleğiyle ilgili herhangi bir bilgi mevcut değildir. Buna rağmen, adındaki tigin, onun bir şehzade olduğuna işaret etmektedir. Kendisiyle ilgili bilinenler, şiirlerinin yazılı olduğu yaprağın başındaki [başlantı] aprın çor [tigin kügi t]akşutları ile her iki şiirinin sonunda yazılmış bulunan [t]ükedi [a]prın çor tigin kügi ifadelerinden ibarettir. Dolayısıyla kaynaklarda, hangi muhitte yaşadığı ya da nerede öldüğüyle ilgili olarak da herhangi bir bilgi yer almamaktadır.


Aprın Çor Tigin, şairi belli ilk Türkçe şiirlerin yazarı olarak kabul edilir ve Maniheist dönem Uygur edebiyatından günümüze ulaşan sekiz şiirden ikisini o yazmıştır (Ercilasun 2008: 226-227). Şiirlerinden ilki Mani övgüsüyle ilgilidir. "Sevgili" adıyla tanınan diğer şiiri ise, Türk edebiyatının bilinen ilk aşk temalı lirik şiiridir. Şairin Mani övgüsünü konu edinen ilahi niteliğindeki şiiri, dörtlükler şeklinde düzenlenmiştir ve mısra başı kafiyelidir. Toplamda 12 mısradan oluşan bu şiirin her mısrasındaki hece sayısı ortalama 12'dir. "Sevgili" adı verilen diğer şiiri de dörtlüklerden oluşmaktadır ve yine mısra başı kafiyelidir. Buna rağmen, şiirin üçlüklerden oluştuğuna dair görüşler de mevcuttur (Arat 1960: 38); fakat mısra başı kafiyeler göz önünde bulundurulduğunda, dörtlüklerden oluşuyor olması daha muhtemel görünmektedir.

Aprın Çor Tigin'in şiirleri Turfan'da bulunan metinler arasında yer almaktadır ve bunlar 24x15.5 cm büyüklüğündeki T. M. 419 yer işaretli, bazı kısımları eksik ya da yer yer hasarlı bir kâğıt üzerine Uygur harfleriyle yazılmıştır. Onun Mani övgüsüyle ilgili şiiri ilk olarak transkripsiyonlu bir şekilde, tercümesiyle beraber Albert August von Le Coq, ikinci şiiri ise, aynı şekilde Willy Bang tarafından neşredilmiştir. Türkiye'de ilk olarak Reşid Rahmeti Arat, Talat Tekin ve Osman Fikri Sertkaya gibi araştırmacılar Aprın Çor Tigin'in şiirleri üzerine inceleme ve değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bunlardan Arat, Aprın Çor Tigin'in, şiirlerinin genel ahengini kuvvetlendirmek için sık sık benzer hecelerin tekrarına başvurduğunu belirterek, düzgün bir vezin sırası takip ettiğini vurgular ve her iki şiirini de detaylıca tahlil eder (1965: 19, 1960: 37-38). Tekin, şairin, şiirlerindeki dizeleri olduğu gibi veya çok az farkla tekrar ettiğini, bunun da anlamı pekiştirip manzumeye ayrı bir ahenk kattığını ifade eder (1986: 13). Sertkaya ise, şiirler üzerine yapılan çalışmaları topluca değerlendirir (1986: 60-61). Aprın Çor Tigin'in şiirleri en erken 8. en geç 9. yüzyılla tarihlendirilmiş olsa da, konuyla ilgili kesin bilgilere ulaşmak mümkün görünmemektedir.


Sevgili

kasınçıgımın ö[yü]

kadgurar men

kadgurduk[ça] kaşı körtlem

kavışıgsayur men

öz amrakımın öyür men

öyü evirür men ödü…çün

öz amrak[ımın]

öpügseyür men

barayın tiser

baç amrakım

baru yime umaz men

bagırsakım

kireyin tiser

kiçigkiyem

kirü yime urnaz men

kin yıpar yıdlıgım

yaruk tengriler

yarlıkazunın

yavaşım birle

yakışıpan adrılmalım

küçlüg priştiler

küç birzünin

közi karam birle

k[ül]üşüp[en] oluralım

Tekin, Talat (1986). "İslam Öncesi Türk Şiiri". Türk Dili Dergisi, Türk Şiiri Özel Sayısı I 409: 3-42.

Mani'ye Övgü

[bizing tengrimiz ed]güsi redni tiyür

[bizing tengrimiz ed]güsi redni tiyür

[redni]de yig mening edgü [tengr]im alpım begrekim

rednide yig mening tengrim alpım begrekim

bilegüsüz yiti vaj[ır ti]yür

bilegüsüz yiti vajı[r tiyür]

vajırda ötvi biligligim tüzünüm yarukum

vajırda ötvi biligligim bilgem yangam

kün tengri yarukın teg köküzlügüm bilgem

kün tengri yarukın teg köküzlügüm bilgem

körtle tüzüm tengrim külügüm küzünçüm

körtle tüzün tengrim burkanım bulunçsuzum

Arat, Reşid Rahmeti (1987). Makaleler (hzl. Osman Fikri Sertkaya). Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay. 478-479.

Uygur Şair - Yazar ve Film Yönetmeni Tahir Hamit İzgil'e, John Leonard Ödülü Verildi

 


Modern Uygur edebiyatının  önde gelen isimlerinden Doğu Türkistan Uygur Türkü  şair-Yazar ve Filim yapımcısı Tahir Hamit  Izgil, ABD’de edebiyat alanında verilen  en prestijli ödüllerinden olan John Leonard Ödülüne Layık görüldüğü açıklandı. 

Modern Uygur edebiyatının usta kalemi Tahir Hamit  Izgil  2017 yılında  Çin’in  işgalindeki  ana yurdu  Doğu Türkisan’daki soykırım ve baskı politikalarından dolayı ABD’ye göç etmek zorunda kalan Uygur yazarlardan biri. Izgil ayrıca şair ve filim yönetmenı olarak tanınıyor.Yaptığı filimler özellikle Kaşgar’daki Sohbet(Kaşgar’aki Paranğler) adı ile yaptığı Tv.dizisi  Uygurların sosyıl hayatı,aile hayatı ve Uygur kültürü için çok önem arz ediyor.  Izgil’in ABD’ye göç ettikten sonra  kaleme aldığı  “Gece Tutuklanmayı Beklerken” adlı eseri ABD’nin edebiyat alanındaki John Leonard Ödülü’ne layık görüldü.

Doğu Türkistan’da Çin’in kültür soykırım devam ediyor. Çin yönetimi işgal ettiği Doğu Türkistan’da Uygur Edebiyatını, Uygur Türkçesini ve kültürünü yasaklıyor. Bölgedeki aydın, yazar, şair ve akademisyenleri bir bir katlediyor ve ya toplama kamplarına gönderiyor.

Tahir Hamut Izgil, 1969 yılında Doğu Türkistan’ın kadim şehri Kaşgar yakınlarındaki küçük bir kasabada doğdu. Izgil, ilk şiirini 1986’da yayımladı ve o zamandan beri Uygur edebiyatının modern şairlerden biri olarak tanınıyor. 1990’ların sonlarında film yönetmeni olarak çalıştı. Daha sonra kendi filim yapım şirketini kurdu ve uzun metrajlı filmleri, belgeselleri ve diğer projeleriyle tanındı. Doğu Türkistan’daki baskının ve soykırımın arttığı yıllarda, yurt dışına çıkmayı başaran Izgil, şu anda eşi ve iki kızıyla birlikte ABD’nin Washington şehrinde yaşıyor. ABD.Kongresi’nde Tanık olarak Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini anlattı ve  çeşitli etkinlikler ,Toplantılar ve bilimsel içerikli ve sempozyumlarda Doğu Türkistan’da yaşanmakta olan soykırım ve baskıyı anlatmayı sürdürüyor. Onun Çin’in Doğu Türkistan’daki insanlık suçları ile etnik soykırımlarını konu alan “Gece Tutuklanmayı Beklerken” adı biyografik romanı şimdiye kadan İngilizce,Almanya,Çince olarak yayınlanmış bulunuyor.Türkçe olarak Türkiye’de neşredilmesi bekleniyor.

Kaynak : Qırım haber Ajansı-QHA

Attila İlhan - An Gelir

 

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
	gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
		o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
	çalgılar susar heves kalmaz
		şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
	çünkü fena kırmızıdır
		kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
	karakollar taranır
		yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
	her ölen pişman ölür
		hep yanlış anlaşılmıştır
			hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
	direkler çatırdar yalnızlıktan
		sehpada Pir Sultan ölür

son umut kırılmıştır
	Kaf Dağı'nın ardındaki
		ne selam artık ne sabah
			kimseler bilmez nerdeler
				namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
	kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar Bâkî
	çeşmelerden akar Sinan
		an gelir
			-lâ ilâhe illallah-
				Kanunî Süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
	şairler dolaşır saf saf
		tenhalarında şiir söyleyerek
			kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
	saatli bir bombadır patlar
		an gelir
			Attila İlhan ölür


Bedri Rahmi Eyüboğlu

 


Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türk edebiyatının ve çağdaş Türk resim sanatının duayen isimlerinden birisi. Kendisi 1911 yılında Giresun’da dünyaya geldi ve Trabzon Lisesi'nde eğitim gördüğü sırada öğretmeninin cesaretlendirmesiyle beraber resme yönelerek kariyerini bu alanda ilerletmeye karar verdi. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi önemli ressamlardan ders aldıktan sonra Paris’e gidip Andre Lhote’la birlikte çalışma fırsatı yakaladı. Bunun yanı sıra amatör olarak kaleme aldığı şiirleri Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık gibi dergilerde yayımlandı.

Sanat çıkmazlarında yoğrulan bu üstün kabiliyetli genç adam, ilk kişisel resim sergisini 1934 yılında Bükreş’te açtı. Sonrasında Anadolu’yu diyar diyar gezerek duygu ve düşünce dünyasını halk motifleri ekseninde geliştirdi. Süslemeci bir anlayışla yaptığı tablolarında çini, kilim, heybe, yazma ve çorap bezemelerinin renklerini ana kaynak olarak kullandı. 1959 yılına gelindiğinde Paris’teki NATO binası için 50 m2’lik bir mozaik pano hazırlayıp adeta ününe ün kattı. Ayrıca uluslararası Brüksel Sergisi’nde altın madalya, Sao Paulo Bienali’nde de onur madalyası kazanmasının ardından heykel, vitray ve seramik çalışmalarına yöneldi.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazı ve şiir üslubundan bahsedecek olursak eğer burada da tıpkı resimlerinde olduğu gibi halkçı bir stili benimsediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Genel itibariyle kültür hazinesine olan ilgisini açık ve akıcı bir anlatımla okuyucusuna yansıtarak etnik öğeleri kendine has bir tarzla harmanlamayı tercih etti. Eserleri arasında dikkat çeken pek çok şiiri olmasına rağmen onu edebiyat dünyasında tanınır yapan esas şiiri ise “Karadut” olacaktı. Çünkü trajik bir öyküsü var Karadut’un. Bu nedenle ne zaman okunursa okunsun her yaştan insanın kalbinde bir miktar sızı bırakmayı başarıyor.

Bedri Rahmi Eyüboğlu 1936 yılında Eren Hanım ile evlendi. Mutlu bir birliktelik yürüten bu genç aşıklar oğullarını kucaklarına aldıktan sonra birbirlerine daha da kenetlenip tam anlamıyla bir aile oldular. Bedri Rahmi; İstanbul Güzel Sanatlar Üniversitesinde asistan olarak çalışıyor, ev ve iş hayatı tam da olması gerektiği gibi muazzam ilerliyordu. Fakat bir şey oldu sonra. Üniversiteye misafir öğrenci olarak gelen yetenekli heykeltıraş Mari Gerekmezyan, babalık duygusunun en zirve dönemini yaşamakta olan Bedri Rahmi’nin kalbini çaldı. İkili, birbirlerine sırılsıklam aşık oldu ve önlerindeki hiçbir engele aldırmadan hissettiklerinin peşinden korkusuzca gitmeye karar verdiler. Akabinde sık sık Bedri Rahmi’nin atölyesinde buluşmaya başladılar ve bu yasak ilişki neredeyse herkesin kulağına gitti. Hatta Eren Hanım bile durumdan haberdar olmuştu. Ama genç kadın herhangi bir hamlede bulunmayarak sessiz kalmayı seçti. Çünkü her ne olursa olsun kocasının bir gün mutlaka ona ve oğluna geri döneceğini düşünüyordu.

Bedri Rahmi, Mari’nin hem resimlerini çiziyor hem de aşk dolu şiirler yazıyordu sevdiği kadına. İşte o çok ünlü Karadut şiiri de pek tabii ki Mari için yazılmıştı. Günahımsın, vebalimsin diyordu ona Bedri Rahmi. Mari de sevgilisinden geri kalmayıp kalbine santim santim işlediği bu adamın şahane bir büstünü yapmış, duygularını bir taş parçasıyla ölümsüzleştirmişti. O kadar çok seviyorlardı ki birbirlerini, yaşadıkları şeyin neredeyse bir masal olduğuna inanıyorlardı. Hiç kimse ve hiçbir şey umurlarında değildi. Ancak olay duyuldukça Ermeni asıllı olan Mari dinden aforoz edilecek ve ailesi bu ilişkiye şiddetle karşı çıkarak, genç kızı zorla evlendirmeye çalışacaktı. Mari ve Bedri Rahmi bütün bu sıkıntılara karşı birbirlerine yaslanıp güçlü durdular. Asla kimseye boyun eğmediler. Herkes ve her şey üstlerine gelse dahi aşklarından vazgeçmeyerek ilişkilerini yaşamaya devam ettiler. Fakat kendilerini bulutların üzerinde gördükleri o eşsiz zamanların birinde ne yazık ki korkunç bir şey geldi başlarına. Mari, tüberküloza yakalandı. Sevgilisinin her dakika yanında olan Bedri Rahmi ise çok pahalı bir antibiyotik gerektiğini duyunca hemen tablolarını yüksek fiyattan satışa çıkarıp ilacı temin etti. Onun için canını bile feda etmeye hazırdı ancak Mari günden güne eriyor ve tedaviye bir türlü yanıt vermiyordu. Maalesef ki gösterilen insanüstü çabaların hiçbiri işe yaramadı ve güzeller güzeli Mari, 1946 yılında hayatını kaybetti. Mahvoldu Bedri Rahmi Eyüboğlu, dağıldı. Kendini alkole vererek sanat çalışmalarından tamamen uzaklaştı. Yemiyor, gülmüyor, herhangi bir yaşam belirtisi göstermiyordu. Tüm bu yıkılmış anlarında bile bir an olsun onu yalnız bırakmayan Eren Hanım, kocasını toparlayabilmek adına tüm gücüyle mücadele etti ve sonunda başardı. Bütün o talihsiz yılların ardından sevdiği adam ailesine geri dönmüştü.

Aradan seneler geçti. Takvimler 1949’u gösterdiğinde İstanbul Büyük Kulüp’te bir sanat gecesi düzenlendi. Oldukça iyi ve dinç görünen Bedri Rahmi Eyüboğlu bu toplantıya eşiyle birlikte katıldı. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru ünlü şairden bir şiir okuması istendi. Sahneye çıktı Bedri Rahmi ve gözlerinden süzülen sitemkâr yaşlarla beraber Karadut’u okudu. Karısı da dahil olmak üzere oradaki herkes bu şiirin kime yazıldığını çok iyi biliyordu. Her şeyin düzeldiğini sanan Eren Hanım o an bir kere daha aynı yerden vuruldu. Artık bu küçük düşürülmeyi kaldırabilecek kadar güç bulamıyordu kendinde. Bıraktı, pes etti ve o gecenin ardından oğlunu da yanına alıp Paris’e gitti. Hissettiklerini ise şu dramatik mektupla dile getirecekti:



“Canuşkam,

 

Kulüpte bir gece şiir okumuştun hani! Hatırladın mı? Gözlerinden birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin nasıl titremişti. Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insanüstü bir gücün acıyıp ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan mutluluk duyabilmeni sağlasın.

 

Eren.”

 


Eren Hanım bir süre Paris’te yaşadıktan sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kendini ciddi anlamda düzeltmesiyle birlikte evliliğine devam etme kararı aldı. Duaları kabul olmuş, kocası bir daha onu ve çocuğunu asla yalnız bırakmamıştı. Bedri Rahmi, vefat ettiği 1974 yılına kadar Eren Hanım’ın yanından bir an olsun ayrılmadı.

 


Karadutum, çatal karam, çingenem

Nar tanem, nur tanem, bir tanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın ağulum

Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum

Karadutum, çatal karam, çingenem

Daha nem olacaktın bir tanem

Gülen ayvam, ağlayan narımsın

Kadınım, kısrağım, karımsın.


Sigara paketlerine resmini çizdiğim

Körpe fidanlara adını yazdığım

Karam, karam

Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam

Sıla kokar, arzu tüter

Ilgıt ılgıt buram buram.

Ben beyzade, kişizade,

Her türlü dertten topyekün azade

Hani şu ekmeği elden suyu gölden.

Durup dururken yorulan

Kibrit çöpü gibi kırılan

Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan

Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan

Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum


N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum

Cömert ırmaklar gibi gürül gürül

Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.

Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.

Karam, karam

Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam

Sensiz bana canım dünya haram olsun.




Bedri Rahmi Eyüboğlu - Karadut

 


Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Agaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın a gülüm
Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

II

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.



Aziz Nesin - Ölüme Eğilmek

 

Uyumaya değil
Rüyalarıma gidiyorum
Orada yaşayacağım isteğimce
Uyanıkken hiç yaşayamadığım
Hepsi de gençti güzeldi
Sevdim sevildim diye aldanarak
Son gördüğüm onlar olacak
Bunca yıldır sevgiye dayanamadığım
Ölüme değil
Sonsuzluğa gidiyorum
Orda dinleneceğim gönlümce
Yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim
Kalemim yine elimde
Kağıtlarım da önümde
Son uykusunda düşecek başım
Sağlığımda hiç eğmediğim

Âsâf Hâlet Çelebi - Adımı Unuttum

 

adımı unuttum
           adı olmıyan yerlerde
ne in
           ne cin
                      ne benî âdem

zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
                     bir iğne deliğinden

çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
           insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
                    bir iğne deliğinden

adımı unuttum
           adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak

Fuzuli - Gazel (Aks-i ruhsârın ile oldu müzeyyen mir’ât)

 

Aks-i ruhsârın ile oldu müzeyyen mir’ât
Beden-i mürdeye feyz-i nazarın verdi hayât
Benzetirdim kayd-i mevzûnunâ fi’l-cümle eger
Cân içinde elif etseydi kabûl-i harekât
Hat bu mazmûn iledir tarf-i zenahdânında
Ki bu zindânın esirine yok ümmîd-i necât
Gamze peykânın eder âşıka çeşmin sadaka
Öyle kim merdüm-i mün’im vere muhtâca zekât
Âferin cevher-i makbûlüne kim âlemde
Mümkün olmaz bu sıfât ile ki sensin bir zât
Ey Fuzûlî verâ zühd ile mu’tad oldun
Bilmedin hâlini bî-hûde geçirdin evkât
(Fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lün)


Faig Balabeyli'nin doğumunun 60. yıl dönümü ve "Bir Denizcinin Hayatı" kitabının tanıtım töreni

 

19 Mart'ta Azerbaycan Yazarlar Birliği'nin (AYB) "Natavan" kulübü

19 Mart'ta Azerbaycan Yazarlar Birliği'nin (AYB) "Natavan" kulübünde ünlü şair Faig Balabeyli'nin doğumunun 60. yıl dönümü ve "Bir Denizcinin Hayatı" kitabının tanıtım töreni düzenlendi.

Etkinliğin sunucusu, AYB Uluslararası İlişkiler Sekreteri, şair-çevirmen, deneme yazarı Salim Babulaoğlu, Faig Balabeyli'nin yaratıcılığının erdemlerini anlattı. Jübile'yi 25 yılı aşkın süredir tanıdığını ve o günden bu yana imzasını hep aklında tuttuğunu kaydetti.

Yönetim adına jübileyi tebrik eden AYB Başkan Yardımcısı Rashad Majid, kendisine AYB sekretaryası kararıyla F. Balabeyli'ye verilen "Ahmed Javad" fahri diplomasını takdim etti.

Halk şairi Milletvekili Sabir Rüstemhanlı ise Faig Balabeyli'nin şiir, düzyazı ve gazeteciliğine değinerek, şu anda denizle ilgili edebi örneklerin tek yazarı olduğunu söyledi.

Daha sonra şair, Cumhurbaşkanlığı emeklisi Vasıf Süleyman, jübileyle ilgili geniş kapsamlı bir konuşma yaptı. Faig'in 60. doğum gününe ulaştığını söyledi: "Faig 60. doğum gününe sevinç, üzüntü ve acı dolu bir hayatla ulaştı. Parlak yüzlü annesi Hadiga'nın yıldönümünden kısa bir süre önce vefat etmesi, Faig'i seven herkes için ağır bir kayıp oldu. Annemiz mübarek olsun. 

Faig Balabeyli 60'ıncı yaşını "Eh, ayrılık ne yazık", "Sana yazılan şiirler", "Burada sıkılmazsın", "Yeşil uykulu deniz", "Sana yazılan şiirler", "Bayıldan bayıra" şarkılarıyla kutladı. ", "Yağmurdan sonra" sanatsal, "Durdurulamaz alarm düdüğü" ", "Bakü Körfezi-20 Ocak" gazetecilik kitapları, AYB üyesi, "Adabiyyat gazetesi" yayın kurulu üyesi, hem yaratıcı hem de genel yayın yönetmeni Mustaqil.az sitesinin gemi kaptanı, "Denizcilere Sosyal Destek" Halk Birliği Başkanı, Cumhurbaşkanlığı akademisyeni ve birçok edebiyat ödülü sahibi olarak geldi.

60 yıllık ömrünün 40 yılı dostluğumuzun arka planında, laf denizleri arasında geçti. Hayatın engebeli yollarında ne sözüne ne de denize vefasız olmadı. Tepeden tırnağa kelimelerle ve denizle kaplı. Faig Balabeyli'nin hayat çizgisi Celilabad bölgesinin Sabirabad köyünden edebiyatın beşiğine, edebiyattan denize, denizden basına, arada sırada Bayil'den sözlü özür dilemek, sonra da bunları dile getirmek için dolambaçlı yollardan geçmişti. hep birlikte yaşıyoruz... Sonra Faig'i bu kitapları yazdığı için hapse atmaya değer dedim. Bu güne gelmesinin en güzel şeyini de şöyle anlattı:

Bu dünyayı görmeye geldim

Zaten her şeyi yoluna koydum.

ellerimin üzerinde yürüyorum

Yorulan bacağımı dinlendirdim.

 

Var mısın bilinmez, yok musun bilinmiyor,

Tıpkı senin gibi uykum da gözlerimden alındı.

Göğsümü işaret edip şarkı söylediğini gördüm.

Bu yüzden kalbimi köşeye koydum."

V. Süleyman daha sonra Faig Balabeyli'nin reklamcılığından, Bakü Körfezi'nde o korkunç gecede görev yapan kahraman denizcilerimizin fedakarlıklarını anlatan "Heyecanların Durdurulamaz Düdüğü" ve "Bakü Körfezi-20 Ocak" kitaplarından bahsetti. 34 yıl önce hayatında bir aşama olan "Yeni Haber" gazetesinde editörlük faaliyetlerinden bahsetmişti.

Vasıf Süleyman, "Denizcilere Sosyal Destek" Kamu Birliği'ndeki faaliyetlerinin şu sözle bağlantılı olduğunu söyledi: "Denizcilere Sosyal Destek" Halk Birliği, Faig'e bu millete hizmet etmek için ek fırsatlar verdi. Bugüne kadar o Birliğin çizgisinde "Karabağ Savaşının İlk Muzaffer Generali" (General, Milli Kahraman Polad Haşimov hakkında), "Vatanseverlik Savaşında Denizcilerimiz", "Onlar Kahramandır", "Bakü Körfezi - Ocak" 20”, “Vatan Gibisin”, “Gemilerin Emniyetli Kullanımı” kitapları yayımlandı. Birçoğunu kitap çıkmadan önce okumuştum. Bugün sunulan "Denizcinin Hayatı" kitabı DSD PU'nun hazırladığı bir sonraki kitaptır. Faig Balabeyli kitaba bu başlığı tesadüfen seçmedi. Bir denizcinin yaşamının karmaşasını ve tuhaflıklarını kim daha iyi bilebilir... Denizciler elbette. Bu nedenle Faig bu hayatı okuyucuya denizcilerin diliyle sunmayı tercih etti. Biz denizi de seviyoruz, yazarın önsözünde yazdığı gibi: "Hepimiz denizi seviyoruz (deniz derken, Hazar Denizi'ni kesin olarak anlamak gerekir), çünkü yazın sıcağında kıyısında dinleniyoruz, nefes alıyoruz. Seaside Park'ta oluşturulan temiz havada olta atarak balık bile tutuyoruz, daha ne umuyoruz. Ama denizi kıskanmaya sadece onların hakkı var. Sırf denizi herkesten çok sevdikleri için... Kesinlikle hayır! Çünkü denizi karşılıksız seviyorlar, çünkü dünya sularında yüzerken bile Azerbaycan ve Hazar Denizi sevgisini yüreklerinde canlı tutuyorlar." Bir denizcinin deniz aşkı ayrı bir dünyadır. Onun taslağını okuduğumda nasıl şaşırdım, siz de öyle.

Yaklaşık kırk yıl önce Deniz gazetesinde Faig hakkında bir yazı yazmıştım. Bu onun hakkında yazılan ilk makaleydi. Yazının adı ne biliyor musunuz?.. DENİZLERİ KISKANIYORUM... Yılların başından gelen aşinalığa, yakınlığa bakın. Kırk yıl sonra Faig, denizden nefret edenler hakkında bir kitap yazdı."

Ardından AYB'nin sekreterleri Elçin Hüseyinbeyli, İlgar Fahmi, şair ve yazarlar Gasham Najafzadeh, İbrahim İlyaslı, Hüseyin Sözlü, Naringul Nadir, Alamzar Sadıkgizi, İbrahim Rüstemli, Khatira Rahimbeyli, Natig Muhtarli, Nazirmammad Zohrabli, Mina Rashid, Lilpar Jamshidgizi, Tarana Mammad, Sevinj Elsevar., BSU öğretmeni, bilim adamı Shafiga Khabibova, Tahir Mammadli, Alem Kangarli, Faig'in okuyucuları, meslektaşları, "IST-Services Ek Eğitim Merkezi" Genel Müdürü Orkhan Khalilzade, ASCO Başkan Yardımcısı, Uzak Yolculuk Kaptanları, Muhtar Akhundov, Azerbaycan Devlet Denizcilik ve Liman Ajansı başkan yardımcısı olan Cumhurbaşkanı Şahlar Memmedov'un kişisel emeklisi, gemi kaptanları Ramiz Huseynov, Atesh Javadov, Khoshgun Azimov, Javanshir Rajabli, Farhad Allahverdiyev, Rita Rzaguliyeva, Asif Orujov, Hidayat Atakishiyev, Vafadar İbrahimli ve diğerleri ise Faig Balabeyli'nin yaratıcılığının farklı yönlerinden bahsederek jübileyi kutladılar.

Etkinliğin sonunda bir konuşma yapan Faig Balabeyli, katılan herkese teşekkür etti.

Tural Balabeyli

525. Gazete

Osman Çeviksoy - Keçi (Hikaye)

“Yıllar önce şeytana uyup bir keçinizi çaldım. Kendi keçimmiş gibi kestim, kızarttım, arkadaşlarımla yedim. Sonra unuttum. Arada bir hatırla...

Çok Okunanlar: