Ana içeriğe atla

Fuzuli - Gazel - 266 (Hâsılım yok ser-i kûyuñda belâdan gayrı)

 

Hâsılım yok ser-i kûyuñda belâdan gayrı
Garazım yok reh-i 'aşkıñda fenâdan gayrı
Ney-i bezm-i gamım ey mâh ne bulsañ yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayrı
Perde çek çehreme hicrân günü ey kanlı sirişk
Ki gözüm görmeye ol mâh-likâdan gayrı
Yetti bî-kesliğim ol gâyete kim çevremde
Kimse yok çizgine gird-âb-ı belâdan gayrı
Ne yanar kimse baña âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sabâdan gayrı
Bozma ey mevc gözüm yaşı habâbın ki bu seyl
Koymadı hîç 'imâret bu binâdan gayrı
Bezm-i 'aşk içre Fuzûlî nice âh eylemeyem
Ne temettu' bulunur bende sadâdan gayrı
(feilâtün feilâtün feilâtün feilün)


*          *          *
1)      Hâsılum yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı  / Garazımı yoh reh-i ışkuna fenâdan gayrı
(Senin diyârında elde ettiğim şey sâdece belâdır. Aşkının yolunda fânî olmaktan başka bir isteğim yoktur.)
Burada belâ Elest Bezminde verilen ikrardır. Âşıkın vahdet diyarında bütün kazancı bu ikrardır. Ve yine bu ikrar yüzünden âşık belâlara uğrar, sevgili onu imtihan eder.
Sevgilinin bekasına ulaşması âşıkm tek isteğidir. Fânî varlığının hakikî sevgilinin bâkî varlığında yok olmasıdır.
2)       Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver / Oda yanmış kuru cismümde hevâdan gayrı
(Gam meclisinin neyiyim. Ey ah, kuru cismimde  havadan gayrı bu­lursan yele ver, mahvet.)
Ney, insandır. Allah ona ruhunu üflemiştir. Gam meclisini şenlendi­ren bir ney yani ıstırap neyi. Çünkü ney inler, ah eder.
Neyin delikleri yakılarak açılır ve kurudur .Yani kuruduktan sonra ateşle delikleri açılır. Cism topraktır. Âh neye üflenince esasen içinde hiçbir şey bulunmayan ney ses hâlinede bütün varını havaya kalbeder. Kuru, yalnız bir cisim kalır. Neyin içinde hava vardır. O hava da sese inkılâb eder.
Neyin içinde havadan başka birşey yoktur. Burada hava aşk ma'nâsmadır. Aşktan başka herşeyinin mahvolmasını istiyor. Yani yuka­rıdaki beytte dediği fenâya erişmeyi istiyor.
Ney ve cisim "toprak", oda yanmış "ateş", kuru cisim tezat tarikiyle "su", hava ise bir ma'nasiyle "hava". Şâir burada dört unsuru bir araya ge­tirmiştir.
3)       Perde çek dîdeme hicrân günü ey kanlu yaşum / Ki gözüm görmeye ol mâh-likâdan gayrı
(Ey kanlı yaşım, ayrılık günü gözüme perde çek. Gözüm o ay yüzlü­den başkasını görmesin.)
Kanlı gözyaşı gözü örtünce her taraf kararır. Ayrılık günü gece olur. Ay geceleri çıkar.
Şâir, gündüz her şeyi görebilir, güneşi de. Fakat gece sadece ay gö­rülür. Sevgilisinden başka hiçbir varlığı görmek istemiyor.
4)       Yetdi bî-keslügüm ol gayete kim çevremde / Kimse yoh çizgine girdâb-ı belâdan gayrı
(Kimsesizliğim o raddeye geldi ki etrafımda belâ girabmdan başka dönüp dolaşan yok.)
Belâ girdabı döner, yani mütemadi belâlar içindedir.
Belâ girdabı Elest Bezmindeki ikrarın şairi sürüklediği belâlardır ve bu içinden çıkılır belâlar değildir.
Bütün meşgalem bu ikrarın içinden çıkabilmektir. Etrafımda tek gör­düğüm şey odur.
5)       Ne yanar kimse mana âteş-i dilden özge / Ne açar kimse kapum bâd-ı sabâdan gayrı
(Gönlümdeki ateşten başka kimse bana yanmaz. Bahar rüzgârından başka kimse kapımı açmaz.)
Şair yine kimsesizlikten bahsediyor. Gönlümün ateşinden başka kimse bana acımaz. Bahar rüzgârından başka kimse kapımı açmaz.
Burada yanmak, acımak ma'nâsındadır. Fakat ateş de yanar. Gönlüm­deki aşk ateşinden başka kimse, bu çektiğim ıstırabı bilmez.
Kapı açmak "feth-i bab" dır. Yani sülûkda makamları aşmaktır. Bâd- ı saba, bahar rüzgârı geçen gazellerde söylediğimiz gibi İslâmdır. Bahar, mevsim-i adl'dir. Din-i adi ise İslâmiyettir. Aşk yolunda uğradığım miiş- killeri ancak İslâmiyet halleder demek istiyor.
Etrafımda beni anlayan kimse yok derken, kimsesizlik ıstırabını bu şekilde anlatıyor. Ancak esen rüzgâr kapıyı açar.
6)       Bozma ey mevc gözüm yaşı habâbm ki bu seyl / Koymadı hîç imâret bu binâdan gayrı
(Ey dalga, gözümün yaşı üstündeki hababı, su kabarcığını bozma. Zîra bu sel o imaretten başka bir bina bırakmadı, hepsini harap etti.)
Sel, gözyaşıdır. Mevc, dalga ise gözyaşının akarken vücuda getirdiği dalgadır.
Habab, su kabarcığı içinde hava olan gayet zayıf bir varlıktır. Ufak bir hareket onu mahvedebilir. Şâir, bu aşk selinin sadece hababı harap et­mediğini, ondan gayrı nesi varsa mahvettiğini söylüyor.
Hababın içinde hava yani aşk vardır. Zayıf varlığı ancak o aşk ile yaşar yani ayakta durur. Hava boşalınca habab da yoktur.
Şair, aşktan tamamen zaafa düşen varlığını hababa benzetiyor.
Habab, her yanı kapalı bir binaya, bir imarete benzetiliyor. 
7)       Bezm-i ışk içre Fuzûlî nice âh eylemeyüm / Ne temettü' bulunur neyde sadâdan gayrı
(Ey Fuzûlî aşk, şarap meclisinde nasıl ah etmeyeyim. Neyin, sesin­den başka insana ne faydası vardır?)
Şair, kendisini neye benzetiyor. Aşk, şarap meclisinde ney çalınır, sesin­den istifade edilir. Başka bir faydası yoktur.
Ney de ah eder. Neyin kendisi "elif" e, delikleri ise he "o" harfine benzer, "ah" olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.