Ana içeriğe atla

Oyhan Hasan Bıldırki - Kader, Bozulmaz ki

 

      Kalbimizde birbirimizin sıcaklığı, yürüdük.
      Kavuşma bayramındayız!
      Yoldan geldiğini, soluklanman gerektiğini düşündüm. Üstelik kalbimde ayaklanan duygular, beni can evimden kuşatan sevgi kıvılcımları… Anlatılması zor duygular. Göz bebeklerimin içi gülüyor. Bunu biliyorum. Ama kavuşma bayramının bu ilk yangını, gözlerime düşüyor. Gözlerimde mutluluğum ıpıslak, ince ince sızıyor.
      Cıvıl cıvılsın, konuşuyorsun. Soruyorsun, anlatıyorsun…
      Konuşuyoruz.
      Birbirimize anlatacak o kadar çok şeyimiz var ki…
      “Gözlerin hiç değişmemiş!”
      “Senin de!”
      “Elâ mı?”
      “Bal rengi…”
      “Saçlarını kısaltmışsın. Rengi de değişmiş… Arasında gümüşler var. Meç mi yaptırdın?”


      Gülümsedin. Gözlerime baktın, gülümsedin.
      Gülümsemen, yıllar ötesinden gelen atlıların taşıdığı bayraklar gibiydi. Atlas olmalıydılar, değişmez renklerle bana bakıyordun. Gülümsüyordun.
      “Meç değil. Yaptırmam. Bildiğin ak düşmüş saçlar işte!”
      “Sanmam!”
      “Neden?”
      “Gözlerin hiç değişmemiş. Balkonda Alp dağlarını düşünen genç kız değil misin?”
      Gülümsedin.
      “Geçti o günler. Ama sen de hiç değişmemişsin.”
      Tek tek yüzümdeki çizgileri onar onar sayıyorum: On, yirmi, otuz, kırk…
      “Kırk yıl olmuş. Değişmişimdir!”
      Gözlerimde mutluluğum ıpıslak, ince ince sızıyor.
      Meydanın tam ortasındaki yığma parka çıktık. Kesme taştan yolları geçtik. Çam ağaçlarından birini, ağacımız olarak seçtik. Ona “o ağacın altı” dedik. Aynı banka yan yana oturuverdik. İlkin belki de iliştik ama, dakikalar geçtikçe, omuz omzaydık.
      Cıvıl cıvılsın, konuşuyorsun. Soruyorsun, anlatıyorsun…
      Konuşuyoruz.
      Gözlerimde mutluluğum ıpıslak, ince ince sızıyor.
      “Sevginin seni nereden nereye sürüklediğini biliyorum. Mor dağların ardından çıkıp geldin işte.”
      “Sen de öyle.”
      Ellerimi avuçlarına aldın, göğsüne götürdün. Bastırdın.
      “Sanatkâr eli bunlar derdin. Hatırlıyor musun?”
      “Evet canım!”
      Onca yılın hasreti, söz olup düşüyordu dudaklarımızdan. Sular seller gibi konuşuyorduk. Soruyordun, anlatıyordum. Soruyordum, anlatıyordun.
      Güneş, pırıl pırıl…
      Kavuşma bayramımıza o da katılmıştı, sımsıcak… Kanatlanmış güvercinlerin en yükseğine çıktığı gökyüzünü, inadına en açık mavilerle boyamıştı.
      Otobüsler, taksiler vızır vızır. İnsan ortada, hayat devam ediyor.
      Onca yılın hasreti, söz olup düşüyordu dudaklarımızdan.
      “Fakat hayatım, benim ellerimi babamın elleriyle karıştırmışsın. Öykünde küt parmaklardan söz ediyordun. Baksana parmaklarıma…”
      Bu defa da ben, ellerini avuçlarıma aldım. Sımsıcaktılar… Küttüler!
      Güvercinler kanatlandı. Palazlarının dışında hepsi birden havalandı. Tünekliğin altındaki çimenlerin arasında bir şeyler arayan alaca kedi, başını kaldırıp kim bilir hangi umudunun peşinde, yukarı baktı. Güvercinler ters takla attılar, döne döne uçtular, uçtular…
      Güneş, kavuşma bayramımıza katılmıştı, sımsıcak…
      “Hava serin, üşüyor musun? Ceketimi vereyim.”
      “Üşümüyorum. Yanımda sen varsın. Üşür müyüm hiç?”
      Daha çok sokuluyorum sana. Susuzluğumu gidermek için olmalı.
      Baktım. Karşımızda falancanın hayratı yazılı, bir çeşme vardı. Kalktım, kurnasını çevirdim. Bir yudum su içtim. “Buranın suları güzeldir.” dedim. Ama nedense bir tanem, avuçlarımı suyla doldurup sana o sudan içirmedim. Kalbime koyu gölgeler düşüren noktalardan biri bu.
      Alaca kedi fırladı gitti. Güneş biraz daha eğildi. Mavi gökyüzü grileşmeye, yer yer de turuncu renklerin baskınına yenilmeye başladı.
      Gözlüğümü silme bahanesiyle gözlerimi de kuruladım.
      Sen de gözlüklerini çıkardın.
      Hayranı olduğum gözlerin, gülümseyen gözlerin gözlerimdeydi işte.
      Göz gözeydik.
      “O balkonda uzun uzun Alp dağlarının ardına bakarken, şimdiki halimizin resmini görmüş müydün hiç?”
      “Hayır!”
      “Gerçekten mi?”
      “Evet!””
      “Kadere bak.”
      “Kadere inanmam. Biliyorsun…”
      Şiir defterimde sana ayırdığım sayfalara bölüm başı olarak yazdığın şiirini -sana ait olduğunu sanıyorum- hatırladım.  “Kader” adını verdiğin şiirini okudum:

      “Kızınca sorarım anama
      Beni niye doğurdun sanki
      Verdiği cevap şudur daima
      Kader, bozulmaz ki…”

      “Ay, bu şiiri ben mi yazmışım?”
      “Senin üslubuna benziyor. Üstelik imzasız. Yani öteki şiirlerin altında şairlerinin adı var.”
      “Benim şairim de, şiirim de sensin…”
      “Kız, sen aşıksın!”
      “Ya sen?”
      “En büyük şiirim. Kader, bozulmaz ki…”
      Güvercinler guruldadı, sözleşmiş gibi kanatlanıverdiler. Ters takla attılar, döne döne uçtular, uçtular…
      “Bu ağacın altını unutmayasın” dedin…
      Gülüştük.
      Kalbimizde birbirimizin sıcaklığı, yürüdük.
      Dolmuş durağına gittik.
      “En büyük şiirim. Kader, bozulmaz ki…”
      Dağlara, akşamın gölgesi düşüyordu.
      Güzelim güneşin rengi, perde perde gölgelenmişti.
      Mutluluktan uçuyorduk.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Mikayıl Müşfiq - Ana

Ana dеdim, ürəyimə yanar odlar saçıldı, Ana dеdim, bir ürpəriş hasil oldu canımda, Ana dеdim, qarşımda bir gözəl səhnə açıldı, Ana dеdim, fəqət onu görməz oldum yanımda.