Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Azim Suyun - O‘zlik

Milliy o‘zligini bilmagan millatlar boshqa millatlarga yemish bo‘lgay. (Mustafo Kamol Otaturkning maqbarasi devoridagi yozuvlardan.) Ming eshitgandan bir ko‘rgan a’lo, deb bekorga aytmaslar ekan. Turkiyaga bir haftalik safarim va unda ko‘rganlarim bisyor kitoblardan o‘qiganlarimdan, so‘nggi paytlarda borgan, kelgan do‘stlarimdan eshitganlarimdan albatta, ma’qulroq kechdi desam xato qilmagan bo‘laman. Moskvaning Sheremetevo qo‘nalg‘a (aeroport)sidan ko‘tarilgan uchoq (samolyot)imiz uch yarim soat deganda Istanbulga qo‘ndi. Uchoqda asosan markazliklar edi. Ular katta-katta safar to‘rvalarini sudrashib (keyin bilsam, chayqovchilikning uyini kuydiradiganlar shunday uchoqlarni to‘ldirishib qatnar ekanlar) apil-tapil tushib ketishdi. Uchoqda o‘nga yaqin odam, bir qozoq bovurdosh akademik va men qoldim. Biz Anqaraga havo yo‘lini davom ettirishimiz kerak edi. «Turkiy uluslar she’riyatida turk tili» mavzusida bo‘ladigan xalqaro to‘plandi (simpozium)ga shoshilardik.

Behçet Necatigil - Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca

  Çoklarından düşüyor da bunca Görmüyor gelip geçenler Eğilip alıyorum Solgun bir gül oluyor dokununca. Ya büyük şehirlerin birinde Geziniyor kalabalık duraklarda Ya yurdun uzak bir yerinde Kahve, otel köşesinde Nereye gitse bu akşam vakti Ellerini ceplerine sokuyor Sigaralar, kâğıtlar Arasından kayıyor usulca Eğilip alıyorum, kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca. Ya da yalnız bir kızın Sildiği dudak boyasında Eşiğinde yine yorgun gecenin Başını yastıklara koyunca. Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor En çok güz ayları ve yağmur yağınca Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda. Uzanıp alıyorum kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca. Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda Akşamlara gerili ağlara takılıyor Yaralı hayvanlar gibi soluyor Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor Yollar, ya da anılar boyunca. Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ataol Behramoğlu - Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır    Kopmaz kökler salmaktır oraya    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar    Bütün kita...

Ataol Behramoğlu - Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır    Kopmaz kökler salmaktır oraya    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar    Bütün kita...

Fuzuli - Gazel - 34 (Pây-bend oldum ser-i zülf-i perişânın görüp)

Pây-bend oldum ser-i zülf-i perişânın görüp Nutktan düştüm leb-i lâ’l-i dür-efşânın görüp

Fuzuli - Gazel - 13 (Aşk etvârın müssellem eyledi gerdûn bana)

  Aşk etvârın müssellem eyledi gerdûn bana Bunca kim yeldi yügürdi yetmedi Mecnûn bana Kıldı benden ref’ teklif-i namâzı mestlik Saldı Hak bir neş’e-i câm-i mey-i gül-gûn bana Bâğ-ban ger meyl kılmam sevrine ma’zûr tut Servden yiğrek gelir ol kâmet-i mevzûn bana Dostlar kan yaş döküp kıldı beni rüsvâ-yi halk Veh ki düşmen çıktı âhir dide-i pür-hûn bana Olmazam her handa kim olsam girftâr olmadan Bir belâdır göz bir âfettir dil-i mahzûn bana Ey Fuzûlî nâvek-i âhımla aldım intikâm Döne döne gerçi bî dâd etti çerh-i dûn bana

Fuzuli - Gazel - 12 (Riştedir cismim ki devr-i çerh vermiş tâb ana)

  Riştedir cismim ki devr-i çerh vermiş tâb ana Merdüm-i çeşmim düzer her dem dür-i sîrâb ana

Muhtarlık

Emmimoğlu aradı, telaşlı bir ses ile Muhtar adayıyım ben, herkese ilet dedi. Kalmasın yurt dışında tek bir akraba bile Herkesi bekliyorum bendendir bilet dedi. Senin o Belçika’lı gelini de kandır gel İş yerinden İtalyan şefini de bindir gel Bu kutsal bir dava de, herkesi inandır gel Sana güveniyorum bu işi hallet dedi.  Siz bu kutsal davanın kutsal neferisiniz  Sizler haçlıya karşı haçlı seferisiniz  Siz köyün geleceği azmin zaferisiniz Sizdeki dik duruşu görsün bu millet dedi. Rakipler görsünler bi, nasıl bizim aile  Eğer ki kaybedersek yıkılır bu son kale Ya bir de kazanırsak değme keyfime hele Çatlasın karşımdaki şu dünkü velet dedi. Kabakçı der, emmoğlu, abartıyorsun sanki Alt tarafı muhtarlık, sen uçmuşsun inan ki Tamam maaşı güzel, gerisi her zamanki Şu iddiası yok mu, en büyük illet dedi. Hakiki Kabakçı

2024 Türk Dünyası Kültür Başkenti İçin “Kadim Anev Medeniyeti” Konferansı ve Forumu

  Anev 2024 Türk Dünyası Kültür Başkenti açılışının ardından 27 Mart 2024 tarihinde Türkmenistan Kültür Bakanlığı, TÜRKSOY, Uluslararası Türk Akademisi ve Türk Kültür ve Miras Vakfı katkılarıyla “Kadim Anev Medeniyeti” uluslararası konferansı düzenlendi.

Mustafa Nejat Sefercioğlu (Seferî) - Gazel (Kalmaz)

  Dert etme letâfet gül-i gülzâra da kalmaz Güller sökülür gül bahçesi hâra da kalmaz Vuslat gözeten bülbül-i şeydâ keder etme Gül soldumu gör vuslatı ısrâra da kalmaz Bülbül bilemez goncaların var mı vefâsı Ol gonca dehen bülbül-i zâra da kalmaz Hiç gam yeme âşık boş yere hüsrâna kapılma Bir gün bu güzellik solacak yâra da kalmaz Gül çehreyi sarmış o siyah saçları yârin Aldırma gülün goncası mâra da kalmaz Hep yok yere dil dökmede cânâna o iblis Kavlinde sebat etmez o ağyâra da kalmaz Davran Seferî aşkını deryâlara anlat Bir gün bu rivâyet biter eş’âra da kalmaz. (İstanbul, 24.09.2023)

Mahir Ünlü - Buhârâ-yı Şerîf (Şerefli Buhara)

  Buhara’ya Taşkent’ten karayoluyla gitmek meşakkatli fakat keyif vericidir. Meşakkatlidir çünkü Özbekistan’da yaz ayları sıcak geçer. Güneş insanı kavurur. Keyif vericidir, sebepleri saymakla bitmez: Yolda karşılaşacağınız dost insanlar, Semerkand’dan geçecek olmanız, mübarek topraklara ve yüce makamlara çilesiz erişilemeyeceğine olan inancınız… İsterseniz uçakla da gelebilirsiniz ama karayolunun zevki başka. Ne de olsa insan ayağının yere bastığını hissediyor.

Mahir Ünlü - Kitap Tanıtım Yazıları Nasıl Yazılmalı

  Kitap tanıtım yazısı yazarken ilk aklımıza gelen kitapta karar kılmamız sağlıklı olmaz. Birçok kitabı gözden geçirerek yayın tarihlerini, daha önce tanıtılıp tanıtılmadıklarını öğrenmeli, ilgi alanımıza girip girmediğini, o kitap türünün bize uygun olup olmadığını, kitabı tanıtabilecek donanıma sahip olup olmadığımızı tartmalıyız. Adı her yerde geçen popüler kitapları seçmemiz de doğru olmaz. Çünkü onları tanıtan zaten çoktur. Mühim olan çarşıdaki Yusufları toplamak değil, kuyudan Yusuf’u çıkarmaktır.

Mahir Ünlü - Edebi Eser ve Tenkit

  Edebiyatı anlamak için önce “edeb” nedir bilmek gerek. Sonra “âdâb” öğrenmeli.  Bunları bilmeden edebi eser meydana getirmek elbette mümkündür ama edep erkân bilmek bambaşkadır.

Mahir Ünlü - Eski Yazı

Dil bir milletin kültürünün meydana gelmesinde, yaşatılmasında ve gelecek nesillere miras olarak bırakılmasında en önemli bir araçtır. Bir dile müdahale etmek, onu anlaşılmaz kılmak, eski ve yeni nesilleri yahut aynı dili konuşan ve farklı yerlerde yaşayan akraba toplumları anlaşamaz hale getirmek -hangi niyetle olursa olsun- o millete yapılacak bir kötülüktür.

Gezi Yazısı (Seyahatname)

    Yazarın  gezip gördüğü yerlerdeki toplumları, kentleri, yerleri, yaşayışları, âdet, gelenek ve görenekleri, doğal ve tarihî güzellikleri;  ilgi çeken değişik yönleriyle, edebî bir üslup içinde  kaleme alarak anlattığı yazılara  gezi yazısı (seyahatname)  denir.

Çocuk Gözünden Çankırı Masal Yarışması

  Çankırı Atatürk Ortaokulu  Çocuk Gözünden Çankırı Masal Yarışması  düzenliyor. Katılım şartları: Başvurular öğrencinin halen öğrenim gördüğü okul müdürlüğünce Atatürk Ortaokulu Müdürlüğüne yazılı olarak veya  cankiriataturkoo@gmail.com  adresine e posta gönderilerek yapılacaktır. Yarışmaya katılan öğrencilerden Ek 1 ve Ek 2 alınıp, eser başvuruları ile birlikte gönderilecektir. Son başvuru tarihinden sonra gönderilecek eserler değerlendirmeye alınmayacaktır. Yarışmaya katılım için e posta yöntemi kullanılacak olması durumunda katılımcı okula ait resmi e-posta hesabı ya da okul idarecilerinden birine ait e-posta adresi üzerinden gönderi yapılacaktır. Aynı okuldan mükerrer e posta gelmesi durumunda en son gönderilen e-posta dikkate alınacaktır. Yarışma ile ilgili ilan, duyuru ve açıklamalar İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Atatürk Ortaokulu tarafından resmi web siteleri ve kurumlara ait sosyal medya hesapları üzerinden yapılacaktır. Başvuru yapılan eserin, Türkiye C...

Dahi Şairin Doğumunun 530'uncu Yıldönümüne Önemli Katkı: "Fuzuli ve Eseri" Kitabı Almanya'da Yayımlanıyor

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, büyük Azerbaycan şairi ve düşünürü Mehemmed Fuzuli'nin doğumunun 530. yıldönümünü kutlamak amacıyla 2024 yılında imzaladığı kararnamede şöyle diyor: "Kapsamlı bilgiye sahip bir düşünür olarak onun (..) yüksek ideallerle yaşamaya çağıran çok yönlü sanatı-felsefi mirası, Azerbaycan halkının insanlık kültür hazinesine vermiş olduğu eşsiz manevi hazinelerden biridir." Ünlü yazar ve edebiyat eleştirmeni Mir Celal Paşayev, Fuzuli'nin eserleriyle ilgili ilk bilimsel çalışmaları 1920'lerin sonlarında, Fuzuli'nin yaşayıp eser verdiği tarihten yaklaşık ddört yüz yıl sonra başlattı. Mir Celal, araştırmasında Fuzuli'nin sanatkarlığını ayrı ayrı konu ve motiflerle incelemenin yanı sıra, edebiyat çalışmaları alanında ilk kez genel edebiyat panoramasını bilimsel olarak ortaya koymayı başarmıştır. Mir Celal, bilimsel sonuçlarını 1940 yılında "Fuzûlî'nin Şiirsel Özellikleri" ve "Fuzuli Eseri" adlı kitaplarda ya...

Abdülhak Hamit Tarhan - Bir Şairin Hezeyanı

  Merhaba ey harap makbereler, Sâfiline küşâde pencereler! Nezdinizde karârı pek severim. Bence hep şi’rdir bu meşcereler, Şu bayırlar, harabeler, dereler. Bu esen rüzgârı pek severim. Bahrdan levhime gelir safvet, Safvet-i lehv o en güzel sanat. Ebrden kalbime iner rikkat, Rikkat-i kalb, o en büyük hikmet. Bu hazan u baharı pek severim. Fikrimi âsmân eder terfi’, Şi’rimi ahterân eder tarsi; Her kim eylerse eylesin teşni’, Bana lâzım değil beyan u bedi! Köydeki çeşmesârı pek severim. Dilemem şeyh u şâbdan irşâd, Encümenden hiç istemem imdâd, Bana üstâd-ı Sun’dur üstad, Bunu cehlimden eyle istişhâd. Cehl ile iftiharı pek severim. Servden istikamet öğrendim, Senge baktım metânet öğrendim, Sâyelerden himâyet öğrendim. Âkıbet bir muhabbet öğrendim. Ben bu nakş u nigârı pek severim. Müteharrik çemen belâgatten, Dem urur tâirân fasâhattan, Gonca bir ders açar letâfetten, Beni âgâh eder selâsetten. Reviş-i cûybârı pek severim. Yetişir âsmân önümde kitab, Bana mekteb gelir şu penbe sehâb. ...

Abdülhak Hamit'in Makber'i Kayıp

  Türk edebiyatının en meşhur şiirlerinden biri olan Makber, Abdülhak Hamit'in eşi Fatma Hanım'ın ölümü üzerine Beyrut'ta yazılmıştı. Türk edebiyatının en meşhur şiirlerinden biri olan Makber, Abdülhak Hamit'in eşi Fatma Hanım'ın ölümü üzerine Beyrut'ta yazılmıştı. Bugün kabrin başında duran kitabeden eser  yok, mezarın değiştirilip değiştirilmedi ise tam bir muamma. Hasan Esen yazdı.   Türk  şiirinin kilometre taşlarından biri olan “ Makber ”,  Abdülhak Hamit Tarhan 'ın eşi  Fatma Hanım 'ın ölümü üzerine kaleme aldığı, acı, öfke ve özlemin kelimelere dökülmüş hali. 1883'te  Bombay Başkonsolosluğu ’na atanan şair Abdülhak Hamit Tarhan'ın eşi Fatma Hanım, vereme yakalanır. Durumu gittikçe kötüleşince  İstanbul ’a dönmeye karar verirler. Vapurda hastanın durumu ağırlaşınca  Beyrut 'ta karaya çıkmak zorunda  kalırlar. Fatma Hanım bir kaç gün içinde hayata gözlerini yumar ve onu Beyrut'ta defnederler. Mezar taşına da, "Ey ziyaretçi...

Abdulhak Hamid Tarhan - Merkad-ı Fatihi Ziyaret

  Her Kuşesinde dehrîn nâmı bekaa nisârın Şayestedir denilse âlem senin mezarın. Kaldın cihanda bir ân, her ânın oldu bir devr Müiki ezeldi güya tahtında hemcivârın. Sensin ol padişeh ki bu ümmeti necibe Emsâr bahşişindir, ibhâr yadigârın. Bir dem yüzün gülünce âlem bahar olurdu Misli küsûf her câ, zahirdi iğbirarın. Bir yıldırımdı nîzen peyveste ka’rı hâke Bir bürci Haknümâdır, ermiş göğe minârın. Her dem sana açıktır ebvâbı arşı Rahmet Türbendir en azîmi fethettiğin diyarın. İster idin ki olsun düşmenle yâr yekdil Devrân idi rakibin, Allah idi nigârın. Açtı sana cenahın cananı sermediyyet Etti anı derâğuş cânı cihansipârın. Metninde şairâna ilhamlar gerektir Tarifi yerde bitmez arşa çıkan kibarın.

Beşir Ayvazoğlu - Kahvedeki İhtiyarcıklar

  Gitgide kararan saçlarını akşamın İnceden inceye tarayan yağmur Ve camlarda telaşlı gölgeler. Çekilmiş düşünürler gizli gizli İhtiyarcıklar biraz daha üşürler. Dudaklarında eski kahkahalardan Artakalmış birkaç safalı çizgi Tutuşan tömbekilerde eski bir sevda. İhtiyarcıklar üşürler biraz daha Her geçen saniye daralır zaman Bakarlar kar yağmış karşı dağa. Ve çaresiz gülüşürler gülüşürler.

İlhami Bekir Tez - Son Kavga

  Ölüm bir kez çalar kapıları Doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan Yumruğu, göğsü ve altın başıyla Ne güzeldir ayakta dimdik insan. Pul pul damar damar Dünyamızın derisi dökülüyor Nedendir? Nar ağlıyor, ayva gülüyor. Yer depremde, Sallanıyor gök ağaç Nedendir? Birimiz tok, birimiz aç. Orman orman Lif lif Asya, Afrika yanmada Nedendir? Toprak uyanmada. Eller sarıldı gırtlaklara İnsan insanın üstüne yürü, yürü... Nedendir? Sömürü... Bulutların gür elma ormanları tutuşuyor Güneş yarıldı kırmızı nar gibi Nedendir? Son kavga var...gibi! Ölüm bir kez çalar kapıları Doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan Yumruğu, göğsü ve altın başıyla Ne güzeldir ayakta dimdik insan.

Аbdulla Qahhor - Ming bir jon (hikoya)

  Martning oxirgi kunlari. Koʼk yuzida suzib yurgan bulut parchalari oftobni bir zumda yuz koʼyga solyapti. Oftob har safar bulut ostiga kirib chiqqanida, bahor kelganidan bexabar hanuz gʼaflatda yotgan oʼt-oʼlanni, qurt-qumursqani uygʼotgan, avvalgidan ham yorugʼroq, avvalgidan ham issiqroq shuʼla sochayotganday tuyuladi.

Аbdulla Qahhor - Аyb kimda? (hikoya)

  Hamroev kechki ovqatdan keyin birpas choʼzilmoqchi boʼlgan edi, toʼgʼri kelmadi, narigi uy toʼpolon - bolalar birbirini yostiqbilan urib oʼynayotibdi; soat sakkiz yarimda majlisga borish ham kerak. Kecha Hamdam ota-onalar majlisi boʼlishi toʼgʼrisida maktabidan qogʼoz olib kelgan.

Oybek - Fanarchi Ota

  Tor, qiyshiq ko’chaning o’ksik oqshomini Tursunqul akaning churuk daivozasi tepasiga o’tqizilgan bir fanorning titrak nurlarigina yoritar edi. Uni har kun kechqurun past bo’yli, burushiq yuzli bir chol kelib, yoqib ketar edi. Biz uni «Fanorchi ota», der edik. U juda yuvvosh, indamas kishiydi, kichkina narvonchasini chaqqon qo’yib, allaqanday ustalik bilan chiqar, qo’ltig’idan kir ro’molchasini olib, avaylab fanor oynalarini artardi. Fanorni yoqqach, yerga tushib, obkashdek bukilgan yelkasiga narvonchasini qo’yib birpasda ko’zdan yo’qolar edi.

Ahmet Muhip Dıranas - Fahriye Abla

  Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar, Kapanırdı daha gün batmadan kapılar. Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden, Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen! Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla! Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi, Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi; Güneşin batmasına yakın saatlerde Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede. Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede; Bahçende akasyalar açardı baharla. Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla! Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı; Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı. İçini gıcıklardı bütün erkeklerin Altın bileziklerle dolu bileklerin. Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin; Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla. Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla! Gönül verdin derlerdi o delikanlıya, En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya. Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın, Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın? Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın...

Orhan Veli Kanık - İstanbul'u Dinliyorum

  İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma ge...

Orhan Seyfi Şirin - Benim Ölümüm

  Sana inat bir gün öleceğim. Sana inat ve senin güzelliğine... Lale bayramında güllere, Yaşanmamış hayallere inat, Senin en arzulu, en güzel çağına inat! Kahkahalar atarak öleceğim. Kefenim olmamak pahasına; İş olsun diye, spor olsun diye... Kalleşlik olsun, kurnazlık olsun diye... Sinsice öleceğim, haince öleceğim. Nasıl ölünürmüş göstereceğim. İbret alacaksın, kıskanacaksın. İlkten tanımayacaksın tabutumu. Sonra öldüğüm söylenecek inanmayacaksın. Sonra onu bir iki defa görmüştüm diyeceksin... Yüzünün kızardığını göremeyecekler, Şükredeceksin. Sonra sessizliğim hükmedecek tüm limanlara Ölü yelkenliler batacak. Sebepsiz öldüğüme hükmedeceksin. Kendini avutacaksın kandıracaksın Ben ölmüş olacağım, susacağım. Suçu benim üzerime atacaksın. Sonra gençliğim aklına gelecek, Sonra, seni ne kadar sevdiğim, sana taptığım. Sonra çelik gibi vücudum gelecek aklına... Gücüm kuvvetim, sıhhatim neşem. Ölümüm ecel olmayacak! Bunu gecelere haykıracaksın. Fakat bunu anladığın zaman Kemiklerim çürüm...