Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şükrü Türkmen - Yakarış

Kadir Mevlâm budur senden dileğim Gönül gözü ile görenden eyle Doğruyu kimseler demiyor artık  Bu yolda kendini yorandan eyle Şaşarım dünyanın garip haline İnanmam hainin tatlı diline  Vurdukça mızrabı sazın teline Kötüyü her yerde yerenden eyle Yaşam sevdasını sende bulayım Yalandan riyâdan uzak kalayım Nankörlük edersem o an solayım Helal lokmaları derenden eyle Bazen dar vakitte bazen çok erken  Tutuluyor dilim Hakk’ka Hakk derken  Hâlime şükredip boyun bükerken Eyyüb’ün sabrına erenden eyle Savurdum külleri dermanım Allah Aklımdan çıkmazsın her gün her sabah Bugünkü hesabı yarın inşallah Sorgusuz sualsiz verenden eyle... 

Bursalı İsmail Hakkı - Nutk-i Şerif

Sâye saldı ehl-i îman üstüne Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan Doğdu ol nûr ehl-i irfân üstüne Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan Bağlayıp şeytanı bende vurdular Cümleten ağyâr-ı Hakk’a sürdüler Ehl-i Hakk ol ayda Hakk’ı gördüler Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan Ehl-i cürmün Hak gözü yaşın siler Ağlayanlar şâd olur dâim güler Şerbet-i gufrân içerler âsiler Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan Kıl terâvihi safâlar bula gör Et tesâbihi vefâlar bula gör Zikr ü tâat nûru ile dola gör Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan Kalbi jeng-i mâsivâdan eyle ağ Bu vücudun zenbin andan kıl ferâğ Hakkı’yâ  nûr-ı Hudâ’dan yak çerâğ Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan

Nedim - Kaside (Kasîde Der-Sitâyiş-i Sultân Ahmed Hân u Dâmâd İbrahîm Pâşâ)

Söyle ey kilk-i sühanver bülbül-i gûyâ gibi Böyle hâmûş olma nakş-ı gonca-i dîbâ gibi Iyd vaktinde şeker bahşâyişi muʿtâddır Nazmın olsun lezzet-âver kand-i müstesfâ gibi Oldu mu yohsa meger tanbûr-veş târın şikest Lüknetin mi var zebânında yahud Bebgâ gibi Sûk-ı istiʿdâd germ-â-germ iken böyle neden Tutmak enbân-ı sadefde gevherin yektâ gibi Gül-fürûşan bûstânından gül ister sen ise Böyle istiğnâ satarsın dil-ber-i raʿnâ gibi Bâri dûş olsan yine bir aşka zîrâ kim senin Nükhetin sûzişle hoşdur anber-i sârâ gibi Gâh düşsen firkate gâhî ümmîd-i vuslata Dem-be-dem cûş eylese sînen hum-ı sahbâ gibi Ebr-i nisan-veş ser-i evrâka ol gevher-nisâr Tâ ki kad çeksin nihâlân-ı hüner tûbâ gibi Şöyle kim versin tarâvet Rûma şiʿr-i dil-keşin Kişver-i Tebrîze revnak-bahş olan kâlâ gibi Bezm-i ehl-i tabʿda devr eylesin elden ele Nazm-ı şûhun tohm-ı pâk-i lâle-i hamrâ gibi Künc-i uzletde çü ankâ âşiyan tutdunsa ger Bâri tîğ-ı zer birun kıl beyzâdan tuğrâ gibi Bir iki gün dîdeden oldunsa pinhan bâri gel ...

Şeyhülislam Bahâyî'nin Hayatı ve Eseri

Asıl adı Mehmed olup, İstanbul'da doğmuştur. Doğum tarihiyle ilgili olarak kaynaklarda 1595 ve 1601 olmak üzere iki ayrı tarihe rastlanmaktadır. Şairin gerek kendi devrinde, gerekse sonraki devirlerde yazılan biyografik eserlerde doğum tarihi "[...] bin on hududunda..." şeklinde başlayan cümlelerle ifade edilmiştir. (Hicri 1010, miladi 1601.) Bahâyî'nin 54 yaşındayken vefat ettiği belirtilmektedir. Şairin ölüm tarihi 1654'dür. 54 yaşındayken öldüğüne göre; doğum tarihinin 1010/1601 olduğu açıktır. Bahâyî; ilim, kültür ve içtimai mevki bakımından yüksek bir aileye mensuptur. Babası  Tâcü't-Tevârîh  sahibi Hoca Sadeddin Efendi'nin dördüncü oğlu olan Rumeli Kazaskeri Azîz Efendi'dir. Bu sebeple "Azîz-zâde” ünvanıyla da anılır. Annesi ise Ebussud-zâde Mustafa Çelebi'nin kızıdır. Bahâyî, ailesi tarafından yüksek bir kültür ve sosyal seviyeye sahip olmuş, en ileri ilim müesseselerinden ve âlimlerinden devrinin gerektirdiği usûl ve ölçülere uygun, ta...

Atakişiyeva Həcər - 26 Fevral – Xocalı soyqırımı mövzusu Azərbaycan və dünya ədəbiyyatında

XX əsrin sonlarında Azərbaycan xalqının üzləşdiyi ən böyük faciələrdən biri 1992-ci il fevralın 25-dən 26-na keçən gecə baş vermiş Xocalı soyqırımıdır. Qarabağ müharibəsi dövründə Ermənistan silahlı birləşmələrinin Xocalı şəhərinə hücumu nəticəsində yüzlərlə dinc sakin – qadınlar, uşaqlar və qocalar qətlə yetirilmiş, minlərlə insan yaralanmış və əsir götürülmüşdür. Bu hadisə yalnız hərbi əməliyyat deyil, beynəlxalq hüquq baxımından soyqırımı və insanlığa qarşı cinayət kimi qiymətləndirilir. Tarixdə baş verən faciələrin xalqın yaddaşında yaşamasında ən mühüm vasitələrdən biri ədəbiyyatdır. Ədəbiyyat hadisələri yalnız fakt kimi deyil, həm də mənəvi-psixoloji təcrübə kimi qoruyur. Xocalı faciəsi Azərbaycan ədəbiyyatında çox qısa müddətdə əksini tapmış, poeziya, nəsr, publisistika və dram sahəsində onlarla əsərin yaranmasına səbəb olmuşdur. Bu mövzu milli ədəbiyyatda Qarabağ müharibəsi ədəbiyyatı adlanan yeni istiqamətin əsas nüvəsini təşkil etmişdir. Xocalı mövzusunun Azərbaycan ədəbiyy...

Bahayi - Gazel (Dağıttın hâb-i nâz-i yârı ey feryâd neylersin)

Dağıttın hâb-i nâz-i yârı ey feryâd neylersin Edüp fitneyle dünyâyı harâbâbâd neylersin Dil-i mecrûhuma rahmeyle kalsun dâm-i zülfünde Şikeste-bâl olan mürgu edüp âzâd neylersin Edersin gerçi her derde tabîbim bir devâ ammâ Cünûn-i ehl-i aşk olunca mâder-zâd neylersin Varup gîsü-yi yârı öyle biribirine kattın Yine bir fitne tahrik eyledin ey bâd neylersin Şehîd-i aşk-i tîğ-i yârdır sercümle-i âlem Urup şemşîre dest ey gamze-i cellâd neylersin Bahâyîveş değilsin kabil-i feyz-i safâ sen de Tekellüf bertaraf ey hâtır-i nâşâd neylersin ------------- Mefâîlün / Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün GÜNÜMÜZÜN TÜRKÇESİYLE SÖYLEYİŞ 1 Ey feryat! Sevgilinin naz uykusunu dağıttın; bu yaptım nedir? Onu uyandırıp, dünyayı o fettan gözlerin fitnesiyle bir harabeye çevireceksin de ne kazanacaksın? 2 Sevgilim! Yaralı gönlüme acı da, zülfünün tuzağında kalsın; kırık kanatlı kuşu salıvermekten ne çıkar? 3 Doktorum! Gerçi her derde bir ilâç bulup onu iyileştirirsin ama, âşıkların çılgınlığı anadan do...

Hoca Ahmed Yesevi - Sekizinci Hikmet (Yere Girdim)

Pazartesi sabah erken yere girdim. Mustafa’ya matem tutup ben yere girdim. Altmış üç yaş sünnettir, işitip bildim. Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Yeryüzünde dostlarım matem tuttu. Tüm âlem “Sultanım!” deyip nara attı. Hakk’ı bulan gerçek sûfi kanlar yuttu. Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Elvedayla yer altına bastım ayak, Gün yüzünü nefsime harâm kılarak, Zikredip yalnız yanıp, yalnız olarak, Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. “Taha” okudum gece gündüz kâim oldum, Gece namaz, gündüzleri sâim oldum. Bu hâl üzre yer altında dâim oldum, Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Altmış gece, altmış gündüz, bir kez taam, Sabaha dek namaz kılıp, bir kez selâm, Altmış üçte oldu ömrüm elhak tamam, Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Hak Mustafa ruhu gelip imam oldu. Tüm melekler yer altında köle oldu. Çok ağladım, Resulullah nimet verdi. Mustafa’ya matem tutup, ben yere girdim. Leyl-i Mirâç; “Gözüm nuru evlat!” dedi. Elim tutup; “Ümmetimsin Ümmet!” dedi. “Sünnetimi ...

Faruk Nafiz Çamlıbel - Ruhun Ölümü

Ya gezen bir ölü, yahut da gömülen bir diriyim; Mumyadır, canlı da, cansız da, bu kabristanda. Gömdüler ruhumu yüz bir sene mahkûmu gibi: Cismim ayrılsa da ruhum kalacak zindanda.

Yavuz Bülent Bakiler - Bizim Türkümüz

Bizim türkümüzde gurbet var artık. Hasret var, yürek var, toprak var balam Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar. Kerkük'te kurşunlar ansızın bizi vurur Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz Zulüm bir hançer gibi içimize oturur Bir mağara devrinden arta kalan insanlar Kerkük'te kan kusturur... Uzar gider bir sessizlik içinde Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan Baş kaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han Bebekler bile vurulur beşiklerinde Kana boyanır Türkistan. Basmış kanlı çizmeler toprağına bir defa Çiğnenmiş kara kalpaklar, temiz duvaklar Susmuş minarelerinde mübarek ezan Prangaya vurulmuş bir mahkûm gibi çaresiz Boynu büküktürkülerde güzelim Azerbaycan. Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım'da Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız Kırım topraklarına...

Aşk Reyhani - Gece Yatmaz

Sanma her şey gece yatar Çok şeyler var gece yatmaz Hakkın cemalini görmüş Akarsular gece yatmaz Aşk ile silkinir dağlar Yaprağını döker bağlar Yunus Emre durmaz ağlar Özlemi var gece yatmaz Akşam olur dağlar susar Haramiler yolu keser Rüzgar vurur otlar eser Dağlar taşlar gece yatmaz Hakikatin ermişleri Marifetin görmüşleri Veli Sultan devirişleri Zikre başlar gece yatmaz Yükseler çamlı meşeli Enginler beyli paşalı Reyhani aşka düşeli Döker yaşlar gece yatmaz

Bağdatlı Ruhi - Gazel (Saňa zâhid eger dirse şarâb-ı dil-güşâdan geç)

Saňa zâhid eger dirse şarâb-ı dil-güşâdan geç Şarâb-ı dil-güşâdan geçme ey dil bu riyâdan geç Saňa ehl-i vefâdan geç diyü ibrâm iderlerse Sen uyma sevdügüm aġyâr-ı bed-gūya cefâdan geç Dalâlet bir belâdur başda ammâ def’i âsândur Gel ey zâhid mürīd-i pīr-i ‘aşķ ol ol belâdan geç Dimem hergiz elden ŝafâ-yı cân u tesbīhden el çek Ne źikr-i Haķdan ol fâriġ ne câm-ı dil-güşâdan geç Beķâ bezmindedür Rūhī ŝafâ-yı bâde-i vahdet İrişmekse ġaraż ol źevķa bu bezm-i fenâdan geç ---------- Mefâ’ilün / mefâ’ilün / mefâ’ilün / mefâ’ilün 

Louis Aragon - Bırakıp Gittin Beni

Bırakıp gittin beni bütün kapılarda Bütün çöllerde tek başıma kodun Şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim Vardığım hiçbir yerde değildin. Sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam Hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını Denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün Seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin Düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden Başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç Bana bakıp görmediğin için, Ben yokken içini çektiğin için. Ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen.

Latifi - Gazel (Her dem ehl-i dillerün yanında yârıdur kitâb)

Her dem ehl-i dillerün yanında yârıdur kitâb Mûnis-i evkâtı yâr-ı gam-küsârıdur kitâb Nitekim eglencesidür mâl ü câhı câhilün Ehl-i ‘irfânun da mâl-ı bî-şümârıdur kitâb Yeg durur bin kân-ı zerden ehl-i fazla bir varak Câhil almaz bir pula n’itsün ne kârıdur kitâb Kenz-i lâ-yefnâya irer pâdişâh-ı vakt olur Her kimün gencîne vü gencînedârıdur kitâb Gel berü ey zulmet içre âb-ı hayvân isteyen Bu sevâd içre o aynun çeşmesârıdur kitâb Goncaveş dil-teng olanun gönlin açar gül gibi San gül-i sad-berg-i fasl-ı nev-bahârıdur kitâb Ol kişi buldı cihân içinde yâr-ı bî-halel Ey Latîfî her kimün yanında yarıdur kitâb

Mehmed Akif Ersoy - Hakkın Sesleri / Hadîs Tercümesi (Safahat'tan - 51)

“Nizâr evlâdı: “Yetişin ey Nizâroğulları! “ Yemenliler de: “Yetişin Ey Kahtanoğulları!” dedi mi, hemen tepelerine felâket iner; hemen Allah’ın nusreti üzerlerinden kalkar: Hepsine birden de kılıç musallat olur.” (Hadîs-i Şerîf, Nuaym bin Hammâd, Fiten 1-396) Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk, Bak, nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! * Diriler koşmadı imdadına, sen bâri yetiş... Arnavutluk yanıyor... Hem bu sefer pek müdhiş! Tek kıvılcım kabarıp öyle cehennem kustu: Ki hemen kol kol olup sardı bütün bir yurdu. O ne yangın ki: Ocak kalmadı söndürmediği! O ne tûfan ki: Yakıp yıktı bütün vâdîyi! Âşinâ çehre arandım... O, meğer, hiç yokmuş... Yalınız bir kuru çöl vark i, ne sorsan: Hâmûş! Âşinâ çehre de yok, hiçbirinin yâdı da yok; Yakılan bunca hayâtın, hani, ecsâdı da yok! Yoklasan külleri, altından, emînim, ancak, Kömür olmuş iki üç parça kemiktir çıkacak! Baba! En sevgili annen, o senin öz vatanın Olacak mıydı fedâ hırsına üç kaltabanın? Dedemin sürdüğü, can ektiği t...

Koca Ragıb Paşa - Kaside (Ramazâniyye der Sitâyiş-i Vâlî-i Bağdâd Ahmed Pâşâ der Vakt-i Defterdârî Gofte)

Ne aceb sür'at ile geldi bu yıl Mâh-i Sıyâm Çekdi bir baş gelüp belde-i Bağdâd'a licâm Giceyi gündüze katmış ne şitâb ile gelür Müjde-i îd'e ider sanki mübârek ikdâm Şöyle bir gaflet ile basdı ki ta'bîr idemem Gûyyâ bezmi2 basan şıhne gibi bî-hengâm Kesdiler mey-kededen bâde-perestân ayağı Göriip el virmediğin âlem-i âba eyyâm Oturuşdu tek ü pûy-i ney ü meydan rindân Zâhidân eylediler şimdi terâvîhe kıyâm Ramazan hürmetine arkası mihrâbdadır Cümleye itse tasaddur yeri var şimdi imâm Câme-i nev keser erbâb-i tabiat Id'e Şikem ashâbı da iftâra keserler endâm Ehl-i keyfin kem olur hâhişi savma zîrâ Viremez tab'-i sehâ-pîşesi imsâke nizâm Müşkil olsa ne aceb farkı melekle beşerin Za'f-i imsâk ile hep buldı letâfet ecsâm  Hoş gelür dil-ber-i billûr-beden vaslından Yakt-i iftâra gelen nargil-i sîm-endam Neşât-i sofra-i bezmi veriyor hân-i fütûr Şerbet-i kâse olup câm-i şerâb-i gül-fâm Şimdi germiyyet ü ülfet de cevâmi'de olur Döndü tâhûne-i bî-âba harâbât-i zi...

Yahya Kemal Beyatlı - Mehlikâ Sultan

Mehlika Sultan'a âşık yedi genç Gece şehrin kapısından çıktı: Mehlika Sultan'a âşık yedi genç Kara sevdalı birer âşıktı. Bir hayâlet gibi dünya güzeli Girdiğinden beri rü'yâlarına; Hepsi meshûr, o muammâ güzeli Gittiler görmeye Kaf dağlarına. Hepsi, sırtında aba, günlerce Gittiler içleri hicranla dolu; Her günün ufkunu sardıkça gece Dediler: ''Belki bu son akşamdır'' Bu emel gurbetinin yoktur ucu; Daimâ yollar uzar, kalp üzülür: Ömrü oldukça yürür her yolcu, Varmadan menzile bir yerde ölür. Mehlika'nın kara sevdalıları Vardılar çıkrığı yok bir kuyuya, Mehlika'nın kara sevdalıları Baktılar korkulu gözlerle suya. Gördüler: ''Aynada bir gizli cihân.. Ufku çepçevre ölüm servileri.....'' Sandılar doğdu içinden bir ân O, uzun gözlü, uzun saçlı peri. Bu hâzin yolcuların en küçüğü Bir zaman baktı o viran kuyuya. Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü Parmağından sıyırıp attı suya. Su çekilmiş gibi rü'yâ oldu!.....

Aşık Ruhsati - On Bir Ayın Serfirazı Ramazan

On bir ayın serfirâzı Ramazan  Eriştirdi Rahman elhamdülillah  Firak-ı hasretin yaktı el-aman  Kavuşturdu Rahman elhamdülillah Tutalım orucu vurunak tacı  Kılalım salatı geçelim sacı  Yedirip ta'amı olalım hacı  Kavuşturdu Rahman elhamdülillah Kılalım teravih kazanak rahmet  Sünnet-i Resul'ü edelim hüccet  Bu ayda nuş olur  kevser-i cennet  Kavuşturdu Rahman elhamdülillah Ne devlet sağ kalan erdi bu maha  Nasib olur mu görmek aceb bir daha  Seher vakti ağla çağır Allah'a  Kavuşturdu Rahman elhamdülillah Eğer umuyorsan huri cenneti  Leyle-i Kadir'de sen bul rahmeti  Ta'zim et bu maha Âşık Ruhsatî  Kavuşturdu Rahman elhamdülillah. ----- firak: Ayrılık. vurunak: Giyelim. ta'am: Yemek. nuş: İçmek. mah: Ay. serfiraz: Başını yükselten, üstün olan.

Feyzi Halıcı - Her Şey Yüzün Suyu Hürmetinedir

Yaşamak uğruna bir tanem ne varsa Her şey yüzün suyun hürmetinedir. Şu tablo, şu nehir, şu vişne dalı Her şey yüzün suyu hürmetinedir. Boş yere mi kumruların ötüştüğü, Yıldızların gece yarısı düştüğü. Şu yeşil kubbeleri süsleyen büyü Her şey yüzün suyu hürmetinedir. Şu dağ, beyaz beyaz, su mavi mavi, Aşkın şu bitmek bilmeyen alevi. Yolların sonunda ne varsa uhrevi Her şey yüzün suyu hürmetinedir. Bilinmez, ne sabırsa, işlenen taşa, Yanmak, kanarcasına dolun-ateşe; Hasret, vuslat dedikleri endişe, Her şey yüzün suyu hürmetinedir. Rüzgar gibi, dalgalar gibi, mesela; Bir içli türküyü söyler gibi hala, Şu taptaze sitem,şu tatlı bela, Her şey yüzün suyu hürmetinedir. Muhabbet bahsinde ey en büyük gerçek, Yorgun kanatlara kim yol gösterecek? Konuşan dil, büyüyen renk, açan çiçek Her şey yüzün suyu hürmetinedir..

Neyzen Tevfik - Mutasavvıfâne

Öz tenim değil mi bu toprak benim, Tanrı kitabında her yaprak benim, Gökten indiğime nişan istersen, Yıldızı karalı al bayrak benim. Bir gelincik gibi surun üstüne, Dikilmişim her gururun üstüne, Türk’ün içindeki nurun üstüne. Titreyen sevdalı her şafak benim. Erenler bezminde kanla yıkanmış, Derya-yı vahdete girmiş çalkanmış, Güneş ülkesinde ay yıldız kanmış, Canıma tak dedi iftirak benim. Bu ayrılık şirki yakışmaz Türk’e, Öz adam olana yeryüzü ülke, Süleyman tahtıdır havada gölge, Muhabbet sahbası iştiyak benim. Husnüne şeyn verir vuslat şarabı, Biryan-ı teranenin gamlı rebabı, Niçinlerin bulunmuyor hesabı, Devirden devire iltihak benim. Devrandan devrana akan şuleyim, Görülmez tutulmaz yakan şuleyim, Gönülden gönüle çakan şuleyim, Vuslatın sevdiği her firak benim. Uçarken havada gaflete daldim, Fena suretinden bir buse aldım, Süleyman tahtının altında kaldım, Cibril’i şaşırtan o Burak benim. Felek allem, kader kallem eyledi, Hind’de Buda Tûr’da. Musa eyledi, Beni bana herkes nasıl s...

Faruk Nafiz Çamlıbel - Yolcu İle Arabacı

— Gurbet ademden kara, hasret ölümden acı. Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? — Henüz bana "Yolunun sonu budur!" denmedi, Ben ömrümü harcadım, bu yollar tükenmedi. — Atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın, Nişanlımın gözleri yollarda kararmasın. — Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam, Bekliyenim olsa da razıyım kavuşmasam... — Bir kere görse gözüm köyün aydınlığını Kül bağlar içerimde bu kızıl kor yığını. — Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar, Benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar!