Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şeyh Galib - Tarih (Galata Mevlevihanesinin Semahanesi İçin Söylenen Tarihtir.)

Hân Selîm-i ma’delet-perver hidîv-i dâd-ger Zâhiren sultân-ı âlem mazhar-ı sultân-ı âşk Pâdişâh-ı heft-kişver âftâb-ı nûr-bahş Kim ziyâsıyla münevverdir ânın eyvân-ı aşk Yapdırıp bu hânkâhı resm-i nev-bünyâd ile Kurdu ervâh-ı ricâlullâha bir dîvân-ı aşk Ferşini arş-ı berîn-veş eyleyip pür-nûr-ı şevk Oldu hoşnûd-ı kemâl-i himmet-i pîrân-ı aşk Bir nâzarla eyledi ma’mûre-i sûr u sürûr Olmuş iken dest-bürd-ı vecd ile virân-ı aşk   Hazret-i Monlâya hürmet âlem-i tamîrdir Feyzi zîrâ andan almışdır bütün merdân-ı aşk Zühre bu dergehden eyler ahz-i âheng-i neşât Çünki olmuşdur semâ’ ile safa erkân-ı aşk Cezbe-i nûr-ı mahâbbetdir medâr-ı kâinât Anlamaz bu sırrı bir şeb olmayan mihmân-ı aşk Geldi bir mısra’la Gâlib ana târîh-i bülend Ayn-ı resm-i âsümân-ı bî-bedel meydân-ı aşk* ------------- ( Bu mısra, ebced hesabı ile 1206 (m. 1791-1792 )  tarihini vermektedir ve Galata Mevlevihânesindeki semâhane ile ilgili bir tadilata düşürülen tarihtir. )

Nedim - Gazel (Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana)

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı âl omuş sana Bûy-ı gül taktir olunmuş nâzük işlenmiş ucu Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem Zülf-i Hârûtun demek mümkin ki nâl olmuş sana Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş El-amân ey dil ne müşkilter su’âl olmuş sana Sen ne câmın mestisin billah kimin hayrânısın Kendin aldırdın gönül n'oldun ne hâl olmuş sana Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden Laʿlin öpdürmek bu hâletle muhâl olmuş sana 8. Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dil-ber Nedîm Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

Neyzen Tevfik - Ben Güzel Sevmeye Geldim

Derd-i firakın ile düşeli sevdâ-yı meye Müptelâyım, deliyim, düşmüşüm esrâr-ı neye Feleğin kahpe başında paralansın parası Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye

Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Ankara (Roman Özeti)

Eserin Adı : ANKARA Eserin Yazarı      : Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yayın Evi : Remzi Kitabevi Basım Yılı : 1972 1-)Eserin Konusu : Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanı ütopik bir romandır. Bu romanda yazarın özlediği, özlemini çektiği geleceğin Ankara’sı dolayısı ile Türkiye’sidir. 2-)Eserin Özeti :  Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övün...

Yahya Kemal Beyatlı - Rubai (Yârab ne müsâvâtı ne hürriyeti ver)

Yâ Rab, ne müsâvâtı ne hürriyeti ver Hattâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim Yâ Rab, bana bir ses yaratan kudreti ver 

Mehmet Rauf - Eylül (Roman Özeti)

ESERİN ADI: EYLÜL YAZARI: MEHMET RAUF YAYIN EVİ VE ADRESİ: HİLMİ  KİTABEVİ  BASIM YILI: 1946 1. ESERİN  KONUSU :   Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır. 2.ESERİN  ÖZETİ :  Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz  bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer  akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.  Necip de hem dostarı hemde akrabaları  olarak Suat ve Sür...

Fuzuli - Rubai (Ger kûyuna gönlüm güzer eyler güstâh)

Ger kûyuna gönlüm güzer eyler güstâh V'er kaddüne çeşmüm nazer eyler güstâh ‘Ayb eyleme reng-i çehre-i zerdüm gör Kim çohları ‘âlemde zer eyler güstâh ----- Mef ‘û lü / me fâ ‘î lü / me fâ ‘î lün / fa‘ Bugünkü Türkçemizle ifadesi: Ey sevgili, gönlüm mahallende küstahça gezerse ve gözüm boyuna bosuna küstahça bakarsa, sarı  yüzümün rengini gör de beni ayıplama. Çünkü sevgili, bu âlemde nicelerinin (benzini) sarartmıştır. Açıklama: Âşık, eğer gönlümün senin köyünde olmasını yani sende olmasını, gözümün boyuna bosuna takılmasını kınıyorsan şu sararmış solmuş yüzüme bak da bu hallerimi ayıplama ey sevgili, diyor. Sarı yüz âşıklık alâmetlerindendir. Bu durum, bu nedenle olağandır. Çünkü sevgili bütün âşıklarını bu hale getirmiştir. Boy bos da sevgilinin en önemli güzellik unsurlarındandır. Çoğu zaman serve, şimşada, bâlâya benzetilir. Ahmedî’ nin şu beyitinde de sevgilinin boyunun serve benzetilmesini ve âşığın hayal âlemini tuttuğu görülmektedir: Kaddün hayâli dutdu gözümde vatan belî ...

Atakişiyeva Həcər - 20 aprel professor Bədirxan Əhmədovun 71 yaşı münasibəti ilə təbrik

Munis Faik Ozansoy - Gözlerin Denizleri Düşündürür

Gözlerin denizleri düşündürür insana, Ve nasıl, enginleri aşıp gelen gemiler, Fırtına akşamları, atılırsa limana, Kalbim kirpiklerine öyle sığınmak ister. Nedir, hiç düşündün mü, gemiler için kıyı, Dalgalar ortasında ne demektir bir liman? Duydun mu tayfaların söylediği şarkıyı, Bir geminin sulara demir attığı zaman? Rıhtımda halat çözen çımacıya sorarsak, Rüya ufuklarını, düşündürür bir gemi.. Yurdundan, karısından, çocuklarından uzak Kaptanın gözlerinde tüter dönüş özlemi. Bırak, bütün bir gece hayallerinle yorgun Gözlerim gözlerinin sularında uyusun...

Karacaoğlan - Dağlar Geçit Verin Konup Göçeyim

Dağlar geçit verin konup göçeyim Bir daha bu ile gelmeyesiye Bağrıma hançerin salan illeri Bir daha dönüp de görmeyesiye Eller göçün çekti ben göçemedim Yar elinden dolu bad-içemedim Yar bana gücenmiş kusur işledim Hesabın us yetip vermeyesiye Kavlim doğru benim demedim yalan Garip candan geri nem var ki kalan Bir avuç topraktır gözüme dolan Murada yeltenip ermeyesiye Dönem dolaşam bu gurbet illeri Saçıma doladım ben ak telleri Dostun bahçesinde açan gülleri Bir sabah yar gelip dermeyesiye Karacaoğlan der sen de ben gibi İkimiz de bir tepede gün gibi Yar eline kına yakmış kan gibi Boyasın yarama sürmeyesiye

Fuzuli - Rubai (Biz ‘âlem-i ‘ışk ‘âlem-ârâlarıyuz)

Biz ‘âlem-i ‘ışk ‘âlem-ârâlarıyuz Mey-hâne-i derd dürd-peymâlârıyuz Gül-berg-i nedâmet çemenidür âlem Biz bu çemenün bülbül-i şeydâlarıyuz

Anonim Türk Halk Edebiyatında Türler ve Özellikleri

Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu, sözlü geleneğe dayalı edebiyattır. Sözlü olduğu için, ürünler; halk arasında dilden dile geçtikçe zaman, kişi, yer unsurlarına bağlı olarak değişikliğe uğramıştır. Anlatım, sözlü edebiyat geleneklerine uygundur. Süsten uzak, açık, net, anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Daha çok; aşk, hasret, yiğitlik, ölüm gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenmiştir. Anonim Halk Edebiyatı Düzyazı (Nesir) Ürünleri:

Abdukarim Jumaboyev - San’atim

Ko‘zimga qatra yosh ilingan chog‘lar, Ko‘ksim tikanlarga tilingan chog‘lar, Ayriliq azobi bilingan chog‘lar, Suyanchim sen bo‘lding, aziz san’atim. Dunyo g‘amlaridan sabrim bitsa ham, Qalbimni quzg‘unlar zog‘lar titsa ham, Ishongan do‘stlarim tashlab ketsa ham, Ishonchim sen bo‘lding, aziz san’atim. Telba dunyo mani ming kuyga solsa, G‘arazli nigohlar yoqamdan tutsa, Bechora bu ko‘nglim yolg‘izlab qolsa, Tayanchim sen bo‘lding, aziz san’atim. Boshimga yog‘dirib turfa balolar, Ko‘nglim siyoh qilsa ko‘ngli qarolar, Mehribon onamdek qilib duolar, Yupanchim sen bo‘lding, aziz san’atim. San’atim qadringni ayt kimlar bilur, Ko‘ngli ishq dardidan yarimlar bilur, Seni jondan sevgan Karimlar bilur, Quvonchim sen bo‘lding, aziz san’atim.

Gültekin Sâmanoğlu - Sevmek Sevilmek Üstüne

Çiçek misin, kuş musun; rengin, kokun ve sesin Varla yok arasında; hayaldesin düşdesin. Ellerin yeşil ışık, sonrası hep kırmızı; Sabahlarımda şiir, akşamları bestesin. Gel desem geliversen pür heyecan, pür neş'e; Ah bir söyleyebilsem: 'eller ne derse desin! ..' Bu çağrı hangi nazı getirmezdi insafa? Naz değil o, anladım: çaresiz boş hevesin. Sevmişsin ya ne çâre, böylesi sevildin mi? 'Sevilmek kâfi' diye, verdiğin karar kesin. Sevmenin, sevilmenin doruğundasın, tamam; Sevdiğine kul köle, candan sevene nesin? Hayatı kucaklayan doyumsuz yorgunlukla, Yorgun gönülgözüme inen en son perdesin. Bunca yıl sonrası bu, kırkbir kere maşallah! Bırak artık bu rüzgâr nasıl eserse essin...

Bahar Bərdəli - Ay Laçın... Can Laçın...

-   Anaaa!!! Ataa!!!  Qardaşşş!!!  Hardasınız???  - Səs dağlara dəyib əks-səda verirdi.- Gəli-n-nn! Mən Laçındayam!!! Evimizdəyəm!... Evimizdə!!! Eşidirsizmi!??? Sizin Laçın balanız Laçındadı!!! Axır ki Laçına qayıtmışıq! Qayıtmışıq,  heyyy! Görürsünüzmü məni?! - Haray səsindən dağlar, daşlar lərzəyə gəlmişdi. - Məni tək qoymayın bu ulu dağların arasında...  gəlin!! - Laçın xanım evimiz dediyi yalnız  karkası qalmış dörd sutundan birini qucaqlamışdı. – Anaa, evimiz yerlə yeksandı, ana... İsti yuvamız kol-kos olub, ata!!! Gəlin, gözlərinizlə görün!!! Bu evi biz necə zülümlə, əzab-əziyyətlə tikmişdik... O daşların çoxunu mən daşımışdım  indi qurumuş bu əllərimlə... Səsimə səs verin,  heyyy!!! Mən bu doğma evimdən ermənilərin əlindən baş götürüb qaçanda evin təp-təzə pəncərələrinin təp-təzə pərdələrini  çəkib örtmüşdüm. Təzə qapını ehtiyatla qıfıllamışdım  ki, üstünə cızıq düşməsin!  Bir neçə günə qayıdarıq, demişdim... Açarl...

Nəbi Xəzri - Sənin üçün

Qarlı bir zirvə olsan, Ağ buludun olaram. Dərin xəyala dalsan, Mən sükutun olaram.   Çəmən olsan əgər sən, Sərin yağış çilərəm. Əgər dənizə dönsən Sahilə çevrilərəm.   Qovmuşam dərdi, qəmi, Xoşbəxtin ilki mənəm. Səslənsən nəğmə kimi, Sözlərin, bil ki, mənəm!   Məni susdursa zaman, Səni özüm sanaram. Səhər kimi oyansan, Günəş kimi yanaram.

Şeyh Galib - Kaside (Der Vasf-ı Şerîf-i Ebubekr'is-Sıddık Raziyallahü Teâlâ Anhü)

Sıdk ile mâ sadak-ı safâdır Sıddîk Sîne-i sâf ile sadrü’l-hülefâdır Sıddîk Sânî isneyn Muhammed dedi Hallâk-ı azîm İz hümâ kavlini seyr et ne hümâdır Sıddîk Bakdı tecrîdîne sükkân-ı semâ giydi hasîr Ol kadar müntesib-i Âl-i Âbâdır Sıddîk Bir velidir ki ”Velâ tahzen” ana oldu hitâb Nass-ı Kur’ân ile mâkbûl-i Hudâdır Sıddîk Zevki irfânı ile kıldı resûl-i tasdîk Hüphesiz matla’-ı envâr-ı vefâdır Sıddîk Yevm-i bedr aldı arîş üzre cenâb-ı Ahmed Reşk-i şems ü kamer ü arş ü semâdır Sıddîk İsm-i bâtından alıp feyz-ı zuhûru imdâd Samt ile mürşid-i erbâb-ı Hudâdır Sıddîk Sözü hemseng-i güher olduIuna şâhiddir Sadef-i leblerin âheste küşâdır Sıddîk Ehl-i red ile olan harbî delîl-i vâzıh Hubb-ı Hakk hilât-i hassına sezâdır Sıddîk Feth-i ebvâb-ı kerâmetidir el-yevm neser Âşinâ-yı harem-i hass-ı vilâdır Sıddîk “Ekrizullâhda” sermâyesinin etdi î’sâr Sûreti-i müntehâb-ı fakr ü fenâdır Sıddîk  Me-arefnâ ki bak el-aczü anil idrâke Bir niyâm içre meger tîg-i dü-tâdır Sıddîk Etmeden mû’cize bürhânı ta...

Mehmed Akif Ersoy - Hakkın Sesleri - Ayet Meali (Âl-i İmrân, 110) - (Safahat'tan - 55)

“Siz iyiliği emreyler, kötülükten nehyeder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz...” (Kur’an, Âl-i İmrân, 110) Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz: Gelmişiz dünyâya milliyyet nedir öğretmişiz! Kapkaranlıkken bütün âfâkı insâniyyetin, Nûr olup fışkırmışız tâ sînesinden zulmetin; Yarmışız edvâr-ı fetretten kalan yeldâları; Fikr-i ferdâ doğmadan yağdırmışız ferdâları! Öyle ferdâlar ki: Kaldırmış serâpâ âlemi; Dîdeler bir câvidânî fecrin olmuş mahremi. Yirmi beş yıl, yirmi beş bin yıl kadar feyyâz imiş! Bak ne ânî bir tekâmül! Bak ki: Hâlâ mündehiş Yâd-ı fevka’l-i’tiyâdından onun târîhler; Görmemiş benzer o müdhiş seyre, hem görmez beşer. Bir taraftan dînimiz, ahlâkımız, irfânımız; Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsânımız; Yükselip akvâmı almış fevc fevc âgûşuna; Hepsi dalmış vahdetin âheng-i cûşâcûşuna. Emr-i bi’l-ma’rûf imiş ihvân-ı İslâm’ın işi; Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi. Kimse haksızlıkt...

Atakişiyeva Həcər - Nizami Gəncəvi və Füzuli yaradıcılığında eşq konsepsiyası: dünyəvi hissdən ilahi məhəbbətə

Rıza Tevfik Bölükbaşı - Humma-yı Aşk

Hastayım, yalnızım, seni yanımda Sanıp ta bahtiyar ölmek isterim, Mahmur-u hülyayım, cam-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. Bir olmaz emelin düştüm peşine, Vuruldum hüsnünün şen güneşine. Kara gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Talihin kahrı var her hevesinde Boğulmuş Figanlar titrer sesimde, O nazlı ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim.

Hasan Latif Sarıyüce - 23 Nisan

Bu ne duru sabah, ne temiz hava, Geliyor her yandan Nisan kokusu. Sevinçten deliye dönmüş her yuva, Sarmış gönülleri vatan duygusu. Gelincikler gibi al al bayraklar, Evlerden sarkıyor, gökler de dolu. Nabızlar pek hızlı, coşkun yürekler, Sanki aslan bugün her Türk'ün oğlu! Şu mini miniler tombul yanaklı, Yerlerinde bile duramıyorlar. Hepsinin elleri çifte bayraklı, Gözlerinde şimşek şimşek sevgi var. Yeniden oluyor her şey, yeniden, Yanıyor Atatürk içimizde bak! Atatürk, bu kara günü ak eden, Atatürk; andımız, en kutlu sancak. Eğlenin yavrular, gülün çocuklar. Coşsun gönlünüzde Türklük duygusu. Havanın bile bir coşkun hâli var, Her yönden geliyor Nisan kokusu.

Ali Mümtaz Arolat - Ölüm ve Unutulmak

Bir gün kışı hatırlatan bir akşam Ruhumda son kalan mana uçacak, O gün dinlenecek vücudum ancak, Kulaklarım kurşun ve gözlerim cam. Birden örtülecek önümde dünya Bir anda silinip yakın uzaklar Beni tahtalara uzatacaklar; Bitecek yaşamak, bu yarım rüya. Her dakika biraz daha kırılan Kalbim parçalanmış, yazık, içimde. Artık ıstırap yok, artık içimde Çöreklenmeyecek her gün bir yılan. Kapatacak bana aşina bir el Gözlerimi kesik hıçkırıklarla Oh, kalbe batmayan bu kırıklarla Her yasa yabancı kalmak ne güzel! .. Seneden seneye ve ağır ağır Gömüleceğim ben de ine ine Hareketsiz ve kör, dilsiz ve sağır, Boş bir karanlığın derinliğine.

Neyzen Tevfik - Koşma

Resim: Hakkı Uslu Dudağında yangın varmış dediler, Tâ ezelden yayan koşarak geldim. Alev yanaklara sarmış dediler, Sevdâ seli oldum; taşarak geldim. Kapılmışım aşk oduna bir kere, Katlanırım her bir cefâya, cevre Uğraya uğraya devirden devre Bütün kâinatı aşarak geldim. Yapmak, yıkmak senin bu gamlı ömrü. Ben gönlümü sana verdim götürü. Sana meftûn olduğumdan ötürü Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim.

Ümit Yaşar Oğuzcan - Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Bu kadar yürekten çağırma beni Bir gece ansızın gelebilirim Beni bekliyorsan, uyumamışsan Sevinçten kapında ölebilirim Belki de hayata yeni başlarım İçimde küllenen kor alevlenir Bakarsın hiç gitmem kölen olurum Belki de seversin beni kim bilir Kal dersen, dağlarca severim seni Bir deniz olurum ayaklarında Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz Kalbim duruverir dudaklarında. Ya da unuturum kim olduğumu Hatırlamam belki adımı bile Belki de çıldırır, deli olurum Sana kavuşmanın heyecaniyle Aşk bu, bilinir mi nereye varır Ne durdurur özleyeni, seveni Bakarsın ansızın gelebilirim Bu kadar yürekten çağırma beni.

Arif Nihat Asya - Altıncı Ayağın Tekmesi

“Ve Allah Âdemoğluna bir çift omuz daha verseydi, Yükler bu kadar ağır gelmez, Bel, beller böyle bükülmezdi. Haftanın sekizinci günü, Ayın beşinci haftası, Yılın on üçüncü ayı, Takvimlerin yazılmamış, yazılmayacak, Basılmamış, basılmayacak yapraklarında kaldı… Bu dünyada gerçeği söylemek ikinci dile bırakıldı. Ve ikinci dil yaratılmadı. Gerçeği duymaya, dinlemeye, tahammül gücünü Üçüncü kulağa bıraktılar. Üçüncü kulak yaratılmadı. Alkışlamaktan ve alkışlanmaktan hoşlananlar, İnsanın bir çift eli daha olmasını -Kim bilir- ne kadar isterlerdi! Fakat benim merakım -sadece- şu ki: Suratlarda üçüncü elin tokadı acaba nasıl şaklardı? “Bunlar olacak şey mi?” diyeceksiniz Bunları ancak altıncı ayağın tekmesini yiyenler düşünebilir. Belli ki siz yememişsiniz.”

Aşık Veysel - Aldanma Cahilin Kuru Lafına

Aldanma cahilin kuru lafına Kültürsüz insanın külü yalandır Hükmetse dünyanın her tarafına Arzusu hedefi yolu yalandır Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz Gül dikende biter diken gül olmaz Diz diz eden her sineğin bal'olmaz Peteksiz arının balı yalandır İnsan bir deryadır ilimle mahir İlimsiz insanın şöhreti zahir Cahilden iyilik beklenmez ahir İşleği ameli hâli yalandır Cahil okur amma alim olamaz Kâmillik ilmini herkes bilemez Veysel bu sözlerin halka yaramaz Sonra sana derler deli yalandır

Fuzuli - Rubai (Gül devri hoş ol ki duta gül-fâm kadeh)

Gül devri hoş ol ki duta gül-fâm kadeh Bezminde demi dutmaya ârâm kadeh Her subh ki hûr-şîd-sıfat kaldura baş Bezmin bezeyüp gezdüre tâ şâm kadeh ---------- Mef ‘û lü / me fâ ‘î lü / me fâ ‘î lü / fa ‘il Bugünkü Türkçemizle ifadesi: Gül zamanı gül renkli kadeh sunulursa güzeldir. Kadeh, senin meclisinde bir an olsun huzur bulmaz. (Kadeh) güneş gibi her sabah baş kaldırınca akşama kadar meclisini süsleyerek gezer. Açıklama: Klasik şiirin en önemli mevsimi bahardır. Bu sebeple sık sık bahçe tasviri yapılmakta ve sevgilinin güzellik unsurlarıyla benzerlik ilişkisi kurulmaktadır. Baharın gelişi âşıkların mutlu olması için tek başına yeterli değildir. Burada da bahar gelmiş, güller açmıştır ama bu gül devrinin âşıkları mutlu edebilmesi için gül gibi kızıl şaraplar sunması beklenmektedir. Öyle ki sevgilinin meclisinde zaman nasıl akıp gidiyor anlaşılmasın. Bu meşk sabahtan akşama kadar devam etmelidir. Âşık, zamanı da kendini de unutacak hale gelir. Kadehin havaya kaldırılması yahut başa çek...

Ümraniye Belediyesi 22. Geleneksel Resim, Hikâye Ve Şiir Yarışması’na Başvurular Başladı

Ümraniye Belediyesi, Geleneksel Resim, Hikâye ve Şiir   Yarışmalarının 22.sini başlattı. Yarışmalarda dereceye girenler, her yıl olduğu gibi para ödülünün ve çeşitli hediyelerin sahibi olacaklar. Her yıl düzenlediği yarışmalarla edebiyat ve sanat dünyasına yeni yetenekler kazandıran Ümraniye Belediyesi, Geleneksel Resim, Hikâye ve Şiir Yarışmalarının 22.sini başlattı. Yarışmalarda dereceye girenler, para ödülü ve çeşitli hediyelerin sahibi olacaklar. Yarışmaların seçici kurulu ise, tanınmış sanatçı, edebiyatçı ve akademisyenlerden oluşmaktadır. “KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL” Temalı Resim Yarışması Ümraniye Belediyesi tarafından bu yıl 22.si düzenlenen Geleneksel Resim Yarışması’nda; birinciliği elde eden esere 90 bin TL, ikinciye 75 bin TL, üçüncüye 60 bin TL ve mansiyonların her birine 20 bin TL para ödülü verilecektir. Bu yılki teması “KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL” olarak belirlenen yarışmada; İstanbul’un tarihte ve günümüzdeki önemine dikkat çekilmek istenmiş, sanatçı bakışıyl...