Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mehmed Akif Ersoy - Bir Resmin Arkasına Yazılmış İdi (Safahat'tan - 31)

  Kiminin yâd-ı ihtirâmı kalır, Kendi gittikte cânişîni olur; Kiminin bir yığın meberrâtı , Toplanır, heykel-i metîni olur; Kiminin de olanca hâtırası, Böyle bir sâye-i hazîni olur!

Orhan Veli Kanık - Giderayak

Handan,hamamdan geçtik Gün ışığındaki hissemize razıydık Saadetinden geçtik Ümidine razıydık Hiçbirini bulamadık Kendimize hüzünler icadettik Avunamadık Yoksa biz... Biz bu dünyadan değil miydik?

Shukur Qurbon - Sog'inch darvozasi

  1 Oʼgʼlim, sen borsan-u, nega yoʼqdaysan? Oʼgʼlim, kul ostida qolgan choʼgʼdaysan. Bu kul nima, oʼgʼlim? Seni topmishdir, Gul umring bamisli xazon yopmishdir. Gul umr avvali, axir, gʼunchalik, Gʼunchaning qismati, nahot, shunchalik: Sen sari borgali barcha yoʼllar berk, Damlar bark, kunlar berk, oyu yillar berk. Faqat yoʼllarida tikanlar sochiq Sogʼinch darvozasi menga lang ochiq. Taqdirdan qayga ham boarding qochib? Hayhot, bu darvoza senga ham ochiq. Unib-oʼsmay turib, kulmay bir shoʼx-shan, Sening ham koʼksingga sanchilar tikan. Yetimcha, deyishsa, seni oʼylayman, Seni qizgʼonaman, seni kuylayman.

Ahmet Hamdi Tanpınar - Mavi Maviydi Gökyüzü

  Mavi, maviydi gökyüzü Bulutlar beyaz, beyazdı Boşluğu ve üzüntüsü İçinde ne garip yazdı...

Mehmed Akif Ersoy - Bir Mezar Taşına Yazılmış İdi (Safahat'tan - 30)

  Şu fânî zindegâniyle hayât-ı câvidânînin , Telâkî-gâhıdır makber denen son menzil-i ârâm. Hayat ölmekle bitmiş olsa bir şey anlaşılmazdı; Evet, bir ömr-i sânî var: Değil hilkat abes mâdâm . Sen ey gâfil beşer, âlemde bir te’mîn-i istikbâl Edeydim, der çekersin ihtiyârî bir yığın âlâm. Eğer üç günlük istikbâl için ferdâyı anmazsan, Hederdir, korkarım, dünyâda imrâr ettiğin eyyâm . Hakîkî bahtiyâr ancak o âdemdir ki, dünyâdan Giderken mâmelek nâmıyle terk eyler büyük bir nâm. İlâhî! Doğru bir meslek nasıl bulsunlar insanlar, Hakâik hep dururken perde-pûş-i zulmet-i evhâm ?

Mehmed Akif Ersoy - Ressam Haklı (Safahat'tan - 29)

Bir zaman vardı ya târîh-i mukaddes modası... Yeni yaptırdığı köşkün büyücek bir odası, Mutlaka eski tesâvîr ile ziynetlensin, Diye, ressam aratır hayli zaman bir zengin. Biri peydâ olarak, “Ben yaparım” der, kolunu Sıvayıp akşama varmaz, sekiz arşın salonu Sıvar amma ne sıvar! Sâhibi der:         – Usta, bu ne? Kıpkızıl bir boya çektin odanın her yerine! – Bu resim, askeri basmakta iken Fir’avn’ın , Bahr-i Ahmer yarılıp geçmesidir Mûsâ’nın. – Hani Mûsâ be adam?         – Çıkmış efendim karaya... – Fir’avun nerde?         – Boğulmuş.                 – Ya bu kan rengi boya? – Bahr-i Ahmer ay efendim, yeşil olmaz ya bu da! – Çok güzel levha imiş! Doğrusu şenlendi oda!

Yunus Emre - Ol kişinün yokdur yâri iş bu cihân zindân ana (11)

Ol kişinün yokdur yâri iş bu cihân zindân ana Dimesün kim ben şâdıyam ya şâdılık kandan ana

Karacaoğlan - Koşma (Yazın Evvel Baharında)

Yazın evvel baharında Teferrüçte gör almayı Yel esip yere düşmeden Budağında kır almayı

Mehmed Akif Ersoy - Köse İmam (Safahat'tan - 28)

- Kardeşim Ali Şevki Efendi Hoca’ya - İlmi az, görgüsü çok, fıtratı yüksek bir imam Tanırım ben, ki hayâtında tanıtmıştı babam. “Kim bilir; şimdi ne âlemde benim şanlı Köse’m; Görmedim üç senedir, bâri gidip bir görsem...” Diyerek, dün gece güç hâl ile buldum evini. Koca insan; ne şetâretle kabul etti beni: – Gel ayol gel, Hocazâdem, bizi ihyâ ettin... Ne kerâmetçe tesâdüf; seni andıktı demin. Kahveler, nargileler, enfiyeler , şerbetler, Rûhu lebrîz-i safâ eyleyecek sohbetler, Hepsi mebzûl idi mecliste. Ne a’lâ; derken, Kapı şiddetle çalınmaz mı?

Oyhan Hasan Bıldırki - Kadersiz Başım Oy

Hani ne derler Han’ım, kara haber sınır tanımaz. Kara haber tez duyulur. Bu defa da öyle oldu. Bütün Bursa çalkalandı. Ak saçlı analar, babalar, bağırlarını, başlarını yoldular. Koşa badem ağızlı, kınalı parmaklı gelinler, kızlar çok ağlayıp, yüzlerini yırtıp dövündüler. Yavru balaban bakışlı oğlancıklar, göğsü güzel balacıklar melül, mahzun bakışıp kaldılar. Hemen herkes bir başka yorumda bulundu. Töreyi bilen ulular ayıttılar:

Ömer Seyfeddin - Pembe İncili Kaftan

  Büyük kubbeli serin divan, bugün daha sakin, daha gölgeliydi. Pencerelerinden süzülen mavi, mor, koyu kahverengi bahar ışıkları, çinilerin yeşil derinliklerinde birikiyor, koyulaşıyordu. Yüksek ipek şiltelere diz çökmüş yorgun vezirler, önlerindeki halının renkli nakışlarına bakıyorlar, uzun beyaz sakalını zayıf eliyle tutan ihtiyar sadrazamın sönük gözleri, gayet uzak, gayet karanlık şeyler düşünüyor gibi, mevcut olmayan noktalara dalıyordu. — Cesur bir adam lazım, paşalar... dedi, biz onun sırmalara, altınlara, elmaslara gark ederek gönderdiği elçisine padişahımızın elini öptürmedik, ancak dizini öpmesine müsaade ettik. Şüphesiz o da mukabele etmeye kalkacak. — Şüphesiz. — Hiç şüphesiz. — Mutlaka...

Mehmed Akif Ersoy - Mahalle Kahvesi (Safahat'tan - 27)

  Kardeşim Hüseyin Avni’ye “Mahalle kahvesi!” Osmanlılar bilir ne demek? Tasavvur etme sakın “Görmedim nedir?” diyecek. Dilenci şekline girmiş bu sinsi cânîler, Bu, gündüzün bile yol vermeyen, harâmîler, Adımda bir dikilir, azminin, gelir, önüne... Zavallı yolcunun artık kıyar bütün gününe! Evet, dilenci sanır seyr eden kıyâfetini; Fakat bir onluğa âgûş açan sefâletini, Görüp de rikkate şâyân, biraz sokulsa, hemen, Vurur şikârını tâ kalbinin samîminden! Mahalle kahvesi hâlâ niçin kapanmamalı? Kapansın, elverir artık bu perde pek kanlı! Hayır, bu perde, bu Şark’ın bakılmayan yarası; Bu, çehresindeki levsiyle yurda yüz karası; Hayâtımızda gediktir “gedikli” nâmıyle, Açık durur koca bir kavmin ihtimâmıyle! Sakın firengiye benzetmeyin fecâ’atini : Bu karha milletin emmekte rûh-i gayretini. Mahalle kahvesi Şark’ın harîm-i kâtilidir; Tamam o eski batakhâneler mukâbilidir . Zavallı ümmet-i merhûme ölmeden gömülür; Söner bu hufrede idrâki, sonra kendi ölür... Muhît-i levsine dolmuş ki öyle...

Ömer Seyfeddin - Bir Çocuk: Aleko

  Küçük Ali yorgun uykusundan uyandı. Kalktı. Gece yattığı tozlu fundalıklardan çıktı. Ilık, parlak bir güneş her tarafı ısıtıyordu. Bulutsuz hava bembeyazdı. Çalıların üstünde kuşlar cıvıldayarak uçuşuyordu. Kalktı. Bir av arıyormuş gibi tereddüdü adımlarla bodur böğürtlen dallarını hışırdatarak şoseye indi. Bir ileri, bir geri baktı. Her taraf tenha idi. Durdu. Uzun, kıvırcık kirpikli iri siyah gözlerini yırtık çarıklarına dikti. Düşündü. Sırtındaki tozlu deri torbada yarım ekmekle bir soğandan başka bir şeyi yoktu. Altı aydır Gelibolu'da, bir Rum fırıncının yanında çalışıyordu. Birkaç gün evvel hükümet, "Muharebe olacak" diye ustasını diğer Hıristiyanlarla Anadolu'ya geçirmişti. Gelibolu'da akrabası filan yoktu. Barınacak bir yer bulamadı. Köyüne dönmüştü, ama köyünde de kimseyi bulamamıştı. Evler kapanmış, ahırlar boşalmış, küçük cami meydanı at, araba, asker, çadır dolmuştu. "Buralarda muharebe olacak, devlet ahaliyi geri çekti." diyorlardı. Küçük A...

Ahmet Kutsi Tecer - Kır Uykusu

Ne hoştur kırlarda yazın uyumak! Bulutlar ufukta beyaz bir yumak, Ağaçlar bir derin hulyaya varmış, Saçında yepyeni teller ağarmış. Baş yorgun, yaslanır yeşil otlara, Göz dalgın, uzanır ta bulutlara. Öğleyin bu uyku bir aralıktır, Saf hava bir kanat gibi ılıktır. zaman gönülde ne varsa dinler, Yüzlere tülümsü bir buğu iner. Erirken sıcakta yaz kokuları, Ne hoştur, ne hoştur kır uykuları!

Oybek - Na'matak

Nafis chayqaladi bir tup na'matak Yuksakda, shamolning belanchagida, Quyoshga ko'tarib bir savat oq gul, Viqor-la o'shshaygan qoya labida, Nafis chayqaladi bir tup na'matak...

Yunus Emre - ‘Aceb ‘aceb ne nesnedür bu derdile firâk bana (10)

‘Aceb ‘aceb ne nesnedür bu derdile firâk bana  Cânumı serhoş eyledi ‘ışk agusı tiryâk bana 

Zahirüddin Muhammed Babür

    Babür’ün hayatını anlatmaya adının manası ile başlamak isteriz: “Babür”, Hindistan taraflarında yaşayan bir çeşit kaplan demektir. Gerçekten de Babür Mirza, vücut yapısı, bileği ve yüreği ile bir kaplan hatta bir arslandır. Lakin çoğu zaman açık sözlü, duygulu, merhamet ve vicdan sahibi bir insandır. 6 Muharrem 888’de (14 Şubat 1483) Fergana vadisinde bulunan Ahsi’de doğdu. Babası Emir Temür’ün torunlarından Fergana hâkimi Ömer Şeyh, annesi Cengiz Han’ın torunlarından Yûnus Han'ın kızı Kutluğ Nigâr Hanım'dır. Babür’ün çocukluğu hakkında fazla bilgi yoktur. Babasının bir kaza sonucu uçuruma düşerek ölmesi üzerine 5 Ramazan 899'da (9 Haziran 1494) henüz on iki yaşında iken Fergana hükümdarı oldu. On iki yaşında devlet yöneten birinin çocukluğunu yaşadığı da söylenemez.

Mehmed Akif Ersoy - Dirvas (Safahat'tan - 26)

  Derler ki: Ümeyye’den Hişâm’ın Devrinde, yakınlarında Şâm’ın, Üç yıl ekin olmamış kuraktan. Can kaydına düşmüş artık urban . Her hayme mezâr olup kapanmış: Altında beş on kadîd uzanmış! Bakmış ki meşâyih-i kabâil : Sıyrılmayacak bu derd-i hâil; Bir karyede toplanıp, demişler: Durdukça helâkimiz mukarrer. Mâdem ki şüyûhuyuz bu halkın, Kalkın gidelim Hişâm’a, kalkın. Bir duysa Halîfe’miz bu hâli; Var merhamet etmek ihtimâli. Hiç ak sakalıyla bir alay pîr, Eyler de Emîr’e hâli tasvir, Görmez mi o, halkı rahme şâyan? Sultansa da taş değil ya: İnsan!

Orhan Seyfi Şirin - Saçlarını Zindan Zindan Sal Bu Gün

Bu sevda aklımı baştan alalı Bir hırçın denizim deli dalgalı Bir Yunus ol göğsü pul pul kınalı Gözlerime birer birer dal bu gün

Alisher Navoiy - G'azal - 1 (Ashraqat min aksi shamsil-ka`si anvorul-xudo / Badoyi' ul-bidoya)

  Ashraqat min  aksi shamsil-ka`si anvorul-xudo, Yor aksin mayda ko`r, deb jomdin chiqti sado. G`ayr naqshidin ko`ngul jomida bo`lsa zangi g`am, Yo`qtur, ey soqiy, mayi vahdat masallik g`amzudo. Ey xush ul maykim, anga zarf o`lsa bir sing`on safol, Jom o`lur getinamo, Jamshid ani ichgan gado. Jomu may gar buyladur, ul jom uchun qilmoq bo`lur Yuz jahon har dam nisor, ul may uchun ming jon fido. Dayr aro hush ahli rasvo bo`lg`ali, ey mug`bacha, Jomi may tutsang meni devonadin qil ibtido. Toki ul maydin ko`ngul jomida bo`lg`ach jilvagar Chehrayi maqsud, mahv o`lg`ay hamul dam moado. Vahdate bo`lg`ay muyassar may bila jom ichrakim, Jomu may lafzin degan bir ism ila qilg`ay ado, Sen gumon qilg`ondin o`zga jomu may mavjud erur, Bilmayin nafy etma bu mayxona ahlin, zohido. Tashnalab o`lma,  Navoiy, chun  azal  soqiysidin «Ishrabu yo ayyuhal-atshon» kelur har dam nido.

Ali Şir Nevai, Doğumunun 584. Yılında Türk Dünyasında Anıldı

  Ali Şir Nevai, doğumunun 584. yılında Özbekistan başta olmak üzere bütün Türk dünyasında anıldı. 9 Şubat 1441'de bugünkü Afganistan’ın Herat şehrinde doğan Ali Şir Nevai, yazdığı divanları ve gazelleriyle Çağatay Türkçesini geliştirdi ve yaygınlaştırdı. Çağdaş Özbekçenin temellerini atan Nevai, hayatı boyunca Türkçenin zenginliğini göstermeye çalıştı. Bu yıl doğumunun 584.yılı münasebetiyle Özbekistan'ın başkenti Taşkent ve dünyanın bir çok şehrinde anma törenleri düzenlendi. Nevai şehrinde de “Ali Şir Nevai ve Şark Rönesansı” konulu 4. uluslararası sempozyum yapıldı.Sempozyum'a Türkiye başta olmak üzere bir çok ülkeden bilim insanları katıldı.  Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev sempozyuma yolladığı mektupta,  “Hazreti Mir Ali Şir Nevai’nin son derece zor şartlarda milli ve evrensel idealleri yükselttiğini, Özbek edebi dilini kurduğunu ve ölümsüz ruhunu, kudretini ve zarafetini her bakımdan ispat ettiğini söylersek, gerçek bir manevi cesaret örneğidir.” dedi. ...

Hüseyin Nihal Atsız - Mutlaka Seveceksin

  Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın...

Ziya Osman Saba - Sebil ve Güvercinler

Çözülen bir demetten indiler birer birer, Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun. Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun, Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

Türklük Biliminin Büyük Hocası Zeynep Korkmaz Vefat Etti

Türklük biliminin farklı meselelerine dair yaptığı çalışmalar ve hazırladığı eserlerle Türk diline önemli hizmetleri olan, Türklük biliminin ulu çınarlarından Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, 6 Şubat 2025 tarihinde vefat etti.

Mikayıl Müşfiq - Həyat sevgisi

Ah, mən gündən-günə bu gözəlləşən İşıqlı dünyadan necə əl çəkim? Bu yerlə çarpışan, göylə əlləşən Dostdan, aşinadan necə əl çəkim?

Alisher Navoiy - Badoyi' ul-bidoya, Debocha

      Fasohat devonining g`azalsaroylari tab` maxzanidin sho`ridahol oshiqlar xirmani joniga o`t solg`udek bir otashin la`l nazm silkiga torta olmag`aylar, agar so`z debochasin ul soni` javohiri hamdi bila murassa` qilmag`aylarkim, ishq ahlin olmosi lison sharafi va gavhari bayon lutfi bila soyir insonning durratul-toji qildi. Subhonallohu huval-aliyul-mutaol, Kim ayladi ishq bahrini molomol. Insonni chu anda soldi g`avvos misol, Ham gavhari hol berdi, ham durri maqol.               Va balog`at bo`stonining chamanoroylari xayol gulshanidin sohibjamol ma`shuqlar gulbuni husnig`a ziynat bergudek bir otashin gul vazn guldastasig`a bog`lay olmag`aylar, agar kalom fihrastin ul qodir zavohiri shukri bila mulamma` qilmag`aylarkim, husn xaylin gulbargi uzor bog`i va nargisi bemor charog`i bila  koffayi xaloyiq qurratul-ayni etti. Alhamdu limujidil-hadoyo va ni`am, Kim kesti vujud bog`idin xori adam. Ul bog`da h...