Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Halit Fahri Ozansoy - Vatan Destanı

  O kadar dolu ki toprağın şanla,  Bir değil, sanki bin vatan gibisin.  Yüce dağlarına çöken dumanla Göklerde yazılı destan gibisin.

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

Resim
  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Attila İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil - 1

Resim
  En görkemli saatinde yıldız alacasının Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan Onu çok arıyorum onu çok arıyorum

Ozan Arif - Vebalin Var

Resim
Osman dayı bu işte, Senin de vebâlin var. Bu namussuz gidişte, Senin de vebâlin var!             *     *     *   Eken sen biçen sensin, El-avuç açan sensin, Bunları seçen sensin, Senin de vebâlin var!             *     *     *     Demedim mi inanma, Her güleni dost sanma, Şimdi bana dert yanma, Senin de vebâlin var!            *     *     *   Geçim-meçim zor deme, Gitti namus-ar deme, Soygun-vurgun var deme, Senin de vebâlin var!            *     *     *  Hiç karga gül koklar mı? Tilki tavuk saklar mı? Kedi ciğer bekler mi? Senin de vebâlin var!            *     *     *   Osman dayı halksın halk, Kalk demiştim sana kalk, Memleket allak bullak,...

Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu (Roman Özeti)

Resim
  KİTABIN ADI: ÇALIKUŞU YAZARI: REŞAT NURİ GÜNTEKİN BASIMEVİ: İNKILAP KİTABEVİ BASIM YILI: 1999 1. KİTABIN KONUSU: Bir subay kızı olan Feride ile teyzesinin oğlu Kamuran arasında yaşanan ve araya birçok engel girmesine rağmen birbirlerine karşı bitmeyen aşklarını anlatıyor.

Alisher Navoiy - G'azal - 2 (Zihi husnung zuhuridin tushub har kimga bir savdo / Badoyi' ul-bidoya)

Resim
Zihi husnung zuhuridin tushub har kimga bir savdo, Bu savdolar bila kavnayn bozorida yuz g‘avg‘o. Seni topmoq base mushkildurur, topmaslig‘ osonkim Erur paydolig‘ing pinhon, vale pinhonlig‘ing paydo.  Chaman otashgahiga otashin guldin chu o‘t solding Samandardek ul o‘tdin kulga botti bulbuli shaydo.  Ne ishga bo‘ldi beorom ko‘zgu aksidek Majnun Yuzi ko‘zgusida aksingni ko‘rguzmadi Laylo.  Quyoshg‘a gah qizormoq, goh sorg‘ormoq erur andin Ki sun’ung bog‘ida bor ul sifat yuz ming guli ra’no.  Nedin yuz gul ochar ishq o‘tidin bulbul kibi Vomiq Yuzungdin gar uzori bog‘ida gul ochmadi Uzro?  Kalomingni agar Shirin labida qilmading muzmar Nedin bas la’l o‘lur Farhodning qon yoshidin xoro?  Jamoling partavidin sham’ o‘ti gar gulsiton ermas Nedin parvona o‘t ichra o‘zin solur Xaliloso?  Malohat birla tuzdung  sarvqadlar qomatin, ya’ni Ki mundoq zeb birla ul alifni aylading zebo.  Qanoatning dalilin inzivo qilding, yana bir ham Dalil ushbuki...

Yahya Kemal Beyatlı - Açık Deniz

Resim
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum. Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl... Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını, Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını, Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu... Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...

Ömer Seyfeddin - Üç Nasihat

Resim
– Halk Edebiyatından –   Durmuş'un bir anasından başka kimsesi yoktu. Fakirdi. Ama gençti, kuvvetliydi. Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. Para kazanmak, tekrar çiftini düzebilmek için gurbete gitmeye karar verdi. Gurbet, İstanbul demektir. Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa, İstanbul yolunu tutar. Durmuş da torbasını omuzladı. Çarıklarını sıktı, eline bir değnek aldı, gurbetçilerin arasına katıldı. Dere tepe aştı. Nihayet İstanbul'a geldi. İki gün hemşerilerinin kahvesinde pinekledi. Ne iş tutacağını bilmiyordu. Bir sanatı yoktu.   “Bari uşak olayım”, dedi. Kapı aramaya başladı. Bir hafta geçti. Münasip bir yer bulamadı. Bir gün kahvede Müstakim Efendi isminde birini salık verdiler. Evi Edirnekapı'sında idi. Durmuş gitti. Bu efendiyi buldu. Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar... Eteğini öptü: —Uşak arıyormuşsunuz, beni alın efendim, dedi. Müstakim Efendi, onu tepeden tırnağa süzdü. Nereli olduğunu sordu. Durmuş: — Kastanbolluyum, dedi.