Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ali Şir Nevai - Gazel (Ârazın yapkaç közümdin saçılur her lahza yaş)

Ârazın yapkaç közümdin saçılur her lahza yaş Öylekim peydâ bolur yulduz, nihân bolgaç kuyaş Kut bir bâdâmu yerim göşen mihrâb idi Gâreti din etti nâgâh bir belâlık közü yaş Bu demâdem âhım ifşâ eyler ul ay ışkını Subhnung bat bat demi andağ ki eyler meni fâş Bûsei kulmaz mürüvvet, asru kattıkdur lebing Desem ağzı içre aytur la'l hem bar nev' taş Nâveking könglimge kirgeç can teleşmak bu ikin Kim kılur peykânını könglüm bile cânım telâş Umri câvid isteseng ferd ol ki bostân Hızrıdur Servkim deb eyledi âzâdelik birle maâş Kâşı allinde Nevâî berse cân ayb etmengiz Ger budur mihrâb, bir bir koygusudur berçe baş. ---------- Özbek alfabesiyle yazılışı

Dilaver Cebeci - Ellerini Bana Verecek misin

Dost kentleri yıkıp sana gelmişim Esirin olmayı şeref bilmişim Bilsen ıssızlıktan nasıl yılmışım Bu sessiz dünyama girecekmisin Ellerini bana verecekmisin Gül yüzünü geceler dokurum Şiirimsin günde bin kez okurum Dara düştüm sağım solum uçurum Şimdi bu müşkülüm görecekmisin Ellerini bana verecekmisin Ümitler dal-budak, ümitler sıcak Ellerinki karanlığı kovacak Bir rahmet bekliyorum yağdı yağacak Bu kısır toprağı sürecekmisin Ellerini bana verecekmisin

Aşık Daimi - Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım

  Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, Bu da gelir, bu da geçer ağlama. Göklere erişti figanım, ahım, Bu da gelir, bu da geçer ağlama.. Bir gülün çevresi dikendir, hardır, Bülbül har elinden ah ile zardır, Ne olsa da kışın sonu bahardır, Bu da gelir, bu da geçer ağlama. Daimi’yim her can ermez bu sırra, Gerçek kâmil olan yeter o nura, Yusuf sabır ile vardı Mısır’a, Bu da gelir, bu da geçer ağlama...

Ümit Yaşar Oğuzcan - Bir Ayrılık Gününde

Ne gariptir şu ayrılık günleri Bir dosttan da, düşmandan da ayrılsan Nedense bir tuhaf oluyor insan Derin bir sızı giriyor içeri Son bir defa bakarken caddelere Dükkanlara, evlere, kahvelere Hatıra yüklü kervanlar geçiyor Dolu dolu gözlerinin önünden Bu son yadigar mı bir ayrılık gününden Ne unutulmaz zamanlar geçiyor Ağır ağır biz farkında değilken Gökler masmavi, yaprak yemyeşilken Sen istediğin kadar unutulmaz de Bu son dakika, bu vakitsiz yağmur Unutulur, azizim unutulur Başka ne yapılır böyle bir günde Kapanan bavul, çivilenen sandık Ve sonra kuru bir "Allaha ısmarladık!"

Mehmed Akif Ersoy - İtiraf (Safahat'tan - 51)

Safahât’ımda, evet, şi’r arayan hiç bulamaz; Yalınız, bir yeri hakkında: “Hazîn işte bu!” der. Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi ya? Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sonsuz Rüya

Ezeli varlığa candan vurulan aşıklar, Ses alır ta ötesinden ebedi dünyanın. Yerin altında devam etmesidir bence ölüm, Yerin üstünde görüp geçtiğimiz rüyanın.

Ömer Hayyam - Rubai (Ey Kör!)

Ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş! Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan kurulup dağılan evrende Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

Karacaoğlan - Dinle Sevdiceğim Medhin Eyleyim

Dinle sevdiceğim medhin eyleyim Açılmış baharda gülün sevdiğim Şirin'in aşkına söylen sözünü Şeyda bülbül gibi dilin sevdiğim Bedirlendin doğdun yüce felekten Cemalin seçilmez hörü melekten Meles gömleğini attın bilekten Güneş gibi parlar kolun sevdiğim Kirpiklerin hançer can alır gözün Yüreğime koydun ateşin közün Daha görmedim hiç kimsenin yüzün Getirdin beni de ele sevdiğim Kaşların hilaldir gözlerin ala Bülbül figan etti şol gonca güle Bilemem nettim beni getirdin ele Güldürdün bak beni bile sevdiğim Güzellikte kemalini bulmuşsun Uğrun uğrun bir dosta selam vermişsin Bin bir çiçekten rengin almışsın Döndürmüşsün rengin güle sevdiğim Zülfün teline asılam dar deyi Gonca güle el uzadam har deyi Koynunda bir çift tomurcuk var deyi Kondurdum bülbülü güle sevdiğim Karac'oğlan der ki kendi halinde Söylenir sözümüz elin dilinde Veririm sevdiğim canı yolunda Geyin kırmızıyı alı sevdiğim

Alisher Navoiy - G'azal (Orazin yopqach ko‘zumdin sochilur har lahza yosh)

Orazin yopqach ko‘zumdin sochilur har lahza yosh, O‘ylakim paydo bo‘lur yulduz, nihon bo‘lg‘ach quyosh. Qut bir bodomu yerim go‘shan mehrob edi, G‘orati din etti nogah bir baloliq ko‘zu qosh. Bu damodam ohim ifsho aylar ul oy ishqini, Subhnung bot-bot dami andog‘ki aylar mehr fosh. Bo‘sae qilmas muruvvat, asru qattiqdur labing, Desam og‘zi ichra aytur la’l ham bor nav’ tosh. Novaking ko‘nglimga kirgach jon talashmoq bu ekin, Kim qilur paykonini ko‘nglum bila jonim talosh. Umri jovid istasang fard o‘lki, bo‘ston Xizridur, Sarvkim da’b ayladi ozodaliq birla maosh. Qoshi ollinda Navoiy bersa jon, ayb etmangiz, Gar budur mehrob, bir-bir qo‘ygusidir barcha bosh.

Kayıkçı Kul Mustafa - Gece Gündüz Uyku Girmez Gözüme

Gece gündüz uyku girmez gözüme İntizarım ela gözlü yar deyu Gündüz hayalimde gece düşümde Selamı çok bir efendim var deyu Ben bilirim yar sevgisi candandır Yarsız bana fena dünya zindandır Benim ulu korkum hemen şundandır Gayrılara gönül vere yar deyu Ne mümkündür yüzüm yardan döndürem Yeri göğü aşk oduna yandıram Bir sırdaşım yoktur yare gönderem Var cananın hatırını sor deyu Kul Mustafa kulluğunu bilmez mi Varıp dostun bahçesine girmez mi Dilber bize bir destimal vermez mi Ağladıkça çeşmin yaşın sil deyu

Elif Yavaş - Bir Mola

     Dumanı tüten bir evin huzuru oldu satırlarım. Ihlamur kokulu köy bahçelerinin o taze ev yapımı olan salça kokulu mutfaklarında, kızarmış ekmek misali alevleniverdi harflerim. Nar kırmızı pişen hindi, portakallı ördek, tavşankanı çay, köpüklü kahve derken her şey tam kıvamında damak tadını aradı ustalıkla. Açken kaleme alınan satırlar sabırla oruç tuttu, kendisini aç insanın yerine koyup empati yaptı mürekkep, kan kırmızı akana dek. Yeryüzü sayfa oldu, deniz mürekkep. Ağaçlar kurşun kalem oldu, tavus kuşu tüyleri de bir kalemlik dolusu tüy kalemden ibaret.

Aşık Sümmani - Lügaz

Nûr-ı ziyâ olsa olmaz zulûmât Dünyâda ışığı göz neden alır Tende mi cânda mı söyle marifet Dil tekellüm eder söz neden alır Işıktan ışığa cezb eder dîde Vücût mirâtıdır gözü adamın, Dil bir tercümandır söyleden Hûda, Lutf-ı İlâhidir sözü adamın. Takdire ne yapar kuvvet pazısı, Hâşâ bozulur mu takdir yazısı, Yemek içmek uçmak nefsin arzusu, Vücûttu ervâhın şaz neden alır.(şaz=şadlık) Rûh yiyip içmekten olmuştur cüdâ, Nefsi yemek için cân eyler fedâ, Rûhun gıdâsıdır bir mahbûb Hüdâ, İşte böyle gelir şazı adamın. Sarıda yeşilde alda eğleşmez, İncide mercanda la’lde eğleşmez, Ayâlde evlâtda malda değişmez, Bu gönül kararı haz neden alır. Bilmek ister isen tâ gönül âhı, Hâl devlet-i ziynetle bitmez tamâhı, Murâdı bulmaktır cemâllâhı, Hepsi de değil bazı adamın. Sümmânî vasfettin sen bu eş’ârı, Bu halleylemek erlerin kârı, Kürre-i arzdadır şitâ bahârı, Bu vücût iklimi yaz neden alır. Sümmânî müştâk ol arzu niyâza, Tahammül gerektir cilveye nâza, Gam şitayâ benzer sürûr da yaza. Sahne-i kübrâ...

Recep Şükrü Apuhan - Ben Musalla Taşında Keyfedeceğim

Diş bilese bana metelik vermediğim bütün rahatlıklar, lime lime dilinse her yanım, “Eyvah! ” diye inim inim inlese çiçeği burnunda deli gençliğim, “Gel! ” diye cilveler yapsa yaşamadığım bütün yıllarım, yine de senin için ölümüne dövüşlere atılacağım! Bana dudaklarını bükecekler. “Su testisi su yolunda kırılmış.” diyecekler. Kaçan mı var kırılmaktan? İnadına inadına âcizliğin, inadına inadına boşvermişliğin; inadına inadına namertliğin, dönekliğin, kahpeliğin; su yolunda testi  gibi kırılacağım! “Testisiyim su yolunun” diye kulaklar sağır olana kadar bağıracağım. Zümrütler, yakutlar döşeseler üstüne taş diye, altın yapraklı çamlar dikseler hıyâban diye, sana çıkmayan yollarda ayak sürtmeyeceğim. Erisem akşam üstünde güneşin gezindiği kar gibi; kararsam, yansam, kül olsam ateşe verilmiş çıra gibi; kör olsa iki gözüm; karanlıklar kelepçelense yalan ömrüme, bakışlarımı senden çevirmeyeceğim. Yıldızları dokuyup ayağımın altına serseler “halı” diye; denizleri çöktürseler önüme “suyun” d...

Tahir Kutsi Makal - Sohbet

Babanız yine âşık çocuklar Erken gelişi ondan Yüzünün gülüşü ondan Ve bu sefer iş berbat... Babanız yine âşık çocuklar Aşksızlığı kaldırın mezara Şiirin bini bir para gayrı Türkünün bini bir para Evde cıvıl cıvıl çocuk kahkahaları Sokakta cıvıl cıvıl kuş ötüşleri Son resmi de yırtıver at Babanız yine aşık çocuklar... Duyurmayın ananıza utanırım Dövüş, kavga çıkarır, onu iyi tanırım Sizi asar, beni keser Surat asar, surat... Surat çorbası konur sofraya Azar köftesi gelir... Bırakın bir daha âşık olayım, ne olur Ne olur âşık olayım, Bırakın erken öleyim... Duyurmayın ananıza utanırım Babanız yine âşık çocuklar...

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 50)

Sinîn-i ömr-i şedâid-güzîni olmalıdır, Cebîn-i pâkine pîrin bu çîn-i ye’si veren. Elinde tartısı, dûşunda mülk-i seyyârı; Yürür... Önünde mezar, arkasında bin şîven! Zaman olur ki, uzaklarda bir serâb-ı muzî Nümâyişiyle , gözünden geçer hayâl-i vatan; Sönük nigâhını bîdâr ederdi belki ümîd, Hayâle olsa müsâid bu meşy-i tâb-efgen . Çeker şu bârı hayâtında hep hayâtı için; Bilinse âh, şu bâr-ı hayâtı çekme neden?..

Baki - Kaside (Kasîde berây-ı Sultân Süleymân Hân ‘ aleyhi’r-rahmetü ve’l-gufrân )

Hengâm-ı şeb ki küngüre-i kasr-ı âsmân Zeyn olmış idi şu’lelenüp şem’-i ahterân Hayl-i kevâkib içre yanup meş’al-i kamer Sahn-ı semâda rûşen idi râh-ı keh-keşân Dest urmış idi kilk-i şihâba debîr-i çarh Tugrâ-nüvîs-i hükm-i Hudâvend-i ins ü cân Bezm-i felekde urmış idi Zühre sâza çeng ‘Ayş u safâda hurrem ü handân u şâdmân Bu çarh-ı çenberîde tutup devr usûlini Deffâf-ı mihr kılmış idi çihresin nihân Bir tîg-i zer-nişân ile girmişdi ‘arsaya Şemşîr-bâz-ı ma’reke-i sahn-ı âsmân Tedbîr-i mu’zamât-ı umûr-ı cihân içün Yakmışdı şem’-i fıkreti Bircîs-i nükte-dân Bâlâ-yı çarh-ı heftüme Keyvân-ı kühne-sâl Oturmış idi niteki Hindû-yı pîl-bân Âyâ bu zîb ü zînet-i ‘âlem nedür diyü  ‘İbret göziyle nâzır iken dehre nâ-gehân Etrâfa saldı şa’şa’asın gûşe gûşe mihr Oldı ufukda mühr-i Süleymân gibi ‘ayân Kıldı bu hâli dîde-i’ibret müşâhade Tuydı bu sırrı ‘âkıbetü’l-emr gûş-ı cân Kim bu nizâmı virmedi ‘âlem sarâyına İllâ ki yümn-i devlet-i Şâh-ı cihân-sitân Bâlâ-nişîn-i mesned-i şâhân-ı tâc-dâr Vâlâ-...

Aşık Reyhani - Gel Yarim

Gel yarim yeter bekledim Gülü koklaya koklaya Gözlerime yaş ekledim Seli koklaya koklaya Bir derdime bin ekledim Aşkın boynuma yükledim Seherde haber bekledim Yeli koklaya koklaya Gurbet gezdim adım adım Asla olmadı muradım Sırma saçın hatırladım Teli koklaya koklaya Reyhani'yim bak zamana Kara bağrım yana yana Kerem oldum Aslı Hana Külü koklaya koklaya

Atakişiyeva Həcər - Hüseyn Cavidin “Ana” pyesində  mərdlik, mənəvi nəciblik, insani sədaqət duyğularının tərənnümü

  Hüseyn Abdulla oğlu Rasizad ə Naxçıvan ş ə h ə rind ə 1882-ci il oktyabr ayının 24-d ə anadan olmuşdur. Hüseyn Rasizad ə Az ə rbaycan ə d ə biyyatı tarixind ə filosof şair, böyük dramaturq Hüseyn Cavid kimi tanınmışdır. Hüseyn Cavid Az ə rbaycan ə d ə biyyatı tarixind ə romantizm ə d ə bi c ə r ə yanın ə n qüdr ə tli s ə n ə tkarlarından biridir. Ə dib 1909-cu ild ə n “Cavid” ə d ə bi t ə x ə llüsü il ə yazmağa başlamışdır. Hüseyn Cavidin dramaturji yaradıcılığı olduqca z ə ngindir. Ə dib ilk dram ə s ə ri olan “Ana” pyesini 1910-cu ild ə yazmışdır. Dramaturqun pyesi Tiflisd ə 1913-cü ild ə n ə şr olunmuşdur. “Ana” pyesi ə dib ə böyük şöhr ə t qazandırmışdır. Ə s ə rin mövzusu orta ə sr italyan novellasından götürülmüşdür. Hüseyn Cavid pyesi Az ə rbaycan milli t ə f ə kkürün ə , mentalitetin ə uyğunlaşdırmışdır. Ə s ə rin h ə r cüml ə sind ə Hüseyn Cavid q ə l ə minin izi duyulur. “Ana” pyesini   Hüseyn Cavid yaradıcılığının zirv ə si hesab etm ə k çox doğru o...