Vâizin söze başlamadan önce yaptığı giriş, Hazreti Peygamber’e dua ve salâvat kısmı: “Allah’a sığınırım, kovulmuş şeytandan. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım. Allah ve melekleri Peygamber’e salât edip onun şânını yüceltmektedir.” (Kur’an, Ahzâb, 56); “Ey mü’minler, siz de ona salât ve selâm edin... Ey Allah’ım, o Ümmî Resûl’e, onun yakınlarına ve dostlarına selâm olsun; onların şanlarını yücelt.” اَوَلَمْ يَنْظُرُوا ف۪ي مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۙ وَاَنْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ “Onlar, Allah’ın göklerdeki ve yerdeki hükümranlığını görmüyorlar mı?..” (Kur’an, A’râf, 185) Tutun da “zerre”lerinden, çıkın “sehâbiyye” Denen yığın yığın eşbâh-i âsûmâniye; Hülâsa, âlem-i imkânı devredin; o zaman Şühûda bağlı bir îmanla hükmeder vicdan: Ki hilkatin ne kadar şekli varsa: Ulvîsi, Kesîfi, müdriki, uzvîsi , gayr-ı uzvîsi ; Kemâl-i şevk ile mahkûmu aynı kânûnun... Bütün şu’ûn-i avâlim...