Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fuzuli - Gazel - 269 (Aldı gül-zar içre su aks-i izâr-i âlini)

Resim
Aldı gül-zar içre su aks-i izar-i âlini Çekti güller suretin manzur edip timsâlini Adın etmiş gün alıp bir aks mir’ât-i felek Subh gösterdükde sen ruhsâr-i ferruh-fâlini Şerhe bir gün kıldığın bi-dâdı çekmez haşre dek Ol melek kim yazmak ister nâme-i a’mâlini Sey l-i hun hâlin hayâliyle bozup göz merdümin Merdüm etmiş çeşm-i hun-bâre hayâl-i hâlini Murg-i dil kalmadı kim sayd olmadı bir dem ana Sâkin et pervâzdan şeh-bâz-i müşgin-bâlini Koymadı bir kimse cevrin çekmeğe rahm et demi Men’kıl hun-rizlikten gamze-i kattâlini Gam günü üstümde senden özge yok ey dud-i âh Lütf edip benden götürme sâye-i ikbâlini Ey Fuzüli bes ki gam-nâk oldu ahvâlin soran Gamdan ölsen hiç kim sormaz dahi ahvâlini

Oyhan Hasan Bıldırki - Kader, Bozulmaz ki

Resim
        Kalbimizde birbirimizin sıcaklığı, yürüdük.       Kavuşma bayramındayız!       Yoldan geldiğini, soluklanman gerektiğini düşündüm. Üstelik kalbimde ayaklanan duygular, beni can evimden kuşatan sevgi kıvılcımları… Anlatılması zor duygular. Göz bebeklerimin içi gülüyor. Bunu biliyorum. Ama kavuşma bayramının bu ilk yangını, gözlerime düşüyor. Gözlerimde mutluluğum ıpıslak, ince ince sızıyor.       Cıvıl cıvılsın, konuşuyorsun. Soruyorsun, anlatıyorsun…       Konuşuyoruz.       Birbirimize anlatacak o kadar çok şeyimiz var ki…       “Gözlerin hiç değişmemiş!”       “Senin de!”       “Elâ mı?”       “Bal rengi…”       “Saçlarını kısaltmışsın. Rengi de değişmiş… Arasında gümüşler var. Meç mi yaptırdın?”

Mehmed Akif Ersoy - Tercümedir / İfşa (Safahat'tan - 35)

Resim
  Nühüfte kalb-i ketûmunda leyl-i deycûrun, Seninle biz iki âvâre-ser idik gûyâ: Ki tâ ebed kalacak muhtefî nazarlardan, Meğer ki onları etsin lisân-ı subh ifşâ!

Mehmed Akif Ersoy - Tercümedir / Kendi Feryadım (Safahat'tan - 34)

Resim
  Kendi feryâdımdır ancak ses veren feryâdıma... Kimseler yok, âşinâdan büsbütün hâlî diyâr. “Nerde yârânım ?” diyorken ben bülend âvâz ile, “Nerde yârânım?” diyor vâdî, beyâbân, kûhsâr .

Mehmed Akif Ersoy - Gül, Bülbül (Safahat'tan - 33)

Resim
Konduğu her gusn-i ter minberidir bülbülün, Zemzeme addettiğin hutbesi, faslu’l-hitâb. Reng-i hakîkat nedir, fark eden ebsâr için, Goncada matvî duran her varak ümmü’l-kitâb.

Fuzuli - Gazel - 268 (Hayret ey büt sûretin gördükde lâl eyler beni)

Resim
Hayret ey büt sûretin gördükde lâl eyler beni Sûret-i hâlim gören sûret hayâl eyler beni Mihr salmazsan bana rahm eylemezsen bunca kim Sâye tek sevdâ-yizülfün pây-mâl eyler beni Zâ’f-i tâlî mâni’-i tevfîk olur her nice kim İltifâtın ârzû-mend-i visâl eyler beni Ben gedâ sen şâha yâr olmak yok ammâ n’eyleyim Ârzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler beni Tîr-i gamzen atma kim bağrım deler kanım döker Akd-i zülfün açma kim âşüfte-hal eyler beni Dehr vakf etmiş beni nev-res cevanlar aşkına Her yeten meh-veş esîr-i hatt u hâl eyler beni Ey Fuzûlî kılmazam terk-i târîk-i aşk kim Bu fazilet dâhil-i ehl-i kemâl eyler beni

Mehmed Akif Ersoy - Bu Da Bir Mezar Taşı İçin Yazılmış İdi (Safahat'tan - 32)

Resim
Yâ Rab ne hatîbdir ki makber: İnsanlara en derin meâli, Bir vahy-i bülend kudretiyle Telkîn ediyor lisân-ı hali! Ondan da alınmıyorsa ibret, Yok bir daha almak ihtimâli! Binlerce vücûd-i nâzenînin Bir servi hayâl-i yâl ü bâli. Binlerce ser-i semâ-güzînin Bir kabza türâb olur zevâli. Her seng-i mezâr bin hayâtın Fânîlere karşı infiâli. Görsün de bu inkılâbı insan, Dehrin nedir anlasın kemâli! Zâir bu hakâikin önünde Hâlâ mı bırakmadın hayâli?

Dilobar Jo‘rayeva - Sizni ko‘rgim kelaveradi

Resim
  Kelasanmi, yo‘qmi so‘raysiz Dilda hislar yelaveradi, Qaytmasam ham ortimga lekin Sizni ko‘rgim kelaveradi.

Ömer Seyfeddin - Diyet

Resim
Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında, tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazulu, geniş omuzlu bir pehlivandı. On senedir bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç namluları bütün Anadolu'da, bütün Rumeli'de, serhat boylarında büyük bir nam kazanmıştı. Hatta İstanbul'da bile yeniçeriler, satın alacakları kamaların, saldırmaların, yatağanlann üstünde "Ali Usta’nın işi" damgasını arıyorlardı. O, çeliğe çifte su vermesini biliyordu. Uzun kılıçlar değil, yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı. "Çifte su vermek", sanatının yalnız ona mahsus bir sırrı idi. Yanına çırak almaz, kimse ile çok konuşmaz, dükkânından dışan çıkmaz, habire uğraşırdı. Bekârdı. Hısımı, akrabası yoktu. Memleketin yabancısıydı. Kılıçtan, demirden, çelikten, ateşten başka laf bilmez, pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse...

Oyhan Hasan Bıldırki - Tuzak

Resim
  Hava kapalı. Arada bir gidip gelen yağmur yeniden başlayacak. İşte başladı bile. Saçaklar çeşme oldu, ip gibi sular yere iniyor. Bahçede horozlarla tavuklar panikte. Hepsi sanki ağız birliği etmişler, kapısı açık kümese doğru koşuyorlar.      - Coşkun kalk, kıpırda biraz! Avluda semer ıslanıyor.      - İzzet, sen de fırla! Danaları dama koy.      Emredici olan sesler, yeniden bastıran yağmurun sesiyle ezildi, tavsadı. Yağmur, karşı yamaçtaki ağaç dallarında sanki mıhlanmış gibi duran yapraklarla oynaşıyor. Yapraklar yıkandıkça, yeşilin en güzel tonları ortaya çıkıyor. Yamacınucunu yalayan bulutlar, ardı sıra akıyor, besbelli birbirleriyle yarışıyorlar. Havada gök gürlemesi yok. Bu müthiş yağmur, az sonra duracak, dinecek.      Danaları dama yerleştirdikten sonra dönen İzzet'in üstü başı tenine yapışmış. Sahanlıktan içeri gireceği sırada durdu, dönüp avluya baktı. Islanan semere koştu. Yüklendi, zar zo...

Mine Mengi - Divan Şairinin Dilindeki Edebiyat Terimleri

Resim
Söze bir sözlüğün ön sözünden alıntı yaparak girelim: Mustafa Nihat Özön   ,  Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü  adlı, zamanımızdan takriben yarım yüzyıl önce yayımlanmış olan eserinin ön sözünde, edebiyat terminolojimizin tarihiyle ilgili şu bilgiye yer verir: "Edebiyat-ı Cedide Batı anlamındaki tenkid üzerinde epey çalışmıştır. Tenkid tarihi çalışanlar, üsluplar üzerine bazı önemli yazılar çevirdikleri gibi tenkid örnekleri denecek şekilde bazı çevirmeler de yaptılar. Fakat bu işin tekniğinden söz edilmiyor, terim diye bir şey düşünülmüyordu. Bu temel kurulmadıkça da tenkid denen şey, temelsiz, köksüz bir söz kalabalığı sınırını aşamıyordu." [1]   Mustafa N. Özön  , bu söyledikleriyle bize öncelikle edebiyat çalışmaları açısından terimlerin önemini vurgulamaktadır. Bunun yanı sıra, terimler üzerindeki çalışmaların, edebiyat inceleme, araştırma ve eleştiri çalışmalarıyla birlikte başladığı ve terim konusundaki çalışmaların geçmişinin pek eskilere gitmediği bilgisini v...

Abdurrahim Karakoç - Dua

Resim
Senin ak alnından gök gözlerinden Önce dallar sonra yapraklar öpsün. Eğilsin yıldızlar tutsun elinden Gecelerden sonra şafaklar öpsün.

Shukur Qurbon - Navro'z

Resim
Tun bilan tong erur tashbehda udum. Аbdulla Oripov Koʼkda parcha-parcha yulduz, Sirli-afsunli dunyo. Bir yulduz bor jahonda Tong yulduzi-purziyo. Qoʼllarida nurdan qilich, Tillarida nurdan soʼz.

Og'uz Atay - Oq paltoli odam

Resim
Gavjum bir olomon orasida edi. Cho‘ntagida hemiri ham yo‘q omadsiz edi. Masjidning oldida tilanchilik qilayotgandi. Katta bir masjid edi bu. Minoralari, gumbazlari, peshtoqlari va panjarali derazalari – bari-bari mukammal edi. Ammo tilanchilar uchun masjidning eng muhim yeri keng sahnli hovlisi edi. U bir chekkada turardi. Biror bir qiliq ko‘rsatmaganidanmi yoki rahm-shafqat uyg‘otuvchi g‘arib qiyofasi yo‘qligidanmi va yoki o‘zini butun borliqdan ayirgan ko‘yi sanoqsiz muvaffaqiyatsizliklarini qayg‘uga arzitib tuzuk-quruq o‘ylolmaganidanmi – hatto tilanchilik qilayotib ham omadsiz edi. Kichkina idishlarda bodroq sotmagani uchun bolalar va qushlarga o‘zgalar nomidan yaxshilik ham qilolmasdi; buning ustiga, u na – egnida qirmizi jubbasi bor, folbin siyoqli qariya singari tushlik vaqtida old tomonini tushirib qo‘ysa, rostmana do‘kon eshigi kabi sohibini ko‘zdan yashiruvchi oshlangan qo‘y terisi bilan o‘ralgan g‘ildirakli boshpanada yashardi va na – beso‘naqay semiz, nogiron baqqol singari...

Ahmed Ârif - Hasretinden Prangalar Eskittim

Resim
     Seni, anlatabilmek seni.    İyi çocuklara, kahramanlara.    Seni anlatabilmek seni,    Namussuza, halden bilmeze,    Kahpe yalana.

Ömer Seyfeddin - Teselli

Resim
  Batıdan gelen büyük düz yolun tâ ağzındaki taş konak, ziyaretçisi olmayan bir türbe gibi sakindi. Yeşil boyalı demir kapısının aralığına yaslanmış ak sakallı, garip, üzgün bir komutan yardımcısı; yere, karmakarışık serseri izlere bakarak düşünüyordu. Kapakları örtülü ıssız pencerelerin arkasında sanki derin, duyulmaz bir matem feryadı gizliydi. Beş hafta evvelki bozgunun şehri dolduran yaralıları, kuskunsuz atlar, aç katırlar, kırık arabalar, topallayan askerler, kalkansız süvariler, tolgasız yeniçeriler, mızraksız sipâhîler; yüksek, beyaz duvarlara, geçici bir gölge kâbusu halinde, mahzun akislerini bir an sürüyorlar, sonra titreyerek, siliniveriyorlardı.                 Bu türbede yatan ölü, Erzurum kumandanı İskender Paşa idi. Haftalardan beri, tozlu bir sanduka içi gibi karanlık odasında, dizlerini acıtan seccadeye kapanmış, yapayalnız oturuyordu. Sebebini bilmediği bir huzur ile salâtü selam çekerek...

Oyhan Hasan Bıldırki - Aşk Desem Az Gelir

Resim
  Gariptir bende bir resmin bile yok Gülsuyuna batırılmış mektupların da yok Ama beni sana, seni bana bağlayan bir şey var Aylar geçtikçe büyüyen, ölümsüzleşen Sıcaklığı ilk gençlik günlerimize kadar uzanan Aşk desem az gelir, karasevda belki

Mehmed Akif Ersoy - Çanakkale Şehidlerine

Resim
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!” Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Muhsin İlyas Subaşı - Ozan Yusuf Polatoğlu Samimiyet Âbidesiydi

Resim
1956 yılında doğan ve 13 Mart 2021’dekaybetiğimiz Ozan Yusuf Polatoğlu, Türk Halk Şiirinin bu güçlü temsilcisi, halk irfanını mısralarıyla duygularımıza işleyen bir şairimizdi. Ben ona hep, ‘Halk Şiirini Hak Şiirine’ dönüştüren bir edebiyat adamı olarak baktım. Genç yaşında, daha lise öğrencisi iken kucağına düştüğü gurbetin kuşatıcı tehlikelerine karşı, duyalı tavrıyla bizim sesimiz olmayı başarmıştı.

Ses Bilgisi (Fonetik)

Resim
 Ses ve Dil Sesi Genel anlamda kulağın duyabildiği titreşimlere ses denir. Ciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime dil sesi denir. Dil sesleri, konuşma organlarının (ağız, burun, boğaz boşluğu ve soluk borusu) uyumlu çalışmasıyla, anlamlı kelimeler oluşturacak biçimde meydana gelir. Ses, dilin en küçük birimidir. Kelimelerin söylenip yazılması ses değerlerine bağlıdır. Sesler, anlam ayırt edici özelliğe de sahiptir: ad/at, od/ot, sac/saç, hac/haç, hala/hâlâ, dahi/dâhi 

Türk Yazı Dilinin Tarihi Gelişimi

Resim
Eski Türkçe: Eski Türkçe devresi, Türk dilinin bilinen ilk devresidir, ana Türkçe devresidir. Türkçe'nin bütün yapısı bu devre ile izah edilir. Öncesi, Türkçe'nin karanlık devresi olup, Çuvaşça ve Yakutça ile, daha ileride Moğolca ile birleşir. Mîlâdî 8, 12 ve 13. asırlar arasında kullanılmıştır. Türk yazı dilinin ilk yazılı örnekleri olan Orhun Kitâbeleri, her ne kadar 8. asra ait olsa da bu kitâbelerdeki yazı dilinin, çok işlenmiş bir yazı dili olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple Türk yazı dilinin başlangıcını çok daha öncelere, belki de miladî ilk asırlara götürmek mümkündür.

İstiklal Marşı’nın Yazılışı ve Kabulü

Resim
Tarihin her döneminde milletlerin ve devletlerin oluşumunda ve bağımsızlık vurgusunda önemli belirleyici unsurlar vardır. Bunların başında bayrak ve millî marş gelir. İlk Türk Devletlerinin kuruluşundan itibaren çalgı ve özellikle de davul, bağımsızlık ve egemenlik sembolü olarak bayrak ile birlikte önemli bir yer tutmaktadır. Avrupa’da Fransız İhtilali sonrasında ortaya çıkan milliyetçilik akımı ve devletlerin kuruluş sürecinde millî marşlar milletleri bütünleyen önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Mehmed Akif Ersoy - İstiklâl Marşı

Resim
Beste: Osman Zeki Üngör Güfte: M. Akif Ersoy - Kahraman ordumuza -  Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım, çehrene ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal; Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal.

Abdurrahim Karakoç - Gerek Kalmadı

Resim
  Zır deliye kaldı köyün meydanı Değneğe, sopaya gerek kalmadı  Bir kuru soğana kırdı gerdanı Pilava, lepeye gerek kalmadı

Dilaver Cebeci - Birlik Çağrısı

Resim
  Yağı 'Hurra!' deyip hücum edende, Türk'ün Türk'e küseceği çağ mıdır? Yüz bin değer yıkılırken bir günde, Türk'ün Türk'e küseceği çağ mıdır?

Adnan Durmaz - Gönülde Kar Erir Çiğdemler Açar

Resim
Yine hasret sardı gönül bağını Her güzelin türlü türlü gizi var Kördumanlar basmış Emirdağını Hayatın da dumanı var sisi var

Aziz Mahmud Hüdayi - Nutk-i Şerif

Resim
Ne sübhânsın şerîkin yok ilâhî Ne sultânsın vezîrin yok ilâhî

Ömer Seyfeddin - Başını Vermeyen Şehit

Resim
            "... Doğrusu budur ki o gaziler arasında böyle gaziler olmasa Zigetvar’a bu kadar yakınlarda, dört taraf kâfir hisarı iken durmak ve dinlenmek, özellikle böyle cenge kalkışmak ne mümkün idi..." Peçevî, s. 355 Yarın arifeydi, öbür günkü bayram için hazırlanan beyaz kurbanlar, küçük Grijgal palangasının etrafında otluyorlardı. Karşıda... Yarım mil ötede Toygun Paşa'nın son kuşatmasından çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtulan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor; sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı. Palanga kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı. İkindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların he...

A. Taner Kışlalı - Balo Maskesiz Olsun

Kimileri "ortaoyunu"nu maskeli balo ile karıştırıyor. Ortaoyunu güldür güldür, bu güldürmüyor... Maskeli balonun bir gizemi vardır, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor. Kimileri maskelerin ardındaki gerçeği bilmiyor. Kimileri ise bildiği halde susuyor. Ya çıkar gereği... Ya da korkudan! Balo maskesiz olmalı ki, kimin kiminle dans ettiği bilinsin... Maskeler inmeli ki, o maskelerin ardındaki suratları beğenmeyenler, aldatılmaktan kurtulsun!

Döndü Demir Şınel - Anmasın

Resim
  Söyleyin o yare, anmasın adım Hicran duvarını ördükten sonra Ne muradım  kaldı ne  ağız tadım Yadında yabancı gördükten sonra

Ömer Seyfeddin - Forsa

Resim
Akdeniz'in efsaneler yuvası nihayetsiz ufuklarına bakan küçük tepe, minimini bir çiçek ormanı gibiydi. İnce, uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyor, ilkbahann tatlı rüzgârıyla sarhoş olan martılar, çılgın naralarla havayı çınlatıyorlardı. Badem bahçesinin yanı geniş bir bağdı. Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvann ötesindeki zeytinlik, ta vadiye kadar iniyordu. Bağın ortasındaki viran kulübenin kapısız girişinden bir ihtiyar çıktı. Saçı, sakalı bembeyazdı. Kamburunu düzeltmek istiyormuş gibi gerindi. Elleri, ayaklan titriyordu. Gök kadar hoş, gök kadar sakin duran denize baktı, baktı. — Hayırdır inşallah! dedi.

Mehmed Akif Ersoy - Şâir Huzûrunda Münekkid (Safahatt'tan - 32)

Resim
  Düzer yâve-gû bir herif, bir gazel: Müeddâ perîşân, edâ mübtezel . Tabî’î o gâyetle parlak bulur; Okur, dinletir, söyletir, gaşy olur. Biraz sonra bastırmak ister, fakat, Sakın olmasın der ufak bir sakat. Büyük, muktedir bir münekkid arar, Nihâyet zarîfin birinden sorar. Gözetmez bu âdem de hâtır, huzûr, Bulur lâfz u ma’nâda birçok kusur. Herif şimdi tenkîde hiddetlenir, Rezîlâne artık neler söylenir! Biraz dinleyip sonra, bak, der zarîf: Sizin nesriniz nazmınızdan lâtîf!

Bobur - G'azal (Ko‘ngulga bo‘ldi ajoyib balo qaro soching)

Resim
  Ko‘ngulga bo‘ldi ajoyib balo qaro soching, Shikasta ko‘ngluma ermish qaro balo soching. Muyassar o‘ldi junun mulki, ey junun ahli, Nisori ashkni emdi bu kun mango soching. Soching shikastida bordur shikasta ko‘ngullar, Ko‘ngullar ochilur, ochilsa ul qaro soching. Ochildi ko‘ngli, chu ochting sochingni, Boburning, Ne ayb, agar desa dilbandu dilkusho soching.

Ömer Seyfeddin - Teke Tek

Resim
" ... Türkler az söyler, çok yapar."   Maktûl İbrahim Paşa Bosna Beyi ile Semendire Beyi'nin askerleri işte kaç haftadır "Yayçe"'yi sarmışlar, kumandanlarının gelmesini bekliyorlardı. Dinmez yağmurların, çılgın fırtınaların döve döve yosunlattığı tekir duvarlı büyük kale, kuvvetine emindi. Ne kapısında, ne bedenlerinde kimse görünmüyordu. Burçlarında sallanan bayraklar olmasa, bomboş bir kaya yığını sanılacaktı.                 İki ok atımı ötede kurulu beyaz çadırların önünde, yere serili siyah kebelere oturmuş genç voyvodalar [1] ihtiyar bir subayın anlattıklarını dinliyorlardı. Hava, tıpkı bir yaz sabahı kadar güzeldi. Etrafta devriye takımları uzun mızraklarıyla cirit oynar gibi koşuşuyorlar, aydınlıktan huylanan atlar şaha kalkarak deli gibi dörtnala ileri atılıyorlardı. Sanki bütün ordugâhta, dört gündür güneşi göstermeyen ıslak sisin hapsettiği birikmiş bir neşe canlanmıştı. Kırçıl pos bıyıklar...