Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ebuzziya Tevfik - İsa'nın Doğumu ve Yılbaşına Dair Matbuat ve Bunun Ticaret ve Sanayie Katkısı

Resim
Malumdur ki Batı milletleri arasında İsa’nın doğumu yortusuyla, yılbaşına mahsus bazı mutat dini törenler vardır. Dini törenler özellikle kiliseye ait hususlardan olduğundan konumuzla ilişkisi yoktur. Fakat milat ve yılbaşı münasebetiyle alışılmış törenlerden olarak büyükten büyüğe, küçükten büyüğe, akrandan akrana, sevgiliden sevgiliye, babadan oğula, evlattan anne-babaya kardeşten kardeşe, özetle akrabadan yakınlara bir çok hediyeler gönderildiği gibi milyonlarca da tebrikler gönderilir.  Tebrikler açık posta kartları tarzında birer kağıttan ibaret olarak; o kadar güzel, o derece göze hoş nakışlarla ve renklerle süslenmiştir ki,  esasen her biri mahir birer ressam tarafından zaman ve zemine uygun resimlerle düzenlendikten sonra basılır.  Tebrik kartları bizim (İ’diniz sait olsun) “Yeni yılınız mübarek ve mesut olsun” tabirlerimize benzer birer ifadeyi içerir. Bunların altına yalnız gönderenin imzası konur ve bir tarafa gönderenin ikamet yeri yapıştırılıp yazılarak; ya p...

Mehmed Akif Ersoy - Âyet Meali, Neml, 52 (Safahat'tan - 46)

Resim
  “İşte sana, onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan yurtları!..” (Kur’an, Neml, 52) Geçenler varsa İslâm’ın şu çiğnenmiş diyârından; Şu yüz binlerce yurdun kanlı, zâirsiz mezârından; Yürekler parçalar bir nevha dinler reh-güzârından. Bu mâtem, kim bilir, kaç münkesir kalbin gubârından Hurûş etmekte, son ümmîdinin son inkisârından? Evet, son inkisârından ki yoktur cebrin imkânı: Batıp gitmiş nazarlar beklemekten fecr-i nâzânı ! Nasıl, ey yolcu, bin lâ’net gelip ezmez ki vicdânı; Dudaklar, çâk çâk olmuş, içerken zehr-i hüsrânı, Uzaktan baktı -koşmak nerde!- milyonlarca yârânı! Bu ıssız âşiyanlar bir zaman candan muazzezdi; Bu damlar böyle baykuş seslerinden çın çın ötmezdi; Şu kurbağalar seken vâdîde ceylânlar koşup gezdi; Şu coşmuş, ağlayan ırmak ne handan gölgeler sezdi; Bütün mâzîyi bir tûfan, fakat, hep boğdu, hem ezdi! Vefâsız yurd! Öz evlâdın için olsun, vefâ yok mu? Neden kalbin kararmış? Bin ocaktan bir ziyâ yok mu? İlâhî kimsesizlikten bunaldım, âşinâ yok mu? Va...

Orhan Şaik Gökyay - Hey, Ne Şirindir Bu Dünya!

Resim
Hey ne şirindir bu dünya Nice yiğit yıkar, kendi yenilmez; Binmeyi gör bir kez bu huysuz taya Alır gider seni, geri dönülmez. Uçardan ileri yürür bu dünya. Bu keklik sekişli, gül avazlıymış. Şu ala gözlüymüş, saz benizliymiş, Gül-alma yanaklı, al kirazlıymış Demez, çeker yayı, oku yanılmaz Ta can evimizden vurur bu dünya. Dışımız gündöndü, içler kapanık, Gönül o yana, yüz bu yöne dönük, Bir kervandır göçtük, adımız konuk Konuğa ağulu şerbet sunulmaz, Hey nemene sanki, bu sarhoş dünya. Vaktinde biz de bir iş işleridük Yemişler devşirür, kuş kuşlaridük, Bengi su içmişçe düş düşleridük Noldu ya? Birinin adı anılmaz. Ne dolu bu dünya, ne boş bu dünya?. Gökyay'ım der, kara yazı, ak yazı, Tükür bal ağzından şu zıkkım sözü, Çalmamak üstündür, böyle bir sazı, Üst perdeden alt perdeye inilmez Şirin mi şirindir, bu kahbe dünya.

Aşık Dertli - Ne Çare Çekmeli Aşk Belasıdır

Resim
Yâr neden hazzeder, neden hoşlanır Bilmem en güzel nenin müptelâsıdır Gönül kâh soyunur, kâh ateşlenir Ne çare çekmeli aşk belâsıdır. Sefine-i aşkım engine saldım Gidab-ı mihnette eğlenip kaldım Yüz bin aman dedim bir buse aldım Hâsılı ömrümün kan pahasıdır. Canlar feda olsun ahu veş göze Hiç doymak olur mu bu şirin göze Bin tekellüm ettik, kalmadı yüze Bilmem o yâr kimin aşinasıdır. Dertli vazgelir mi ol mehcebinden Yahşi haber aldım öz nesebinden Verdiği buseler lâl-i lebinden İftar-ı vaslının diş kirasıdır.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Ahmed Yesevi

Resim
Ufkuma saldığın sesten Yeşerdi bir ulu destan Hazret-i pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî! Kişnedikçe eşkin atlar Tayfuna döndü imbatlar... Külahında şu kümbetler Koca Ahmed Yesevî! Çözdün kör düğüm sırları Kurdun gönül kasırları... Kucakladın asırları Yüce Ahmed Yesevî Dediler, ışıklı izler Silinince söndü özler... Dediler, Kûm'da gündüzler Gece Ahmed Yesevî! Diledi Ulu Yaradan Dağlar çekildi aradan... Ve yürüdü mâverâdan Nice Ahmed Yesevî!

Orhan Seyfi Orhon - Anadolu Toprağı

Resim
Senelerce sana hasret taşıyan Bir gönülle kollarına atılsam. Ben de, bir gün, kucağında yaşayan Bahtiyarlar arasına katılsam. Bu bakımsız, en kuytu bir bucağın Bence İrem Bağı gibi güzeldir. Bir yıkılmış evin, harâb ocağın, Şu heybetli saraylara bedeldir. Kadîr Mevlam, eğer senden uzakta Bana takdir eylemişse ölümü; Rahat etmem bu yabancı toprakta, Cennette de avutamam gönlümü. Anladım ki: Sevda, gençlik,şeref, şan... Asılsızmış şu yalancı dünyada. Hasretinle yâd ellerde dolaşan Hızr'ı bulsa yine ermez murâda. Yalnız senin tatlı esen havanda Kendi milli gururumu sezerim. Yalnız senin dağında, ya ovanda Başım gökte, alnım açık gezerim. Hürüm derim, eskisinden daha hür, Zincirinle bağlansa da ayağım. Şimdikinden daha ferah görünür, Zindanında olsa bile durağım. Bir gün olup kucağına ulaşsam, Gözlerimden döksem sevinç yaşını. Sancağının gölgesinde dolaşsam, Öpsem, öpsem toprağını taşını!

Köksal Cengiz (Niyazkâr) - Demeyin

Resim
                              Cemaliyle mest olup, ufuklara dalsam da;  Sakın gidip o yâre n'olduğumu demeyin. Hicranıyla çaresiz, yapayalnız kalsam da, Hayaliyle baş başa kaldığımı demeyin.   Namemizi alsın da, ister cevap vermesin,   Feryadımı duysun da, çektiğimi görmesin Varsın huzur bulsun da, aşkımızı yermesin, Mecnun gibi perişan olduğumu demeyin. Ayrılık oklarıyla dağlansa da sineler, O yâr yeter demez de, yeni baştan yineler. Her biri bin dert ile geçip gitse seneler; Bir vefasız kahrıyla dolduğumu demeyin. Bülbül asla vazgeçmez, gonca gülün düşünden. Söyleyin, bir sevgili ayrılır mı eşinden? Ruhum zaten azapta, bu sevda ateşinden, Firkatinin yüzünden solduğumu demeyin. Ömür atı yorulup bir yokuşta durulsa, Niyazkâr’ın bedeni topraklara karılsa; Mizan dahi kurulup, yârden hakkım sorulsa; Sevabımdam canana böldüğümü demeyin…

Nedim - Tahmîs-i Gazel-i Neşâtî

Resim
Çarha peyveste edüp âh ile efgânı bile Firkatin başa getirdi gam u hicrânı bile Bend-i zülfünde götürdün dil-i nâlânı bile Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile Gözüme kasr-ı safâ beyt-i hazen-veş görünür Bu heyûlâ-yı tasavvur da müşevveş görünür Şuʿle-i âh-ı dil-sûz ile ser-keş görünür Bâğa sensiz bakamam çeşmime âteş görünür Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile Rûz-ı keyfiyyet-i firkat ne musîbet günsün Gerd-i âlâm u gamım sâha-i arşa konsun Şemʿ-i meh-tâb dem-i tâb-ı dilimden sönsün Sîneden derd ile bir âh edeyim kim dönsün Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşânı bile Mey-i şâdî keder-âlûd-ı anâdır sensiz Tarâb-ı bezm-i safâ dahı hevâdır sensiz Seyl-i eşkim dahı tûfân-fezâdır sensiz Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz Mey-i rahşânı değil sâgar-ı gerdânı bile Hasret-i hançer ile cism-i felek-zâ-hayf Oldu sad pâre meger gitdi o bî-pervâ hayf Haşre dek vird-i zebân ola Nedîmâ bâ-hayf Hâr-ı firkatle Neşâtî-i hazînin vâ-hayf Dâmen-i ül...

Şeyh Galib - Kaside (Der Vasf-ı Şerîf-i Cenâb-ı Hazret-i Mevlânâ Kuddise Sırrahû)

Resim
Mâhzar- aşk-ı Hudâ Hâzret-i Mevlânâdır Menba’-ı sıdk u safâ Hâzret-i Mevlânâdır Serteser hükm eden iklim-i Fenâ Fillâha Şâh-ı evreng-i bekâ Hâzret-i Mevlânadır Nûr-ı irfâna dil-i pâki sipihr-i bâlâ Meşrik-i şems-i Hüdâ Hâzret-i Mevlânâdır Şeref-i zât ile mâşuk-ı gürûh-i ervâh Gevher-i bahr-i vefâ Hâzret-i Mevlânâdır Vâris-i ekmel-i sultân-ı rusül şâh-ı kerem Hâtem-i tavr-ı sehâ Hâzret-i Mevlânâdır Zâhid ü rinde füyûzât-ı kemâl-i sârî Mültecâ-yı zu’afâ Hâzret-i Mevlânâdır Hâk-i dergâhına rûh sûdedir efrâd-ı ricâl Mürşid-i her dü-serâ Hâzret-i Mevlânâdır Ağniyâ vü fukarâ bende-i dergâhıdır Şâh-ı derviş-edâ Hâzret-i Mevlânâdır. Enbîyâ sırrına mîras ile mâlikdir ol Mazharül-ulemâ Hâzretil Mevlânâdır Râhmet-i mahz-ı ilâhîden edip istimdâd Mâye-i lutf u ata Hazret-i Mevlânâdır Hâk-i pâyından alır kuhl ü cilâ ehl-i nâzar Âleme nûr u ziyâ Hâzret-i Mevlânâdır Âsitânından erer cânlara te’sîr-i hayât Haste-i aşka şifâ Hâzret-i Mevlânâdır Mesnevîdir nefes-i pür-meded-i rûhullâh Dil-i bîmâra devâ H...

Nahit Övünç - Esat Kurt’u Anlatmak...

Resim
sabahlar şımarık çocuk gibi,çıkar ya omuzlarıma nerelerde,nelerleyken bıkmadan aradıklarım yürüyen duvar,yüz-dönmüş pencere,dar merdivenler birde o saksılar,karşı balkondaki,çelimsiz saplar içlerinde kurumuş dallarına bakıp kiraz ağacının göçüp-gitmişti öbür cumalar,yaşadıklarım son yaşadığımdı bu,son cuması aralığın... yağmur yağıyordu hızlıdan olmayan mutluluğu taşımaya kalkmış bana esat kurt koşarak çıkıp merdivenleri kapımı çalmıştı bira şişelerinin cıvıltılı şangırtıları zembilinde gözlerinde uçuşan kıvılcımlarla giriverdi kapıdan... sırtında küçülmüş siyap paltosu,biraz yüzü solgun yıllar boyu bir defacık bile merhaba esat nasılsın,demedi mutluluk bana bardağa dolan biranın dalıp altın sarısına uzun-uzun iki mısra okumuştu bir şiirinde yine sildi elinin tersiyle köpükleri bıyıklarından duman sokak, levent akşamlarında öylesine yılgın tavada patates,bir kağıt birde tükenmez kalem acıların boy attığı tek nüfuslu dünyasında yalan sevdalara kırgın,insanlara kırgın söke'ye,günlere...

Orhan Seyfi Orhon - Çengelköy

Resim
  Boğazın her yeri bir parça değişmiş şimdi, Yine Çengelköyü lakin öyle! Bahçeler, bağlar, ağaçlar, evler... Yine sessiz, yine sakin öyle! Elli yıl köyden uzak kalmışken Tanıdım: İşte benim doğduğum ev! İşte, en eski mahallem, sokağım! Geçiyor aynı sokaktan hâlâ Kendi halinde vakur insanlar... İşte hiç fasılasız dört mevsim Köye lezzet dağıtan bostanlar! İşte tılsımlı o bağlar ki bütün dünyada Yoktur eşi! Sonbahar oldu mu dallar eğilir, Sararır ayvalar altınlaşarak, Meyve halinde verirler güneşi. Tanıdım: Çarşının en ihtiyarı Başı göklerde asırlık çınarı. Bir tevekkül katıyor manzaraya. Çekilen eski kayıklar karaya. Öyle hoş bir yüzü vardır ki köyün, Bir gören artık unutmaz neresi? İşte, kış vakti coşup çağlarken, Yaz gelip kupkuru kalmış deresi! Tanıdım: Şevk ile erken uyanıp Gittiğim camii bayramlarda! Karabaş nesli tükenmiş artık Kediler damlarda... Gözlerim daldı yine, Bir hayal alemine! Elli yıl önceki tipler geçiyor karşımdan: Kamil Ağa... göğsü açıktır kış, yaz, Karda, yağmu...

Aşık Sümmani - Koşma (Bugün nazlı yârden bir haber geldi)

Resim
  Bugün nazlı yârden bir haber geldi. Durmasın peşime gelesin demiş Çoktan beri ateşine yanardım Cuz‟ i bir ateşe yanasın demiş Görünmez sılası dağları dalda Başım yastıkdadır gözlerim yolda Der sevdiğim değirmende ne halda Varıp bir hal hatır sorasın demiş Ne sebep ihtiyar isyana kattın Sebep ne karşımda ter kana battın Ahdinde durmadın taşları sattın Sevdiceğim alıp gelesin demiş Gündüz hayalimde gece düşümde Felek kemend atmış gezer peşimde Yâr nâme göndermiş omuz başında Sümmân öz elinle alasın demiş..

Nef'î - Kaside (Der medh-i Hazret-i Mevlânâ - kuddise sırrahû)

Resim
Merhabâ ey hazret-i sâhibkırân-ı manevî Nâzım-ı manzûme-i silk-i leâl-i mesnevî Mesnevî ammâ ki her beyti cihân-ı marifet Zerresiyle âfitabının berâber pertevi Âlem-i manâ ki hûrşîd-i cihânârâ gibi Devr eder girmiş semâa anda rûh-ı Mevlevî Yanî sırrullâh-ı azam Hazret-i Mollâyı Rûm Ki odur manâda sâhib mesned-i Keyhusrevî Husrev-i endîşe ki aşk-ı Hüsâmeddîn ile Oldu tîg-ı bâtınî dünyâya bürhân-ı kavî Ol hudâvend-i serîr-i marifet ki feyzidir Sâlik-i bîtûşe-i gümrâha zâd-ı uhrevî Âklı nûr-ı cevher-i zât-ı şerîf-i Ahmedî Nutkı mağz-ı rûh-ı enfâs-ı latîf-i İsevî İlm-i vahdette sebakdâşı İmâm-ı evliyâ Hikmet-i manâda şâkirdi Hakîm-i Gaznevî Bir gülistân-ı müferrihdir dil-i pür feyzi ki Ana rûh-ı Gülşenî’dir bâğbân-ı manevî Dergüşâde yâ hazînehâne-i endîşedir Anda çeşm-i Rûşenî’dir dîdebân-ı münzevî Gevher-i güftârının kân müşterî-i müflisi Kûçe-i esrârının hûrşîd düzd-i şebrevi Feyz-i istidad-ı zâtın gör ki etmiş tâ ezel Cezbesi hurşîd ü mâh ü âsmânı mevlevî Nefî-i muciz beyânım bende-i Mo...

Ahmet Haşim - İç Sıkıntısı

Resim
  Sekiz saattir şimendiferdeyim. Tren boş ve neşesiz. İçim sıkılıyor. Yolun iki tarafında memleketler, kıt’alar akıp gidiyor, fakat göz için yeni hiçbir şey yok. Beş dakikada bir  pencere değiştiriyorum: Aynı ağaçlar, aynı yollar, aynı dereler,  uzun bir baş ağrısı gibi yolun iki tarafında tekrarlanıp duruyor. Rabbim! Şu manzara dedikleri ne müz’iç bir şeymiş! Elimde büyük bir şairin harikulâde kitabı var. Trenin anlatılmaz can sıkıntısını gidermek için kitabın büyülü nesrini mi okumalı, yoksa şu pencerelerin dışında binbir renkle kaynaşan fakat bir türlü değişmesini bilmeyen hayatın dümdüz şeridini mi seyretmekte devam etmeli? İşte halledilecek küçük bir mesele: Gerçi hayat, kitaba sığmayacak kadar geniştir; fakat tekerrrürlerle doludur. Kitap, tabiatta en büyük olan şeyin yani insanın en güzel balını taşımak itibariyle tabiatın genişliğini haiz olmaya muhtaç olmaksızın ona üstündür. Tabiatta insanın en büyük şey olduğuna şüphe etmemeli. Zira en karanlık bir Afrika’nın e...

Cahit Külebi - İstanbul

Resim
Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Niksar'da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm. Sonra âlem değişiverdi Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak. Sonra âlem değişiverdi Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak. Mevsimler ne çabuk geçiverdi Unutmak, unutmak, unutmak. Anladım bu şehir başkadır Herkes beni aldattı gitti, Anladım bu şehir başkadır Herkes beni aldattı gitti, Yine kamyonlar kavun taşır Fakat içimde şarkı bitti.

Ahmet Selçuk İlkan - 24 Aralık

Resim
Kahır yüklü bulutları postalıyorum güneye doğru Boşaltın tüm istasyonlarını Adana'nın Dost bulutlar gözlerim gibi Ağlayacak... Saatler beş geçmiş olacak yirmibiri Takvimler 24 Aralık'ı takmış göğsüne Ben bakarken eski resimlere Salim beni düşünecek! Süleyman ikinci kurşunu sıkacak kadere Dur! Diyemeyeceğim Postal kokusunda, barut kokusunda Askerce efkarlı bir rüzgar esecek... Cengiz o plakta geçmiş kendinden Sağında Habip solu bomboş Dudaklarında hep o acı şarkı titrek titrek 'Gitti Gelmeyecek'... Bitmeyen geceler Ağbaş'ın zarlarında Sigara dumanlarında kederler Dur ulan Sarraf! Memleket nere? Berlin nere? Bir de Antep! Ana avrat dümdüz gidecek... İkinci bir şarkıyı dinleyeceğim bir sarhoş gecede Başım omuzlarında Yasin'in Ergün'üm bu kadeh de senin şerefine 'Ağlama değmez hayat' Yılmaz'ım Hasret ha bitti ha bitecek... Bir bir dolacak gözlerime geçmiş seneler Aklımdan Zeki'ler, Saim'ler, Emin'ler geçecek Binlerce anılar kaçıracaklar o...

Yunus Emre - Bu cümle erkânı koyup birlik yolun tutan benem (212)

Resim
Bu cümle erkânı koyup birlik yolun tutan benem Hırs u tama‘ bende ırak hem arduma atan benem Bakan benem gören benem alan benem viren benem Ne Cebrâîl ne Mikâîl İsrâfîl'i kılan benem Yidinci kat yirlerde (ben) sekizinci kat göklerde (ben) Bu söylenen dillerde (ben) hükmi tamâm kılan benem Emrile bulut oynadan yirde bereket kaynadan Elümde kudret şinigi halka rızkın viren benem Bir karâra tutdum karâr benüm sırruma kim irer Câhil beni kanda görür gönüllere giren benem Çagram himmet leşkerine dirile dost işigine ‘Arş önünde ‘aklumıla hıdmet kılup turan benem Gök yüzinde ferişteler Yûnus ne kasd ider bular Dek turmazsa ferişteler ‘Arş'a çomak uran benem Delü oldumıdı Yûnus ‘ışk oldı bana kulavuz Hazret'e degin yalunuz yüzi süri viren benem     (Müstef‘ilün Müstef‘ilün Müstef‘ilün Müstef‘ilün)

Nâbi - Na't-ı Şerif (Sakın terk-i edebden)

Resim
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu! Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ'dır bu. Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde, Tefevvuk-kerde-i arş-ı cenâb-ı Kibriyâ'dır bu. Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil, İmâdın açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu. Felekde mâh-ı nev Bâb'üs-Selâmın sîne-çâkidir, Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu. Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha, Metâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu.

Nâbi - Gazel (Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz)

Resim
  Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz Bugünkü Türkçe ile Açıklama: Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da. Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var. Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz. Derd ehli olanl...

Nâbi - Muhammes

Resim
Bu gülistanda benimçün ne gül ne şebnem var Bu çarşude ne dadu sited ne dirhem var Ne kudret ü ne tasarruf ne biş ü ne kem var Ne kuvvet ü ne teayyum ne zahm ü merhem var Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var Vücûd cud-i ilâhi hayat bahş-i kerim Nefes atiyye-i rahmet kelam fazl-ı kadim Beden bina-yı Hüda ruh nefha-i tekrim Kuva vedia-i kudret havas vaz-i hakim Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var Bu kârhânede bir başka kâr ü barım yok Ne varsa cümle anındır bir özge varım yok Cihana gelmede gitmekle ihtiyarım yok Benim benim diyecek elde bir medarım yok Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var Zemin bisat-i kader çerh hayme-i azamet Nücum-i sabit ü seyyar meş’al-i kudret Cihan netice-i cud-i hazain rahmet Sahaif-i suver-i kevn nüsha-i hikmet Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var Vücud ariyetidir hayat emanettir İbade da’vi-i mülk iddia-yi şirkettir Kulun vazifesi teslimdir itaattir Bana kulum dediği lütfdur inayettir Bu kârhânede bilsem neyim benim nem var Benim fakir-i tehidest ...