Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Oyhan Hasan Bıldırki - Umut Dağlarda (Hikaye)

Akşamdan, şehrin kenar mahallelerindeki bildik bazı kapılar, "Güm, güm!" dövüldü. Adanın bu uç noktasındaki şehirde de, darbeden sonra, bir takım insanlara artık, yer yoktu. Gerçi darbe, henüz hiç kimseye yâr olmadı. Şehirli, birbirine düştü. Herkes, ötekinin arkasına adam koydu. Yaşamanın tadı tuzu kalmadı. İnsanlar tedirgin, mutsuz. Bütün gözler; korkuyla yumuluyor, daha sonra da yeni yeni korkulara açılıyor. Meydan, cadde, sokak ve de bazı evler ıpıssız. Temmuz ortasında, yakıcı, kavurucu sıcakların arasında, ansızın, adadaki iktidar el değiştirdi. Gazetecinin adamları ortalığa döküldü. Güzelim deniz, tadını, neşesini kaybetti. Kıyıda martılar, uçuşmaz oldu. Rüzgâr da, denizin kımıl kımıl dalgalarıyla oynaşmayı bıraktı. Bir sıcak, bir sıcak! Sanki, şehrin hemen her yanı, yanan bir fırın!

Hüseyin Avni Dede - Tek Şekerli Çınaraltı

  mustafa ağbi hacı baba sen ben bilirim bir ölüm suskunluğudur yalnızlığımız yalnızlığımız beyazıt çınaraltı biraz biraz sahaflar çarşısı bakırcılar çarşısı biraz

Ceyhun Atıf Kansu - Lirik Şarkı

Öt, güzel serçe, öt yeşil çalıda, Sabahın sesini duyayım senden, Şarkınla beraber gir penceremden, Oyununu oyna renkli halıda.

Oyhan Hasan Bıldırki - İlkbahar Rüzgârı

  Yârla kesti aramı İlkbahar rüzgârı İlkten sona selâmlarımı götürmemiş İlkbahar rüzgârı

Rustam Musurmon - Qoraqalpoq tili

1 dekabr – Qoraqalpoq tili kuni Qadim turkiy qoraqalpoq tilisan, Keng sahroning xushnavo bulbulisan. Haq yaratgan gulistonning eng suluv Gulisan-ey, gulisan-ey, gulisan. Bu diyorda xalqlar yashaydi inoq, Jonini ham ayamas kelsa qo‘noq, Tangri suygan qoraqalpoqning oppoq   Dilisan-ey, dilisan-ey, dilisan.

Mehmet Emin Yurdakul - Şair

Bana yirmi yaşımda ateş saçan bir sevdâ, İlk şi'rime altundan kanad veren o hulyâ Ak saçlarım altında yine alev saçacak.

Kayıkçı Kul Mustafa - Eğer Sorarsan Bana Hâlimden

  Eğer sorarsan halimden Bir cansız ölüyüm şimdi Aldanıp gönlüm alal'dan Divâne, deliyim şimdi

Mehmed Akif Ersoy - Merhum İbrahim Bey (Safahat'tan - 14)

  (İbrâhim Bey merhum ki tabâbet-i baytariye ulemâsındandır, hâk-i pâk-i Şark’ın yetiştirdiği nevâdir-i irfân ü fazîletin biridir. Merhumu yakından tanıyanlar dört sene evvelki fecîa-i irtihâlinin millet için ne elîm zıyâ’ , hükûmet için ne azîm bir hacâlet olduğunu teslimde tereddüt etmezler. Şark’ın, Garb’ın bedâyi’-i ilm ü fennini toplayıp hâfızasına doldurmuş; mahfûzâtını muhâkemâtıyle , meşhûdâtıyle şâyân-ı hayret bir sûrette tevsî’ etmiş; Şark’ın her tarafını defeât ile dolaşmış; Garb’ın en medenî memâlikini görmüş, gezmiş; elsine-i şarkıyeyi edebiyâtıyle bilir; Fransız, Rus lisanlarını hakkıyle öğrenmiş olan bu büyük adam fıtraten mahviyyete âşık, iştihâra düşman olmasaydı, emînim ki, hükûmet-i sâbıkanın o sâbıkalı ricâli yüzünden gurebâ hastahânelerinde ölen, öyle bir hakîm-i zû-fünûnu tanımak için kâriîn-i kirâm benim gibi bir âcizin delâletine müftekır kalmazdı!) Dönen muhît-i nigâhımda yâl ü bâlindir, Bütün hayâlim o fevka’l-hayâl hâlindir. Zalâm-ı hayrete düşmüş, batar ...

Cevat Şakir Kabaağaçlı - Alabandada (Hikaye)

  Saç maşası satan adam, güverte yolcularına ait sancak kıç omuzluğunun alabandasında dinelmiş, bağıra bağıra mallarını övüyordu.Günün son turuncu ışığı sönmek üzereydi.

Köroğlu - Köroğlu Solağı (Yüce Dağların Başında)

Yüce dağların başında Tek at gezdiğin var mıdır Her taraftan üç beş kelle Terkiye astığın var mıdır

Köksal Cengiz (Niyâzkâr) - Ben Öğretmenim

Tek umurum bu milletin evladı, İlim benim, irfan benim, giz benim. Benimle bilinir sırların adı, Hizmet benim, gayret benim, hız benim.

Köksal Cengiz (Niyâzkâr) - Ben Öğretmenim

Tek umurum bu milletin evladı, İlim benim, irfan benim, giz benim. Benimle bilinir sırların adı, Hizmet benim, gayret benim, hız benim.

Ceyhun Atıf Kansu - Dünyanın Bütün Çiçekleri

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!" (Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri) Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum Bütün çiçeklerini getirin buraya, Öğrencilerimi getirin, getirin buraya, Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer Bütün köy çocuklarını getirin buraya, Son bir ders vereceğim onlara, Son şarkımı söyleyeceğim, Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.

Cahit Külebi - Köy Öğretmenleri

Yurdumuz uçsuz bucaksız, Gökte yıldız kadar köylerimiz var. Ama uzak, ama harap, ama garipsi… Alın benim gönlümden de o kadar.

Cengiz Aytmatov - O Manas'ın Milyonlarca Dizesini Ezbere Biliyordu

  Bundan birkaç yıl önce Sovyetskiy Soyuz dergisi benim “O Manas’ın milyonlarca dizesini ezbere biliyor.” adlı bir makalemi yayınlamıştı. Bu makalem büyük Manasçımız Sayakbay Karalayev hakkındaydı. Bugün ise hayat, makalemin başlığını “O Manas’ın milyonlarca dizesini ezbere biliyordu.” şeklinde değiştirdi. Ne yapalım, hayat işte böyle; artık Manasçımızdan geçmiş zaman ile bahsetmek zorundayız.

Hüseyin Başaran - Evciler Köyü Öğretmeni

  Ben Evciler köyü öğretmeni Aklımı işlerime verdim. Plan yaparım geceleri, Gündüzleri ders.

Oyhan Hasan Bıldırki - Şiir, Sözün Altın Olanı

     “Türk edebiyatında roman, şiirin önüne geçti mi?”    Geçebilir mi?    Geçemez.       Ancak bu noktada bir eksiğimiz var. Yoksa da bana öyle geliyor. Çünkü biz “Okuduklarımızı, dinlediklerimizi yerli yerine koyabilmek için düşünmek…”[1] işine asla soyunmuyoruz. Dolduruşa gelmek, el kayığına binmek huyumuzu elimizin tersiyle itemiyoruz.       Şiir, sözün altın olanı. En değerlisi… Öyle olmasa, eli kalem tutanların tamamı şiir yazmazdı. Ünlü ünsüz bütün yazanların ilk satırları, “mısra”lar olmuştur.

Eşrefoğlu Rumi - Nutk-i Şerif (Ey Allah'ım beni senden ayırma)

  Ey Allah'ım beni senden ayırma Beni senin dîdârından ayırma

Sabahattin Ali - Gecenin Kemanı

Yüzü parladı ayın, Bir ses geldi uzaktan: Hasta yorgun bir kadın Şimdi çalıyor keman...

Fuzuli - Gazel - 125 (Mesken ey bülbül sana geh şah-i güldür geh kafes)

  Mesken ey bülbül sana geh şah-i güldür geh kafes Nice âşıksın ki âhından tutuşmaz hâr ü has Yâr kuyunda müselmanlar ger olsaydı yerim Kâfirim ger Ravza-i Rıdvan'a eylerdim heves Kûh feryadı sadâsın verdi Ferhâd'ın demen Nakş-i Şirin'dir verip âvâz olur feryâd-res Nâka Leylî mahmilin çekmiş beyâban seyrine Eyle Mecnûn'ı bu hâletden haber-dâr ey ceres Bir nefes kalmış hayâtımdan habîbim subh tek N'ola ger bir mihr göstersen bana âhir nefes Hâli ettim dil-hevâ-yi ihtilât-i halktan Bezm-i gamda ney kimi hem-dem bana feryad bes Ey Fuzûlî ger sana cem'iyyet-i dildir murâd Bağla bir dil-dâre gönlün gayrdan peyvend kes

Oyhan Hasan Bıldırki - Ana Dilim Sevdam Benim

  Anadilim, sevdam benim Ekip biçtiğim bu Gündüz güneş, gece ay şahidim Yâr elinden içtiğim su Anadilim, sevdam benim.

Mehmet Emin Yurdakul - Anadolu

  Yürüyordum : Ağlıyordu ırmaklar; Yürüyordum : Düşüyordu yapraklar; Yürüyordum : Sararmıştı yaylalar; Yürüyordum : Ekilmişti tarlalar. Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın;  Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz azgın;  Derileri çatlak, bağrı kapkara;  Sağ elinin nasırında bir yara;  Başında bir eski püskü peştemal;  Koltuğunda bir yamalı boş çuval! — Ne o bacı? — Ot yiyoruz, n'olacak! — Tarlan yok mu? — Ne öküz var, ne toprak.  Bugüne dek ırgat gibi didindim;  Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim.  Bundan sonra... — Kocan nerde? — Ben dulum;  Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.  —Soyun, sopun? — Onlar dahi hep yoksul!   Ah efendi, bize karşı İstanbul  Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?  Taşraların hayvanlık mı nasibi? Hayır, hayır, bu nasibi almak için doğmadın.  Onun için doğdun ki sen kadınlığın hakkıyle  Ocağının karşısında saadete eresin;  Göğüsünü kabarttıran anneliğin aşkıyle  Evladına s...

Oyhan Hasan Bıldırki - Sanata Sığınmak

    En iyisi, "sanata dönmek". Roman ve hikâyenin, doyumsuz güzellikler perisi şiirin, duygularımızı kabartan musikînin sıcaklığını, bu defa "yeni baştan" yaşamalıyız. Toplum olarak buna çok ihtiyacımız var. Aramızda çözülen sevgi ilmiklerini ancak bu şekilde bir çabanın sonucunda, bütün içtenliğiyle tekrar birbirine bağlayabiliriz.       Yoksa?       Farkındasınız umarım, yıkılışa, bütün cephelerde "çöküşe ve çözülüşe" doğru, doludizgin at koşturup gidiyoruz. Bereket, halkımız olgun. "Büyüklerimizin" ağzına da bakmıyorlar. Fakat gençlerimiz "toy". Onlara sıkıntı veren sebepleri, enine boyuna tartışmadan, getirisini götürüsünü hesaplamadan uygulamaya koymamız, "küçük kıpırdanışlar" başlatıyor. İstanbul ve Ankara gibi büyük üniversite şehirlerimizde, meydanlarda yeniden görmeye başladığımız "polis-gençlik" çatışmaları, "eski yangınları" akla getiriyor. Bu yangın, "kibrit çakmaya çalışanların" oyunu...

Ahmet Haşim - Ağaç

  Gün bitti. Ağaçta neş'e söndü. Yaprak âteş oldu. Kuş da yâkut. Yaprakla kuşun parıltısından Havzın suyu erguvâna döndü.

Halit Ziya Uşaklıgil - Bir Ölünün Defteri (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Bir Ölünün Defteri Yazar: Halit Ziya Uşaklıgil Yayınevi: İnkılap ve Aka Kitapevleri Basım Yılı: 1995

Behçet Necatigil - Abdal Musa

  Bir piston Kalmamı ister dilediği yerde Tekler çoğulluğumu Bir dinozor zor yer beni: Yadi can beygir gücü. Karıncaydı devenin Tepip oyluğun ezen, Bir bücür yere çaldı Dev gibi pehlevanı - - Unuturlar anı. Bir sürek avında Ölüsünü görmeye gelirler, Abdal Musa demişler Bağrına saplı oku Çıkardı verdi geri. Bu söz ibret sözüdür Arifler ocağında Yanar özge bir ateş O ateşin dilleri, Hele bir gel beri.

Anonim - Yemen Türküsü (Mızıka Çalındı Düğün mü Sandın?)

Mızıka çalındı düğün mü sandın Al yeşil bayrağı gelin mi sandın Yemen'e gideni gelir mi sandın Dön gel ağam dön gel dayanamirem Uyku gaflet basmış uyanamirem Ağam öldüğüne inanamirem

Nazım Hikmet - Kuva-yı Milliye

BAŞLANGIÇ   ONLAR     Onlar ki toprakta karınca,                                    suda balık,                                                 havada kuş kadar                                                              çokturlar; korkak,       ...

Fuzuli'nin Hayatı ve Eserleri

  Fuzûlî menşe itibariyle, Akkoyunlular devrinde ve bu hânedanın idaresi altında Irâk-ı Arab adı verilen bölgede yaşayan Akkoyunlu Türkmenleri’nin Bayat boyundandır. Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nde bulunan bir  Hadîkatü’s-suadâ  yazmasının ketebesindeki kayda göre “Tatar asıllı” olduğu şeklindeki ifadenin bugün kullanılan Tatar anlamında olmadığı, “Türk” anlamında kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Mehmed Akif Ersoy - Selma (Safahat'tan - 13)

  “Hemşîrezâdemdir. Dört yaşında öldü.” “Bütün gün işte boğuştum, içim sıkıldı. Yeter! Yarın da aynı mezâhimle uğraşıp duracak Değil miyim? Bana öyleyse, şimdilik ister, Ferağ içinde düşünmek, vücûdu yormayarak. Hayat, ceng-i maîşet; cihansa ma’rekedir .” Zaman zaman bu sükûnlar birer mütârekedir.” Dedim, zemîne uzandım. Fakat huzûr o ne zor! Dakîka sürmedi hattâ benim bu yaslanmam... Bir eski komşu gelip: “Vâliden selâm ediyor, Diyor ki: “Hasta ağırlaştı, durmasın, akşam Hemen bizim eve gelsin.” deyince davrandım, O âşiyân-ı perîşâna doğru yollandım.

Ruhsati - Vay Deli Gönül

  Daha senden gayri âşık mı yoktur Nedir bu telaşın ey deli gönül Hele düşün devr-i Adem'den beri Neler gelmiş geçmiş say deli gönül

Ruhsati - Vay Deli Gönül

  Daha senden gayri âşık mı yoktur Nedir bu telaşın ey deli gönül Hele düşün devr-i Adem'den beri Neler gelmiş geçmiş say deli gönül

Fuzuli - Gazel - 50 (Gönlüm açılır zülf-i perişânını görgeç)

  Gönlüm açılır zülf-i perişânını görgeç Nutkum tutulur gonce-i handânını görgeç

Faruk Nafiz Çamlıbel - Kış Bahçeleri

  Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta, Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta, Mazi gibi sislenmiş Emirgan Çınaraltı.

Abdurrahim Karakoç - Unutursun Mihriban'ım

“Unutmak kolay mı? ” deme Unutursun Mihriban’ım. Oğlun, kızın olsun hele Unutursun Mihriban’ım.

19'uncu Yüzyılın İlk Yarısında Türk Nesri

  19. yüzyılın ilk yarısında nesir alanında klasik nesir (düzyazı) anlayışının hem türler hem de dil açısından devam ettiği görülmektedir. Şair tezkirelerinden başlamak üzere tarihler, biyografik eserler, sözlük ve belagat türünde yazılan eserlerde dil açısından klasik nesrin sanatkârane üslubunun da devam ettiği görülmektedir. Nesir dilindeki sadeleşme ve değişmenin bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren çeşitli zorunluluklar ve değişen zihniyetin yarattığı yeni kültür ve fikir ortamının etkisiyle ortaya çıktığını söylemek gerekir. 19. yüzyılın ilk yarısında kaleme alınan nesir türleri ve bu türlerde ön plana çıkan yazar ve eserler şu şekildedir:

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Özmenem

 

Zahirüddin Muhammed Babür - Gazel (Köñülge boldi 'acayib belâ kara saçıñ)

Kö ñ ülge boldi 'acayib belâ kara saçı ñ Şikeste ko ñ lüme irmiş kara belâ saçı ñ   Başımga çıkdı bütün reşkdin kara saç dik  Ayakka tüşkeli iy serv-i nâz ta saçı ñ Müyesser oldı cünûn mülki iy cünûn ehli  Nisar-i eşkni imdi bu kün manga saçı ñ Saçı ñ  şikestide bardur şikeste ko ñ üller  Ko ñ üller açılur açılsa ol kara saçı ñ   Açıldı kö ñ li çü açtı ñ  saçı ñni  Babürni ñ Ne ayb eger dise dil-bend ü dil-güşâ saçı ñ

Sabahattin Ali - Kurbağaya Mersiye

Sevgilim! Bak bu gece Kırık kalbine, ince Bir ok saplı kurbağa Ölüvermiş gizlice...

Elif Yavaş - Notaların Büyülü Dünyası

       Söyleşi, röportaj havasında geçen edebî konuşma ve tartışma mekânları olur hani. Nazik davetleri reddetmeyen hanımefendi ve beyefendiler kalbimizi onurlandırır mütevazılıkla. Küçük kasabalarda, kazalarda ve köylük yerleşkelerde hayat sürenlerin hayalleri büyük olur kanatlarında. Ekmeğini yediğiniz iş ile sanat vazgeçilmez tutkuya dönüşür ve işinizle eviniz arasındaki dengeyi iyi kurmak gerek. Melankolik duyguların huşusunda flört eden edalı düşler, iç içe halka kurarak hayata işlenir de ikilem yaratır. Geçimimizi temin ettiğimiz meslek ile hobi faaliyetlerini “ev, iş, eş” arasında yansıtmamak gerek. Ev, iş ve eş terazisinde denge kurarak melodi oluşturur yaşam notalarımız.

Köksal Cengiz (Niyâzkâr) - Vay Deli Gönül!

Hiç bir gökçek şu gönlümü çalamaz, Hiç bir güzel senin dengin olamaz, Hiç bir kuvvet seni benden alamaz Sen ki benim Mevlâ'ya beyanımsın!  Sultanımsın, cananımsın, canımsın!

Köksal Cengiz (Niyâzkâr) - Vay Deli Gönül!

Hiç bir gökçek şu gönlümü çalamaz, Hiç bir güzel senin dengin olamaz, Hiç bir kuvvet seni benden alamaz Sen ki benim Mevlâ'ya beyanımsın!  Sultanımsın, cananımsın, canımsın!

Cahit Külebi - Akşamlar Hey Akşamlar!

  Kim esir değildir Kendi içerisinde? Akşamlar hey akşamlar! Doğmasaydım eğer O küçük şehirde Kim böyle boş gezer, Yüzer gibi olur, Bir koca nehirde? Yorgunluk hey yorgunluk! İnatçı yorgunluk! Dalgın bir yüz kadar Tozlu ayakkabılar. Yorgunluk hey yorgunluk!

Sabri Esat Siyavuşgil - Odalar ve Sofalar

  Evler, bir nara benzer, Nar tanesi, sofalar, Akşam, yol gibi gezer; Sükûn, su gibi odalar.

Charles Dickens - İki Şehrin Hikayesi (Roman Özeti)

Eserin Adı : İki Şehrin Hikayesi Yazarı : Charles Dickens Çeviri: Meram Arvas Basıldığı Yer/Yıl : Can Yayınları-2018 Eserin Konusu: Hayattaki büyün zorluklara rağmen kendi onurları ve düşünceleri için mücadele edenlerin hikayesi.

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz (Roman Özeti)

Eserin Adı: Kumarbaz Yazarı: Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Çeviren: Ergin Altay Yayınevi ve basım Yılı: İletişim Yayınları - 20.04.2020 Eserin Konusu: Bütün umutlarını kumara ve yaşlı büyükannelerinden kalacak olan mirasa bağlayan bir ailenin yanında öğretmen olarak çalışan bir genç ile ailenin üvey kızı olan güzel ve kaprisli bir genç kız arasındaki aşkı anlatan bir eser...

Osman Azim - Yaşamaktan Yoruldu Adam

  Yaşamaktan yoruldu adam, Düşündü kı boş geçmiş ömür. Dışarıda bembeyaz âlem, Dışarıda yağıyordu kar.

Oyhan Hasan Bıldırki - Gemlenmiş Al Atlarım

Bin bir renkli dağlarım bir yiğit bekliyor Gemlenmiş al atlarım bir yiğit bekliyor Sevgiye kapanmış şimdi bütün kapılar Beyefendi etliye sütlüye karışmaz Hanımefendinin ojeleri silinir Çarşı pazarda sayısız mart kedileri Bileniyor yılan dilli keskin bıçaklar Dal dal olmuş birlik ağacım bel veriyor Çıfıt çarşısına dönüyor memleketim Pusuya yatmış pişkin çakallar gülüyor Nereye kadar gidecek bu işin sonu Bir yanım Aydın, öte yanım Kastamonu

Caysañ Irçı - Kırgızhandı Maktoo

Kız, keliniñ kadırlap,  Ükü menen sıyladıñ.  Çaçılıp ketken uzundun,  Çar tarabın çıynadıñ.  Ayıgışıp kelgen duşmandı,  Adırdan kaçkan tülküdöy,  Algırdı salıp kıynadıñ. 

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Mustafa Kemal'in Kağnısı

Yediyordu Elif kağnısını Kara geceden geceden Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar İnliyordu dağın ardı yasla Her bir heceden heceden

Fuzuli - Gazel - 80 (Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür)

   Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür Kan ağladığum gonce-i handânun içündür Ser-geşteliğüm kâkül-i müşgînün ucundan Âşüfteliğüm zülf-i perişânun içündür Bîmâr tenüm nerkis-i mestün eleminden Hûnin ciğerüm lâ’l-i dür-efşânun içündür Yakdum tenümi vasl güni şem’ tek ammâ Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânun içündür Kurtarmağa yağma-yi gamundan dil ü cânı Sa’yim nazar-i nerkis-i fettânun içündür Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandur Cân içre seni sakladığum anun içündür Vâ’iz bize dün dûzahı vasfetdi Fuzûlî Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür