Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Masallar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ziya Gökalp - Kurt ile Ayı

Vaktiyle bir kurt vardı Yeşil yurtta yaşardı Kurt kocadı, kötürüm oldu, Bunu sezen bir genç ayı Yakaladı kurdu yoldu, Dedi: 'Haydi tüysüz dayı, Yürü, yine yiğitlik sat; Dar et bize yeşil yurdu! ' Piçlerine dedi: 'Fırsat Kaçırmayın, boğun kurdu! ' Zavallı kurt öldü, inde Beş yavrusu kaldı öksüz Fakat bir kaç yıl içinde Bunlar birer yiğit, gürbüz Kurt olarak saldırdılar, Yeşil yurttan ayıların Vücudunu kaldırdılar. Çocuklarım ibret alın: Her bugüne var bir yarın!

Keloğlan Masalı: Akıl Kutusu

Bir varmış, bir yokmuş; Allah’ın kulu çokmuş; çok söylemesi günahmış! Develer dellâl iken, pireler çoban iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, memleketin birinde, bir Keloğlan varmış. Keloğlan karanlık evin kara kedisi, bir ananın bir tanesi imiş. Gel zaman git zaman bu Keloğlan büyümüş, tığ gibi bir delikanlı olmuş, olmuş ama akıldan yana yaya olduğu için kimseler onu adam yerine koymaz; inanıp yanılıp da bir Allah‘ın danasını bile güttürmezmiş. Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış! Keloğlan da kendini vurdumduymazlığa vermiş; ne elin işine, aşına karışır, ne de sözüne, sazına aldırış edermiş. “Ben ne beni sevenlerin kulu; ne de sevmeyenlerin sultanıyım.” der kendi kendine. Bir güne bir gün bu densizlerin köprüsünden geçmez, karşılarında boyun büküp, avuç açmaz; her sabah gölün yolunu tutarmış. Her gün üç balık avlar; birini satar gaz alır; birini satar tuz alır; birini de kızartır ana oğul yerlermiş. Günleri böyle geçer, dişleri başka bir şey kesmezmiş.

Şahmaran Masalı

  Vaktiyle Danyal adında bir hekim vardı. Zamanının en bilgin adamlarından biri olan bu hekimin biricik derdi bir evladının olmayışı idi. Nihayet günün birinde Tanrı ona bu nimeti verdi. Karısı ona hamile olduğunu müjdeledi.

Orhan Seyfi Orhon - Kurt Masalı

Kurt bir akşam acıkmıştı Dağlarda ava çıkmıştı Bakınarak sağa sola Geldi en işlek bir yola Dedi: ”Bu çok güzel bir yer, Bir kısmetim varsa eğer, Ayağıma gelir kendi.” Seçtiği yeri beğendi. Geçti öyle hayli zaman Bir katır çıktı uzaktan

Oyhan Hasan Bıldırki - Söylemez Sultan

      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin birinde, bir padişahın, bir oğlu varmış. Gününü gün eder, hiçbir iş tutmazmış. Sarayın önünden gelip geçenlerle, körpedir, yaşlıdır demez, önüne gelenlerle alay edermiş. Şehzade olduğu için hiç kimse, ona bir şey diyemezmiş.       Günlerden bir gün, bu şehzade, pencereden dışarıya bakıyormuş. Bu sırada yaşlıca bir kadın, elinde güğümü, sarayın önündeki çeşmeye, su doldurmak için gelmiş. Musluğa, testisini dayamış. Tam bu sırada, aklı havada, gönlü eğlencede olan Şehzade, attığı taşla, yaşlı kadıncağızın testisini kırmaz mı?       Yaşlı kadın küplere binmiş. Binmiş ya, öfkesini kusacak birini ararken, bir de bakmış, penceredeki şehzadeyi görmüş. İçini çekmiş, söylemiş;       - Dilerim Allah'tan, Söylemez Sultan'a aşık olur, derdine yanıp tutuşursun!       Demiş, demesine ya, durmamış, oradan ayrılıp gitmiş. ...

Ahmet Hikmet Müftüoğlu - Alparslan Masalı

Eteklerinde Sarısu'yun aktığı Altın dağlar silsilesinden ulu Karadağ'ın çorak yamaçlarında bir gölge ilerliyordu. Sabahtı. Güneş, ilk tatlı ışıklarını tepeden dökerek henüz serin ve taze akan nehrin dalgacıkları üstüne yayıyordu. Ağır yürüyüşünden, etrafına ürkek bir keklik gibi ürke ürke bakışından bu karaltının bir kadın olduğu anlaşılıyordu.

Ziya Gökalp - Ala Geyik

Çocuktum, ufacıktım, Top oynadım acıktım.

Ziya Gökalp - Keloğlan (Masal)

Fakir bir babanın üç oğlu vardı. Büyük oğlunu, dişinden tırnağından arttırarak okumaya göndermişti. Bunu bir ilim adamı yapacaktı. Küçük oğluna ileride kendi dükkânını bırakacaktı. Ortanca oğluna gelince, buna verecek hiçbir şey kalmıyordu. Hatta ona bir ad bile koymamıştı. Önemli olmadığını göstermek üzere, onu hep "Keloğlan" diye çağırırdı. Böylece, bütün mahalleliler arasında onun adı "Keloğlan" kalmıştı.