Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Oğuz Atay - Beyaz Mantolu Adam

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli bir müneccime benzeyen ihtiyar gibi tekerlekli ve meşin duvarlı ve öğle tatilinde ön duvarı bir kepenk olup sahibini kapatıveren kulübede yaşıyordu, ne de şişman kötürüm gibi nazar boncuklarını ve tespihlerini ve çakmak taşlarını artık satamadığı anda gaz pedalına basıp motosikletli tezgâhıyla oradan hemen uzaklaşabilirdi. Sermayesi ve görünür bir sakatlığı yoktu. Belki, yoldan geçen birini durdurup, hastane...

Mehmed Akif Ersoy - Âyet Meali, Âl-i İmrân, 26 (Safahat'tan - 45)

  قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ “Yâ Muhammed, de ki: “Ey mülkün sâhibi olan Allah’ım, Sen mülkü dilediğine verirsin; Sen mülkü dilediğinin elinden alırsın; Sen dilediğini azîz edersin; Sen dilediğini zelîl edersin; hayır yalnız Senin elindedir; Sen, hiç şüphe yok ki, her şeye kâdirsin.” (Kur’ân, Âl-i İmrân, 26) İlâhî, emrinin âvâre bir mahkûmudur âlem; Meşiyyet sende, her şey sende... Hiçbir şey değil âdem! Fakat, hâlâ vücûd isbât eder, kendince, hey sersem! Bugün, üç beş karış toprakta varlıktan vururken dem; Yarın, toprak kesilmiş varlığından fışkırır mâtem!

Ömer Seyfeddin - Gizli Mabed

— Müfide Harunımefendi'ye- Geçen gün Tokatlıyan'da Sermet bana genç bir Frenk takdim etti. Sorbonne'dan arkadaşmış! Kumral, çini mavi gözlü, güzel, narin, nazik bir çocuk! Aşırı bir Doğu düşkünü. İlk lafı bu oldu: — Azizim, siz kendinizi bilmiyorsunuz. Avrupa'yı bir şey zannederek kendi güzelliklerinizi görmüyor, kendi sırlarla dolu dünyanızı yaşamıyorsunuz. Birdenbire haklı mı, haksız mı olduğunu kestiremediğim bu eleştiriye gülümsedim: — Yaşamadığımızı, göremediğimizi ne biliyorsunuz? — Bunu gözümle gördüm, diye coştu. Üç senedir Sermet'in evindeyim. Her şey alafranga: Yemek salonu, yatak odası, karısının, kardeşlerinin giyinişleri, hareketleri, hatta düşünceleri, anlayışları bile hep Avrupalı gibi! Ah, nerede Loti'nin [1] Türkiye'si? — Loti'nin Türkiye'si karşı tarafta! dedim. — Evet, öyle söylüyorlar. Fakat içine girilmez bir âlem!.. Yazık ki siz bu tablolara konu olmaya layık âlemi sevmiyorsunuz.            ...

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 43)

  Safahât’ımda, evet, şi’r arayan hiç bulamaz; Yalınız, bir yeri hakkında: “Hazîn işte bu!” der. Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi ya? Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 42)

  Sinîn-i ömr-i şedâid-güzîni olmalıdır, Cebîn-i pâkine pîrin bu çîn-i ye’si veren. Elinde tartısı, dûşunda mülk-i seyyârı; Yürür... Önünde mezar, arkasında bin şîven! Zaman olur ki, uzaklarda bir serâb-ı muzî Nümâyişiyle , gözünden geçer hayâl-i vatan; Sönük nigâhını bîdâr ederdi belki ümîd, Hayâle olsa müsâid bu meşy-i tâb-efgen . Çeker şu bârı hayâtında hep hayâtı için; Bilinse âh, şu bâr-ı hayâtı çekme neden?..

Mehmed Akif Ersoy - Bebek yahut Hakk-ı Karâr (Safahat'tan - 41)

  Bizim Cemîle Ferîde’yle bir sabah gelerek, “Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek, Getir, kuzum...” dediler. Ben de kızların keyfi Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi. Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki Edâlı yosma getirdim. Aman o akşamki, Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların! Durup oturmadılar hiç, dedim: “Yatın da yarın, Bütün gün oynayınız...” Nerde! Kim yatar? O gece, -Yemekte sızmaya me’lûf olan- Ferîde’mce, Kabûl olunmayacak söz olursa, yatmaktı. Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı. Ferîde’nin yaşı beş yok; Cemîle’ninki yedi; Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi. Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı; Küçük sabaha kadar hep bebeğini hoplattı. Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan... “Işıl ışıl bakıyor â! Bebek değil, afacan!” Sabâha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun: Mışıl mışıl uyuyor... Değmeyin aman uyusun.

Hüseyin Nihal Atsız - Yolların Sonu

  Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize

Niyazi Mısrî - Der Tevhîd-i Bârî Teâlâ

Zihî kenz-i hafî kândan gelür her var olur peyda,  Gehi zulmet zuhûr eder, gehi envâr olur peyda. 

Niyazi Mısrî - Der Tevhîd-i Bârî Teâlâ

Zihî kenz-i hafî kândan gelür her var olur peyda,  Gehi zulmet zuhûr eder, gehi envâr olur peyda. 

Mehmed Akif Ersoy - Hasbıhal (Safahat'tan - 40)

  “Mâ medâ fâte; ve’l-mü’emmeli ğaybun, Feleke’s-sâatü’lletî ente fîha.” Büyük bir şâirin düstûr-i hikmettir şu ihtârı; Velev duymuş da olsan yolsuz olmaz şimdi tekrârı: “Geçen geçmiştir artık; ân-ı müstakbelse mübhemdir; Hayâtından nasîbin: Bir şu geçmek isteyen demdir.” Evet, mâzîye ric’at eylemek bir kerre imkânsız; Ümîdin sonra istikbâl için sağlam mı? Pek cansız! Bugünlük iş bugün lâzım yapılmak, yoksa ferdâya Bırakmışsan... O ferdâlar olur peyveste ukbâya! Benim on beş yıl evvelden kalan işler durur hâlâ; Yarın bir başlayıp yapsam demiştim, bak, demin hattâ! Müsevvifler için dünyâda mahvolmak tabî’îdir. * Bu bir kânûn-i fıtrattir ki yok te’vîli: Kat’îdir. Sakın ey nûr-i dîdem, geçmesin beyhûde eyyâmın; Çalış hâlin müsâidken... Bilinmez çünkü encâmın. Diyorlar: “Ömrü insanın yetişmez kesb-i irfâna...” Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakîmâne. Muhakkaktır ya insanlar için bir gâye-i âmâl; Edenler ömrünün sâ’atini hakkıyle isti’mâl , Zaferyâb olmasın isterse varsın asl-ı ...

Atatürk Döneminde Din Eğitimi

İslam Dini'nin temel hedefi, sadece insanlara uyacakları hazır davranış kalıpları kazandırmak değil, verdikleriyle aklın gelişmesini sağlamaktır. Canlılar arasında da insanı farklı ve üstün kılan şey onun öğrenme özelliğidir. Öğretmek ise elbette eğitimin işidir.

Mikayıl Müşfiq - Gecə düşüncəsi

  Xoşladığım bir gecə, yerlər, göylər işıqlı, Ay bir sərxoş göz kimi, ulduzlar yaraşıqlı. Bunları seyr edərkən Bir az fikrə gedərkən Fikrim, hissim, xəyalım o qədər yüksəldi ki, Mənə öylə gəldi ki, Bizlərdən əvvəl nə yer, nə göy, nə həyat olmuş, Nə bu ucsuz-bucaqsız gözəl kainat olmuş…