Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mehmed Akif Ersoy - Canan Yurdu (Safahat'tan - 24)

Eyvâh, ıssız diyâr-ı dilber ... Her hatvesi bir mezâr-ı muğber! Uçmuş da içindeki terâne Kalmış sessiz bir âşiyâne. Yer yer medfûn durur emeller... Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler! Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk Olmuş yatıyor o buk’a-i pâk? Yâ Rab, ne için o lem’a nâbûd ? Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd ? Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan Üstünde bu perde perde hicran?

Ömer Seyfeddin - Kaşağı (Hikaye)

  Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hazin şırıltısını duyardık. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la beraber onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binmezdi. Dadaruh, onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, ahırı süpürmek, gübreleri kaldırmak en eğlenceli oyundan bile daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar… bu, en zevkli şeydi. Dadaruh, eline kaşağıyı alıp işe başladı mı tıkı… tık… tık! Tıpkı bir saat gibi… 

Mehmed Akif Ersoy - Ezanlar (Safahat'tan - 23)

  “İhtilâf-ı metâli’ sebebiyle küre üzerinde ezansız zaman yoktur.” Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı , Zeminden yükselip, göklerde vahdetzâr-ı Yezdân’ı Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı. Ne lâhûtî sadâ “Allâhu ekber!” sarsıyor cânı... Bu bir gülbank-i Hak’tır, çok mudur inletse ekvânı ?

Ömer Seyfeddin - Perili Köşk

Sermet Bey döndü, arkasındaki bekçiye: —   İşte bir boş köşk daha! dedi. Küçük bir çam ormanının önünde beyaz, şık bir bina, mermerdenmiş gibi göz kamaştıracak dere­cede parlıyordu. Tarhlarını yabani otlar bürümüş. Bahçesinin demir kapısında büyük bir "Kiralıktır" levhası asılıydı. Bekçi başını salladı: —   Geç efendim, geç! Orası size gelmez. —   Niçin canım? —   Demin gösterdiğim evi tutunuz. Küçük ama çok uğurludur. Kim oturursa erkek çocuğu dünyaya gelir.

Hoca Ahmed Yesevî - Onsekiz Bin Âleme Server Olan Muhammed

  Onsekiz bin âleme server olan Muhammed; Otuzüç bin ashâba rehber olan Muhammed.

Ahmet Muhip Dıranas - Ağıt

  Bir sevdiğim güzel vardı, bu evrenden vazgeçti; Sevdiğini yitirenin hali nice olur belli. Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n'etmeli? Sevip koklamadım, doyamadım; benden vazgeçti.

Refik Halit Karay - Eskici (Hikaye)

Vapur rıhtımdan kalkıp da Marmara’ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar: “Çocukcağız Arabistan’da rahat eder” dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olmanın uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler. Önce babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin’in sapa bir kasabasına gönderiliyordu.

19'uncu Asrın Başlarında Türk Şiiri

Edebiyat tarihlerinde “Tanzimat Dönemi” olarak adlandırılan ve Batı edebiyatlarının etkisinde geliştiği için klasik Osmanlı edebiyatından çok farklı özellikler gösteren yeni edebiyat anlayışı 19. yüzyılın ikinci yarısıyla başlatılır ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından önceki dönemin edebiyatı dikkate alınmadan bu yeni anlayışın değerlendirmesi mümkün değildir. Bu iki dönem arasındaki farklılıkların ortaya çıkışının tarihsel açıdan kesin bir ayrımını yapmak, klasik edebiyat ve Tanzimat edebiyatı arasında kesin bir krono­lojik ayrıma gitmek de aynı şekilde mümkün değildir. 

Yahya Kemal Beyatlı - Vuslat

  Bir uykuyu cânânla beraber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbâlini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamânı, Görmezler ufuklarda şafak söktüğü ânı. Gördükleri rü'yâ, ezeli bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgârı başka, Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez, Gül solmayı, mehtâb azalıp bitmeği bilmez; Gök kubbesi her lahza bütün gözlere mâvi, Zenginler o cennette fakirlerle müsâvi; Sevdâları hulyâlı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi bir fıskiye âhengini dinler.

Mehmet Emin Yurdakul - Demirci

  Ben bir küçük çocukken bir zavallı sefildim; Ömrün ağır yumruğu beni dahi inletti; Kopardığım feryâdı yine bana dinletti; Çok vakitler hiç kimse sormadı ki: Ben kimim? ...

Faruk Nafiz Çamlıbel - Gurbet

  I Bir kuş tanıyorum ki, baharda, Salkımlar açan bahçemin üstünde uçar da Akşamların ürperdiği bir sesle öterdi. Besbelli, bu iklime yabancı, Nerden koparak geldiği meçhul, Endamı uzun, tüyleri parlak, sesi vahşî Bir kuş. Akşamla yatan köyde sadâlar durulunca, Mehtaba yakın, gölgeli bir nokta bulunca, Hicranla kısılmış, heyecanlarla boğulmuş Bir sesle öterdi.

Ruhsati - Her Sabah Her Sabah Dertli Esersin

  Her sabah her sabah dertli esersin Bilmem ki muradın ne seher yeli Kerem eyle dost köyüne gidersen Benim de halimi de seher yeli

Fuzuli - Gazel (Çünkim gözüme gelmedi hergîz hayâl-i hâb)

  Çünkim gözüme gelmedi hergîz hayâl-i hâb Sâkî getir piyâle vü doldur şârâb-i nâb Fursat durur bu gece gelin içelim meyi Şem ile mutrib ü ben (ü) sâki-i müşg-nâb Ma’mûr tut neşât ile cam (can) meskenin müdâm Nice nice bu dehr eder hâneler harâb Zerrâk zâhidin içelim kanını sabûh Mahrûm sofînin kılalım bağrını kebâb Hergîz zamâne kimseyi hoşnûd kılmadı Her fikr nâ-muvâkıf (u) her Fi’l nâ-sevâb Zâyi’ geçirme fursatını ağla her nefes Bu ömr-i nâzenin çu bilirsin kılar sitâb Gel ey harîf şimdi nasihat kabul kıl Cevr eyleme Fuzûlî’ye hâcet değil itâb ( Mef û lü fâ i lâ tü me fâ î lü fâ i lün)

Kutadgu Bilig

  Kutadgu Bilig  (kut+ad-gu bil-i-g “mesut olma bilgisi”), insana her iki dünyada saadete ermek için takip edilecek yolu göstermek amacıyla kaleme alınmış bir eser olup iddia edildiği gibi mansıp sahiplerine ahlâk dersi veren kuru bir öğüt kitabı değil, insan hayatının anlamını tahlil ederek onun cemiyet ve dolayısıyla devlet içindeki görevlerini belirleyen bir hayat felsefesi sistemidir. Yûsuf Has Hâcib birbirine çok sıkı bağlarla bağlı bulunan fert, cemiyet ve devlet hayatının ideal bir biçimde düzenlenmesinde zaruri olan zihniyet, bilgi ve faziletlerin nelerden ibaret olduğu, bunların nasıl elde edileceği ve nasıl kullanılacağı üzerinde sanatkârane bir şekilde durmuştur.

Pir Sultan Abdal - Ötme Bülbül

  Ötme bülbül ötme şen değil bağım Dost senin derdinden ben yana yana Tükendi fitilim eridi yağım Dost senin derdinden ben yana yana

Mehmet Emin Yurdakul - Benim Ömrüm

  Genç çağdaydım, kendimi bir dikenli yolda buldum; Hıçkırıklar işittim gül ve bülbül bağlarından. Felâketler topladım Anadolu dağlarından; Uzun sazlı âşıklar diyarında şair oldum. Ezgi koydum, âhlarla, figanlarla Türk şi'rine, Öz dilimle haykırdım, 'Ey milletim, uyan! ' diye; Viran yurdun dolaştım, bir şehrinden bir şehrine; Saç ve sakal ağarttım ben de, 'Vatan, vatan! ' diye.

Tevfik Fikret - Hân-ı Yağma

  Bu sofracık, efendiler - ki iltikâma muntazır Huzurunuzda titriyor - şu milletin hayâtıdır Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır... Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Ömer Seyfeddin - Ferman

  Sanki bir tufandı. Gök delinmiş gibi aralıksız yağmurlar yağıyor ve bütün ordu Semlin'e doğru sel, çamur, sis ve bora içinde ilerliyordu. Belgrat-Şabaç yolu çökmüştü. Karanlık ormanlara, sarp yokuşlara, uçurumlu dağlara alışkın olmayan nakliye develeri, yedekçileriyle beraber kaybolmuşlardı. Subaylar bağırıyor, boru sesleri işitiliyor, atlar kişniyordu. Hatta padişahın otağı bile meydanda yoktu. Bu kısa yol, üç gündür bitip tükenemiyordu. Konak yerine yalnız sadrazamın çadırı kurulabilmişti. Padişah,   saltanat arabasının penceresinden kendi otağını görmeyince, etrafındaki ıslanmış, allı, yeşilli, sırmalı kıyafetleriyle gözleri kamaştıran iri ve çevik muhafızlarına: — Daha durmayacak mıyız? dedi.                 Hiç kimse cevap vermedi. Herkes önüne bakıyor ve şakır şakır yağmur yağıyordu. İhtiyar padişah hasta idi. Fakat ayaklarındaki gut hastalığından kaynaklanan sızılarını duymuyor, Kurban Ba...

Rıza Tevfik Bölükbaşı - Galeyan-ı Aşk

Ben seni ağlattım, hem çok ağlattım Çünkü infiâlin şi're bedeldi Bir kadın ağlatmak zevkini tattım Bu bende bir çılgın, hâin emeldi Güzel gözlerine yaşlar sinerken, Sonra damla damla taşıp inerken Göğsünde şahkalar çoşup dinerken Titrek dudakların cidden güzeldi. Ben seni sevmiştim ey melek kadın Sızlıyor içimde sevgili yâdın Azâr-ı aşkımı yanlış anladın Bence hüzn-i hüsnün pek mübecceldi

Şeyh Galib - Şarkı (Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni)

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Ozan Arif - Turan'a Yolculuk

Tarifi imkânsız hisler içinde  Seviniyor, coşuyorum şu anda  Turan görünüyor sisler içinde  Yollarına düşüyorum şu anda 

Ozan Arif - Turan'a Yolculuk

Tarifi imkânsız hisler içinde  Seviniyor, coşuyorum şu anda  Turan görünüyor sisler içinde  Yollarına düşüyorum şu anda 

Ömer Seyfeddin - Kütük

Alaca karanlık içinde sivri, siyah bir kayanın müphem hayali gibi yükselen Şalgo burcu uyanıktı. Vakit vakit inlettiği trampet, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu hâlinde her tarafa yayıyor... Kederli bağrışmalarıyla ölümü hatırlatan küfürbaz karga sürüleri, bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter arttırıyordu. Mor dağlar gittikçe koyulaşıyor, gittikçe karanyordu. Yamaçlardaki dağınık gölgeler, kuşsuz ormanlar, hıçkıran dereler, kaçan yollar, ıssız korular, sanki korkunç bir fırtınanın gürlemesini bekliyorlardı. Burcun tepesinde beyazlı siyahlı bir bayrak, can çekişen bir kartal ıstırabıyla kıvranıyordu.

Sherzod Ortiqov - Buxoro va Parij oralig'idagi bir kun (Esse)

O’tgan yilning noyabrida bir guruh yozuvchilar bilan Buxoroga sayohat qilganimiz hali hamon yodimda. O’shanda tunash uchun shaharning ko’zga ko’ringan mehmonxonalaridan biriga tushgandik. Qo’nalg’amiz chakki emas, barcha shart-sharoitlar yaratilgandi. Nonushta paytida ustoz Abduqayum Yo’ldosh, yozuvchilar Javlon Jovliyev va Sherzod Xalilov, shuningdek kamina mehmonxonaning birinchi qavatdagi restoranga yo’l oldik. Restoran keng va shinam edi. Sheriklarim negadir u yerdagi stollardan birida savlat to’kib o’tirgan kishini ko’rib, uning oldiga oshiqishdi, men restoran xizmatchisining tavsiyasiga asosan o’sha stolga qo’shni bo’lgan-bo’sh turgan stol sari yurdim. Stulga o’tirarkanman, sheriklarimni o’sha kishi bilan qo’l berishib, uning ustiga quyuq so’rashishganiga ko’zim tushdi. Men adabiyot odami bo’lmaganim uchun uni tanimadim va kim ekan u, deb rosa boshimni qotirdim.

Mehmed Akif Ersoy - Kocakarı ile Ömer (Safahat'tan - 22)

Üstâd-ı necîbim Ali Ekrem Bey’e Yok ya Abbâs’ı bilmeyen, kimdi?.. O sahâbîyi dinleyin, şimdi: Bir karanlık geceydi pek de ayaz... İbni Hattâb’ı görmek üzre biraz, Çıktım evden ki yollar ıpıssız. Yolcu bir benmişim meğer yalnız! Aradan geçmemişti çok da zaman, Az ilerden yavaşça oldu iyân, Zulmetin sînesinde ukde gibi, Ansızın bir müheykel a’râbî! Bembeyaz bir ridâ içinde garîb, Geliyor muttasıl mehîb mehîb Ben sokuldum, o geldi, yaklaştık; Durmadan karşıdan selâmlaştık. Düşünürken selâm alan sesini, O heyûlâ uzandı tuttu beni: Bir de baktım, Ömer değil mi imiş! – Yâ Ömer! Böyle geç zaman, bu ne iş? – Şu mahallâtı devre çıkmıştım... Gel bereber, benimle, üç beş adım.

Selimi - Mirasyedi Destanı

Gurbet elden geldim malım sormağa Bunca eşya çanak çömlek nic'oldu Ey komşular gelin şer'a durmağa Köy kadısı Kambur Felek nic'oldu

Cho'lpon - Men va Boshqalar

  (O’zbek Qizi Og’zidan) Kulgan boshqalardir, yig’lag’an menmen, O’ynag’an boshqalar, ingrag’an menmen. Erk ertaklarini eshitkan boshqa, Qullik qo’shig’ini tinglag’on menmen.

Mevlana Celaleddin - Selam Tebriz'e

  Kulağını ver, dinle, Bak asesbaşı ne diyor: Bu mahallede bizden bir gönül eri kayboldu, diyor, Derken ansızın biri yolda izini buldu, diyor. Belirtilerini görün işte, diyor. Ne zamandır onu aradık, yandık yakıldık. Ne zamandır onu arayanlar her yanda dövündüler. Ne üst kodular, ne baş. Aşıkların kanı hiç eskimiyor, unutulmuyor. Aşıkların kanı nasılsa hep öyle kalıyor. Hep öyle taze, sıcak. Bu eski bir kan davasıdır deme sakın Atma kulağının arkasına sen şu lafı: Kan bir kere eskidi mi kararır, kurur ama, aşıkların kanı durmayacak, gönüllerinden biteviye akacak. Bu bucağa sığınan senin bakışındır. O büyük sağrağı sunan senin nerkis gözlerin. Sarhoşça gelen de onlar, gönüller çalan da onlar, Adamı canevinden vuran da onlar                 *     *     * Farsça aslından çeviri: A. Kadir --------------------------------------- asesbaşı: Bekçilerin başı, karakol amiri. sağrak: Kadeh.

Necip Fazıl Kısakürek - Beklenen

  Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti, istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar?

Mehmet Emin Yurdakul - Benim Şiirlerim

  'Sen kalbsizsin; hani senin gençliğin hayatı? 'Aşklarım mı? Bir nefeste solabilen bu şeyler, 'Bir yanar-dağ ateşiyle kömür gibi karardı; 'Şimdi ise yerlerinde bir sıtmalı yel eser.

Cenap Şahabettin - Elhân-ı Şitâ

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş; Eşini gâib eyleyen bir kuş gibi kar Geçen eyyâm-ı nevbahârı arar… Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı, Ey kebûterlerin neşîdeleri, O bahârın bu işte ferdâsı: Kapladı bir derin sükûta yeri karlar Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar! Ey uçarken düşüp ölen kelebek, Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek gibi kar Seni solgun hadîkalarda arar; Sen açarken çiçekler üstünde Ufacık bir çiçekli yelpâze, Nâ’şın üstünde şimdi ey mürde Başladı parça parça pervâze karlar Ki semâdan düşer, düşer ağlar! Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar; Küçücük, ser-sefîd baykuşlar gibi kar Sizi dallarda, lânelerde arar. Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar; Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!– Son kalan mâi tüyleri kovalar karlar Ki havada uçar uçar ağlar! *     *     *

Ali Şir Nevai - Gazel (İstemem könlümni iylerde hayâl ol mâhını)

İstemem könlümni iylerde hayâl ol mâhını Kim tahayyül birle seyr eyler n’iter hem-râhını Könlüm ister ne diler min barın ey ay u kuyaş Sizni könlü istemez ol kim diler dil-hâhını Okı zahmın ten ara ol yüz hayâli yarıtur Eyle kim Yûsuf cemâli rûşen itkey çâhını Cân u akl u hûşdan keçgil dedin kıldım kabûl Terk ite alman n’itey nezzâre-i geh-gâhını Garka oldı nâtuvân cismim sirişkim bahrıda Gerçi su nice tiren ola çumurmaz kâhını Âşık irsen körmegil ey şeh gedâlarnı hakîr Kim belâlık aşk fark etmez gedâ vü şâhını Ey Nevâyî yâr eşigi pâklere kıbledir Kılagıl köz kanıdan âguşte ol dergâhını

Can Yücel - Her Şey Sende Gizli

  Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın. Bir gün yalan söyleyeceksen eğer; Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşa...

Oyhan Hasan Bıldırki - Uygur Ülkesinde

  Çin seddindeyiz canım, Yeşil ve sisin tam ortasında Ata yurdumuz uzanıyor az ötede Sanki avuçlarımızda

Anvar Obidjon - Hayotning har lahzasi go'zal

Tun pardasi ochilib asta Chiqib kelar sahnaga quyosh. Kelinchakdek bo‘lib orasta Gul salomdan ko‘taradi bosh. Hovli go‘yo artilgan chinni, Yo‘llar go‘yo yuvilgan oynak. Qutlash uchun yangi bu kunni El oyoqqa turar jonsarak. Hayotning har lahzasi go‘zal, Umrning har dami g‘animat.

Mehmed Akif Ersoy - Hürriyet (Safahat'tan - 21)

  - İki gün sonra - Beyaz entârisiyle kar gibi kız, Sanki Cennet’ten inme zâde-i hûr; Ya seher-pâredir ki perrandır Dûş-i nâzında bir sehâbe-i nûr. Kuşanıp bir nitâk-ı hürriyet Geziyor hâk-dânı dûrâ-dûr! Hâledâr eyleyince bedri şafak Bu kadar dil-nişîn olur ancak.

Oyhan Hasan Bıldırki - Kendine Mektup Yazan Adam

      Ötede, ufuk çizgisinde, denizin bittiği yerde, bir tutam güneş, ışığa yüklenmek ister gibi beklemektedir.      Deniz kuduracak. Şimdi sessiz, sakin. Hiçbir noktasında da, bir zerrecik bile olsa, dalgadan eser yok. Limanda iki büyük gemi. Kıyıda kayıklar, takalar bağlı. Martılar susmuş, güvercinler tünekte. Hava durgun, kapalı. Ufukta, çok ötelerde, denizin çizgileşip bittiği yerde, kımıldayan bir karaltı. Yaklaştıkça, biçimden biçime geçecek, yön değiştirecek, büyüyecek bir gemi. Sahildeki kafeteryalar boş. Birkaç masada üç beş kişi, denize dalmışlar. Besbelli ki, deniz kuduracak.

Fuzuli - Gazel - 267 (Gördüm ol hurşîd hüsnün ihtiyârım kalmadı)

  Gördüm ol hurşîd hüsnün ihtiyârım kalmadı Sâye tek bir yerde durmağa karârım kalmadı Bir gün olmaz tal’atın görmek müyesser âh kim Zerrece ol gül yanında i’tibârım kalmadı Pâk kıldı sûretimden za’f dehr âyinesin Öyle mahv oldım ki bir zerre gubârım kalmadı Gam günü hem-demlerim gark oldular göz yaşıma Silmeğe göz yaşımı bir gam-güsârım kalmadı Rüzgârım hoş geçerdi âh kim devran dönüp Oldu ahvâlim harâb ol rüzgarım kalmadı Râh-i aşk içre bana ancak fenâ maksûd idi Şükr kim maksûda yettim intizârım kalmadı Ey Fuzûlî il kamu ağyârım oldu yâr için Sûz-i dilden gayrı bir dil-sûz yârım kalmadı

Bedri Rahmi Eyüboğlu - Sevgi Üstüne

Bütün kitapları yakmalı Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır Kitaplara göre insan Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş Gözleri, yüreği kamaşmış insandır Aptaldır, hastadır, kahramandır Bütün kitapları yakmalı Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır. İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar Bir tek meyve veren dalı keserler İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli Bir tek meyve veren dalı kesmeli İnsan dediğin derya misali Üstünde milyonlarca dalga İçinde kıyametler kopmalı İnsan dediğin derya misali Uçsuz bucaksız olmalı.

Bertolt Brecht - Bizden Sonra Doğanlara

I Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum! Doğru söz delilik. Düz alın Kanıtı vurdumduymazın. Gülen ki Korkunç haberi Henüz almamış. Ne günlere kaldık, ki Neredeyse suçtur ağaç üzerine bir konuşma İçerir çünkü susmayı bunca kötülük üstüne! Orda ağırdan caddeyi geçen Erişilmez mi dara düşen Arkadaşları için?

Rainer Maria Rilke - Her Şey Büyüyüp Güçlenecek Bir Gün

  Her şey büyüyüp güçlenecek yine bir gün: sular dalga dalga hep, karalar düzgün, ağaçlar kocaman, duvarlar küçücüktür; vadilerdeyse güçlü, çok yönlü, görürsün bir çobanlar ve çiftçiler soyu büyür.

Rudyard Kipling - Adam Olmak

  çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse sen aklı başında kalabilirsen eğer herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır hem kendine güvenebilirsen eğer bekleyebilirsen usanmadan yalanla karşılık vermezsen yalana kendini evliya sanmadan kin tutmayabilirsen kin tutana

Kazak Abdal - Benim Pirim Hacı Bektaş Veli'dir

  Benim pirim Hacı Bektaş Veli'dir Pirim piri Şâh-ı Merdân Ali'dir Seyit Ali Sultan Kızıl Deli'dir Mürsel Baba oğlu Sultan Balı'dır

Halit Fahri Ozansoy - Kedim

  Kedim henüz bir yaşında; Uyur hep soba başında. Hem cesurdur, hem de kurnaz. Bir tıkırtı duyar duymaz. Uyanır, aslan kesilir; Gözleri volkan kesilir. O geldiği günden beri Bizim evin fareleri Damdan, tavandan indiler, Birer deliğe sindiler. Koşup yakalıyor hemen Yuvasından, deliğinden Çıkanları diri diri. Artık bunlardan hiç biri Dolaplarıma girmiyor, Kitapları kemirmiyor.

Dr. Hüseyin Özbay - Gökkubbemizin İki Yıldızı

Gökkubbemizin iki yıldızı iki Cengiz'in anısına. Birçok eserini okuduğum ve çok etkilendiğim yazarların başında gelir Cengiz Dağcı. Buna rağmen şimdiye kadar onunla ilgili bir şeyler söylemedim, bir şeyler yazmadım, bir çalışma yapmadım. Yazarlarımıza karşı duruşum ve tutumum hiçbir zaman planlı olmadı. Yazarın bir özelliğini yakalayıp hemen onu yazmak yerine sanki daha önceden elbette bilemeyeceğim bir zamanı beklemek rehavetini yaşadım hep. Bir fırsat, önüme çıkan ve belki de dayatılan bir gündemin sorumluluğu veya benim şimdi açık seçik açıklayamayacağım “yazmanın kaderi”, “kuvveden fiile” çıkmam için daha etkili oluyor. Dramatik hatta trajik bir hayat yaşamış büyük bir yazar hakkında yazmanın, ona hakkını vermenin güçlüğü de kaçmamın sebebi oldu belki. Çok zor bir hayatın edebiyata yansıyan büyülü gerçekliğini bozmak kaygısı çoğu zaman ellerime pranga vurdu benim. Basit biyografilerden söz etmiyorum. Kimi bölümleri dışında biyografik yazılar daha nesneldir. Bu sebeple de devred...