Bir lamba hüznîyle Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi; Söndü göllerde aks-i girye-veşi [1] Gecenin âvdet-i sükûniyle Yollar Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî, Yollar Hep birer hatt-ı pür sükût oldu Akşamın sine-i gubârında [2] . Onlar Hangi bir belde-i hayâle gider, Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi? Meftûr [3] Ve muhterîz [4] yine bir nefha-i hayâl esiyor; Bu nefha [5] dalları bîtab ü bîmecâl uyutur. Sonra eyler kiyâh [6] ı nâlende [7] , Sonra âgûş [8] -u ufk içinde ölür… Ey kalb! Seni öldürmesin bir sâye-i şeb [9] , İşte bir dest-i sâhir [10] ü mahfî [11] Sana nûr-ı nücûm [12] u indirdi. Kuruldu işte, mesâfât içinde, lâl-i mesâ [13] Bütün meâbid [14] -i hiss ü meâbid-i hulyâ Bütün meâbid-i mechule-i ümmîd-i beşer… Gurûb içinde bir eşkâl-i bîhudud-ı zehep [15] Zücâc-ı san’at [16] ü fikretle yükselirler hep; Büyük denizlere benzer eteklerinde sükût, Sükût-ı namütenâhi, sükût-ı namahdût, Sükût-ı afv-ı emel… Bir el Derîçelerde [17] b...