Ana içeriğe atla

Нуриза Өмүрбаева - Сүтак уңу

Сүт ак деп, сүттүн өңүн ажыратып, Тынымсыз сайрап бир куш безеленет. Калп айтып түбөлүктүү жубайына, Кайгысын ырга айлантып алган дешет. Сүт ак деп чын билгенин айтса дагы, Жубайы кайрылбастан кеткен экен. Чындыкка ишене албай соңку кийин, Белгисиз алыс жакка безген экен. Сүтактын муңун тыңшап аяп кетем, Сезимим ушунчалык жаралуубу? Күйүттөн кушка айланып учуп кеткен, Сүйүүсү жаш келиндин аялуубу?..

Yetik Ozan - Bağlama


Her sevgi bir düğüm atmış koluna

Dokundukça inler, yarası vardır.

Irak gönüllerin uçurumuna

Ezgiden bir köprü kurası vardır.


Aslı saçlarını yönüne sermiş,

Altı tel koparıp göğsüne germiş,

Kerem, yarasından bir kabuk vermiş,

Sızlaya sızlaya vurası vardır.


Aşık sofrasında bir ayak olur,

Şenlik bırakanda Sümmânî alır.

Humarı kan ile karışıp kalır

Atadan toruna süresi vardır.


Veysel ile yumup iki gözünü

Görür gerçeklerin gizli yüzünü,

Emrah ile gamda tartar özünü;

Ağır yükü, hafif darası vardır.


Ak kuşlukta abdal öğütlemesi,

Kara günde kardaş ağıtlaması,

Kızıl tanda Avşar yiğitlemesi:

Nefesi, nidası, narası vardır.


Bozok yaylasında çamlarca uzun

Bir tütün kesilir çektiği hüzün

Nice ki, orda bir sürmeli gözün

Gönlüne yansımış karası vardır.


Şeker dağı acı sözden bıkanda

Etekleri misket misket kokanda,

Ardıçtan kovalar inip çıkanda

Her kuyu başında sırası vardır.


Söğüt çarşısında günle erenler

Zile düzlerinde burçak derenler

Ankara'da dama bulgur serenler

Dostudur, hal hatır sorası vardır.


Beşparmak’ta gümüş mavzer kesilir;

Çatal yüreğine barut basılır,

Alt teli bir tetik olup kasılır;

Bengide patlamak töresi vardır.


Yol üstü inerken Kelkit'in bucağı

Bağrına saplanır bir bağ bıçağı,

Eğin dedikleri gurbet ocağı

Iraktan el sallar, göresi vardır.


Çarşambaya yağmur yağar sel alır;

Yamadan dolanır, bayır, bel alır

Çorum’da Dürdane kızdan el alır

Yan yana halaya giresi vardır.


Muş'un yokuşunu çıkmış yorulmuş,

Narman'da bir güzel görmüş vurulmuş,

Ürgüp'te önüne tuzak kurulmuş;

Göğsünde üç kurşun beresi vardır.


Engeller koymuyor; yol sarp, o yaya

Ziganalar sisli, Kop kaya kaya

Bayburt’ta üç günü dönmüş üç aya;

Kaygulanıp tütün sarası vardır.


Fırat hoyrat akmış, o hoyrat akmış,

Urfa gibi göz göz Mardin'e bakmış,

Diyarbakır sıcak, kibritsiz yakmış;

Harput'un çayında çırası vardır.


Şahin yuvasında baykuş tünerken

Antep sınırlardan gazi dönerken

Tokat bir yabancı yüze inerken

On beşliler ile kurası vardır.


Gence’de topraksız lale örneği

Tebriz’de bayraksız kale örneği,

Kerkük’te ceylansız bala örneği

Öksüz tarı, tutsak curası vardır.


Nice ki ölüm var er geç kaderde

Bir içli ağıtla susar son perde

Karacaoğlan'ın yattığı yerde

Sonsuza dek nöbet durası vardır.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Cho'lpon - Go'zal Turkiston

Go‘zal Turkiston, senga ne bo‘ldi? Sahar vaqtida gullaring so‘ldi. Chamanlar barbod, qushlar ham faryod, Hammasi mahzun. Bo‘lmasmi dil shod? Bilmam ne uchun qushlar uchmas bog‘chalaringda?

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Oğuz Atay - Özge'ye Mektup

  Sevgili Özgeciğim, Mektubunu bu sabah aldım. Bana böyle uzun ve güzel bir mektup yazdığın için teşekkür ederim; Ahmet Mithat Efendi-Hüseyin Rahmi hikâyesini de çok beğendim.

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Orhan Veli Kanık - Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı; Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna; Umurunda mı dünya!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.