Ana içeriğe atla

Baki - Kaside (Kasîde berây-ı Sultân Süleymân Hân ‘ aleyhi’r-rahmetü ve’l-gufrân )


Hengâm-ı şeb ki küngüre-i kasr-ı âsmân
Zeyn olmış idi şu’lelenüp şem’-i ahterân

Hayl-i kevâkib içre yanup meş’al-i kamer
Sahn-ı semâda rûşen idi râh-ı keh-keşân

Dest urmış idi kilk-i şihâba debîr-i çarh
Tugrâ-nüvîs-i hükm-i Hudâvend-i ins ü cân

Bezm-i felekde urmış idi Zühre sâza çeng
‘Ayş u safâda hurrem ü handân u şâdmân

Bu çarh-ı çenberîde tutup devr usûlini
Deffâf-ı mihr kılmış idi çihresin nihân

Bir tîg-i zer-nişân ile girmişdi ‘arsaya
Şemşîr-bâz-ı ma’reke-i sahn-ı âsmân

Tedbîr-i mu’zamât-ı umûr-ı cihân içün
Yakmışdı şem’-i fıkreti Bircîs-i nükte-dân

Bâlâ-yı çarh-ı heftüme Keyvân-ı kühne-sâl
Oturmış idi niteki Hindû-yı pîl-bân

Âyâ bu zîb ü zînet-i ‘âlem nedür diyü 
‘İbret göziyle nâzır iken dehre nâ-gehân

Etrâfa saldı şa’şa’asın gûşe gûşe mihr
Oldı ufukda mühr-i Süleymân gibi ‘ayân

Kıldı bu hâli dîde-i’ibret müşâhade
Tuydı bu sırrı ‘âkıbetü’l-emr gûş-ı cân

Kim bu nizâmı virmedi ‘âlem sarâyına
İllâ ki yümn-i devlet-i Şâh-ı cihân-sitân

Bâlâ-nişîn-i mesned-i şâhân-ı tâc-dâr
Vâlâ-nişân-ı ma’reke-i ‘arsa-i Keyân

Cemşîd-i ‘ayş ü ‘işret ü Dârâ-yı dâr u gîr
Kisrî-i ‘adl ü re’fet ü İskender-i zamân 

Sultân-ı şark u garb şehenşâh-ı bahr u ber
Dârâ-yı dehr Şâh Süleymân-ı kâm-rân

Ol şeh-süvâr-ı memleket-i ‘adl ü dâd kim
Atı öñince olsa revâ husrevân revân

Ser-keşlik itdi emrine beñzer peleng-i çarh
Zencîr ile getürdi yine keh-keşân keşân

Sâhib-vücûd-ı memleket-i lutf u cûd o kim
Mebzûl hân-ı lutfına mahsûl-i bahr u kân

Müştâk bûy-ı hulkına ‘attâr-ı nev-bahâr
Muhtâc dest-i himmetine hâce-i hazân

Devrüñde kimse cevr-i sitemgerden iñlemez
Bî-şer’ ider iderse eger çeng ü ney fıgân

‘Adluñ katında cevr ü sitem dâd-ı Keykubâd
Hışmuñ yanında lutf u kerem kahr-ı Kahramân

Lerzende görse havfuñ ile teb tutar sanur
Bağlar şihâb gerden-i gerdûna rîsmân

Tîguñ ‘adem diyârına rûşen tarîkdur
A’dâ-yı dîni turma kılıçdan geçür hemân

Deryâ-misâl ‘askerüñ içre ‘alemlerüñ
Feth ü zafer sefinesine açdı bâdbân

Minkârına dilerse alur çarhı dânevâr 
‘Ankâ-yı Kâf-ı kadrüñe bir tu’medür cihân

Çevgân urupdur aña ezel dest-i himmetüñ
Ol dem bu dem-durur ki döner gûy-ı âsmân

Bâg-ı senâ vü gülşen-i medhûñde mürg-i dil
Bu nazm-ı rûh-bahşı okur su gibi revân

Cân olmayaydı ol dehen ey şûh-ı dil-sitân
Niçün olurdı cân gibi ya dîdeden nihân

Ruhsâruñ üzre turralar olmış girih girih
Gûyâ Hicâza bagladılar Şâmiyân miyân

Görsün nihâl-i serv-i sanavber-hırâmuñı
Ayruk çemende beslemesün bâgbân bân

La’lüñ hayâli hokka-i hâtırda var iken
Yâkût-ı nâba olmamış idi mekân kân 

Bârîk-bîn olanlar ider kaşlaruñ hayâl
Dendâduñı tasavvur ider tab’-ı hurde-dân

Mesken şeh-i mahabbetüñe tahtgâh-ı dil
Menzil hayâl-i la’lüñe halvet-sarây-ı cân

Kıldı sücûd haddüñe karşu gül ü semen
Itdi kıyâm kâmetüñe serv-i bûstân

Tutdı cihânı pertev-i hüsnüñ güneş gibi
Toldı sadâ-yı ‘aşkuñ ile kâh-ı Kün fe-kân

Eflâke çıkdı velvele-i ‘arsa-i zemîn
İndi zemîne gulgule-i âsmâniyân

Bâkî-sıfat ne bülbül-i rengîn-edâ gele
Ne ola tal’atuñ gibi ferhunde gülsitân

Hüsnüñ güliyle bâg-ı cihân gülşen-i İrem
Her sû hezâr bülbül ü sad gûne dâstân

Dergâh-ı Hakka yüz tutalum ber-mezîd ola
Câh u celâl-i saltanat u baht-ı câvidân

Tâ şem’-i âfitâb-ı cihân-tâba subh-dem
Devrân ufukda vaz’ ide bir sim şem’dân

Şem’-i bekâñı bâd-ı fenâdan nigâh ide
Dâmân-ı ‘avn u ‘ismet-i dârende-i cihân

Bezmûñde baht sâkî vü ikbâl hem-nişîn
Câm-ı sipihr sâgar-ı pûlâd-ı zer-nişân 

-----------

Mef’ûlü / fâ’ilâtü / mefâ’îlü / fâ’ilün 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...