Ana içeriğe atla

Elbek - Bulbulg'a

Tinmay tun-kun gul shoxida sayrab turg‘on mungli qush, Ayt-chi, sening sayrashingni gul ham bir oz sezarmi? Sezgan choqda sening shunday qizg‘onichli holingg‘a Ko‘mak etib islaridan bir ozgina socharmi? Sening har kun tong sahardan erta turub, uyg‘onib, Ochilmagan g‘uncha uzra qo‘nib hamda munglonib Aytgan butun sirlar bilan ohlaringni tinglag‘och, Yashil yaproq orasidan senga kulib boqarmi? Agar anglab barcha ishing kulib boqsa, mungdoshim, Baxtli sen, butun umr qayg‘urmag‘il, yo‘ldoshim. Agar sening hollaringni anglamasa, boqmasa: Oqsun tinmay ko‘zlarimdan sening uchun qon yoshim… 1920

Ömer Seyfeddin - Keramet (Hikaye)

Yangın yarım saatten beri devam ediyordu. Fakat mahallenin ahalisi iki ev sonra söneceğine inanıyorlardı. Çünkü mübarek bir insanın türbesi vardı. Mümkün değil, o tutuşmazdı! Şiddetli bir kıble rüzgârı esiyor; alevleri, kıvılcımları saçan tahta parçalarını, türbenin üzerine, türbenin altındaki evlerin çatılarına fırlatıyordu. İtfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretierini sarf ediyorlardı. Polisler etrafı ablukaya almışlar, kaçırılan eşyanın yağmasına meydan vermiyorlardı. Çiroz Ahmet, etrafına bir göz gezdirdi. Bu, kaşarlanmış bir külhanbeyi idi. Ona göre yangın demek vurgun demekti. Ama mahalle çok fakirdi. Biliyordu ki, şu yanan zavallı kulübeciklerin içinde yatak yorgandan başka bir şey yoktu. Hâlbuki vurgunda âdet "yükte hafif, pahada ağır şeyler"i bulmaktı. "Allah belasını versin! Faydasız yangın!" diye başım balladı. Ahali türbenin önüne toplanmıştı.

— Buraya gelince söner! diyorlardı.

Çiroz Ahmet, yeşil boyalı türbenin penceresine sokuldu. Kör bir kandilin hafifçe aydınlattığı sandukaya baktı. Başı ucunda iki büyük şamdan duruyordu. Sandukanın iki tarafında iki seccade yayılı idi. Açık rahlelerde büyük Kur'an-ı Kerimler yan gelmiş yatıyorlardı. Çiroz Ahmet kelepir karşısında parlayan bir Yahudi gözüyle bunlara baktı. Asgari bir hesap yaptı. İçinden, "Şamdanlar onar liradan yirmi... Seccadeler on beşerden otuz... Kitaplar mutlaka yazmadır. Yirmi de onlara de! Etti yetmiş..." dedi. Yeşil boyalı kapıya gitti. Çiroz, kemikli omuzlarıyla bu kapının kuvvetini yokladı. Sonra kilidine baktı. Yavaş yavaş dayanmaya başladı. Halk yangınla meşguldü. Çiroz Ahmet son derece kuvvetliydi. Hani o yalnız külhanbeylerine mahsus, pazusuz, idmansız, sporsuz, gizli, harikulade kuvvet... Dayandıkça kapı çıtırdamaya başladı. Nihayet küt etti açıldı. Çiroz'un içeri girince ilk işi, kör kandili üflemek oldu. Fakat alacağı şeyler her ne kadar pahada ağır ise de yükte öyle pek hafif değildi. Zihni hemen bir vurgun planı tertibine başladı. Plan zihninde teşekkül ettikçe, Çiroz, sonucunu beklemiyor, ayrıntılarını tatbik ediyordu. Şamdanların mumlarını çıkarıp yere attı. Rahlelerdeki kitapları alıp hepsini belinden çıkardığı Trablus kuşağına sardı. Sonra biraz durdu, burnunu kaşıdı. Yavaşçacık seccadeleri topladı. Bunları, beygirin üzerine çul vurur gibi, sandukanın sırtına örttü. Şimdi kapıdan çıkmak lazım geliyordu. Ama dışarısı dolu idi. Sandukaya dayandı. Biraz düşündü. Kavuk da bırakılacak şey değildi. Üzerinde sırmalı bir çevre vardı. Sanduka birdenbire kaydı. Çiroz Ahmet düşmemek için toplandı. Acaba evliya diriliyor muydu? Durdu, baktı, gülümsedi. "Vay canına, yere mıhlı değilmiş be!" dedi. Eğildi, altına bakmak için sandukayı kaldırdı. Bu gayet hafifti, ince tahtadan yapılmış, üstüne yeşil çuha kaplanmıştı. Zihnindeki çıkış planı tamamlandı. Kitaplarla şamdanları kucakladı. Sandukanın altına girdi. Yavaş yavaş yürüdü. Durdu. Sandukanın altından elini çıkarıp yavaşça kapıyı açtı. Sol taraf caddeye çıkıyordu. Yakalanmak ihtimali vardı. Sağ taraftaki sokak tenha idi. Viranelikler çoktu. Ama yangın o tarafta idi. Herkes o tarafa birikmişti. Çiroz Ahmet, sandukanın altında uzun müddet düşünmedi. Paldır küldür kapıdan çıktı. Gürültüye başını çeviren halk şaşırdı. Herkes olduğu yerde kaldı. İşte evliya kalkmış yürüyordu. Tulumbalar durdu. Şiddetle esen rüzgâr birdenbire durdu, itfaiye askerleri korkularından ellerindeki baltaları, kancaları, hortumları düşürdüler. Sanduka yangına doğru yürüdü. İki tarafa açılıp yol veren ahali korkudan titriyordu. Sanduka, korkunç, manevi bir heybetle sallana sallana aralarından geçti, karanlıklarda kayboldu.


* * *

Türbeden evvelki iki ev de ateşten kurtulmuştu. Yanmayıp evliyasız kalan türbe, yine mahalledeki kudsiyetini muhafaza etti. Yalnız, okuyanlar, yüzlerini eskisi gibi artık boş binaya çevirmiyorlar, kıbleye bakıyorlar, "iki gözüm, yangın gecesi bu tarafa gitti!" diyorlardı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Cho'lpon - Go'zal Turkiston

Go‘zal Turkiston, senga ne bo‘ldi? Sahar vaqtida gullaring so‘ldi. Chamanlar barbod, qushlar ham faryod, Hammasi mahzun. Bo‘lmasmi dil shod? Bilmam ne uchun qushlar uchmas bog‘chalaringda?

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Həcər Atakişiyeva - Əlişir Nəvainin Əsərlərində Qadın Obrazları Və Qadına Münasibət

Həcər Atakişiyeva “Yazarlar” jurnalının redaktoru və  Yaradıcılıq Komissiyasının sədri,  ədəbiyyatşünas-tənqidçi  Annotasiya Məqalədə böyük özbək şairi və mütəfəkkiri Əlişir Nəvainin yaradıcılığında qadın obrazlarının bədii-estetik və mənəvi xüsusiyyətləri araşdırılır. Şairin “Xəmsə”yə daxil olan “Fərhad və Şirin”, “Leyli və Məcnun”, “Səb’əyi-səyyar” və “Səddi-İsgəndəri” poemaları, eləcə də digər əsərləri əsasında qadın obrazlarının poetik funksiyası, mənəvi keyfiyyətləri və cəmiyyətdəki mövqeyinə münasibət təhlil edilir. Tədqiqatda Şirin, Leyli, Məhınbanu, Dilaram, Rövşənək və digər qadın obrazlarının timsalında Nəvainin qadını yalnız gözəllik və məhəbbət obyekti kimi deyil, həm də iradə, sədaqət, ağıl, mənəvi kamillik və humanist dəyərlərin daşıyıcısı kimi təqdim etdiyi göstərilir. Məqalədə qadın obrazlarının Nəvai yaradıcılığında həm fərdi xarakterlərin formalaşdırılması, həm də əsərlərin ideya-bədii məzmununun açılması baxımından mühüm rol oynadığı əsaslandırılır. A...

Orhan Veli Kanık - Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı; Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna; Umurunda mı dünya!

Ümit Yaşar Oğuzcan - Acılar Denizi

  Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını