Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bahaeddin Karakoç - Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman (2)

  Bilirsin ki burda değilim artık Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Gelir benim yüreğimde toplanır, Dağların üstünden sıyrılan duman. Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz, Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz. Can evime bakışların saplanır; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Ihlamurlar çiçek açtığı zaman; Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı. Senden gayrısına bakmam mümkün mü; Gözlerimi esir alan dağlardan. Kapımı üç defa çalan postacı “Adresinde yok! ” Diye notlar düşer, Eski adresimde bir hüzün eser; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Eski adresimse kurumuş bir gül, Gizemli bir ıtır, domur domur kan, Yaba yaba yelde savrulur gönül, Firkatli turnalar geçer uzaktan. Dalgınlığım debimetre tanımaz, Başım çarpar bir gemi bordasına Düşerim bir girdabın ortasına -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Birden bezeklenir sevda haritam, Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Lâleler toplarım ben tutam tutam, Bizim için çalar kıvrak bir keman. Gök papatya, yer ise lâle bahçesi, Aşka ışık dokur kuşlar...

Bahaeddin Karakoç - Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman (2)

  Bilirsin ki burda değilim artık Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Gelir benim yüreğimde toplanır, Dağların üstünden sıyrılan duman. Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz, Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz. Can evime bakışların saplanır; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Ihlamurlar çiçek açtığı zaman; Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı. Senden gayrısına bakmam mümkün mü; Gözlerimi esir alan dağlardan. Kapımı üç defa çalan postacı “Adresinde yok! ” Diye notlar düşer, Eski adresimde bir hüzün eser; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Eski adresimse kurumuş bir gül, Gizemli bir ıtır, domur domur kan, Yaba yaba yelde savrulur gönül, Firkatli turnalar geçer uzaktan. Dalgınlığım debimetre tanımaz, Başım çarpar bir gemi bordasına Düşerim bir girdabın ortasına -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ... Birden bezeklenir sevda haritam, Ihlamurlar çiçek açtığı zaman... Lâleler toplarım ben tutam tutam, Bizim için çalar kıvrak bir keman. Gök papatya, yer ise lâle bahçesi, Aşka ışık dokur kuşlar...

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Anayurdun Sesi

  Baykal'ımın renginde Marmara mavisi yok, Orkun'un, Selenge'nin akışı Fırat değil!

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Anayurdun Sesi

  Baykal'ımın renginde Marmara mavisi yok, Orkun'un, Selenge'nin akışı Fırat değil!

Bekir Sıtkı Erdoğan - Hancı

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş Aman karanlığı görmesin gözüm Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş Sıla burcu burcu... İlle ocağım Çoluk çocuk hasretinde kucağım Sana her şeyimi anlatacağım, Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş Güç bela bir bilet aldım gişeden Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan Hancı n'olur, elindeki şişeden Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş Ben o gece, hem ağladım, hem içtim İki gün, diyardan diyara uçtum Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş Garibim, her taraf bana yabancı, Dertliyim; çekinme, doldur be hancı İlk önce kımıldar hafif bir sancı Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş Bende bir resmi var, yarısı yırtık On yıldır evimin kapısı örtük Garip bir de sarhoş oldu mu artık Bütün sırlarını der yavaş yavaş İşte hancı ben, her zaman böyleyim Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim Kaldır artık, boş kadehi neyleyim Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş

Bekir Sıtkı Erdoğan - Hancı

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş Aman karanlığı görmesin gözüm Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş Sıla burcu burcu... İlle ocağım Çoluk çocuk hasretinde kucağım Sana her şeyimi anlatacağım, Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş Güç bela bir bilet aldım gişeden Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan Hancı n'olur, elindeki şişeden Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş Ben o gece, hem ağladım, hem içtim İki gün, diyardan diyara uçtum Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş Garibim, her taraf bana yabancı, Dertliyim; çekinme, doldur be hancı İlk önce kımıldar hafif bir sancı Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş Bende bir resmi var, yarısı yırtık On yıldır evimin kapısı örtük Garip bir de sarhoş oldu mu artık Bütün sırlarını der yavaş yavaş İşte hancı ben, her zaman böyleyim Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim Kaldır artık, boş kadehi neyleyim Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş

Gazel - Fuzuli (Göz hatından merdinin mahv etmedin bulmaz murâd)

  Göz hatından merdinin mahv etmedin bulmaz murâd Zâyi’ eyler hüsnünü hattın sevâd üzre sevâd

Fuzuli - Gazel (Leblerin tek lâ’l-i lâfzın tek dür-i şehvâr yoh)

  Leblerin tek lâ’l-i lâfzın tek dürr-i şehvâr yoh Lâ’l ü gevher çok lebin tek lâ’l-i gevherbâr yoh

Enis Behiç Koryürek - Venedikli Korsan Kızı

  Yine dolu gemimizin arması. Bizim gemi martı gibi pek oynak! Ne hoş olur şimdi ateş açarsak Ufukları dumanların sarması! Akdeniz'in dalgaları cilveli, Akdeniz’dir denizlerin güzeli. Biz bu güzel kızı sevdik seveli, Elde değil göz koyana çatmamak! Kol sıvanmış, el palada bekleriz. Bıyık buran, göğüs geren erleriz, Nerde korkak Venedikli, ey deniz? Kim demiş ki elimizden kaçacak? Gemimizin adı: Deniz Ceylânı, Gamsız Reis korku bilmez kaptanı. Biz levendler, “serdengeçti" korsanı. Bu canların yapacağı cenge bak! Vardiyadan bağırdılar “Üç direkli bir gemi! Kaptan sordu gür sesiyle: "Bandırası belli mi?” “Venedikli!" Bu söz bütün göğüsleri dolaştı. Venedikli! Venedikli!.. Son saatin yaklaştı. "Canlar!" dedi Gamsız Reis, “açık olsun bahtımız!” Bir ağızdan cevap verdik: “Baht açıktır, hazırız!” Karşılaştık.. Kara Hasan na'ra attı: “Alarga!” Hey Yaradan, ne keyifli başlıyordu bu kavga! Düşman, kunduz köpek gibi, ölümüne saldırdı. Onlar: “Hurrâ!” Bizimkil...

Fuzuli - Kaside (Der medh-i Hazret-i Fahr-i Kâinât)

  Âb levhi üzre çekmiş mevcden misler sabâ Sebzeden naki etmeğe vasf-i hat.-i dil-ber sabâ Almak için kiymetiyle sebzeden şeb-nem dürün Yâseminden sîm dökmüş yâ semenden zer sabâ Ağzın esrârın diler fâş ede açıp gonceni Gör ne reng ile kılar izhâr-i her muzmer sabâ Encümenler seyr edip nesrin beyâzın gezdirir Hüsn-i hulkunda dürüst etmek diler mahzer sabâ İnfi'âl etmiş meğer sür'atte rahşından senin Kim gezer mahfî görünmez kimseye micher sabâ Aktarıp bulmak diler vasf-i ruhun kim muttasıl Nusha-i gül-berg evrâkın kılar ezber sabâ Âb-gun tîğınca olmaz bunca kim dâ'im verir Tîğ-i âb-i cuy-bâre mevcden cevher sabâ Ayağın toprağını yerden alır ta'zîm ile Galiba düzmek diler basına bir efser sabâ İşitiptir galiba kaddinle şem'in bahsini Her kaçan gördüyse eyler şem'e kasd-i ser sabâ Âsitanında mukîm olmağa bulsaydı kabul Hak bilir olmazdı ser-gerdân-i bahr ü ber sabâ Âs-mâne kadr ile çıksa ne hasıl çün değil Ana kabil kim ola tapında hâk-i der sabâ Ateş-i bî-dâde kö...

Babur - Sulton Uvays binni Mahmud

  Shoh Sulton Uvays binni Mahmud, Moh Sulton Uvays binni Mahmud.   Qaddu og‘zingdin ayru tortarmen – Oh, Sulton Uvays binni Mahmud.   Meni yod ayla bazmi ishqingda Goh, Sulton Uvays binni Mahmud.   Xushturur hamrahim agar sensen – Roh, Sulton Uvays binni Mahmud.   Podshahdur agarchi Bobur lek, Shoh Sulton Uvays binni Mahmud

Arif Nihat Asya - Naat

  Seccaden kumlardı... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı. Mescit mümin, minber mümin.. Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere "amin"! Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı. Geceler ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı! Kapına gelenler ya MUHAMMED, - Uzaktan, yakından - Mümin döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, MUHAMMED ümmetiydi. Konsun yine pervazlara Güvercinler; "Hu hu"lara karışsın Aminler.. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler! Şimdi SENİ ananlar, anıyor ağlar gibi.. Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi.. Nerde kaldın ey RESUL, Nerde kaldın ey NEBİ? Günler, ne günlerdi, ya MUHAMMED; Çağlar ne çağlardı: Daha dünyaya gelmeden Müminlerin vardı.. Ve bir gün ki gaflet Çöller kadardı, Halime’nin kucağında Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti ağlardı! Hatice’nin goncası, Aişe’nin gülüydün. Ümmetin gözbebeği, Göklerin ...

Arif Nihat Asya - Naat

  Seccaden kumlardı... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı. Mescit mümin, minber mümin.. Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere "amin"! Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı. Geceler ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı! Kapına gelenler ya MUHAMMED, - Uzaktan, yakından - Mümin döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, MUHAMMED ümmetiydi. Konsun yine pervazlara Güvercinler; "Hu hu"lara karışsın Aminler.. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler! Şimdi SENİ ananlar, anıyor ağlar gibi.. Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi.. Nerde kaldın ey RESUL, Nerde kaldın ey NEBİ? Günler, ne günlerdi, ya MUHAMMED; Çağlar ne çağlardı: Daha dünyaya gelmeden Müminlerin vardı.. Ve bir gün ki gaflet Çöller kadardı, Halime’nin kucağında Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti ağlardı! Hatice’nin goncası, Aişe’nin gülüydün. Ümmetin gözbebeği, Göklerin ...

Arif Nihat Asya - Dua

  Biz,kısık sesleriz...minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım! Mahyasızdır minareler...göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım! Bize güç ver...cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allahım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım! Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah'ım! Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah'ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım! Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız; Ve vatansız bırakma Allah'ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım!

Arif Nihat Asya - Dua

  Biz,kısık sesleriz...minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım! Mahyasızdır minareler...göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım! Bize güç ver...cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allahım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım! Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah'ım! Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah'ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım! Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız; Ve vatansız bırakma Allah'ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım!

Fuzuli - Gazel (Kimsede ruhsârına tâkat-i nezzâre yoh)

Kimsede ruhsârına tâkat-i nezzâre yoh Âşıkı öldürdi şevk bir nazara çâre yoh Bağrı bütünler bana ta’ne ederler müdâm Hâlimi şerh etmeğe bir ciğeri pâre yoh Yığdı benim başıma dehr gamın n’eylesin Bâdiye-i aşkta ben kimi âvâre yoh Dehrde hemtâ sana var perî yoh dimen Var güzel çok velî sen kimi hun-hâre yoh Gözde gezer çizginip katre-i eşkim müdâm Katre-i eşkim kimi çerhte seyyâre yoh Çâk görüp göğsümü kılma ilâcım tabib Zâyi’ olur merhemin bende biter yâre yoh Zârlığım aşktan var Fuzûlî velî Ol meh-i bî-mihrden rahm men-i zâre yoh ( Müfteilün Fāilün Müfteilün Fāilün )

Faruk Nafiz Çamlıbel - Son Âşık

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım, Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene Ak düşünce saçların kumral rengine Kollarında son aşıkın ben olacağım. Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen, Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ... O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen? Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ... O gün bana yalaşırken ey ilahi yar, Esirgeme gözlerimden bir son buseni, Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın, Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!

Faruk Nafiz Çamlıbel - Son Âşık

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım, Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene Ak düşünce saçların kumral rengine Kollarında son aşıkın ben olacağım. Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen, Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ... O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen? Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ... O gün bana yalaşırken ey ilahi yar, Esirgeme gözlerimden bir son buseni, Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın, Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!

Ahmet Hamdi Tanpınar - Selam Olsun

  Selâm olsun bizden güzel dünyaya Bahçelerde hâlâ güller açar mı? Selâm olsun sonsuz güneşe, aya Işıklar, gölgeler suda oynar mı? Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına Günlerin geçişi ardı ardına. Hasretiz bir kanat şakırtısına Mavi gökte kuşlar yine uçar mı? Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan, Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan, Dönmeyen gemiler olduk açıktan, Adımızı soran, arayan var mı?...

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Âsım'ın Nesli

  Sakarya'nın kan fışkıran toprağından yoğrulup Unutulmuş pınarlardan doldurulan testiler. Azgın kuzey yellerinin ateşinde kavrulan Bağırlardan, dudaklardan susuzluğu kestiler. Her birinden bölük bölük yumaklanan bulutlar Şol Ebabil kuşlarınca kanatlanıp, estiler. Haykırdılar...Can bölünmez, et tırnaktan ayrılmaz! Bozkurt olup, çakalları inlerinde bastılar. En kudurgan namlulardan boşaltılan ölüm Döşleriyle göğüsleyip, başlarıyla süstüler. İtildiler, kakıldılar, dövüldüler, öldüler... Lakin düşen bayrakları burçlarına astılar. Yaz yağmuru sağnaklardan kırk ikindi gürleyip Şom ağızlı baykuşların seslerini kıstılar. Ne dünyalık istediler, ne aferin umdular, Ne kavgadan vazgeçtiler, ne gücenip küstüler. Vatan, millet, din ve devlet, alsancaklar hakkına Dar günlerin erkek aslan sesiydiler...Sustular!

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Âsım'ın Nesli

  Sakarya'nın kan fışkıran toprağından yoğrulup Unutulmuş pınarlardan doldurulan testiler. Azgın kuzey yellerinin ateşinde kavrulan Bağırlardan, dudaklardan susuzluğu kestiler. Her birinden bölük bölük yumaklanan bulutlar Şol Ebabil kuşlarınca kanatlanıp, estiler. Haykırdılar...Can bölünmez, et tırnaktan ayrılmaz! Bozkurt olup, çakalları inlerinde bastılar. En kudurgan namlulardan boşaltılan ölüm Döşleriyle göğüsleyip, başlarıyla süstüler. İtildiler, kakıldılar, dövüldüler, öldüler... Lakin düşen bayrakları burçlarına astılar. Yaz yağmuru sağnaklardan kırk ikindi gürleyip Şom ağızlı baykuşların seslerini kıstılar. Ne dünyalık istediler, ne aferin umdular, Ne kavgadan vazgeçtiler, ne gücenip küstüler. Vatan, millet, din ve devlet, alsancaklar hakkına Dar günlerin erkek aslan sesiydiler...Sustular!

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Gün Sazak

Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti Param parça idi ruhum, ellerinde bir gürühun "Tufanı bu mudur Nuh'un?", diye arşa ünüm gitti Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar Tayfuna dönsün Sazaklar, göz ışığım Gün'üm gitti Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam Gün doğmak üzere ağam, gün batarken inim gitti Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli Zor günlerimde gerekli, tuğ gibi beş binim gitti Sakarya esti yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Gün Sazak

Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti Param parça idi ruhum, ellerinde bir gürühun "Tufanı bu mudur Nuh'un?", diye arşa ünüm gitti Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar Tayfuna dönsün Sazaklar, göz ışığım Gün'üm gitti Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam Gün doğmak üzere ağam, gün batarken inim gitti Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli Zor günlerimde gerekli, tuğ gibi beş binim gitti Sakarya esti yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti